Andy Weir’la Ay’da Gerçekçi Bir Şehir Kurmak

Marslı'nın yazarı Andy Weir, son romanı Artemis'i yazarken şehrini hangi bilimsel gerçeklere dayandırarak kurduğunu eğlenceli ve bir o kadar da ilginç bilgiler eşliğinde anlattı.

Aklınızdan program yazılımcısı olarak çalışırken bir bilimkurgu romanı yazmaya karar veren bir yazar tutun. Kitabını yazması üç yıl sürsün, piyasaya sürmesi de bir yıl. Teknolojiyle içli dışlı olduğundan kurmaca kitabını simülasyonlarla ve bilumum programla bilimsel temellere dayandırıp hayal gücünü arka plana atsın. Sonra romanının bir de filmi çekilsin ve dünya çapında 600 milyon dolardan fazla gişe hasılatı elde etsin.

Bahsettiğimiz yazar Andy Weir ve ilk kitabı Marslı‘nın parmakla gösterilen başarı öyküsünün birkaç cümleyle özeti elbette. Weir, yeni romanı Artemis‘te Mars’taki gezintisini bitiren okurlarının elinden tutup bu kez de Ay’a götürüyor. Ay’da geçen ve kadın bir anti-kahramanı konu edinen kitap, 14 Kasım’da yurt dışında satışa çıktı bile. Hatta eserin film hakları kitap daha basılmadan önce satın alındı ve Marslı’yı beyazperdeye taşıyan kadronun ellerine teslim edildi.

Hâl böyle olunca kitap hızla internet camiasının gündemine oturdu elbette. Artemis bize ne anlatıyordu? Yazar Marslı‘da olduğu gibi yine bir sürü bilimsel araştırma yapmış mıydı? Anlattıklarının ne kadarı bilimsel verilere dayanıyordu? Ünlü yazar, io9’a verdiği özel bir demeçte işte bu sorulara ve çok daha fazlasına cevap vermiş. Bizler de bu keyifli ve ilginç röportajı sizler için çevirdik.

***

“Yaklaşık bir-iki yıl önce insanlığın Dünya dışına kurduğu ilk şehirle alakalı bir hikâye yazmak istiyorum demiştim.” Bu basit düşünce Weir’ın kendine başka sorular yöneltmesine sebep olmuş; bunların ilki de böyle bir şehrin nerede kurulabileceğiymiş. “Mars’ta mı olacaktı, Ay’da mı, yoksa sadece yörüngeye mi oturtulacaktı? Ay’ın bunun gerçekleşebileceği en muhtemel yer olacağına karar kıldım. Orası Mars’tan çok daha yakın ve bir şehir inşa edebilmek için ihtiyaç duyacağınız her şeyi götürmek zorunda olduğunuz yörüngenin aksine kullanabileceğiniz kaynaklara da sahip.”

Görünüşe göre yazarın inşaat alanı tecrübesi zaten varmış. “Çocukluğumdan beri Ay’ı baz aldığım tasarımlar yapıyorum. O yüzden daha karakterleri ya da hikâyeyi yazmadan önce Ay’da bir şehir kurmanın yolunu bulmak için mühendislik, fizik, matematik, araştırma ve tüm o şeyleri aradan çıkarırdım. Bir dünya yaratmak eğlenceli bir iştir, biliyor musunuz?”

Ama Weir’a göre “dünya yaratmak” sırf hayal gücünden çok daha fazlasına bağlı. Ay’daki şehrinin inanılır ve insanların başarabileceği kadar gerçekçi olmasını istemiş.

Bunu başarabilmek için de ilk olarak paradan başlamış: İnsanların Ay’a seyahat edip oraya yerleştiği, ekonomik açıdan anlamlı gelen bir senaryo hazırlamış. Onu hallettikten sonra sıra şehrin güvenli ve yaşanılabilir bir yer olmasına, özellikle de nasıl inşa edileceğine ve malzemelerin nereden getirileceğine gelmiş. Yani daha ortada tek bir karakter ya da hikâye yokken neredeyse bir yılını Ay’daki kurmaca şehri Artemis’in varolabilmesi için gerekenleri hesaplayarak geçirmiş.

“Ama okurlar bu hesaplamaların sadece yüzde birini görecek. Çünkü gerekli olmadıkları takdirde bu tür şeyleri hikâyenin dışında tutarım.”

Artemis temel olarak uzay turizmi fiyatlarının makul seviyelere çekildiği ve sıradan insanların da uzaya çıkabildiği 2080’lerde geçiyor. Weir hayalî uzay turizminin gelişimi için havayolu turizmini model almış. Uzay turizminin en zor kısmınınsa Dünya’dan ayrılmak için gereken enerji, yani yakıt olduğunu anlamış. Böylece havayolu turizminin yakıta harcadığı gelirin ortalamasını almış ve uzay turizminin aynı orana ne kadar sürede geleceğini hesap etmiş. Weir yaklaşık altmış yıl içinde bir ailenin teorik olarak 70.000 dolara Ay’a seyahat edebileceği sonucuna varmış ve aşırı bir miktar olsa da imkânsız olmadığını düşünmüş. Bu birinci adımmış.

İkinci adım, ailenin rahat, güvenli ve yaşanabilir bir yere vardığına emin olmakmış. Artemis’in nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda Weir o kadar detaya girdi ki, bu hem inanılmaz hem de tuhaftı. İşte size ufacık bir örnek:

“Beş milyon ton inşaat malzemesini Ay’a yollayamazsınız, değil mi? Ay’dan mümkün olduğunca çok kaynak çıkartmanız gerekir. Peki, Ay’da ne tür metaller bulabilirsiniz? Eh, orada bok gibi alüminyum var. Harika. Şimdi, orada bir de aytaşı denen bir mineral var ve onu yüksek sıcaklıkta eritip oksijen miktarını azaltırsanız alüminyum, silikon, kalsiyum ve oksijen elde edebiliyorsunuz. Harika, öyleyse Ay üssünün temelini alüminyumdan yapabilir ve içini oksijenle doldurursunuz. Ay’dan yapılma bir Ay üssü, sadece birkaç montaj lazım… Bunun ardından çok fazla güce ihtiyacınız olacak. Bir güneş enerjisi paneli tarlasının üretebileceğini umduğunuzdan çok daha fazlasına hatta.

“Bu da nükleer reaktörler demek. Bunun üzerine ben de gidip nükleer reaktörleri araştırdım. Nükleer reaktör denildiğinde insanların aklına daima devasa kuleler geliyor ve öyle şeyleri yörüngeye gönderemezsin. Ama denizaltılarda da nükleer reaktörler kullanılabildiğini unutmayın. Demek ki epey küçük şekillerde de üretilebiliyorlar. Ben de bunları araştırdım, sonra internette bu bilgiyi bulabilmenin fazlasıyla zorlaştığı esrarlı kısma girmeye başladım. Çekirdeği olan, yirmi yedi megavat güç üretebilen ve ana reaktörü yaklaşık olarak on beş ton olan reaktörler var. Dış kaplaması gibi şeyler de buna dahil. Ben de ‘Tamam, on beş ton, iyice ‘Bunu Ay’a yerleştirebilirsin,’ kıvamına geliyoruz,’ dedim.”

Weir böyle böyle, noktaları yavaşça birleştirerek insanların bilim yardımıyla Ay’da nasıl hayatta kalacağını anlatmaya devam etti; ta ki Artemis şehri gerçekmiş gibi hissettirene kadar. İşte o zaman artık sıra asıl hikâyeyi ve karakterleri yaratma vaktiydi.

Artemis’in baş kahramanı geçimini sağlamak için Ay’dan kaçak mal ve insan kaçıran, Suudi Arabistan asıllı bir kadın olan Jazz. Ömrü boyunca yetecek kadar para kazanabileceği yüksek riskli, büyük bir soygun fırsatı sunulur kendisine, gelgelelim böyle yaparak tüm şehri tehlikeye atar.

Ay’da doğup büyüyen Jazz’in kültürü esasen Artemis’in kültürü, fakat Weir baş kahramanı kadın olan bir roman yazan bir erkek olduğunun hâlâ farkındaymış.

“Taslağımı güvenebileceğim her kadına verdim; sevgilime, anneme, editörümün patronuna, editörümün asistanına. Ve ‘Lütfen bu kadının sizde uyandırdığı hisleri söyleyin. Gerçekçi görünüyor mu?’ dedim,” şeklinde açıklamış bu durumu Weir. “Düşüncelerini aldım ve değişiklikler yaptım. Ne de olsa kadın değilim. Öyle yetiştirilmedim. Dünyayı bir kadının gözünden görerek yaşamadım. Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir dünyayı araştırmaya çalıştım. Elimden gelenin en iyisini yaptım ama bir kadın olmadığımın çok, çok farkındaydım.”

Jazz’in, Marslı’nın baş kahramanı Mark Watney ile kıyaslanmasının kaçınılmaz olduğunun da farkındaymış. Weir’ın kafasında Watney idealist ve tek yönlüymüş. Artemis’teki her karakterde, özellikle de Jazz’de kendini geliştirmek ve karakterlerin bütün ve karmaşık olmalarını istemiş.

“Jazz epey kusurlu bir karakter,” diyor Weir. “Epey kusurlu bir insan. Düşüncesiz, toy, aç gözlü. Yer yer sorgulanabilir etikleri var. Umarım hâlâ sevilebilirdir. Sağlam bir etik anlayışı var. Ama Mark gibi gayet kendi kendine yetebilen, havalı bir herif değil. Ve bazı insanlar bunu yanlış yorumlayarak, ‘Bu adam, Jazz gibi arıza kadınları yazıyor,’ diyorlar. Ben de, ‘Hayır, sadece Jazz böyle,’ diyorum.

Kitabın film hakları satıldı ve yazarımız her şey yolunda giderse Artemis’in başka hikâyelere de ev sahipliği yapmasını istiyor.

Artemis’in devamını yazmayı çok isterim. Şimdiden kafamda fikirler dolanıyor. Ama Jazz’le ve ona ne olduğuyla ilgili devam serileri yazmak istemiyorum. Başka karakterlerle gerçekleşen bir sürü hikâye yazmak isterim. Terry Pratchett’ın Diskdünya’sını düşünün. Belki bu karakter o kitabın küçük bir kısmında boy gösterebilir, ama sadece bir avuç kitap bu fantastik atmosferde yer alacak. Artemis’te bunu yapabileceğim bir oyun alanım olursa benim için harika olur.”

***

“Bu kitabı dilimizde görmeyi çok isteriz,” demeye kalmadan İthaki Yayınları resmî sosyal medya hesaplarından romanın çeviri haklarını alan ilk yayınevi olduklarını ve 2018 yılı içerisinde çıkacağını söylemişti. Geçtiğimiz günlerde forumumuzdaki İthaki Yayınları Soru Hattı’nda da aynı zamanda Marslı‘nın çevirmeni olan İthaki editörü Emre Aygün‘ün belirttiğine göre kitabın çevirisi şu sıralar başlamış durumda. Varsın gerisini katı bilimkurgu okuyucuları, anti-kahramanlı hikâye severler, Ay’da bilimsel dayanaklı bir şehir nasıl olurmuş diye merak edenler düşünsün.


Röportaj: Germain Lussier
Çevirmen: Bayram Sarıkaya
Editör: M. İhsan Tatari

Etiketler:  

1996’da Bilinmeyen’de doğdum. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. İyi ki blues, elektrogitar, kamera, 1970 yılı, bilimkurgu, “Kuzgun” ve turuncu var. Bolca okurum çünkü kitaplar olmadan hayat zaten sıkıcı. Dante’nin “Komedyası”yla girdiğim dünyada Samuel T. Coleridge’ın “Yaşlı Denizcinin Ezgisi”yle devam ettim. Uzak doğu sinemasına, genel olarak da sinemaya aşığım. Zaman makinesi bulup önce İngiltere’ye gidip H. G. Wells’le, oradan da Japonya’ya gidip Akira Kurosawa’yla tanışabileceğime inancım tam. Ölmeden önce Japonya’yı görmek istiyorum. Şu an yaptıklarımın çoğunu ileride Japonya’da yaşamak için yapıyorum, çünkü -önceki hayatımda feodal lord olmamdan kaynaklı da olabilir- bir şekilde ruhum oraya bağlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Andy Weir’la Ay’da Gerçekçi Bir Şehir Kurmak

Marslı’nın yazarı Andy Weir, son romanı Artemis’i yazarken şehrini hangi bilimsel gerçeklere dayandırarak kurduğunu eğlenceli ve bir o kadar da ilginç bilgiler eşliğinde anlattı.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün