Yazar Adaylarına, Nice Canlar Yakmış Bir Editörden Tavsiyeler

Pegasus Yayınları kurgu editörlerinden Kemal Küçükgedik "dost acı söyler" sözüne sırtını verip yazar adaylarına hayati tavsiyelerde bulundu.

Yazarlığın bir formülü yoktur derler. Buna rağmen her yazar adayı bir noktada ustaların bu işi nasıl yaptığını, kukuletalı gizli toplantılar düzenleyip bu işin ipuçlarını kimseye açıklamayacaklarına dair kendi aralarında yemin edip etmediklerini merak eder. Nedir bu işin sırrı? Nasıl kabul ettiriyor bu insanlar kitaplarını? Nasıl bu kadar çok okunuyorlar? Ben nerede yanlış yaptım? Bu sorular bir müddet sonra nostaljik ve de efkarlı şarkılar eşliğinde kafalarda dönüp durmaya başlar.

Geçmişte farklı yazarların ve editörlerin bu konu hakkındaki görüş ve önerilerini sizlere sunmuştuk hatırlarsanız. Bu sefer de şimdilerde Pegasus Yayınları’nın fantastik ve bilimkurgu departmanının sorumlularından olan Kemal Küçükgedik aldı kalemi eline, acı hakikatleri döktü gözler önüne. İşte size bir yayınevi çalışanından önemli tavsiyeler:

  • -mış gibi yapmayın. Kimseyi kandırmaya çalışmayın. Ancak kendinizi kandırabilirsiniz.
  • Düşündüğünüz kadar zeki ve yetenekli değilsiniz. Zaten yazarlığın da zekâ veya yetenekle hiçbir ilgisi yoktur. Önemli olan çalışmaktır. Günde mesai yapar gibi saatlerce oturup yazmayan veya okumayan hiçbir başarılı yazar yoktur, olamaz. Sadece bir gün veya hafta sonları değil, her gün. Ta ki ustalaşana kadar. O da neredeyse bir ömür alır. O zamana kadar sürekli yazmak ve okumak da artık bir huy haline gelir.
  • Kitabınızı yazmaya başlamadan önce aklınıza müthiş bir fikir geldi, değil mi? Kötü haber: O fikir hiç de müthiş değil. İyi haber: Müthiş bir fikir olmasına pek gerek yok. Daha da kötü haber: Fikrinizin o kadar önemi yok. O fikri ne kadar ustalıkla uygulayabildiğiniz her şeydir. O ustalığa ulaşabilmek için de her gün mesai yapar gibi delice kitap okumalı ve yazmalısınız.
  • Dünyada eşi menendi olmayan bir kar tanesi değilsiniz. Hiçbirimiz değiliz. Sizin gibi ilk kitabını yazan, yazmak isteyen, yazmış olup da yayımlatmak isteyen binlerce insan var. Gerçekten. Büyük yayınevleri bu yüzden size geri dönüş yapamıyor. Sizin gibi geri dönüş bekleyen, yazarlık merdiveninin en alt basamağında bekleyen binlerce insan var. Ve her gün aralarına yenileri katılıyor. Hepsi aylarını yıllarını bir kitap yazmak için harcamış. %90’ı soru eki olan mi’leri ayrı yazmayı veya onu geçtim anlam bozukluğu olmayan bir cümle kurmayı bile bilmiyor.
  • Soru eki olan mi’leri ayrı yazmayı Allah rızası için artık öğrenin. Ocak veya kepçe kullanmayı bilmeyen aşçı olamaz. Dilin en basit kurallarını bilmeyen bir yazar nasıl olabilir? Editörler olarak gözlerimiz kanıyor.
  • Yazdıklarınızı sizin gibi çok kitap okuyan arkadaşlarınızla paylaşın. Etrafınızda sizin göremediğiniz hataları görecek, sizi eleştirecek, yüreklendirebilecek insanların olması çok büyük bir nimettir. Böyle arkadaşlar bulmaya çalışın.
  • Akli dengenizi koruyun. Bu gözler neler gördü bir bilseniz… A4 boyutlarında bloknot deftere gazetelerden kestiği yarı çıplak fotoğrafları yapıştırıp altına kurşun kalemle birkaç cümle yazıp, “Kitabımı basar mısınız?” diye soran mı dersiniz; yazdığı dosyadaki hayali kahraman İngiltere Kraliçesi’yle akraba diye İngiltere Kraliçesi’ne gerçekten mektup gönderip teşekkür eden mi dersiniz; kitabı basılmazsa kendi üzerine benzin döküp yakmakla tehdit eden mi dersiniz (tamam, bunu kendi gözlerimle görmedim ama ustam diyebileceğim bir editörün anısıdır, gerçek olduğuna eminim).
  • Reddedilmeyle başa çıkmaya hazırlanın. Ursula Le Guin ve Patrick Süskind gibi büyük yazarlar bile yayınevleri tarafından defalarca reddedilmiş yazarlardır. Siz de istisna değilsiniz. Büyük ihtimalle reddedileceksiniz. Yazdığınız dosya çok iyi olsa bile reddedilebilirsiniz. Hayat hiç adil değil.
  • Öğrenin ve bildiğiniz şeyi yazın. –mış gibi yapmayın. Hayatında ABD’ye hiç gitmemiş bir insan Washington’da geçen bir hikâye yazamaz. Yazmaya çalışır, eline yüzüne bulaştırır. Romanın içinde Amerikan Başkanı’na suikast düzenlendiğinde tutar onu Washington Devlet Hastanesi’ne kaldırtır, (ABD’deki sağlık sisteminde kamu hastaneleri yoktur, hiç olmamıştır) alay konusu olur.
  • Bilmemek ayıp değildir ancak cahillikte ısrar ve cahil cesareti ayıptır. Bilmiyor musunuz? Öğrenin. Bildiğinizi mi sanıyorsunuz? Emin olun. Emin olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Tekrar bir kontrol edin. Zararı olmaz, faydası dokunur.
  • Biraz daha fazla kitap okuyun. Türkçeyi daha iyi öğrenin. Yazar olmak istiyorsunuz. El insaf, bağlaç olan de/da’ları ayrı yazmayı öğrenin. İmla kurallarını öğrenin. Noktalama işaretlerini nasıl kullanacağınızı bilin. Bu sizin belki de mesleğiniz olacak.
  • Jennifer’ın veya Jack’in öyküsünü yazmaya çalışmayın. Onu sizden çok daha iyi bir şekilde yapanlar var. Hem de binlerce. California’da yaşayan Becky mesela her gün Jack’in veya Jennifer’ın yanında. Her hareketlerini görüyor, yaşadıkları dünyayı çok iyi biliyor. Sizin Jennifer’ı ve onun dünyasını Becky kadar tanıma ihtimaliniz çok düşük.
  • Erdem’in veya İrem’in hikâyesini yazmaktan çekinmeyin. Onları ve onların dünyasını daha iyi bildiğinize eminim.
  • Yerli yazarlar/yerli öyküler satmaz. Aynı fikirde değilim. Fakat diyelim ki haklısınız. Bildiğiniz mesleği yaparak mı daha çok para kazanabilirsiniz yoksa hiç bilmediğiniz halde, sırf daha çok kazandırıyor diye, cerrahlık yapmaya yeltenerek mi? İnsanları canından, editörü/okuru yaşam sevgisinden etmeyin. Bildiğiniz dünyaya dair öyküler yazmak bence daha doğru bir seçim.
  • Ama ben fantastik/bilimkurgu yazıyorum. Eh tamam. Tamamen kendi yarattığınız bir evren olursa yukarıda değindiğim yerli/yabancı ayrımı geçerli olmayabilir. Ancak yine de çeviri eserlerden yorumlanmış karakterlerden/öykülerden kaçınmak gerekir. Unutmayın ki Asimov’un Hari Seldon karakteri onun için yabancı, hiç aşina olmadığı bir karakter değildi (ikisi de akademisyen). Ya da Tolkien’ın evrenini yaratırken Germen ve İskandinav mitolojilerinden hiç etkilenmediğini düşünebilir misiniz (Anglo-Sakson Dili ve Edebiyatı profesörüydü)? Yani fantastik ve bilimkurgu yazarları da derinlemesine aşina oldukları konular ve dünyalar hakkında yazarlar. Birebir o dünyada yaşamaları mümkün değil elbette ama konu hakkında etraflıca okumalar yaptıkları su götürmez bir gerçek. Birkaç çeviri kitap okuyup, okuduklarına öykünerek bir şeyler yazan insanlar çok uzağa gidemez.
  • Nasıl yani? Biraz daha açıklayayım: Fantastik bir evrende geçen bir roman yazıyorsunuz ve ana tema yaklaşan büyük bir savaş. Orta Çağ veya İlk Çağ savaşları hakkında araştırmalar yapın. Sadece savaş stratejilerini ve manevralarını değil, dönemin sosyo-ekonomik durumunu, insanların nasıl yaşadığını da öğrenin. Büyük İskender’in veya Mithridates’in yaşamını bilmek size zarar vermez. Elfler hakkında mı yazacaksınız? Yüzüklerin Efendisi’nin veya başka bir fantastik kurgunun basit bir kopyası olmak istemiyorsanız mitoloji araştırın. George R. R. Martin de fantastik türde eserler veriyor. Onun İngiltere tarihini hiç araştırmadığını düşünmüyorsunuzdur umarım.
  • Bu bir ipucu: Dosyanızın ilk beş sayfasına hayatınızda hiçbir şeye göstermediğiniz özeni gösterin. Buna hayat memat meselesiymiş gibi bakın. Bir editörün düşündüğünüz kadar vakti yoktur. Kitabınız/üslubunuz/diliniz hakkındaki ilk yargısına en fazla ilk beş sayfada varacaktır. Bir parıltı görecek olursa okumaya devam eder. Ancak o ilk beş sayfada bir umut ışığı göremezse geçmiş olsun. Beğenmediği bir dosyayı saatlerce okumaya devam etmez.
  • Bu ikinci ipucu: Dosyanızla birlikte, yarım veya bir sayfalık bir özet gönderin. Herkese çok zaman kazandıracaktır.
  • Bu üçüncü ipucu. Dosyanızı mümkün olduğunca çok yayınevine gönderin. Beş yayınevine başvurup beklemek doğru bir strateji olmayabilir.
  • Bu da sonuncu ipucu. Bir dosya yazdınız ve çok iyi olduğunu düşünüyorsunuz. Her yere göndermek istiyorsunuz ama çalınmasından da korkuyorsunuz. Dosyanın bir çıktısını alın. Zarfa koyun. Kendi adresinize PTT’den “iadeli taahhütlü” olarak gönderin. Zarf elinize geçince PTT’nin formunu imzalayın ve o zarfı bir daha hiç açmayın. Hiç sanmıyorum ama olur da birileri yazdığınız kitabı/senaryoyu/eseri kendi adıyla kullanıp çalarsa elinizdeki zarf mahkemede hâkimin önünde açılabilir ve lehinize kanıt olarak kullanılabilir. Zarfın üzerindeki tarih devlet tarafından onaylanıp kaydedildiği için belirleyici olacaktır.
  • Para verip kitabınızı bastırmak da bir seçenektir. Ama bence kötü bir seçenektir. Gerekirse küçük bir yayınevi olsun ama kitabınızın basılması için “bence” para vermeyin. Para verip kitabınızı bastırdıktan sonra ağzınıza bir pipo kondurup, “Ben yazar bilmem kim,” diye dolaştığınızda saygıdeğer değil komik olursunuz.
  • Hayatta değerli olan hiçbir şey kolay değildir.
1982 İstanbul doğumlu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden aldı. Özgür Yayınları’nda editörlük ve çevirmenlik yaptı. Hâlen Pegasus Yayınları'nda editörlük ve çevirmenlik yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar Adaylarına, Nice Canlar Yakmış Bir Editörden Tavsiyeler

Pegasus Yayınları kurgu editörlerinden Kemal Küçükgedik “dost acı söyler” sözüne sırtını verip yazar adaylarına hayati tavsiyelerde bulundu.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün