Doksanların Korku Şöleni

O dönemi bu kadar aranılan yapan nedir, ne değildir bilemiyorum. Gece korku filmi yahut korkulu programları izlemenin yasaklanmış olmasının cazibesi miydi yoksa kolayca elde edilemeyecek olması mı meçhul.

Meşhur doksanlar klişesinin tekrarı gibi gelecek ama belirtmem lazım. Doksanlar çocukluğu o dönemlere denk gelip de korku kültürü ile haşır neşir olanlar için yeri doldurulamaz bir dönemdi. Son birkaç gün sabah karşı yazı işlerine başlamadan önce film izlemek istediğimde daha önce defalarca izlediğim “Fright Night”ı (1985), “Monster Squad”ı (1987) seyrediyorum. Korku olmasa da tavan arasından başlayan o muhteşem macerasıyla “The Goonies”i (1985) de izlediğim oluyor. Bunlar her izleyişimde ilk sefermiş gibi zevk aldığım filmler. Benden önceki kuşağın seksenlerde VHS’den, benim kuşağımın doksanlarda televizyonlarda hafta sonları dönen “korku kuşağı” yayınlarından keşfettiği cevherlerdir. Öyle ki izlerken dönem müziklerini yahut benim gibi TV’de izlemişseniz sabaha karşı yayınlanan dönemin müzik kliplerinin (90’ların sonlarına tekabül eden Türkçe pop ekseriyetler) nağmelerini işitirsiniz.

O dönemi bu kadar aranılan yapan nedir, ne değildir bilemiyorum. Gece korku filmi yahut korkulu programları izlemenin yasaklanmış olmasının cazibesi miydi yoksa kolayca elde edilemeyecek olması mı meçhul. Zira televizyonda denk gelinen tekrarlar haricinde izleyebilenler bir yana VHS imkânı olanlar videokasetler sayesinde defalarca izleyip keyif alabildiklerini hep söylerler. Aradan yıllar geçse bile o filmleri izlemek hala keyif veriyor. Belki nostalji hissiyatı, belki serüven hissinin tuhaf bir şekilde koruyabilmeleri ya da gözle görülmeyen başka bir sır… Çoğu insanın beli yılların ağırlığıyla bükülse bile aynı sahneleri sevinçle seyredecektir eminim.

Asıl meseleye, doksanlardaki korku şöleni mevzusuna dönecek olursak aynı şekilde o dönemlerin de bir şekilde yâd edilmesi, “başka” olduğunun söylenmesi söz konusu. Yukarıda bahsettiğim aynı nostalji hissiyatı belki daha başlığı okurken yakalamıştır sizi. Zira o senelerin imkânlarında, korku meraklısı çocukların beslenebileceği hayli kaynak olduğundan her daim hatırlanacaktır.

Gazete bayilerinde zuhur eden “Casper” dergisinin korkulu efsaneler ve söylencelerle ilgili bilgiler içeren köşeleri, Kanal 6’da yayınlanan “Dr. Zitbag’s Transylvania Pet Shop” yahut bizdeki adıyla “Transilvanya Gezegeni” (ikiz vampir kız kardeşler ve iskelet köpekten hatırlayanlarınız olacaktır), The Real Ghostbusters (filmleri de olan) ve Filmation Ghostbusters’daki (ekipte bir gorilin olduğu) hayalet avcıları, Nickelodeon’daki “Ahh! Real Monsters” (ödevlerin insan korkutmaktan ibaret olduğu canavarlar okulu), Show Tv’de Power Rangers’tan sonra yayınlanan R. L. Stine’ın şaheseri çocuklar için hazırlanmış “Goosebumps” nam korku dizisi ve korku içerikli olmasa da cadılı sihirli mağaradan mülhem Flash TV’deki “Şeker Cadı” programı derken hayal gücünüzü etkileyebilecek birçok etken mevcuttu. Doğrudan korku içerikli olmasa da şövalyelerin, kılıçların zamanında geçen “Sylvan” ile “Karanlıklar Ülkesi”ne uzanabilirdiniz. 2000’lerin başında Fox Kids’teki “Eerie, Indiana” da (dizi 91-92’nin biz Fox Kids’te 2000’de izleyebildik) o dönemlerin bize son kıyağıdır, son hatırasıdır diyebilirim. Aynı kuşak Star TV’de yayınlanan meşhur korku dizimiz “Sır Dosyası”nı da hatırlar ve yaşı ne olursa olsun ürperebilir!

korku soleni 2

Doksanlı yıllar reyting uğruna kanalların “Sıcağı Sıcağına” mukallidi reality showların artık seyirciyi kesmediği, korkuda daha metafizik bir tat aradıkları yıllara tekabül eder. 1995’in sonlarına doğru Star TV’de seyrettiğimiz Sadettin Teksoy’un, haber saatlerinde görünmesinin ardından kendi programına kavuşması ve onun bizlere aktardığı sırlı, esrarengiz mevzular reyting savaşlarını bambaşka bir mecraya sürükleyecektir. Her kanal kendi esrarengiz içerikli programlarını yayınlamaya başlayınca haftanın birkaç gününe yayılan ve her gece farklı korkuları seyredebileceğimiz imkânlara kavuşmuştuk. Kendine özgü tarzıyla ve meşhur montuyla arz-ı endam eden (hala tanınan ve “yaşayan efsane” nitelendirmesini hak eden) Sadettin Teksoy, Star TV’de Mısır mumyalarını, uçsuz bucaksız mağaraları, tekinsiz olayların yaşandığı köyleri gösterirdi. Show TV’de korkulu mevzulara daha akademik yaklaşan ve görsel açıdan eski film görüntülerini de sıkça kullanan (vampirleri anlattıkları bölüm hala aklımdadır kısmen) Üçüncü Göz vardı. “Ufo Gerçeği”ni izleyip çeşitli görüntülerden ürperti duyduğumuz, ana haber bültenlerinde “Van Gölü Canavarı”nın kovalandığı dönemdi.

Ancak içlerinden bir tanesi vardı ki ürkütücülüğü insanı gerçekten rahatsız edecek derecedeydi. Kanal D’de yayınlanan “Sınır Ötesi”nden bahsediyorum! Reyting mücadelesinde korku dozunun prodüksiyon marifetiyle kasten abartıldığını seneler sonra “Yaşanmış Esrarengiz Olaylar” (Sınır Ötesi’nde işlenen 60’ı aşkın vakanın kitaplaştırılmış halidir) kitabını okurken Ergun Candan’dan öğrendiğimiz bu program hayli farklıydı. Hala hatırlarım oradaki prodüksiyon malzemesiyle (sis makineleri, efektler, makyaj vb.) rahatlıkla bir korku filmi çekilebilirdi. Eskiden kalma tekinsiz evler, mezarlıklar, bedensiz varlıklar, gerilimli fon müzikleri ve canlandırmalarla anlatılırdı.

Orada işlenen en unutamadığım mevzulardan biri, Bursa’da yaşandığı ifade edilen ancak sonradan Türkiye’nin birçok bölgesinde “şehir efsanesi” olarak anlatılan “Mezarlıktan Çıkan Gelin” hadisesidir. Bir diğeri de İzmir’de olduğu söylenen bir perili evin hikâyesidir. Evin ay ışığı altındaki üç katlı ahşap evin o görünüşünü hala hatırlarım! Savaş zamanında evde yaşayan kocası ölmüş bir kadının evde bebeğiyle tek başına yaşadığı, kadının da öldükten sonra bebeğinin evin içinde kaybolduğu, geceleri ağlama seslerinin duyulduğunu anlatıyorlar, o esnada gecenin köründe sokak köpeklerinin havlamaları eşliğinde çekilmiş video kaydında banttan bebek sesi dinletiyorlar!

Doksanların korku şöleni tabi bu programlarla sınırlı değildi. Sınır Ötesi’nin yahut Teksoy Görevde’nin ardından yayınlanan seksenlerin doksanların korku filmleriyle asıl şenlik başlardı.

O seneler korku tutkunlarını asıl etkileyen ve tabiri caize korku tutkunu haline getiren “doksanlı yıllarda televizyondaki hafta sonu korku kuşağı”dır. Cuma ve cumartesi günleri o dönemlerde bir tatil gününden fazlasıydı. Zira 23.00’a doğru meşhur “reyting savaşları”nda rakiplerine fark atabilmek için kanallar korku filmleri yayınlarlardı. Bunlardan Star TV’nin (“Elm Sokağı’nda Kabus” serisini burada o meşhur doksanlar dublajıyla seyretmiş olmak otomatikman mavi logoyu ve Freddy Krueger’ı hatırlatacaktır, 1979 yapımı Dracula ve yılını anımsayamadığım bir kurtadam filmini burada izlemiştim), ATV’nin ve Kanal D’nin (1989 yapımı “Pet Cemetery”yi burada seyretmiştim) “korku filmi geceleri” hayli iyiydi.

Korkuda bir kuşak VHS’nin tedrisatından geçmişse, bir kuşak da televizyon kanallarının tedrisatından geçmiştir diyebilirim. RTÜK’e rağmen bazı dehşetli sahnelerin kesilmeden izlenebildiği o yıllarda, imkânlar dâhilinde geceleri salona ulaşıp bu korku şaheserlerini izleyebilmek başlı başına bir maceraydı.

O dönemlerde izlediğimiz bir filmi bugün izlemek bizi hala büyüleyip o dönemlere götürebiliyor. Salonda kısık sesle izlenen dublajlı korku filmlerinin, bugün nostaljisi o günün yeni 90’ların Türkçe pop kliplerinin döndüğü sabaha karşı müzik programlarının, sokakta okulda heyecan içerisinde bir önceki gece izlenenlerin arkadaşlara anlatıldığı o sihirli yıllara…

Etiketler:  
Tarihçi ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doksanların Korku Şöleni

Meşhur doksanlar klişesinin tekrarı gibi gelecek ama belirtmem lazım. Doksanlar çocukluğu o dönemlere denk gelip de korku kültürü ile haşır neşir olanlar için yeri doldurulamaz bir dönemdi.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün