Patrick Rothfuss Üçüncü Kitabını Neden Yazamıyor?

Kralkatili Güncesi Serisi’nin üçüncü cildini yıllardır bekliyor ama bir türlü kavuşamıyoruz! Peki neden? Bu adam bu kitabı neden yazmıyor? Pisliğine mi yapıyor yoksa başka bir sebebi mi var? Gelin hep beraber bakalım.

Bir okur olarak en çok nefret ettiğimiz ve korktuğumuz şeylerden biri, hayranı olduğumuz bir serinin sonunu hiçbir zaman okuyamayacak olma ihtimalimizdir. Yurt dışında devam ettiği hâlde ülkemizde devam kitapları basılmayanlar gibi mesela (Selam Dresden). Ama ondan daha kötü bir şey varsa, hâlâ hayatta olmasına rağmen yazarının yıllar ve yıllar boyunca serinin bir sonraki kitabını bitirmek bilmemesidir. Tam bu noktada bir çoğumuzun aklına kaçınılmaz olarak George R.R. Martin ve Buz ve Ateşin Şarkısı Serisi geliyor. Ve hemen ardından bu yazının konusu olan Patrick Rothfuss ve Kralkatili Güncesi beliriyor zihinlerimizde, içimizdeki okurun boynunu büken bir hüzünle.

Kariyerinin başından beri GRRM’i örnek alan Rothfuss’un (Kralkatili Güncesi için düşündüğü ilk isim The Song of Flame and Thunder’dı, gerisini varın siz düşünün)  tıpkı onun gibi son kitabını bir türlü yayınlayamaması ve hayranlarını yıllarca bekletmesi kaderin bir cilvesi olsa gerek. Aslında biz Türk okurlar bu konuda biraz daha şanslıyız, çünkü hem Rüzgârın Adı’nı hem de Bilge Adamın Korkusu’nu aynı yıl içerisinde, 2011’de okuma şansına erişmiştik. Öte yandan yurt dışındaki İngilizce bilen okurların durumu bizden daha vahim. Zira serinin ilk kitabını 2007 yılında, ikincisiniyse 2011’de okumuşlardı; yani arada tam 4 yıl beklemeleri gerekmişti. Kaderlerimizin kesiştiği noktaysa hem bizim hem de onların 6 yıldır The Doors Of Stone’u bekliyor oluşumuz…

İşin kötüsü geçtiğimiz aylarda hem bir röportajla hem de özel bir haberle belirttiğimiz üzere Rüzgârın Adı bu yıl 10 yaşına basıyor ve Rothfuss bunun şerefine okurlarına kitabın geliştirilmiş, özel bir baskısını sunmaya hazırlanıyor. Bu durum okurlar arasında pek de neşeyle karşılanmadı elbette. Evet, çizimleri hepimiz beğendik, Kvothe ve Denna bayağı etkileyici duruyor falan ama bizim istediğimiz şey bu değil. Biz üçüncü kitabı okumayı ve çok sevdiğimiz bu serüvenin sonunu artık öğrenebilmeyi istiyoruz. Ama bunun yerine aynı kitabın ciltli ve illüstrasyonlu bir versiyonuyla karşılaşacağımızı öğreniyoruz. Hem de bu yılın sonlarına doğru, 3 Ekim’de. Bu da üçüncü kitabın çok büyük bir ihtimalle bu yıl içerisinde çıkmayacağı anlamına geliyor elbette (Yarın duyuruyormuş…)

Peki neden? Neden The Doors Of Stone’un yazımı bu kadar uzun sürüyor? Neden Rothfuss ta seneler önce “hazır” olduğunu iddia ettiği kitabını bir türlü bastırmıyor? Yoksa yazarımız bir balon mu? Ya da iflah olmaz bir yalancı? Kısa cevap: İkisi de değil. Uzun cevabınaysa gelin hep beraber, Rothfuss’un kendi demeçlerinden örnekler vererek bakalım.

Yeni Yazar Sendromu

İlk kitabının çıkışının üzerinden 10 yıl geçen ve arada öykü derlemelerinde yer alan, hatta bir tane de kısa roman yayımlayan birine “yeni yazar” demek pek de uygun değil gibi görünebilir. Ama Rothfuss’un durumunda aslında doğru tanım bu.

İnternetin yaygınlaşması sağ olsun, günümüzde yazarlık bir rüya olmaktan çıkalı çok oldu. Bugünlerde derdini kelimelere dans ettirerek, yazarak anlatabilen hemen hemen herkes o veya bu şekilde kitabını bastırıp imza günlerinde boy gösterebiliyor. İlk kitabınızı bastırabilmek çok önemli bir adımdır; ama ondan çok daha önemli bir şey varsa o da “ikinci kitap eşiğini” geçebilmek ve tek kitaplık bir yazar olmadığınızı kanıtlamaktır.

İster roman yazın ister öykü, ilk kitabınızı kaleme alırken oldukça rahatsınızdır. Başınızda sizi son teslim tarihiniz için sıkıştıran bir editör, yeni çalışmalarınızı merakla bekleyen hayranlarınız yoktur. Çünkü sizi kimse tanımaz. Kendiniz için yazarsınız, tek derdiniz size keyif veren türden şeyler kaleme almaktır. Ama kitabınız çıktıktan sonra iyi bir geri dönüş alır ve ufak çapta bir okur kitlesi elde ederseniz işler değişir. Hele bir de üçleme yazmak gibi bir hataya düştüyseniz yandınız! Artık tüm gözler sizin ve hikâyenizin alacağı şeklin üzerinde demektir. Hoşça kal keyfî yazma saatleri, merhaba beklentileri karşılama stresi… İşte tam bu noktada bazı yazarlar “kendileri için kafalarındaki öyküyü” yazma evresinden çıkıp “okurları memnun edecek şekilde yazma” evresine geçme hatasında bulunurlar ister istemez.

Rothfuss’a olan da bir bakıma bu. Çünkü ilk kitabı çıktıktan sonra Kvothe’un tüm macerasının çoktan kâğıda dökülmüş olduğunu ve her yıl bir kitap hâlinde yayınlanacağını sık sık dile getirmişti. Hatta serinin dilimize kazandırılması için düzenlediğimiz Biz Bunu İstiyoruz #1: Kralkatili Güncesi projemiz kapsamında çevirdiğimiz bir röportajında tam olarak şu ifadeleri kullandığını görüyoruz:

“Bahsi geçen kitapları çoktan yazdım. Bu yüzden sonsuza dek basılmalarını beklemek zorunda kalmayacaksınız. Düzenli bir şekilde satışa sunulacaklar. Her yıl bir kitap. Aynı zamanda ikinci kitabın da ilkiyle aynı oranda özenli ve detaylı bir şekilde yazıldığını bekleyebilirsiniz. “İkinci sefer hüsranı”nı bilir misiniz? Bazen yazarlar ikinci kitaplarını yazarken daha zayıf bir hikâye ortaya çıkar çünkü yazılarını belli bir tarihe kadar yetiştirmeleri gerekmektedir. Benim böyle bir derdim yok çünkü sıradaki iki romanım tamamlanmış hâlde.”

Bu sözleri 26 Mart 2007 yılında sarf etmiş. 10 yıl önce… Ama şimdi, gelecekten bildirdiğimizde, görüyoruz ki işler hiç de dediği gibi yürümedi. Bırakın her sene bir kitabı, daha önce de belirttiğimiz gibi insanlar ikincisine kavuşabilmek için 4 yıl beklemek zorunda kaldı. İşte bu tarihten sonraki bir noktada, Rothfuss dünya çapında ünlü olduktan ve ismi GRRM, Brandon Sanderson ve Tolkien gibi isimlerle sayılmaya başladıktan sonra az önce yukarıda bahsettiğim “okurları memnun edecek şekilde yazma” evresine geçti. Ve o andan sonra hazır olduğunu söylediği devam kitaplarını değiştirip geliştirmeye başladı. Bunu ben değil, yazarın kendisi söylüyor. İşte Goodreads üzerinde Bilge Adamın Korkusu için yaptığı yorum:

“Evet, bitti. Ve çok uzun zaman aldı…

2009’un sonuna doğru kitabı nihayet beni tatmin eden bir noktaya getirmiştim. Kabul edilebilir bir kitap olmuştu. Yayınlamak zorunda kalırsam beni utandırmayacağını bildiğim bir kitaptı.

Mayıs 2010’da kitabı yeniden yazdım ve beni mutlu eden bir noktaya getirdim. İyi bir kitaptı. Beni memnun eden bir kitaptı.

Kasım 2010’daki son teslim tarihine geldiğimde her şeyi yeniden gözden geçirdim ve heyecan duyduğum bir noktaya taşıdım. Harika bir kitap oldu. Sonunda gurur duyduğum bir kitap.

Editörüm bana yeterli zamanı verdiği için memnunum. Raflarda olacağı için heyecan duyduğum bir kitaba sahip olmaktan memnunum.

Umarım, 1 Mart’da çıktığında, hoşunuza gider. Çok uzun zaman aldı…”

Gördüğünüz gibi 2009 ve 2011 arasında kitabı sürekli değiştirip ekleme ve çıkarmalar yaptı Rothfuss. Ve ikinci kitap eşiğini bir şekilde aştı, çünkü bir kısmı zaten yazılıydı, bir geçiş hikâyesiydi. Gel gelelim iş hikâyeyi sonlandıracak olan üçüncü kitaba geldiğinde her şeyi baştan yazmaya, teknik olarak “ikinci kitabını” kaleme almaya başladı aslında. Tabii burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta eserini “gurur duyduğu bir kitap” hâline getirdiğini söylemesi. Ki bu da The Doors Of Stone’u hâlâ yayınlayamamasının ikinci nedenine getiriyor bizi: Yazar memnuniyetsizliği

Ed(b)eb(d)i Memnuniyetsizlik

Yazarların muzdarip olduğu şeylerden biri de belli bir sürenin ardından eski çalışmalarını beğenmemeye başlamalarıdır. Hikâye ve öykü yazılır, tatmin olunur, okura sunulur ve sonra gelen okur yorumlarının keyfi çıkarılır. Fakat zaman geçtikçe o tatmin hissi azalır ve yazdığınız şeyden o kadar da memnun olmadığınızı fark etmeye başlarsınız. Daha iyisini yapabileceğinizi… Ki olması gereken budur; gelişme kaydettiğinizi gösterir.

Bu durum, doğal olarak, Rothfuss’ta da var. Gelin görün ki bunu aşmanın yolu kitabınızı ya da hikâyenizi sonsuza dek geliştirmeye devam etmek değildir. Onu memnun olduğunuz bir noktaya getirir, yayınlar ve sonrasında fark ettiğiniz memnuniyetsizlikleri “bir sonraki eserinizde” tekrarlamamaya çalışırsınız. Ama Rothfuss bunu yapmıyor. O tam aksine geliştirdikçe geliştiriyor, değiştirdikçe değiştiriyor, edindiği tecrübeleri ve yeni fikirleri içine katıyor ve her seferinde neredeyse sil baştan başlıyor. 2014’te Goodreads üzerinden üçüncü kitabı için yaptığı yoruma bakalım:

“Her ne kadar bu kitaba beş yıldız veren, hatta bazen hakkında inceleme bile yazan insanların olduğunu görmek güzel olsa da bu durumun kafamı biraz karıştırdığını itiraf etmem gerek. Bu konu hakkında bir müddet düşündükten sonra bunun yalnızca tek bir mantıklı açıklaması olabileceğini fark ettim:

Zaman yolcuları kitaplarımı seviyor.

Bu garip bir biçimde rahatlatıcı, çünkü eninde sonunda kitabımı tekrar gözden geçirmelerimi tamamladığımı, ortaya gayet iyi bir eser çıktığını ve ‘gelecek’ olduğunu düşünmekten hoşlandığım büyük topun dingildeyen… zaman-zingosunu… izlemeye devam etmem gerektiğini anlıyorum. (…)

Son olarak, eğer aranızdan herhangi biri kitabımın dijital bir kopyasını e-posta yoluyla bana yollamak isterse buna çok minnettar olurum. Kitabın beş yıldız almış hâlini görmek isterim, çünkü şu anda üzerinde çabaladığım şey benim bakış açıma göre yaklaşık üç buçuk yıldız değerinde. Direkt olarak son kısma geçip kitabı bastırmam bana epey zaman kazandırabilir.”

Bu yorum üç yıl önceydi ve kitabının o günkü durumuna 3.5 yıldız veriyordu. Bundan bir-iki ay önceyse farklı bir röportajında şu cümleleri sarf etti:

“Şu anki durumu en iyi hâliyle 1.5 yıldız. Çünkü çok büyük bir kısmını kitaptan çıkardım ve hâlâ tam olarak geri koyamadım. Yazım sürecim diğer yazarlarınkinden çok farklı. Hikâyenin üzerinde parça parça çalışıyorum ve sıklıkla her şeyi yıkıp baştan inşa ediyorum. O nedenle Brandon Sanderson gibi bir ‘tamamlanma yüzdesi’ veremiyorum.”

Gördüğünüz gibi Rothfuss yazdıklarından bir türlü memnun olmuyor ve onu sürekli geliştirmeye devam ediyor. Üstelik bunu sadece son kitabı için de yapmıyor. Geçtiğimiz gün duyurulan Rüzgârın Adı 10. Yıl Özel Baskısı’nda çeşitli eklerin, haritaların ve illüstrasyonların yanı sıra “yazım hatalarıyla ve bazı tutarsızlıklarla” ilgili değişiklikler de bulunacak. Yani sizin anlayacağınız Rothfuss bunca zaman sonra bile hâlâ geri dönüp ilk kitabıyla ilgili bazı değişiklikler ve düzeltmeler de yapıyor. Ama bunlar çok büyük boyutlarda olamıyor elbette, çünkü çoktan basıldı ve okuduk. Eminim elinde olsaydı zamanı geri alır ve kitaplarının çıkmasına engel olurdu, çünkü onlarda da çok büyük değişiklikler yapmayı arzuladığından hiç kuşkum yok.

Yazarın Baş Düşmanı: Beklenti

Tüm bu etmenleri saymışken bir yazarın en büyük düşmanlarından biri olan “beklenti canavarından” bahsetmemek olmaz. Şunu kabul edelim, aradan geçen bu süreç içerisinde üçüncü kitaba dair beklentilerimiz çok ama çok yükseldi. Ve Rothfuss ne yazarsa yazsın, üçüncü kitabı ne kadar başarılı olursa olsun beklentilerimizi asla karşılayamayacak. Beğenmediğimiz, memnun kalmadığımız yerleri illaki olacak. Bu kaçınılmaz…

Rothfuss da bunun gayet farkında. The Doors Of Stone, onun kariyeri açısından çok önemli bir yere haiz. Bizler şu anda kendisini “Birbirinden iyi iki kitap yazan ama üçüncüyü bir türlü yayımlamayan kahrolasıca sakallı adam” olarak tanıyoruz. Üçüncü kitapsa bunu tamamen değiştirecek. Ya “muhteşem bir üçlemenin koca yürekli yazarı” olarak anacağız kendisini ya da “çok iyi iki kitap yazan ama devamını getiremeyen vasat adam” diyeceğiz. Rothfuss’un ne kadar mükemmeliyetçi olduğunu şimdiye kadar verdiğim örneklerden de anlamışsınızdır zaten. O bu beklentiyi karşılamayı takıntı derecesine getirmiş durumda. İnanmıyorsanız şu cümlesine bir bakın:

“Giriş bölümüne çok vakit ayırdım, taslağı yazdıktan sonra bile üzerinde uğraşıp daha iyi hâle getirmeye çalıştım ve her bir kitabı destekleyen değişiklikler yaptım. Her sözcük için yarım saat kadar uğraştım.”

Uzun lafın kısası The Doors Of Stone’un hâlâ çıkmamasının pek çok sebebi var. Ama bunların arasında tembellik, yalancılık ya da ikiyüzlülük yok. Sadece eserinin yazdığı son şey olacağını düşünüyormuşçasına çalışan, aşırı titiz ve takıntılı biri var karşımızda. Umarım bir gün “geliştirmelerin” sonunun asla gelmeyeceğini ve bazı şeyleri sonraki kitaplara bırakması gerektiğini anlar da bizler de bu sayede Kvothe’un serüveninin sonunu ve şu malum kralın katlini okuma mutluluğuna (ya da bedbahtlığına) erişiriz. Ne zaman? İşte orası hâlâ büyük bir muamma…

Genel Yayın Editörü
On beş yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest editör olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Patrick Rothfuss Üçüncü Kitabını Neden Yazamıyor?

Kralkatili Güncesi Serisi’nin üçüncü cildini yıllardır bekliyor ama bir türlü kavuşamıyoruz! Peki neden? Bu adam bu kitabı neden yazmıyor? Pisliğine mi yapıyor yoksa başka bir sebebi mi var? Gelin hep beraber bakalım.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün