in , ,

Efsanelere Konu Olan Ahtapotlar Hakkında 10 Tuhaf Gerçek

Ahtapotlar hakkında tuhaf gerçekler ile karşılaşmaya hazır olun! Efsanelere konu olan bu ilginç canlılar, insanı hayrete düşüren pek çok özelliğe sahip.

ahtapotlar hakkında bilgi özellik

Ahtapotlar tarih boyunca okyanusların en gizemli hakimleri arasında yer aldı. Onlardan ilhamla pek çok efsane anlatıldı. Kurgu dünyası, bu sekiz kollu canlıların kapısını sık sık çalmaktan çekinmedi. Peki ahtapotlar anlatıldıkları kadar dikkat çekici hayvanlar mı? Gelin onları biraz daha yakından tanıyalım!

Okyanuslar, en az uzay kadar gizemli bir coğrafya. Dünyayı çepeçevre saran bu su kütlelerinin yalnızca yüzde 5’ini layıkıyla keşfedebildik. İşte ahtapotlar da bu ekosistemin en ilginç canlılarından birisi. Kimi zaman rüya gördükleri bile iddia edilen bu canlıların gizemli dünyasına bir kapı aralamaya ne dersiniz?

Okyanuslar daima bilinmeyen yerlerden gelen tuhaf yaratıkların evi olarak kabul edildi. Ahtapotlar da bu bilinmezliğin öncüleri arasındaki yerlerini almakta gecikmedi. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de okyanusların hâlâ yeterince keşfedilememiş olması ve karanlık dehlizlerinde nelerin yaşadığını bilmiyor olmamızdı.

Ahtapotlar da bu karanlık dehlizlerde yaşayan canlılardan birisi. 8 kollu tuhaf görünümlü omurgasız canlı, korku edebiyatında kültüründe Dünya dışından gelmiş bir yaratığa dahi benzetildi.

Örümcek Adam’ın çizgi roman serisinde yer alan Doktor Octopus’tan tutun da edebiyatta Lovecraft’ın Cthulhu’suna ve İskandinav mitolojisindeki Kraken’e kadar pek çok defa ahtapotlar kana susamış ve insafsız canlılar olarak betimlendi. Bu ahtapot canavar tipini Yeşilçam’da ise Tarkan: Viking Kanı filminde Vikinglerin kendisine sunduğu kurbanları kayaların arasından canlı canlı, dokunaçlarını uzatarak çekerken gördük.

Şimdi ise onları daha yakından tanıma zamanı!

İşte Ahtapotlar Hakkında Bazı İlgi Çekici Bilgiler

1. Ahtapotların Kökeni Milyonlarca Yıl Öncesine Dayanıyor

ahtapotlar Pohlsepia

Bilinen en eski ahtapot fosili bundan 296 milyon yıl önce Karbonifer döneme tarihlendirilmişti. Chicago’da Field Müzesi’nde sergilenen bu fosil örneği Pohlsepia adında bir türe ait. İşin ilginci bu fosil, bizim bugün okyanuslarda gördüğümüz ahtapota oldukça benziyor. Yani karada yaşam henüz bitkiler ve dinozorlar öncesi sürüngenlerin ötesine geçememişken okyanusların derinlerinde ahtapotlar milyonlarca yıla yetecek kadar evrimleşmişlerdi.

2. Ahtapotların Üç Kalbi Bulunuyor

Ahtapotların toplam üç kalbi bulunuyor. Bu üç kalbinden ikisi kanı solungaçlarının ötesine taşırken birisi ise organlarına kan dolaşımını sağlıyor. Bu tuhaf canlıların kalpleri yüzerken duruyor, bu da onların yüzmek yerine emekleyerek hareket etme eğilimlerini açıklıyor.

3. Ahtapot’un Kelime Kökeni Yunancadan Geliyor

Ahtapotun İngilizce karşılığı olan “Octopus”, Yunanca sekiz ayaklı anlamına gelen “októpus” sözcüğünden geliyor.

4. Aristoteles, Ahtapotları Aptal Buluyordu

Antik Yunan filozofu Aristoteles, MÖ 350 yılında kaleme aldığı Hayvanlar Tarihi (History of Animals) adlı eserinde şu ifadeleri kullanıyor:

“Ahtapot aptal bir yaratıktır, bu yüzden bir insan elini suya yaklaştırırsa ona yaklaşır. Ama kendi doğasında havalı ve kurnazdır, kendi yuvasına zulalar kurar. Yenebilecek her şeyi yedikten sonra kabukları ve yengeç derilerini, kabuklu balıkları ve kılçıkları dışarı atar.”

ahtapotlar hakkında

Aristoteles, ahtapotlar hakkında kendilerini savunmak için mürekkep püskürtmelerinden, yapışkan hâllerinden ve karada sürünebilmelerinden bahsettikten sonra tüm bunların “bir yumuşakça için çok fazla” olduğunu kaydediyor.

5. Ahtapotların Kollarının Kendilerine Ait Akılları Var

Ahtapotun nöronlarının üçte ikisi kafalarında değil, kollarında bulunuyor. Bir ahtapot başını bir mağaraya uzatıp orada ne olup bittiğine bakarken kollarından herhangi birisi de kabuklu bir deniz canlısını kabuğundan dışarı nasıl çıkartabileceğini araştırabilir.

ahtapotlar kollar

Bununla birlikte ahtapot kolları vücuttan ayrılsa bile tepki vermeye devam ediyor. Bu konu üzerine yapılan deneylerden birinde vücuttan koparılan ahtapot kolu, bilim insanları tarafından çimdiklendiğinde kol acıyla sarsılmıştı.

6. Ahtapotlar Mürekkeplerini Yalnızca Gizlenmek için Kullanmıyor

ahtapotlar mürekkep

Ahtapot mürekkebi yalnızca gizlenmek amacını değil, aynı zamanda saldırı amacı da taşıyor. Mürekkepte tirozinaz adı verilen melanin üretimini kontrol etmeye yardımcı bir bileşik bulunuyor. Tirozinaz, ahtapot kendisine saldıran bir yırtıcının gözlerine mürekkebini püskürttüğünde onun gözlerine zarar vererek görüşünü engelliyor. Aynı zamanda canlıların tat koku duyularını da bozuyor. Bu savunma karışımı o kadar kuvvetli ki kendi saçtığı mürekkep bulutundan kaçamayan bir ahtapot hayatını kaybedebiliyor.

7. Ahtapot Kanı Mavi Renklidir

Okyanuslarda hayatta kalabilmek için ahtapotlar, demir bazlı kan yerine bakır bazlı bir kan geliştirdiler. Kanı maviye çeviren, hemosiyanin adı verilen bu bakır bazlı kan, oksijen taşımada, su sıcaklığı ve oksijen düşükken hemoglobinden daha yararlıdır. Ancak bu sistem onları asidik değişimlere karşı daha duyarlı bir hâle getirir. Suyun pH oranı düşerse ahtapotlar yeterince oksijen sirküle edemez. Bu yüzden iklim değişikliğinin zirveye çıktığı bu dönemde araştırmacılar okyanus asitlenmesi sonucunda hayvanlara ne olacağı konusunda fazlasıyla endişe duyuyorlar.

8. Ahtapotlar, Kimilerine Göre Erotik İlham Perileridir

Japonya’nın kötü şöhretli “dokunaç erotizmi” ahtapotlarla sık sık anılan bir erotizm türü olarak karşımıza çıkıyor. Bu ilginç türün tarihi sanatçı Katsushika Hokusai tarafından yapılmış 1814 tarihli Tako To Ama adlı ksilografi tasarımına kadar uzanıyor. Ahtapotlar ve İnci Dalgıcı olarak dilimize çevrilebilecek olan bu tasvirin kökeni Edo döneminde popüler olan Prenses Tamatori’nin hikâyesini konu alıyor.

Katsushika Hokusai Tako To Ama

Tamatori, denizin ejderha tanrısı tarafından ailesinden çalınan incinin peşinde denize dalar ve tanrının sarayından inciyi alır. Ancak ejderha tanrı onun peşine ahtapotların da dahil olduğu deniz canlılardan oluşan ordusuyla düşer, Tamatori ise daha hızlı kaçmak için elbiselerinden sıyrılır ve inciyi de yardığı göğsünün içine saklar. Karaya ulaşan Tamatori inciyi ailesine ulaştırır ama yarasından dolayı oracıkta ölür.

9. Erkek Ahtapotlar için Çiftleşme “Yolun Sonu” Demek

Ahtapotlar dış üremeyle çoğalır. Ya birden fazla erkek ahtapot, dişinin nefes aldığı boru şeklindeki bir huniye spermlerini bırakır ya da spermini kollarıyla ona verir. Böylece döllenme sağlanır. Çiftleşmeden sonra erkek ölümü beklemek için avare dolanırken, dişi yumurtaların başında kalıp onlara göz kulak olur. Hemen hemen 400.000’e kadar yumurtayı koruyan anne ahtapot, 4 yıl boyunca yavruların başından ayrılmaz. Bu sırada beslenmeyi dahi unutabilir ve optik bezlerden başlayıp dokuları, kollarına kadar kendisini yiyerek hücresel bir intihara sürüklenir.

10. İnsan Tüketimi için Ahtapotların Çoğu Kuzey ve Batı Afrika’dan Geliyor

ahtapot av

Ahtapot yüzyıllardır İspanya, Yunanistan ve Doğu Asya ülkelerinde popüler bir yiyecek olageldi. Son zamanlardaysa ABD ve ötesinde popüler kazanan ahtapotu bugün en çok Koreliler tüketiliyor. Ancak bu popülerlik okyanuslarda yaşayan ahtapot popülasyonu için hiç iyi olmadı. Örneğin Japonya’da 1960-1980 yılları arasında azalan popülasyonla birlikte ahtapot avcılığında %50 düşüş yaşandı. Daha sonra Kuzey ve Batı Afrika avcılığı bu uluslararası talebi karşılamaya başladı ancak bir süre sonra o bölgede bundan olumsuz etkilendi. Ahtapot avcılığı böylece Fas’tan Moritanya’ya, oradan da Senegal’e kaydı. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre her sene çeşitli ülkeler tarafından toplam 270.000 ton ahtapot ithal edilmektedir.

Siz ahtapotlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Edebiyatta, mitolojide ve sinemada aklınızda kalan ikonik örnekler var mı? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Kaynak: Smithsonian Mag

Emrecan Doğan

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum. | İletişim: [email protected]

2 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for ali1234512 ali1234512 dedi ki:

    Kraken mürekkep balığı değil mi?

  2. Avatar for EmrecanDogan EmrecanDogan dedi ki:

    Aslında Kraken, İskandinav Mitolojisinde yer alan bir deniz canavarı ve türü öyle çok da belli değil ama ilkel insanlar denizlerde yaşayan yaratıkları genellikle çok kollu ve büyük bir beyne sahip gibi görünen ahtapotlara benzettiği ve öyle tasvir ettiği için muhtemelen Kraken’da ahtapottu ya da öyle inanılıyordu. Şeklinden şemalinden bahsedilmese de ahtapot kabul edilen başka bir mitolojik varlık da Rahab idi. Tevrat’da geçiyor kendisi.

    Bu arada başlık böyle daha havalı olmuş editörüm. :heart_eyes: @darlyopus teşekkürler.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

Arctic Monkeys Biletleri Türkiye Konseri

Arctic Monkeys Türkiye’ye Geliyor: Ünlü Müzik Grubunun Konser Tarihi Belli Oldu

sezai karakoç ölüm

Sezai Karakoç Yaşamını Yitirdi: Ünlü Şair 88 Yaşında Aramızdan Ayrıldı