Stephen King’le Trump, Yazmak ve Selfieler Üzerine

Stephen King'in son romanı ve Bay Mercedes üçlemesinin son bölümü olan End of Watch (Nöbetin Sonu) 7 Haziran’da yurtdışında yayımlandı. Yazar son romanı ile ilgili olarak, Hillary Clinton, Donald Trump ve sonraki kitabının ilhamını nereden aldığı konusu da dahil; en sevdiği Dr Seuss kitabı hakkında Rolling Stone dergisine konuştu.

Başarının en iyi tarafı ve en kötü tarafı nedir?

En iyi tarafı zaten bedavaya da yapabileceğim bir şey için bana para ödemeleri. Yaptığım işi gerçekten çok seviyorum. Bir şeyler uydurmaya bayılıyorum. En kötü yanı ise… Garip gelecek ama… Mesela bu hafta sonu muhtemelen Red Sox maçına gideceğim ve yine imza almak isteyenlerle karşılaşacağım. Otelin önünde bir anda ortaya çıkıyorlar ve gidip bir sandviç bile alamıyorum. Ya da bu insanları başımdan atmadan sinemaya gidemiyorum. Sanki sahnede olmak istemediğiniz halde sizi sahneye sürüklemeleri gibi.

Selfieler de sinirinizi bozuyordur.

Evet. Selfieler hiç hoş değil. Şimdi herkesin bir cep telefonu var. Bu imza isteyen kişiler gelip bana lütfen şu Firestarter (Tepki filmi) posterini imzalar mısınız, büyük annem için, çok hasta ve iki yıl içinde ölecek, diyorlar. Ama siz çok iyi biliyorsunuz ki gidip posteri eBay’de satacaklar. İnsanları eğlendirebildiğim için mutluyum, bir sürü insan kitaplarımı okuyor. Keşke diyorum kim olduğumu kimse bilmeseydi, harika olurdu. [Duruyor] Birçok kişi muhtemelen bu dediklerimi okuyacak ve gözlerini devirip “Keşke bizim de böyle dertlerimiz olsa,” diyecekler. Bunu anlıyorum. Ama şu da var ki 25-30 yıldan sonra insan bıkıyor biraz.

Yazar olmasaydınız nasıl bir hayatınız olurdu sizce?

Çok iyi bir lise İngilizce öğretmeni olurdum. Üniversitede İngilizce öğretmeni de olabilirdim belki. Herhalde 50 yaş civarında alkol yüzünden ölmüş olurdum. Evliliğimin süreceğinden de emin değilim. İnsanların bir yeteneğe sahip olup onu kullanamadan yaşamalarının çok çok zor olduğunu düşünüyorum.

Aldığınız en iyi tavsiye nedir?

Satchel Paige bana özetle şöyle demişti: “Arkana bakma, sana yetişmeye çalışan bir şeyler olabilir.” Yaptığın işi seven de olacaktır sevmeyen de. Ama eğer son yaptığın işi didikliyorlar ve sen de sonraki eserin üzerinde çalışıyorsan, doğru olanı yapıyorsun demektir.

Kahramanlarınız kimler?

Boston Red Sox’dan David Ortiz kahramanlarımdan biridir. O, yaptığı işte harika ve insanlarla arası hep iyi olmuştur. Cormac McCarthy müthiş bir yazar, insanlara keyif vermeyi çok iyi biliyor ve ne yaparsa yapsın kendi yoluyla yapıyor. Yönetmenlere gelirsek, Martin Scorsese. Yeni kitabım End of Watch’da karakterlerden biri şöyle diyor: Yönetmenlerin çoğu öykü yazıyor, Scorsese ise roman.

Çocukken en sevdiğiniz kitap neydi ve sizi nasıl yansıtıyor bu kitap?

Altı yaşındayken en sevdiğim kitap Dr. Seuss’un yazdığı The 500 Hats of Bartholomew Cubbins’di. Konusu çok basitti: Adamın tek yaptığı kralın önünde şapka çıkarmaktı ama şapkasını her çıkardığında altında bir şapka daha beliriyordu. En sonunda tutuklandı ve başını vurmaya götürdüler. Gerçek bir korku hikâyesiydi.

Sizi nasıl yansıtıyor peki?

Muhtemelen benim tuhaf ve kafayı yemiş bir çocuk olduğumu gösteriyor.

Peki, şimdi en sevdiğiniz kitap nedir?

Şu anda hayatta olmayan bir yazar, Thomas Williams’ın yazdığı The Hair of Harold Roux. Dört ya da beş kez okumuşumdur. Aaron Benham adında bir adamın hayatındaki birkaç günden bahsediyor. Bu adam, bir kitap yazan bir adam hakkında bir kitap yazıyor. Ayna içinde ayna gibi. Bu kitabı seviyorum çünkü yazar olmak hakkında fark ettiğim gerçeği ortaya koyuyor.

Tüm dünyada en sevdiğiniz şehir neresi?

New York. Çünkü orada yolumu bulabiliyorum. Ben tam bir taşra insanıyım ve taşranın mükemmel bir sistemi var. Ama New York’ta her blokta görmeye değer bir şey oluyor; dükkânlar, küçük restoranlar. İlla ki küçük köpek yavrusunu gezdiren yaşlı tuhaf bir bayan ve başka garip tipler oluyor etrafta. Mimari muhteşem. Gitmek istediğin bir film mi var, gidebilirsin. Bir punk rock grubuyla ilgili Green Room diye bir korku filmi var mesela şu sıralar. Çok gitmek istiyorum ama burada yok. New York’ta olsaydım kesin izlerdim.

Hiç şehirde bir daire almayı ve orada daha fazla vakit geçirmeyi düşündünüz mü?

Bir ara eşimle aklımıza böyle bir şey geldi. Ama benim için aşırı kültürel. Bir sürü yazarın yakınında olmak istemedim. New York’ta sokakta elini sallasan yazara çarpıyor. Bazıları gerçekten ünlü yazarlar. Üç kitap falan yayınladıktan sonra bir edebiyat birliği partisine gittiğimi hatırlıyorum. Herkes kadeh kaldırıyordu ve Irwin Shaw köşede oturuyordu; elinde bir baston vardı ve bir hayli sarhoştu, yüzü kıpkırmızıydı. Beni tepeden tırnağa süzdü ve dedi ki, “Ooo, sabun köpüğü de geldi.” Hemen çıkıp gittim oradan. New York’ta yaşamayı hiç düşünmedim ama gidip gezmeyi seviyorum. John Mellencamp’ın şarkısında dediği gibi: Büyük şehrin gözünü seveyim diyecek kadar da köylü değilim.

Bu işe başladığınız sıralarda size sektörle ilgili nasıl bir tavsiye vermelerini isterdiniz?

Keşke bana her zaman editörün tavsiyesini dinlemek zorunda olmadığımı söyleselerdi. Bazen seçtiğiniz yol en doğru yoldur. Her yazarın benden daha akıllı ve daha yetenekli olduğunu sanıyordum. İşin aslının böyle olmadığı sonra ortaya çıktı.

Hangi noktada öğrendiniz bunu?

Ah… Tanrım… bu, bir hayli zaman aldı. 45 yaşında falandım sanırım. “O” adlı romanımı yazdığım sıralar, yani 1985 yılı. O romanı editörden bayağı kırpılmış halde döndü. “Hayır, bu kısımlar kalacak,” dedim. O zamanki editörüm Allen Williams benim söylediğim bir şeyi tekrar etti: “Çocuklar anlayacak.” Gerçek buydu.

Rahatlamak için ne yaparsınız?

Okurum, TV izlerim. Şimdilerde televizyonda çok şey var. Pinocchio’daki Zevk Adası gibi. Ayrıca gitar çalıyorum. Bir süredir yeni bir şarkı öğrenmeye çalışıyorum. Ne söylediğim ne de çaldığım bir şeye benziyor ama beni gerçekten rahatlatıyor.

45 yıldır eşiniz Tabitha ile evlisiniz. İlişkiler hakkında ne öğrendiniz?

Bazen yapabileceğin en iyi şey, çeneni kapatmak ve ne yapılması gerekiyorsa onu yapması için diğer kişiye izin vermektir. Bir evliliğin yürümesini istiyorsan birçok şeyi kabul etmelisin ve konuşmaya devam etmek zorundasın. Ve eşini de sevmek zorundasın. Bunun çok büyük faydası olur.

Yazarken dikkatinizi dağıtmamak için ne yapıyorsunuz?

Başlı başına bir alışkanlık bu. Çoğu gün 7:30’dan öğlene kadar yazıyorum. Bir tür transa giriyorum. Bunun hayatınızda çok da büyük bir şey olmadığını unutmamanız mühim. Hayatınızda asıl önemli olan, ailenizin size ihtiyacı olduğu anda ya da acil bir durumda veya başka bir şey için orada olmanız. Ama arka plandaki önemsiz sesleri kesmeniz de gerekiyor. Bu, Twitter yok demek. Ya da Huffington Post’un sitesine girip Kim Kardashian’ın neler yaptığına bakmak da yok. Onun da zamanı var. Mesela benim için genellikle yatmadan öncesi. Bir bakmışım hipnoz olmuş, komik köpek videoları ya da o tür şeyler izliyorum.

Sizi Maine’li yapan en büyük şey nedir?

Diyorum ya, ben aslında bir taşra insanıyım. Dört-çeker bir pikabım var. Kışın lazım oluyor, çünkü yolların çoğu berbat.

1999’daki kamyonet kazasından çıkardığınız en büyük hayat dersi nedir? [King yolun kenarında yürürken kamyonetin ona çarptığı kaza]

Hem ağrı ile yaşayıp hem de üretken olabilirsiniz. Bir süre sonra ağrıyı kabulleniyorsunuz. Onunla yaşıyorsunuz. Yapabileceğiniz belirli şeyler var. Egzersiz yapıyorsunuz, kırık tarafınızla ağır kaldırmıyorsunuz ama yine de asla tamamıyla iyileşmiyor. Arka plandaki gürültünün bir parçası haline geliyor.

Kazadan sonraki ilk birkaç hafta içinde bu ağrı ile yaşayamayacağınızı düşündünüz mü?

Evet. Hem de ilk birkaç hafta değil, galiba ilk altı ay. Zamanla ağrı daha yüklü bir etki yaratıyor ve “Hayatımın kalanında bu böyle devam edecekse yaşamayayım daha iyi,” diyorsunuz. Ve bir süre sonra, grafik aşağı doğru iniyor, ağrı biraz azalıyor ve sonra grafik yine yukarı çıkıyor ve artık kabullenmeye başlıyorsunuz. Zamanla bu iniş çıkışlar hayatınızın bir parçası oluyor ve sorun etmiyorsunuz.

Siz göçüp gittikten sonra insanların hakkınızda ne söylemesini umuyorsunuz?

İnsanlar şunu dese iyi olurdu: “Çok çalıştı. Geride zengin bir roman mirası bıraktı ve toplum için de doğru olanı yaptı.” Bunun ötesinde, ölüm sonrasına dair pek bir şey beklemiyorum. Sanırım şarkıcılar, söz yazarları ve müzisyenler için yazarları bekleyenlerden daha çok şey var.

Önümüzdeki 50 yıl içinde insanların hala Mahşer’i okuyacaklarını düşünmüyor musunuz?

Bu gerçekten güzel olurdu. Medyum’u okuyabilirler. Korku Ağı’nı okuyabilirler. Bence korku romanlarının ve fantastik romanların diğer kitaplara nazaran daha uzun bir raf ömrü var. Ben çocukken çok-satarları düşünüyorum da, Mayısta Yedi Gün* diye bir roman vardı ve Irving Wallace romanları. Şimdi bu isimlerden bahsedince insanlar boş boş bakıyor. Birçok yazara olan bu. İnsanlar yoluna devam ediyor.

Sizi en çok hareketlendiren şarkı hangisi?

İlk aklıma gelen [İskoç grup] Del Amitri’nin bir şarkısı “Always the Last to Know.” Çok acıklı bir şarkı. Sanatçılara gelirsek: Jerry Lee Lewis, Eddie Cochran ve 1950’lerdeki diğer hakiki rockçılar. Wanda Jackson’dan “Let’s Have a Party” ve Jackie Brenston’dan “Rocket 88.” O şarkıda şöyle diyor: “Arabamdaki herkes bir-iki tek atacak.” Bugünlerde bu tür şeyleri söylemek pek doğru değil ama ben seviyorum.

Sizce internet insanlık için tamamıyla bir kazanç mı, yoksa külliyen zarar mı?

Bence internet bir destek. Bu sabah bir Hint ismi lazım oldu. Açtım Firefox’u ve şıp diye buldum. Anında araştırma yapabiliyorsunuz. Bir kitap almanıza gerek kalmıyor, kitabı da bulamayabilirsiniz belki. İnternet 21. yüzyılın sihirli sekiz no’lu top’u** gibi. Her zaman bir cevap alabiliyorsunuz. Doğru olmayabiliyor ama her zaman bir yanıtı var.

Öte yandan, politik doğruluğun aralıksız sürmesini sağlıyor. Troller hep oradalar. Eğer yanlış bir adım atarsanız ya da hoşlarına gitmeyen bir şey söylerseniz, tonlarca tuğla misali üzerinize yığılıyorlar. İnternet herkes için gerçek bir entelektüel koltuk değneği haline geldi. Tamamıyla çökeceğini de düşünmek zorundasınız. O zaman, bence çok uzun bir süre insanlar kendilerini çaresiz bulacaklar.

Donald Trump’ın bu denli popüler olduğunu görünce ülkeniz adına hayal kırıklığına uğradınız mı?

Ülkem adına çok büyük bir hayal kırıklığı içindeyim. Bence Trump, kendilerini dışarı atılmış kadınlar gibi gören ve yanlış deri rengine sahip insanları içeri alıyorlarmış gibi hisseden bir tür Amerikan erkeğinin son kalesi. O, bu tür insanlara hitap ediyor. Trump aşırı popüler, çünkü insanlar beyaz Amerikalının hiyerarşinin en tepesinde olmasını kimsenin sorgulamadığı bir dünya istiyor.

Sizce kazanabilir mi?

Geçen gün Hillary Clinton’ın sadece üç puanla öne geçtiğini söyleyen bir anket gördüm. Eğer bu doğruysa, yürüyen merdivenlerden inip başkanlığa aday olduğunu duyurduğu zamana dönüp bakmak zorundasınız, o an herkes bunun bir şaka olduğunu düşündü. Basın bunun bir şaka olduğunu düşündü. Rolling Stone şaka olduğunu düşündü. Jon Stewart “Yapmayın lütfen, bırakın devam etsin; bulduğumuz en iyi şaka malzemesi o,” dedi. Ee, hiç kimse gülmüyor artık.

Bu yıl adaylığını koyanlar arasında bu işi yapabilecek niteliğe nispeten sahip tek kişi Hillary Clinton. Ona karşı çok fazla önyargı var… sadece kadın olduğu için. Bir kadın tarafından yetiştirildiğim ve altı kız kardeş sahibi bir eşle evli olduğum için bu durumdan nefret ediyorum.

Son olarak, yeni kitabınız End of Watch’ta kötü adam, bir hastanenin 217 numaralı odasında kalıyor. Bu numarayla Medyum’daki hayaletli otel odasının numarasının aynı olması bana tesadüf gibi gelmedi.

Hayır, tesadüf değil. Doğruca Overlook Oteli ile bağlantılı.

 

*1962 yılında yayınlanan bu romanın şu an Türkçe baskısı mevcut.

** Magic 8-Ball: Salladığınıza sorduğunuz soruya karşılık 20 farklı cevap gösterebilen bilardo topu şeklindeki eğlence aleti.

Röportajın orjinal kaynağı için buraya tıklayabilirsiniz.

Son okuma: Feryal Çeviköz

Etiketler:  

Edebiyat ve sinema hayranı (bazen hangisini daha çok sevdiğini kendisi de bilmiyor), İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, öğretmen; yazmayı, okumayı, konuşmayı, öğretmeyi ve bunların hepsi üzerine düşünmeyi seven bir ademoğlu. Bir hayaledici. Ne yazık ki hep böyle kalacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Stephen King’le Trump, Yazmak ve Selfieler Üzerine

Stephen King’in son romanı ve Bay Mercedes üçlemesinin son bölümü olan End of Watch (Nöbetin Sonu) 7 Haziran’da yurtdışında yayımlandı. Yazar son romanı ile ilgili olarak, Hillary Clinton, Donald Trump ve sonraki kitabının ilhamını nereden aldığı konusu da dahil; en sevdiği Dr Seuss kitabı hakkında Rolling Stone dergisine konuştu.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün