Rabia Elif Özcan
1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

Neden Okuyabileceğimizden Daha Fazla Kitap Alırız?

“Önüm, arkam, sağım, solum kitap,” mı diyorsunuz? Bu makale, gereğinden fazla kitap alıyor oluşunuzu dert etmemenize yardımcı olabilir! Gelin nedenlerine hep birlikte göz atalım.

Körlük: Gözlerimi Kapattım ve Bir Anda Gördüm

Karşımızdaki dünya vitrinlerden ibaretse gerçeği görebilmek için önce kör olmak gerekir. Körlüğü kabul etmekse bir o kadar da ölmek, öldürmek, yok etmek ve doğmak demektir. José Saramago’nun Körlük romanını inceledik.

Mustang: Pencere İki Yüzlüdür

Beş kız kardeşin öyküsünü anlatan, Oscar adayı “Mustang” filmini sizler için inceledik! Sınırların birbirine karıştığı bu dünyada insan, pencerenin hangi tarafından bakar?

Salt of the Earth: Bir Fısıltıdır Toprak

İnsanın mayası, toprağın tuzundan yoğrulmuştur. Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Salt of the Earth belgeseli üzerine konuştuk.

Siyahperdenin Başrolünde: Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler

Yalçın Tosun’un ilk öykü kitabı Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler üzerine konuştuk. Uyaralım. Bu inceleme, tıpkı kitap gibi sizi biraz huzursuz edebilir.

Başa dönün