Yazarının Kaleminden: Maderzad Palas

Fantastik edebiyatımızın önde gelen isimlerinden Erbuğ Kaya, son romanı Maderzad Palas'ın yazım serüvenini anlatıyor.

Her şey bir kâğıt ve kalemle başladı. Dört yaşındaydım. Okuma-yazma bilmiyordum. Bir kâğıdı kargacık burgacık karalamalarla satır satır doldurup, anneme götürdüm. Anne bak, dedim, ilk romanımı yazdım, nasıl olmuş? (Yıllar sonra, Giddar yayınlandığı ilk gün Tüyap Kitap Fuarı’nda imza günü vardı. Annem de geldi. Keyifle tezgâhtan bir tane Giddar’ı alıp imzalamam için bana uzattı. “Anne bak, ilk romanımı yazdım, nasıl olmuş?” diye imzaladım kitabı.)

Okuma-yazmayı öğrendikten sonra kitapların okyanusuna kendimi büyük bir keyifle bıraktım (Hâlâ oradayım.) Jules Verne, Enid Blyton, Arthur C. Clarke, Paul Biegel, Robert Louis Stevenson, H.G. Wells ve niceleri… Çölde mahsur kalmış bir adamın ona uzatılan suya ihtiyacı gibiydi kitaplarla ilişkim. Elime yeni geçen bir kitabın daha kapağına bakarken başlardı heyecanım. Anneanneme giderdik misal, büyükler muhabbete dalınca ben boş bir odaya çekilir, biri beni yemeğe ya da yatmaya çağırana kadar kitap okurdum. Küçük Kaptan, Seksen Günde Dünya Gezisi, Bir Uzay Efsanesi gibi kitaplarım böyle seanslarda, bir günde bitmişti. Düşünsene, çocuğun kitap okumak için bir odaya giriyor ve hüngür hüngür ağlayarak çıkıyor odadan. (Elimde Pal Sokağı Çocukları vardı.)

Şimdi bana soruyorlar e-kitaplar hakkında ne düşünüyorsun diye. Sevene, kullanana saygı duyuyorum ama ben sevmiyorum. (Sıkça yolculuk yapanlar için çok yararlı olduğunu da kabul ediyorum.) Mecbur kalmadığım sürece bir okuyucu olarak e-kitaba geçiş yapmayacağım. Kitabın ağırlığını ellerimde hissetmeliyim. Okurken yüzümü sayfaların arasına gömüp kitap kokusunu içime çekmeliyim. (Bir de o sayfalar eskidikçe daha şekerli kokuyorlar ya…) Kitapların duvarları yavaş yavaş kaplamadığı kütüphanesiz evler biraz eksiktir benim için.

YAZMAK

Hep yazdım, hep hikayeler kurguladım. Hep derken yedi yaşından bu yana geçen zamanı kastediyorum. Kuzenimle çocuk parkında salıncaklara oturup, ona yazmayı düşündüğüm romanı tüm gün boyunca anlattığımda ikimiz de ilkokul üçüncü sınıftaydık. Heyecana bak sen… Benim de yazdıklarım kitap olacak, birileri okurken onu koklayacak. İki Yıl Okul Tatili’ne zaten çıkmıştım, kitabın kahramanlarıyla adaya yerleşmiştim. O adadayken kimi merak ettim biliyor musun? Jules Verne’i… O nasıl bakıyordu adaya, karakterlerine? Neredeydi? Ne zaman, nasıl yazmıştı? Kaleminden kağıda geçenler dışında başka neler düşünmüştü? Ben okurken bu kadar keyif alıyorsam o yazarken kim bilir neler hissetmişti? Eh, dünya fazlasıyla gerçekti. Bir zaman makinesi bulamayacağıma göre bunu öğrenmenin bir tek yolu vardı. Yazmak…

MADERZAD PALAS

“Büyü gibi değil mi?”

“Anlamadım Müdür Bey,” dedi Şeyda.

“Romanlar büyü gibi. Düşünsene bir yazar bundan yüz yıl önce bir kurgu hayal etmiş. Onu aklında şekillendirmiş. Sonunda bunları parmaklarının yardımıyla bir kağıdın üzerine, bir takım simgeler vasıtasıyla aktarmış, kitap yazmış. Yüz yıl sonra biri o kitabı alıyor ve o simgeleri okuyarak anlatılanı aklında canlandırıyor. Bir hayal bir insanın aklından, konuşmadan, simgelerin dizilişiyle, diğer insanın aklına geçiyor. Zaman-mekan bağımsız; bu büyü değil de ne?”

Maderzad Palas’ta Ali, Şeyda’ya kitap tutkusunu anlatıyor.

Giddar ve Beşlerin Çağı yayınlanmıştı. Aklımda yeni projeler vardı. Bu sefer farklı bir roman yazmak istiyordum. (Bu isteğim üç roman ve bir öykü dosyası olarak döndü. Maderzad Palas bunların ilki.) O sıralarda aklımda eşim Funda’yla tartıştığımız berbat bir konu vardı: Dünyaya hâkim güçler başında durduğu sistemi bıraktığı anda, yedi ceddine yedi nesil boyunca sonsuz zenginlikte bir hayat sunabilecekken nasıl olur da çıkarları için çocukların öleceği savaşlar çıkarırlar? Neden? Vicdan nerede? Bu sorunun cevaplarını gerçeklikle, sadece güç tutkusuyla açıklamak istemiyordum. Tamam o zaman dedim, bu sefer hikayemiz bu dünyada geçecek ve o pis soruya cevap arayacağım. Önce alternatif gerçeklik kurgusunu hazırladım, dünya gerçekten gördüğümüz gibi bir yer miydi, bize diretilen gerçekliğin arkasında aslında neler dönüyordu ve tüm bunlar bildiğimiz tarih akışıyla nasıl uyuşuyordu? Ardından Ali geldi. (Bu yazım sürecinde en sevdiğim anlardan biridir. Yazacağın hikayenin ana hatlarını kurgularsın, bunlar büyük, ciddi ve önemli olaylardır. Sen o karmaşıklığın içinde otururken ana karakter gelip merhaba der. Her karışıklık onun sade bir merhabasıyla yerli yerine oturur.) Ödemişli, aşka âşık, her şeyi anlayan ama konuşamayan, mutlu, huzurlu bir hayat dileyen ama içten içe bunun mümkün olmadığını bilen Ali… Dünyanın aslında karanlıkla aydınlığın, Zulmat’la Tennur’un savaş alanı olduğunu anlatabilecek iki kişiden biriydi Ali. Çökmenin eşiğinde dolanan evliliğini, karısı Betül’le arasındaki ilişkiyi, hayallerini ve hayal kırıklıklarını anlatarak ortaya çıktı.

Ali’yi yazmaya başladım. İlk bölüm bitip de Ali’yle tanışınca gerisi çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Mesmerin ve Maderzad Palas ahalisi hikayeye dahil olduğunda Ali, artık dünyaya bambaşka bir pencereden bakıyordu. Majilerin ortada cirit attığı, meşruke ağacının kitaplar aracılığıyla insanlarla konuştuğu, Zulmat’ın kendi rüyasını direttiği bir dünya…

Maderzad Palas bitip de Funda’yla kafa kafaya verip litrelerce çay ve kahve eşliğinde yaptığımız sohbetler sonucunda, metni iki kere değiştirdim. Bunlardan birinde, son değil ama o sona ulaşma kurgusunun üçte biri tamamen değişti. Tüm bu süreç aşağı yukarı 4 yıl sürdü. Zordu ama çok keyifliydi.

Kapaktaki İstanbul siluetini ve ağacı ona münhasır tarzıyla Özlem Baykuş Paçacıoğlu çizdi. O çizimin Maderzad Palas’ta anlatılanlarla simgesel olarak güçlü bir bağ kurduğunu düşünüyorum.

Hayal etmesi, kurgulaması, yazması, düzenlemesi, kapağı ve yayınlaması ile Maderzad Palas çok güzel bir maceraydı. Ve şimdi o macera okuyuculardan gelen yorumlarla devam ediyor.

Yıllardır fantastik, bilimkurgu ve korku türleri başta olmak üzere edebiyata verdikleri katkılarından dolayı Kayıp Rıhtım’a teşekkür ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Erbuğ Kaya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarının Kaleminden: Maderzad Palas

Fantastik edebiyatımızın önde gelen isimlerinden Erbuğ Kaya, son romanı Maderzad Palas’ın yazım serüvenini anlatıyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün