Yaprak Onur ile Röportaj

Ann Leckie’nin Hugo, Nebula ve Arthur C. Clarke gibi prestijli ödülleri aynı anda kazanmış eseri Adalet’e dair incelememizi okudunuz. Peki bilimkurgu camiasında böyle bir başarı elde etmiş bir eserin mutfak kısmına bakmaya var mısınız?

yaprak-onur-roportaj

Adalet’in çevirmeni Yaprak Onur, röportaj teklifimizi kırmadı ve bize hem çeviri sürecine dair eğlenceli bilgiler verdi hem de bir bilimkurgu hayranı olarak kitaba ve bilimkurguya dair fikirlerini paylaştı.

  • Hoş geldin diyelim öncelikle. Röportaj teklifimizi kabul ederek bizi çok mutlu ettin. Önce seni tanıyarak başlayalım mı? Kimdir Yaprak Onur? Adalet ile yolu nasıl kesişmiştir?

Adalet’le yollarının kesişmesi epey ilginç bir hikâye. O yüzden Yaprak Onur kimdirden başlayayım.

Yaprak Onur, Galatasaray Üniversitesi İletişim Bölümü mezunu, dört sene Kanada’da yaşayıp yeni dönmüş biridir.

Çeviriyle yolumun kesişmesinin sebebiyse annem. Annem eski bir İngilizce öğretmeni ve yıllarca İngilizce eğitim kitapları sektöründe çalışıp emekli olduktan sonra çeviriye başladı. Ee tabii, ben de onunla konuşmalarda falan konunun içine girmeye başladım. Yaklaşık altı ay önce işimden ayrıldığım, işsiz geçirdiğim bir dönemde kitap okumayı ve bu işin arayüzünü gören biri olarak kitap çevirisini bir denesem diye düşününce Yabancı Yayınları’ndan bir deneme çevirisi aldım. O kitap henüz basılmadı, ama onun çevirisi bittikten sonra çeviri artık benim kanıma işlemişti.

  • Yabancı Yayınları daha çok aşk-macera türünde kitapları basıyor diye biliyorum. Bahsettiğin kitap da bu türde mi?

Genç edebiyatı türünde bir kitap. Onda da bilimkurgu öğeleri var. Tabii aşk ve macera da. O çeviriden sonra Yabancı Yayınları da memnun kaldı sanırım.

Adalet benim ikinci çevirim, ama ilk basılan kitabım da aynı zamanda. Yani daha kendime çevirmen derken bile endişe ediyorum. Bu işe hayatlarını vermiş insanlar var çünkü.

  • Yalnız ilk basılan çevirinin bol ödüllü ve dünya çapında böyle üne sahip olması nasıl bir his?

Heyecanlı ve biraz gerilimli bir durum.

  • O zaman hadi Adalet ile yollarının nasıl kesiştiğine gelelim.

Kitabın bana gelme hikâyesi ilginç demiştim ya, Yabancı ve İthaki kardeş yayınevleri, biliyorsundur. Adalet aslında anneme gelen bir çeviriydi, fakat yayın takvimindeki değişikliklerden dolayı, Yabancı Yayınevi için çevireceği bir kitapla tarihler çakıştı. Diğer kitap da bir serinin ikinci kitabı olunca tabii Adalet’i bırakmak zorunda kaldı.

Ama ben Adalet için çok heyecanlıydım. Bizim onunla bir anlaşmamız var, birbirimizin ilk okumalarını yaparız. Ben de Adalet’in ilk okumasını yapacağım için heyecanlanıyordum.

Çünkü konusu çok ilgimi çekmişti. Zaten bilimkurgu deyince benim için akan sular duruyordu. “Ee, ben bu iki kitabı da aynı anda çeviremem ki,” başlıklı telefon konuşmaları sırasında ben yandan, “Aaa, Adalet’i bırakma. Sen çevirmeyeceksen ben çevireyim,” deyince ve ilk çevirim de Tuğçe Nida’nın onayından geçince, Alican Saygı Ortanca “İyi o zaman. Hanede kalsın,” diyerek kitabı bana verdi.

  • Çok az rastlanır bir hikâye bu.

Kesinlikle.

  • Çeviri demek ki ailenizin genlerinde var.

Aile hastalığı demek daha doğru (gülüyor). Sen yazında da söylemişsin nelere bakacağımızı öğrendik diye. Ben de bunları annemden öğrenince işim daha kolay oldu.

ann-leckie-aj

Ann Leckie

  • Kitabın kendisi gibi çeviriye gidişi de oldukça maceralı olmuş. Peki o zaman, sen zaten cevabı verdin ama ben yine de sormak istiyorum. Bilimkurguyla aran nasıl?

Bilimkurgu benim hem kitap hem de film olarak en sevdiğim tür. Ama açıkçası, kitaba ilk başladığımda, bu kadar gerçek bir bilimkurguyla karşılaşacağımın o kadar da farkında değildim.

  • Adalet’in neyi seni bu kadar cezbetti peki? O ilk okumada nasıl vuruldunuz birbirinize?

Ben kitapları çevirmeden önce okumuyorum aslında. Sadece konusunda bakıyorum, yoksa heyecanı kaçıyor ve çeviri ilerlemiyor.

  • İnsan iki kere aynı şeyi, yakın zamanla okumak istemeyebilir tabii. Bir de genelde önden okuyacak zaman da olmuyor diye biliyorum, doğru mu?

Genelde okuyacak zaman olmuyor, doğru. Bir çeviri bittiğinde ikincisine başlanıyor. Arada okunan kitaplar da keyif için oluyor (gülüyor). Çünkü kitap okumaktan keyif almadan bu işi yapmanın çok mümkün olduğunu düşünmüyorum.

  • Bu arada demeden geçmeyeyim, yayınlanan ilk çevirin olmasına rağmen gayet başarılı bir çeviriydi. Zaten Alican Saygı Ortanca da Facebook hesabında neredeyse hatasız bir çeviri demişti.

Çok teşekkür ederim, bunun beni ne kadar mutlu ettiğini anlatmam mümkün değil.

  • Kitaba nasıl vuruldun diyorduk, ben araya bir ton laf soktum. Nasıl cezbetti seni bu kitap?

Adalet’e vurulmam, konusu hakkındaki bilgim haricinde ikinci bölümün başında oldu.

  • Ah, o meşhur 2. bölüm! Kesinlikle katılıyorum.

Bir uzay gemisinin kendisini tarif etmesini okumak beni vuran şeydi.

  • Serinin üçleme olduğunu düşünürsek, Breq ile olan yolculuğumuzda bize sen mi eşlik edeceksin? Ben bir okur olarak yine senin adını görmek isterim doğrusu.

Alican’la o şekilde konuştuk. Herhangi bir aksilik olmazsa öyle olacak.

  • O zaman sana rahatlıkla “serinin çevirmeni” diyebiliriz.

Öyle olacağını umuyorum (gülüyor).

ann_leckie_ancillary_books

  • Hadi biraz teknik konulara girelim. Adalet, çeviri bakımından belli bir karmaşaya sahip. Hatta karmaşa demeyelim de, biraz özel diyelim. Tüm karakterler she diye tanımlanırken, aynı zamanda cinsiyetsizlik de söz konusu. Yani yazarın she derken bir kadını kastettiğinden emin olamıyoruz. Bu kısımlar seni zorladı mı? Nasıl aştın bunu?

Çeviri ilk elime geldiği andan itibaren bunun bir problem olacağını biliyordum. Birkaç seçeneğim vardı: ya kitabın tümünde o yerine dişi veya kadın gibi bir kelime kullanacaktım, ya da bunu sadece çok özel yerlerde, gerçekten cinsiyetten bahsettiği yerlerde vurgulayacaktım. İlk birkaç bölümde farklı birkaç yöntem denedim.

  • Kitabın kaderini etkileyecek bir seçim.

Aynen öyle, çok önemli bir karardı. Ama açıkçası hepsi sırıttı. Kitabın okuma keyfini kaçırdı, gözüme battı, kulağımı tırmaladı.

Kitaptaki kullanımlar she ile sınırlı da kalmıyordu. Bir isimde ya da sıfatta da cinsiyet belirtilecekse yazar dişi olarak belirtmeyi seçmişti. Örneğin, çocuklar girl diye ya da daughter diye geçiyordu.

  • Teğmen Awn’ın o şiir yazan kardeşinden de sister diye bahsediyor sanırım.

Evet, aynen öyle. O ayrıntıyı da fark ettikten sonra, belirsizlik kullanmanın Türkçe için daha doğru olacağını düşünmeye başladım. Tabii bu benim bireysel bir kararım olamazdı, Alican’ın da söz hakkı olan bir karardı.

Onunla da biraz tartıştık ve kitabın yazının içinde de bu cinsiyetsizliği vermesi üzerine, belirsiz bırakmanın daha güzel duracağına karar verdik.

  • Çevirinin seni en zorlayan kısmı için bu cinsiyet kavramı olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa daha başka bir şey var mıydı?

Aslında cinsiyet kavramı karar verildikten sonra zorlayan bir kavram olmaktan çıktı. Asıl zorlayan yanlarından biri, özellikle mekan betimlemelerinde yazarın kullandığı upuzun cümlelerdi.

  • Onları bölmeyi mi tercih ettin peki? Pek çok çevirmenin bu uzun cümleler için farklı yoğurt yeyişleri mevcut. En azından ben öyle gözlemledim.

Evet, çoğu çevirmen bölme yolunu tercih ediyor. Ben de bazı yerlerde bu yönteme başvurdum. Ama bu cümleler yazarın tarzını çok net gösteren cümlelerdi ve hepsini bozmak istemedim.

Bir cümleye 15 – 20 dakika uğraştığım oldu, ama birçoğunu olduğu gibi tutmayı başardım. Tabii bunda çetemin yardımlarını da saymazsam olmaz (gülüyor).

  • Ooo, takım çalışması! Bu arada bu sözlerinden çeviri esnasında yazarla özdeşleşen bir çevirmenmişsin gibi bir izlenim çıkıyor.

Takım çalışması olmadan bir yere kadar gidebiliyor insan (gülüyor).

Elimden geldiğince yazarın tarzı ile özdeşleşmeye çalıştım, doğru. Bu konuda ne kadar başarılı olduğumu ben yargılayamam, ama gelen olumlu eleştiriler çok da başarısız olmadığımı hissetmemi sağlıyor.

  • Şu ana dek kitaba dair yorumlar sadece Kayıp Rıhtım’dan mı geldi peki?

Evet, maalesef öyle. Ama tabii Alican’ın da yorumları olumluydu. Okuyan birkaç kişi daha oldu konuştuğum.

  • Fuarla birlikte yorumların artışa geçeceğini düşünüyorum ben.

Benim de umudum o yönde.

  • Madem çeviriden gidiyoruz, o zaman çok merak ettiğim bir şeyi sorayım: kitabın adını Adalet diye çevirmek senin fikrin miydi? Bahsettiğin çetenin oy birliği miydi? Yoksa Alican’ın parmağı mı var?

Tam olarak değil. Orada çetenin söz hakkı yoktu. O Alican’la birlikte verdiğimiz bir karardı. Benim önerilerim arasında Adalet’in Bağılı ve Bağıl’ın Adaleti vardı. Fakat açıkçası bağıl kavramı son ana kadar belli olan bir isim değildi. Ben çeviriyi ancillary diye yazarak gönderdim hep. Sonra kendi yaptığım son okumada bağıl olarak kesinleşti.

  • Diğer alternatifler neydi “bağıl” için?

Epey alternatif vardı. Birkaçı şöyleydi: bağıl, bağ, bağlı. Bunlar ilk aklımdan geçenlerdi.

  • Ben bağılı sevdim açıkçası. Dili biraz zorluyor, ama kitabı okurken sırıtmıyor diye düşünüyorum. Bağılla kastedileni anlayınca benim aklımda oturdu her şey.

Evet, ben de aynı şeyi düşündüm. Bağıl benim de en içime sinen oldu. Zaten o yüzden kitap bitene kadar kesinleştirmeyi reddettim.

  • İşin mutfağını da sayende görmüş olduk. Biraz da Adalet’in bir okuru olarak birkaç soru sormak istiyorum. İnsan bir kitabı sevince hemen kendisi gibi sevmiş kişileri arıyor. Sen de bu kitabı severek çevirdin, ki bence severek çevirdiğin ortaya çıkan emekten de belli oluyor. Kitapta seni en çok vuran kısım neresi oldu?

Ben bağıl kavramına bayıldım. Bütün olarak uzay gemisi olan şeyin parça olarak farklı birimler olması fikri beni çok etkiledi. Yazarın diline de açıkçası hayran kaldım.

  • Gerçekten bağıl fikir beni de kitaba aşık eden şeydi. Favori karakterin var mı peki?

Favori karakter zor bir soru. Hepsi çocuğum gibi oldu. Breq tabii ki bayıldığım bir karakter, ama ben Seivarden’e de hayran olduğumu belirtmeliyim. Özellikle de kitabın sonlarındaki dönüşümüne.

  • Çok gerçekçi bir karakter, değil mi?

Kesinlikle.

  • Yazarın dili dedin ya, neydi o yazarın dilinde seni büyüleyen kısım?

Demin bahsettiğim o uzun cümleli tasvirler vardı ya, onlar. Bir cümledeki bütün kelimelerin bir anlam ifade etmesi.

  • Zorladığı kadar büyüledi de demek? Harika!

Kesinlikle. Zaten o yüzden bölmemek için çok çaba sarf ettim. Bölündüğünde o büyü kaçıyor gibi geldi bana. Ama birkaç tanesini çevirirken kelimenin tam anlamıyla ağladığımı itiraf ediyorum (gülüyor).

  • Buna rağmen kusursuz çeviri diye yorum geldi. Seni diğer İthaki bilimkurgularında da görebilecek miyiz, ne dersin? İthaki bu ara bilimkurgu açısından büyük atağa geçti.

Umarım görürsünüz. İthaki çalışması inanılmaz keyifli bir yayınevi.

  • Şu kitabı ben çevirseydim dediğin bir kitap var mı? Ya da henüz çevrilmemiş bir kitap da olabilir bu.

Henüz yok. Henüz çiçeği burnunda bir çevirmenim.

  • O zaman gündemdeki taze konulardan birini sormak istiyorum. Ann Leckie’nin bu “she” kavramı pek çok çevre tarafından feminist bilimkurgu yazarı olarak adlandırılmasına neden oldu. Adalet de feminist bilimkurgu kitabı kategorisine alındı. Sen ne düşünüyorsun?

Feminist bir bilimkurgu sayılmasını anlayabiliyorum. Gerçek anlamıyla yozlaştırılmamış feminizm gerçekten bu eserde var. Ve bence bu karakterlerin she olarak geçmesinde ziyade, cinsiyetsiz toplum vurgusunda yatıyor.

She konusunda yazar bir tercih yapmak zorundaydı diye düşünüyorum. He de kullanabilirdi, ama bu çok kullanılmış olurdu.

  • Sonunda biri bunu söyledi, çok mutluyum. Biz karakterlerin cinsiyetlerini merak ediyor olsak da, yazarın yarattığı belirsizlik sayesinde karakterlerin cinsiyetlerini ister istemez geri plana itmiş oluyoruz. Bence bu çok zekice.

Aynen öyle. Ben kitabın başlarında karakterlerin cinsiyetlerini düşünüyordum, ama ortalarına gelmeden bunun düşünmeyi bıraktım.

  • Ne dersin, bunca ödülü almasında bu küçük ama etkili taktiğinin de payı var mıdır?

Kesinlikle vardı. Dediğim gibi, farklıydı. Ama sadece ona yormak çok büyük haksızlık olur diye düşünüyorum.

Ann Leckie bence çok başarılı bir evren yaratmıştı. Ben açık bir yönünü göremedim bu evrenin. Bence bağıl gibi farklı bir kavram da ödüllerde çok etkili olmuştur.

  • Elbette, elbette. Ben sadece ödüle giden yoldaki başarılı adımlarından biri olduğunu düşünüyorum.

Kesinlikle.

  • Bağıllar zaten son zamanlarda okuduğum en özgün fikirlerden biriydi. Robot ve android gibi kavramları elinin tersiyle itiyordu bana kalırsa.

Yapay zekayı çok farklı yorumlamıştı. Bağıl kavramı bana daha çok Transendance’da geçene yakın bir his verdi.

  • Esinlenme olabilir mi?

Tabii ki olabilir, ama zannetmiyorum. Yapay zekaya insanları bağlamak fikri tartışılan bir fikir. Bağıl da bunun farklı bir ele alınışı gibi geldi bana.

  • Gerçekçi buluyor musun peki?

Hmm, zor bir soru. Evet, bence gerçekçi bir fikir, ama ne şekilde olacağını öngöremiyorum. Yani Ann Leckie’nin bağıl kavramı gibi öznelliği çok minimumda bırakarak mı, yoksa kolektif bilincin içinde bireyin de yeri olacak mı, bilemiyorum.

  • Yaşayıp göreceğiz değil mi? O halde şöyle sormak istiyorum, Adalet’i henüz okumamış kişilere ne söylemek istersin?

Kesinlikle okuyun! Okurken farklı fikirlere ve düşüncelere açık olun. Kitabı başka bir şeyden yola çıkarak değil, kendi içinde yargılayın.

  • Bildiğim kadarıyla bir Kayıp Rıhtım takipçisisin de. Son sorum da bunun üzerine olsun o hâlde. Kayıp Rıhtım senin için nedir? Neden biz? Neden Kayıp Rıhtım?

Hmm, neden siz. İlgimi çeken kitaplardan haberdar olabildiğim için siz. Onun dışında yorumlar ve incelemelerde farklı bir şekilde düşünmemi sağladığınız için. Her blogda ya da sitede gördüğüm tanıtım yazısı dışına çıkabildiğiniz için.

  • Tüm Kayıp Rıhtım adına çok teşekkür ederim bu güzel sohbet için. 

Hem işin mutfağını gördük, hem de böylesine ses getirmiş bir eserin çevriliş sürecinin de bir o kadar sıra dışı olduğunu öğrendik. Yeni eserlerde görüşmek üzere!

* * *

ADALET KİTABI İNCELEMESİ İÇİN TIKLAYIN!

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaprak Onur ile Röportaj

Ann Leckie’nin Hugo, Nebula ve Arthur C. Clarke gibi prestijli ödülleri aynı anda kazanmış eseri Adalet’e dair incelememizi okudunuz. Peki bilimkurgu camiasında böyle bir başarı elde etmiş bir eserin mutfak kısmına bakmaya var mısınız?

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün