Çevirmeseydim Yazamazdım: Kudret

Sevgili Hazal Çamur’un, “Bak M. İhsan Tatari yapıyor, sen de yap,” baskı… ay şey, daveti üzerine onun Çevirmenin Çemberi yazılarına ben de Çevirmeseydim Yazamazdım yazılarımla karşılık veriyorum. – Bu arada isminden (ç)alıntı yaptığım kitabı henüz okumadığım için beni vurmayın, kendisi boyumu aşan okuma listemin alt sıralarında duruyor, onu oradan çekersem tüm okuma listesi üzerime yıkılacak. – Çevirmeseydim gerçekten de yazamazdım; okumayı ne kadar çok sevsem de yazma konusunda kendimi hep başarısız hissetmişimdir; o yüzden peşinen uyarayım, çok kötü bir yazı dizisi olursa fazla söylenmeyin.

İlk yazım Radch İmparatorluğu serisinin ikinci kitabı Kudret hakkında olacak. Seri kitapları ardı ardına okumaktan çok hoşlanan bendeniz, Adalet biter bitmez soluğu Kudret’te aldım. Daha önce de buralarda birkaç kez söylediğim gibi Adalet benim ikinci çevirimdi ve o çok sevgili bir paragraflık betimleme cümleleriyle benim canıma okumuş bir kitaptı; ama dedim ki kendi kendime, “Bak yazarın diline hazır alıştın, Kudret’e başla, bozma.” Tabii ki bu sadece bir yere kadar yardımcı oldu ve yine benim canıma okundu, ama ne yapalım, Ann Leckie’nin canı sağ olsun.

Öncelikle Kudret ne anlatıyordan bahsedeyim; fakat uyarıyorum! Yazının bu kısmı ilk kitabı okumamış kişiler için spoiler içerir. Adalet’in sonunda Breq’e bir gemi veren Anaander Mianaai ona bir de görev verir: Athoek Sistemi’nin güvenliğinin ve istikrarının sağlanması. Kahramanımız Breq ise Athoek İstasyonuna vardığı andan itibaren varolan düzenin istikrarın sürekliliğini tehlikeye attığını fark ederek bunu düzeltmek için çalışmaya başlar.

Spoiler bitti.

Kudret, tam anlamıyla üçlemenin ikinci kitabı olmaktan mustarip; bu yüzden Adalet’in sürükleyiciliğine sahip değil, ama ondan daha kolay okunan bir kitap.  Kitap boyunca kahramanlarımızın karakter gelişimlerini ve bunların sonuçlarını görüyor, evreni daha yakından tanıyor, üçlemenin son kitabı olan Merhamet’te olacak olayların tohumlarının atılmasını izliyoruz. – Merhamet süper olacak gibi bir his var içimde, sizi çok fazla bekletmemem lazım. – O kadar çok yemek ve çay takımından bahsettim ki Ann Leckie’nin önünde sirtaki yapasım geldi. Tabii bu demek değil ki kitabı beğenmedim; Kudret de Adalet gibi çok severek ve keyifle çevirdiğim bir kitap oldu.

Gelelim bana saçımı başımı yolduran şeylere. Beni en çok zorlayan şeylerden biri Hazal’ın deyimiyle Gölgeler Meclisi’ne, yani benim çevirmen çeteme başvurmaya çalıştığımda herkesin kaçacak delik araması oldu. Ee, haklılardı tabii; her sorumda bir karış orijinal metin ve bir karış çevrilmiş metin üzerine en az iki karış karakterleri ve o anki ruh hallerini, mekanın özelliklerini ve o an içinde bulunduklarını durumunun gelişimini anlatan bir yazıyla kafalarını en az yarım saat boyunca ütülüyordum. Bir de benim, o cümle oradan bölünürse anlamda yaratacağı katastrofik (başka bir deyişle mikroskobik) değişiklikler hakkında söylenmemi ve orada neden o kelimeyi kullanmak zorunda olduğumu önceki kitap ve bölümlerden alıntılar eşliğinde uzun uzun açıklamamı dinlemek zorunda kalıyorlardı. Buna rağmen benimle oldukça iyi başa çıktılar, ben de karşılığında sorularımı minimumda tutmaya çalıştım.

Adalet gibi Kudret’te de çevirinin sonuna kadar İngilizce olarak gelmeyi başaran kelimem oldu; hem de bu sefer iki tane: Bracware ve Dredgefruit. Gerçi bu seferki kelimeler “bağıl” kadar sık geçmediği için daha az problem yarattılar. Bracware bir yemek takımını tarif etmek için kullanılıyordu ve eğer editörüm bunun megalomanlık olarak görmezse karşınıza “Yaprakişi” olarak çıkacak. Dredgefruit ise tahmin edebileceğiniz gibi bir meyveydi – nedense bence tadı mangoya benziyor – ve “Tarakmeyve” oldu.

Kitabın cinsiyetsiz dili bu kitapta Adalet’e oranla daha çok başımı ağrıttı, çünkü artık hikayemiz gerçek anlamda cinsiyetsiz bir toplumun yaşadığı Radch bölgesinde geçiyor. Bu sebepten ötürü dişi olarak kullanılan sıfat ve isimlerin tamamının da cinsiyetsiz bir yapıya sokulması gerekiyordu. Bu bağlamda en sevmediğim kelimelerden biri olan ebeveyni sık sık kullanmak zorunda kaldım.

Bir başka delirten kelime ise bathhouse oldu. Bu çok sevgili kelimenin Türkçedeki birebir karşılığı hamam olsa da günlerce süren “hurma” çevirisi kavgasından sonra çok sevgili editörüm Alican’ın bana hamam yazdırmayacağının gayet bilincindeydim. Uzun araştırmalar sonucu hem anlamı karşılayacak hem de çok eski dilde ya da tamamen Türk kültürüne ait olmayacak başka bir kelime olmadığını keşfettikten sonra onun da “banyoevi” olarak kitapta yer almasına karar verildi.

Kutsal üçlememiz Adalet, Münasiplik ve Menfaat yine sık sık karşıma çıktı; bazı yerlerde ilk kitapta bu kelimeleri seçtiğim için küfretmeme neden oldular, zira Münasiplik cümle içinde o kadar da rahat kullanılabilen bir kelime değilmiş. Yine de tüm cümleler bir şekilde yerli yerine oturdu ve bu sefer baskı zamanından oldukça önce çeviriyi teslim etmeyi başardım. Böylece yayına hazırlığı sırasında yapılması gereken düzeltmelere de zaman tanımış oldum.

Bu kadar söylenme yeter. Kudret, bütün saç baş yoldurmalarına rağmen çok çok keyif alarak çevirdiğim bir kitap oldu; umarım siz de benim kadar beğenirsiniz. Merhamet konusuna gelince ben de meraktan çatlamak üzereyim; o yüzden çok uzatmadan çevirisine başlayacağım.

Keyifli bir noktada bitirmek istiyorum, o yüzden beni en çok güldüren paragrafı sizinle paylaşarak yazıyı sonlandırayım dedim. Umarım keyifle okuyabileceğiniz bir yazı yazmayı başarmışımdır. Bir sonraki Çevirmeseydim Yazamazdım’da görüşmek üzere…

Koridorun duvarları ve yerleri de iskele bölmesi gibi yaşını ve kötü kullanımı gösteriyordu. İkisi de onurlu bir askeri geminin temizlenmesi isteyeceği sıklıkta temizlenmiyordu. Ama renkli çelenkler duvarları aydınlatıyordu. Bayrama uygun çelenkler. On adım sonra yürüyüş tempomu bozmadan, “Kaptan,” dedim. “Bunun Cinsel Organ festivali olduğunu anlıyorum. Ama cinsel organ dediğinizde tüm cinsel organlardan bahsedilmiyor mu? Yani sadece tek bir türünden değil, değil mi?” Her attığım adımda koridorun sonuna kadar uzanan duvarda asılı küçük penisleri görüyordum. Parlak yeşil, ateş pembesi, elektrik mavisi ve özelikle göz yakıcı tonda bir turuncu.

Kitaplarla yaşadığı aşkı mesleği haline getirebilmenin mutluluğunu yaşayan çiçeği burnunda bir çevirmen ve okunacaklar listesi çok yakında üzerine yıkılacak olan bir okur. Şimdi bir de yazmayı öğreniyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çevirmeseydim Yazamazdım: Kudret

Sevgili Hazal Çamur’un, Bak İhsan Tatari yapıyor sen de yap, baskı… ay şey daveti üzerine onun Çevirmenin Çemberi yazılarına ben de Çevirmeseydim Yazamazdım yazılarımla karşılık veriyorum.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün