Karin Tidbeck ile Röportaj

Zeplin kitabıyla tanıdığımız dünyaca ünlü yazar Karin Tidbeck ile şenlikler kapmasında yaptığımız röportaj yayında!

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Biz sizin Jagannath adıyla bilinen, ancak ülkemize Zeplin adıyla çevrilmiş öykü derlemenizi okuduk ve adeta vurulduk. Öyküleriniz son zamanlarda okuduğumuz en orijinal şeylerdi sanırız. Böyle olunca da size birçok şey sormak istedik. Dilerseniz başlayalım.

Zeplin kitabının uzun bir zaman zarfında oluştuğunu biliyoruz. İçerisindeki öykülerin de çeşitliliği malum. Bu zaman zarfında yazımınızın nasıl değiştiğini/geliştiğini düşünüyorsunuz?

Zeplin’deki hikâyeler, yazarlık hakkında pek çok şey öğrendiğim on yıllık bir zaman dilimini kapsıyor. Derlemedeki ilk öykülerden biri, “Rebecka,” yirmi beş yaşındayken kullandığım tarzı temsil ediyor, yani çok kısa, fikir-odaklı hikâyeler. Sadece “Şu şöyle olsaydı ne olurdu?” fikrinden yola çıkıp kurgularımı onun üstüne kurardım. Hikâyelerim zamanla daha uzun ve daha karmaşık bir hâl aldı; ayrıca karakter gelişimi ve katmanlar üzerinde de daha fazla zaman harcamaya başladım. Kullandığım temalar da zamanla değişti. Bir süre boyunca inanç hakkında yazdım, sonra gerçeklik, ondan sonra da periler… ilgi alanlarım gelgitler hâlinde değişiyor. Bu aralar su, gemiler ve seyahatle ilgileniyorum.

Öykülerinizin yazarına has bir tadı var. Başkalarıyla karıştırılamayacak cinstenler. Okur olarak bu kendine has tadı almak bizi çok mutlu etti. Ayrıca yazarın tarzının ayırt edici olması da sizin bir yazar olarak başarınız. Tam burada sormak istiyoruz, öyküleriniz sizi ne kadar yansıtıyor?

Bir yazarın yarattığı her şey bir bakıma onu ve fikirlerini yansıtır. Benzer bir şekilde, benim yazılarım da benim fikirlerimi temsil ediyor, ama biyografik öyküler yazmıyorum. Çoğu yazar gibi hayatımdan fikirler çalışıyorum, fakat gerçek hayattan kopya çekmekten ziyade ilham almak bu.

Biz ülkemizde tuhaf kurguya ait eserleri pek sık görmüyoruz. Bu türün yeni yüzünü China Miéville ile ülkemizde tanıma şansına eriştik. Ardından sizi tanıdık. Peki siz tuhaf kurgu alanında yazmayı özellikle mi seçtiniz, yoksa tür kaygısı gütmeden yazılan öykülere mi sahipsiniz?

Yazarken türler hakkında pek düşünmüyorum; bu çok kısıtlayıcı. Yani, tuhaf kurgu yazarı olarak kategorize edilmeyi planlamamıştım. Kendiliğinden oluverdi. Zihnim böyle işliyor galiba?

Peki siz kendi anlatımınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Eserleriniz için tuhaf kurgu deniyor. Siz onları “tuhaf” buluyor musunuz?

Bir önceki soruda da dediğim gibi. Yazdıklarımın tanımını ben yapmıyorum ve eğer kast ettiğiniz şey “garip” ise, içeriden baktığımda onları bilhassa tuhaf bulmuyorum. Bazıları tuhaf kurgu tanımına gayet iyi uyuyor, bazılarıysa uymuyor.

Özellikle Türkiye’de İskandinav edebiyatına çoğunlukla yabancı olduğumuz söylenebilir. Sizse bu edebiyatı çok ilginç bir şekilde kullanarak bize tanıttınız. Bu toprakların bir insanı olarak sizce yazımınızda İskandinav edebiyatının etkisi ne derece?

Ben İskandinav edebiyatıyla büyüdüm ve İsveç geleneklerine göre yazıyorum, ya da en azından konu atmosfere ve temalara geldiğinde. İsveç edebiyatının içine işleyen belirli bir hissiyat, bir tür melankoli var ve ben de onu benimsedim.

Ülkenizde kilometrekareye düşen insan sayısının azlığı, yazdıklarınızı nasıl etkiliyor? Kalabalık ve büyük şehirlerde yaşamak istediğiniz özlediğiniz oluyor mu?

Eskiden Stockholm’de yaşardım, ama orası benim için fazla kalabalıktı. Bugünlerde Malmö’de yaşıyorum, ki kendisi 300.000 sakiniyle İsveç’in en büyük üçüncü şehri, fakat Avrupa’daki diğer şehirlerle kıyaslandığında küçük bir yer. Stockholm kadar kalabalık olmadığı kesin ve bu da benim daha çok işime geliyor. Çok kısa bir süreliğine Londra’da yaşamış ve bundan nefret etmiştim; aşırı büyük bir yerdi. Eskiden büyük şehirlerde yaşamak isterdim, ama artık değil. Olduğum yerde mutluyum. İsveç’in kuzeyindeki gibi kasabaların çok az, aralarındaki mesafelerinse çok fazla olduğu, aile kökenlerimin geldiği, nüfusun düşük olduğu yerlerle ilgileniyorum.

Bir İskandinav ülkesinde değil de Akdeniz ülkesinde doğmuş olsaydınız, eserlerinizde yine aynı atmosferi görmemiz mümkün olacak mıydı?

Bunu söylemek imkânsız. Herkes büyüdüğü yerden ilham alır, o yüzden başka bir yerde doğsaydım muhtemelen çok daha farklı yazıyor olurdum. Makul seviyede iyi bir yazar olacağımı umuyorum, ama bu başka biri olsaydım kim olacağımı sormak gibi bir şey. Hiçbir fikrim yok.

KarinTidbeckSubmarine

Öykülerinizi İsveççeden İngilizceye kendinizin çevirdiğinizi biliyoruz, bunun özel bir sebebi var mı? Yoksa sadece yapabileceğiniz için mi yaptınız?

Yazarlığa başladığımda İsveççe kitap basan bir yer bulmak zordu. Kendi öykülerimi İngilizceye çevirmeye karar verme sebebim buydu. O zamanlar İsveççe yayınlanmış çok fazla çalışmam yoktu, o nedenle bir yayıncımın eserlerimi alıp İngilizceye çevirmesi gibi bir durum söz konusu olamazdı. Yani bunu yaptım çünkü mecburdum. Bugünlerde çoğunlukla İngilizce olarak yazıyorum ve çeviriye gerek kalmıyor.

İlham aldığınız filmler ya da kitaplar değil ama, gündelik hayatta size asıl ilham veren şeyler neler, bunu merak ediyoruz?

Harabelere ve terk edilmiş mekânlara büyük hayranlık duyarım; eski tren istasyonları, fabrikalar, evler. Geçen hafta Atina’daydım, orası Partenon’dan tutun da şehrin ortasındaki terk edilmiş evlere kadar hem eski hem de yeni bir sürü harabeyle dolu. Ek olarak rol yapma oyunlarından, doğaçlamalardan ve arkadaşlarımla katıldığım yaratıcı projelerden de bir sürü ilham alırım.

İskandinav Mitolojisi’ndeki favori hikâyeniz nedir?

Sanırım benim favorim Mörksuggan’ın hikâyesi, çünkü o çok tuhaf ve esrarengiz bir yaratık. Mörksuggan “kara domuz” (dişi bir domuz) anlamına gelir ve bu yaratık gölgelerde ve karanlık köşelerde yaşar. Ne istediğini kimse bilmez, sadece sizi… seyreder. Onunla ilgili pek çok hikâye var, aralarında seçim yapmak zor, o yüzden favorim olarak sadece yaratığı göstereceğim.

Blog sayfanızda “Arvid Pekon Kim?” adlı öykünüzü yazarken dinlediğiniz şarkılardan birinin “Tarkan – Ölürüm Sana” olduğundan bahsetmişsiniz. Açıkçası bu bizi hem çok şaşırttı hem de çok mutlu etti. Peki bu parçayla nasıl tanıştınız? Dinlediğiniz başka Türkçe sanatçı ya da şarkılar var mı?

Eskiden bilimkurgu romanları satan bir kitapçıda çalışırdım ve posta aracılığıyla sipariş alırken geri planda hep müzik çalardı. Bu kayıtlardan biri Tarkan’ın albümüydü. O albümdeki şarkılar kafama takılıp kaldı. Türk pop müziğine karşı zaafım var. Sanırım buna sebep olan şey Batı Avrupa müziğine nazaran tonlamasındaki farklılık kadar enstrümanlar ve vokaller. Ayrıca Türkçe çok güzel bir dil, özellikle de şarkı söylerken. Çok fazla dinlemiyorum ama geçenlerde bir Türk okurumdan incelemek için şarkıcılarınıza ve gruplarınıza dair bir liste aldım. Aralarından Ahmet Kaya ve Kardeş Türküleri özellikle sevdim.

Sadece Tarkan da değil blogunuzda yer alan Türk şarkıcılar. Sahi, bu şarkıları nasıl keşfettiniz bu şarkıları?

Birkaç yıl önce İstanbul’u ziyaret etmiş ve sanatçılar hakkında hiçbir şey bilmeden birkaç rastgele albüm satın almıştım. Mağaza sorumlusuna hangilerinin popüler olduğunu sordum sadece. Şarkıcılar hakkında çok fazla bir bilgim yok, sadece müziği dinliyorum.

Arvid Pekon demişken ondan devam edelim. “Arvid Pekon Kim?” adlı öykünüzün kısa filme uyarlandığını biliyoruz. Bir eserinizi sinemada görmek ister miydiniz? Bu konuda içiniz tamamen rahat olur muydu?

Eserlerimin başka mecralara aktarıldığını görmeyi elbetteki çok isterim. Başkaları tarafından kullanılan pek çok taslak ve başka şey kaleme aldım, o yüzden birilerinin çalışmalarımı alıp adapte etmesine alışkınım. Bu konu hakkında o kadar hassas değilim. Eserlerim şimdiye dek bir filme (“Arvid Pekon Kim?”), bir kukla gösterisine (“Beatrice”) ve bir LARP’a1 (“Sing”) uyarlandı. Başka bir yaratıcı zihnin eserimi yorumlayıp onu kendinin kıldığını görmek hoşuma gidiyor. Eserlerimden birinin uzun metrajlı bir filme uyarlanması heyecan verici olurdu.

Türkiye Edebiyatı’na dair bir fikriniz var mı? Eğer ilgileniyorsanız favori yazarınız kimdir?

Utanarak söylüyorum ki Türk edebiyatı hakkında çok az şey biliyorum. Gençliğimde Yaşar Kemal okumuş ve kitaplarını sevmiştim. Orhan Pamuk’un eserlerinden bazılarını da okudum. Birkaç tavsiye verebilirseniz mutlu olurum, özellikle de Türkçe fantastik ve bilimkurgu için.

Ursula Le Guin ve China Miéville gibi iki harika yazarın kitabınıza övgüler yağdırması nasıl bir his? Aldığınız ya da aday olduğunuz ödülleri de unutmamak gerek. Başarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muazzam bir şey. Le Guin ve Miéville en sevdiğim yazarlardan ikisidir. Ben Le Guin’in kitaplarıyla büyüdüm, o nedenle eserlerimi tavsiye etmesi inanılmaz bir şey. Miéville de aynı şekilde favori yazarlarımdan biri. Kitabın kapağında yer alacak tanıtıcı yazıları isteme vakti geldiğinde editörüm Jeff Vandermeer benden hayranı olduğum yazarların bir listesini istedi. “Canı cehenneme,” diye düşündüm ve gelmiş geçmiş en çok sevdiğim yazarlardan oluşan bir liste yazdım. Ursula Le Guin ve China Miéville o listenin en tepesindeki isimlerdi. Kitabımı okuyacaklarını ya da tavsiye edecek kadar seveceklerini hayal bile etmemiştim, ama yaptılar. Bu mutluluğu daima hatırlayacak ve onunla gurur duyacağım.

Son yıllarda okuduğunuz ve sizi etkileyen, aklınızdan uzun süre boyunca çıkmayan bir eser oldu mu? Çünkü sizin kitabınızı okuduktan sonra biz tam olarak bu durumdayız da…

Bir yetişkin olarak okuyup da en çok etkisinde kaldığım kitap Ursula Le Guin’in “Dünyanın Doğum Günü” adlı kısa hikâye derlemesi. Kendisi bugüne dek okuduğum en iyi derlemedir; içindeki her hikâye çok özeldir ve barındırdığı fikirler cinsiyet ayırımına, sosyal yapılara ve yazmaya dair düşüncelerimi etkilemiştir.

Yeni öykülerinizi de okuyabilecek miyiz? Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap var mı?

Yayınlanmayı bekleyen birkaç kısa hikâyem var. Sıradaki, “Deniz Yıldızı,” Lightspeed Magazine’in şubat sayısında yer alacak.

Türkiye’deki yayıncınızla başka kitaplarınız üzerine anlaşmalarınız mevcut mu? Biz sizden daha çok şey okumak istiyoruz.

Şu an için herhangi bir sözleşmem yok, ama gelecekte ne olacağını kim bilebilir ki? Türk okurlar bana çok büyük bir sevgi gösterdiler, ülkenize daha fazla çeviri eserimin geldiğini görmeyi umuyorum.

Cevaplarınız için tüm Kayıp Rıhtım ailesi olarak çok teşekkür ederiz. Dileriz yeni eserleriniz üzerine, bu defa yüz yüze sohbet etme şansını yakalarız.


1LARP (Live-Action Role Playing): Gerçek oyuncularla canlandırılan rol yapma oyunu – ç.n.

röportaj çevirisi, M. İHSAN TATARİ

Röportajı orijinal dilinden okumak için bir sonraki sayfaya geçiniz.

Sayfalar: 1 2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Karin Tidbeck ile Röportaj

Zeplin kitabıyla tanıdığımız dünyaca ünlü yazar Karin Tidbeck ile şenlikler kapmasında yaptığımız röportaj yayında!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün