Bilimkurgunun Kısa Tarihi

Bilimkurgu edebiyatı sonsuz bir derya. Gelin bu zaman çizelgesiyle kimi önemli satır başlıklarını yeniden hatırlayalım. Belki gözünüzden kaçmış bir dönemeci keşfetmenize yardımcı olabiliriz. Ne dersiniz?

Bilimkurgu günümüzden yaklaşık olarak 300 yıl önce Batı uygarlığında, Rönesans dönemi, Aydınlanma devrimleri, Reformlar ve coğrafi keşiflerden sonra bugünkü anlamıyla ortaya çıkmıştır. Tabii bu bizim için biraz daha ileri bir tarih ama çok uzak değil. 1900’lerin başlarında ilk bilimkurgu eserlerimiz verilmeye başlanmış.

Londra Üniversitesi, Birkbeck Koleji’nden Dr. Caroline Edwards başlıca ilgi alanı olan bilimkurgunun kısa bir tarihini çıkarmak amacıyla çizelge hazırladı. Biz de bu çizelgeyi ülkemizin kendi edebi verimlerini de içerisine alacak şekilde sizlere sunuyoruz.

170

Antik Yunan Bilimkurgusu: Gerçek Bir Hikâye

Samsatlı Lukianos adlı Süryani bir retorikçi ve taşlama yazarı Ay’a gitme hayalini henüz 2. yüzyılda, Kepler ve Jules Verne’den çok çok daha önce kurdu ve bunu kâğıda döktü. İşin ilginci Lukianos bizimle de ilişkili zira yazarın doğum yeri olan Samasota adlı antik kent bugün Adıyaman ilimizin bir ilçesi.

Kitabın ironik adıyla uyumlu olarak, Lukianos ve arkadaşları hikâyenin ana karakterlerdir. O zamanlar için henüz keşfedilmemiş olan Atlas Okyanusu ve Cebelitarık ötesine doğru gemiyle yola koyulurlar. Denizde birden bir fırtına kopar ve gemiyi kaldırıp göğe yükseltir. 7 gün 7 gece süren bu fırtına dinince Lukianos bir adaya ulaşır: Ay’a. Burada Ay’ın yerlileri yaşamaktadır ve Güneşliler ile savaşmaktadırlar. Lukianos ve yanındakiler bu savaşa tanıklık edip, oradakilerden hikâyeler dinledikten sonra dünyaya geri dönerler.

1726

Erken Dönem Bilimkurgu: Gulliver’in Seyahatleri

Jonathan Swift tarafından yazılan ve yoğun bir taşlama içeren bu roman pek çok kişi tarafından çağdaş bilimkurgu edebiyatının önemli bir öncüsü olarak kabul edilir.

Romanın başkarakteri olarak karşımıza çıkan Lemuel Gulliver çıktığı seyahatte Laputa Adası’nın üzerinden geçerken adaya düşer ve yabancısı olduğu hem ütopik hem de distopik toplumlarla karşılaşır.

1818

Mary Shelley’den Bir Uyarı: Frankenstein yahut Modern Prometheus

Mary Shelley’in Frankenstein’i yazma hikâyesini bilmiyorsanız eğer sizi şuraya buyur edelim ve devam edelim. Shelley, bu ilk romanında Victor Frankenstein’ı ve onun yarattığı canavarın duygusal ikilemlerini, kontrolden çıkışını anlatıyordu.

Roman yazıldığında takvimler 19. Yüzyıl’ı, Viktoryan dönemini gösteriyordu. Bu dönemde bilim henüz emekliyordu ve kontrol hâlâ dindeydi. Shelley, toplumunu bilimin ahlaki bir temel olmadan büyümesinin getireceği sorunlara karşı uyarıyordu. Dinin egemen olduğu bir toplum yapısında da, edebiyat dünyasında da bir insanın bilimin gücünü kullanarak yeni bir insan yaratmasına dayanan bu kurgu o dönem için oldukça çarpıcıydı.

1870

Bilinmezin Keşfi: Denizler Altında 20.000 Fersah

19. yüzyılda da, 20. yüzyılda da denizler ve okyanuslar bilinmez bir dünyaydı. Bütün korkulu kâbus ve yaratıklar denizden ya da okyanusun ölçülemez derinliklerinden geliyordu. Jules Verne tam da denizlerin ve okyanusların keşfine merak salındığı bir dönemde bu romanını yazdı.

Verne’in bilimsel gelişmelere uygun olarak yazdığı Kaptan Nemo’nun epik hikâyesi ve Nautilus’ta atıldığı maceralar döneminin içinde çok ses getirmiş ve dönemin bilimsel icatlarına öncülük, fikir babalığı etmiştir. Ernest Shackleton ve Jacques Cousteau gibi pek çok bilim insanı ve kâşif bu romandan ilham aldığını dile getirmiştir.

Roman en son Jules Verne ait bir zaman kapsülü bulunmasıyla tekrar gündeme gelmişti.

1865

19.yüzyılda Bir Hayal: Aya Seyahat

Jules Verne her zaman ilklerin yazarı olagelmiştir. Ancak Ay’a yolculuk hikâyeleri söz konusu olduğunda, yazının başında belirttiğimiz Lukianos onu geride bırakmıştır. Yine de bu durum Ay’a Seyahat’in bilimkurgu edebiyatı için kült bir eser olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Romanda ‘‘Silah Kulübü’’ adı verilen bir grup genç, Ay’a bir mermi yollamaya karar verirler, bunun için de Dünya’nın en büyük topunu dökerek atışa hazırlanırlar. Ancak kulübün bazı üyeleri bu araca binerek Ay’a seyahat etmek isteyince ortaya bilimin sınırlarının zorlandığı bir kurgu çıkar.

1895

Bilimkurguda Yepyeni Bir Konu: Zaman Makinesi

19. yüzyılın sonlarında Avrupa buhar motoru, buharla çalışan bilumum teknolojik alet, telefon ve elektrik gibi yeni teknolojilerle tanışır. Bu da sırtını bilime dayamış olan bilimkurgu için yeni konular yaratır.

Böyle hızlı bilimsel gelişmelerin yaşandığı bir ortamda Herbert George Wells -ya da bilinen kullanımla H.G. Wells- yeni bir teknoloji fikri ortaya atar: Zamanda yolculuk. Ancak Wells, ilk başlarda bu teknolojinin tek yöne gideceğini varsayar, yani geleceğe. Zaman Makinesi romanında da başkarakter geçmişe değil geleceğe gider. Ancak orada geçmişten daha geride olan iki toplum görür. Uzun süreler boyu yer altında yaşayarak evrimleşen insanlarla, onları yer altına kapatan, refah ve teknolojiden iyice tembelleşmiş, zekâsını kullanmaktan aciz insanların oluşturduğu iki ayrı toplulukla karşılaşır. Romanda böylece aynı anda hem ütopik hem de distopik toplum yapısı okura sunulur. Wells bu romanı bilimkurgu olmasından çok, içinde bulunduğu toplumun siyasi ortamında düşünce ve kaygılarını dile getirmek amacıyla yazmıştır.

1913

Savaşların Ortasında Bir Ütopya: Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet

Molla Davudzade Nazım Erzurumi tarafından yazılıp yayımlanan bu roman I. ve II. Balkan Savaşı’ndan, İkinci Abdülhamid’in düşüşünden sonra I. Dünya Savaşı’yla Çanakkale Savaşı’ndan hemen önce yazıldı. Dönemin kâbus gibi çöken ortamında yazar bir ütopya hayal ediyordu. Bir kaçış.

Romanda anlatıcı karakter Nazım, dedesiyle birlikte 24. yüzyılın İstanbul’una seyahat edip burada 3 katlı Boğaz Köprüsünü, sunî dağlarını, yüksek binaları ve dev aynaları görüyor. Türk edebiyatının erken dönem bilimkurgu klasiklerindendir. Ne kadar bilimkurgu olarak sınıflandırılsa da roman klasik bir biçimde “siyasi bir rüyadır.”

1921

Etkili Bir Distopya: Biz

1921’de Sovyet Bolşevik devriminin üzerinden henüz 4 sene gibi kısa bir süre geçmişken Yevgeni Zamyatin oldukça ses getiren bir distopya yarattı: Biz. Hatta bu distopya günümüzde ondan daha fazla bilinen iki distopyaya da öncülük etti: Cesur Yeni Dünya ve 1984.

Biz, insanların isimler yerine numaralarla seslenildiği, devletin içi dışı bir cam binalar sayesinde herkesin her hareketini gözlemlediği distopik bir dünyayı anlatıyor. Roman teknolojinin insanların elinde insanlıktan çıkarılmasını ve diktatörlük haline getirilmesini temel alıyor.

1926

Türü Tanımlayan Dergi: Amazing Stories

Amazing Stories, gazeteci ve aynı zamanda dergi sahibi olan Hugo Gernsback’ın imtiyazında çıkıyordu. Bu dergi “bilimkurgu” terimini ortaya atarak kullanılmaya başlanmasını sağladı ve terim giderek yayılıp yaygın hale geldi. Başta dergi bu türü “bilimsel kurgu” olarak adlandırıyordu ancak daha sonra, 1929’da, Hugo Gernsback “Science Wonder Stories” adlı sayıda türü bilimkurgu olarak tanımladı.

Dergi bünyesinde Edgar Allan Poe, H.G Wells, Jules Verne gibi dönemin tanınmış pek çok bilimkurgu yazarı öykülerini ve romanlarını yayımladı.

1932

Şok Edici Bir Gelecek Öngörüsü: Cesur Yeni Dünya

Aldous Huxley, Amerika’yı ziyaret ettikten sonra güçlü ve Dünya’yı tek başına yönetme heveslisi tek bir devletin insanlar ve diğer ülkeler için nasıl bir tehlike arz edeceği hakkında bir roman yazmaya koyulur. Bu Huxley’in insanlığa ciddi bir uyarısıdır.

Huxley distopik bir toplum ve dünya hayali kurdu. Öyle ki bu distopik toplumda insanlar ilaçlarla ayakta kalıp sürekli mutsuz olmamak için ilaç yutuyorlar. Gelişen genetik bilimiyle birlikte insanların üremek için sevişmesine bile gerek kalmamış. Böylece aile ortadan kaldırılmış. Herkes her an gözetlenmiyor ama öyle bir zevk sarhoşluğu var ki kimse hiçbir şey düşünemiyor: daha fazla zevk almak dışında. Huxley, Biz’de olduğu gibi teknolojinin insanlıktan çıkmasını ve onun bizi nereye kadar götürebileceğini öngören bir roman yazdı.

1942

Epik Bilimkurgu: Vakıf

İlki Astounding Magazine dergisinin Mayıs 1942 sayısında, sonuncusu ise Ocak 1950 sayısında yayımlanan ve altında Isaac Asimov adındaki çok genç, henüz 22-30 yaşındaki bir bilimkurgu yazarının imzasını taşıyan 8 kısa hikâye şeklinde ortaya çıkmıştı Vakıf. O zamanlar kimse bilmiyordu ama bu kısa hikâyeler aslında bir destanın öncülleriydi.

GÖZ ATIN  Asimov Külliyatı “Toz Gibi Yıldızlar” İle Devam Ediyor!

Vakıf işte ilk adımlarını böyle attı, böyle kuruldu. Isaac Asimov bu hikâyelerin ilk dördünü alıp ‘‘Vakıf’’ adıyla 1951 yılında, tefrikası bitince yayımladı. Kalan dört hikâyeden ikisi 1952 yılında “Vakıf ve İmparatorluk” adıyla, son ikisi de 1953 yılında “İkinci Vakıf” adıyla yayımlandı. Daha sonra seri 1993 yılına kadar ara ara devam etti. Vakıf serisinin temelinde Hari Sheldon ve psiko-tarih bilimi vardır. Psiko-tarih bilimi, adından da anlaşılacağı üzere, psikoloji ve tarih bilimlerini birleştirip insanların geçmişte ve bugünde yaptıkları eylemleri sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirip, bunlar üzerinden gelecek tahmini yapar. Hari Sheldon’ın tahminleri 1000 yıllık bir Karanlık Çağ’ın yaşanacağını söylemektedir. Sheldon bunun üzerine evrene yardım etmek için Vakıf adında bir kurum kurar.

1943

Siz Karar Verin: Rüya mı Hakikat mi?

1943 yılında Dr.Vedia Bilgin adlı bir yazar, Muallim Ahmed Halid Kitabevi’nden “Rüya mı Hakikat mi?” adında bir kitap yayımlatır. Kitabın yazarının gerçek bir şahıs mı yoksa bir mahlastan mı ibaret olduğu bugüne değin çözülememiştir. Kitabın kapağında yazarın adı Dr. V. Bilgin şekliyle geçer ve büyük, kırmızı harflerle “Rüya mı Hakikat mi?” yazısının altında şu şekilde sorular sıralanır:

1-Merihde neler gördüm?

2-Harplerin doğurduğu facialar.

3-Benliğimize hükmeden kuvvetin aslı nedir.

4-Ruh nedir. (Kapaktaki yazım şekliyle alınmıştır.)

Romanın kahramanı bir gece uyurken birdenbire sıkıntı içinde uyanıp kendini boşlukta süzülürken bulur. Sonrasında Merih gezegenine, bugünkü adıyla Mars’a ulaşır. Merih’in kendi yerlileri vardır ve oldukça gelişmiş bir ırktır. Kahramanımız burada çeşitli icatlar görüp, Merihlilerle felsefi konuları tartıştıktan sonra Dünya’ya geri döner. Kitabın son birkaç sayfasında hala sürmekte olan İkinci Dünya Savaşı’nın verdiği zararlar tartışılır ve bunun sonunun nereye varacağı üzerine sorular sorulur.

1949

Totaliter Britanya’nın Romanı: 1984

George Orwell kimseye dokundurmaktan geri durmadığı kaleminin sivri ucunu bu sefer de Stalinizm ve Nazizm’e dokunduruyor.

Tek partinin diktatörlüğü altında yönetilen Britanya 1984’te pek çok farklı ülkeyle birlikte dünyaya yayılmıştır. Tüm özgürlükler kısıtlanmış: bilgi alma-verme, âşık olma, uyuma, kalkma. Evlerinize kadar giren gözlerle dolu bir hayat. 1984 bu kadar bunaltıcı, bu kadar gözetlenen bir toplumu anlatıp bizi tehlikeye karşı uyarıyor. Kitabın bir de rahmetli John Hurt’ın başrolünde oynadığı filmi de var. Oda 101, Büyük Birader gibi kavramlar bu kitaptan popüler kültüre miras kalmıştır.

1950

Arkadaş mı Düşman mı: Ben, Robot

Karel Čapek adlı Çek oyun yazarı 1920 yılında robot adında bir varlık fikrini ortaya attı. Kısaca insan tarafından yapılan insansı bir makineydi. Isaac Asimov ise bu fikri o kadar beğendi ki hemen hemen her öyküsünde, romanında kullandı. Ben, Robot işte bunların ilkiydi.

Asimov bu öykü kitabını yazarken “Bilimkurgunun Altın Çağı”nın da temellerini attı. Öykülerde bugün 3 Robot Yasası diye bilinen robotik yasaları tanıttı ve gelecekte robotların insan yaşamında nasıl ve nerelerde rol alabileceğini sorguladı.

1951

Fazlasıyla İngiliz Usulü Bir Felaket: Triffidlerin Günü

Dev canlı bitkiler ve onların ortalarda dolaşması John Wyndham’ın bu romanıyla hayatımıza girdi.

Roman İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagazaki şehirlerinin bombalanmasından sonra yazıldı ve İngiliz edebiyatının “rahatken gelen felaket” tipi kurgusuna mükemmel bir örnek oluşturuyor. Başka bir yazar Brian Aldiss romanı şu şekilde tanımlıyor:

“Kahraman, Savoy’da kendini içmeye, güzel kızlara ve bedava süitlere verirken diğerleri korkunç bir şekilde ölür.”

1962

Bilimkurgunun Yeni Dalga Akımı: The Drowned World (Boğulan Dünya)

J.G. Ballard’ın çevresel felaketlerle ilgili roman serisinin ilki. Ballard bilimkurgu edebiyatıyla teknolojiyi yüceltmeye karşı çıkarak “Yeni Dalga” akımının öncüsü oldu. Akım kısaca teknolojinin her zaman iyi olmayacağını savunup teknoloji ve bilimin birey üzerindeki olumlu olumsuz etkilerini tartışmaya açıyordu.

Bu roman da ne yazık ki dilimize kazandırılmadı. Ballard bu romanla birlikte bilimin romanlara bolca boca edildiği bir dönemde bilimkurguya bireyi, onun bunalımlarını ve psikolojisini getirdi. Kutup buzullarının erimesinin, çevre felaketlerinin yanında Dünya toplumlarının psikolojisini ve bozulmasını da anlattı. Ballard’ın çevresel felaketler üzerine yazdığı serinin diğer romanları, onlar da çevrilmemiş, The Burning World 1964’te, The Crystal World 1966’da yayımlanmıştır.

1965

Bilimkurgunun Orta Dünyası: Dune

Frank Herbert, insanoğlu Ay’a gitmeden 4 sene önce bilimkurgu okurlarını bambaşka bir gezegene davet ediyordu: Halkının Dune dediği Arrakis.

Evrenin ileri zamanlarında, seride kullanılan İmparatorluk Takvimiyle 10.191 yılında, baharatın insan ömrünü uzattığı, bu yüzden de çok pahalı olduğu, hatta bir çeşit uzaysal Baharat Yolu olan, zaman ve uzay yolculuğunun tekelde toplandığı bir zamanda geçiyor roman ve seri. Kitaplar ilerledikçe de Dune giderek daha büyük bir anlatıya dönüşüyor.

1968

Bizi Ne İnsan Yapar: Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?

Yeni Dalga akımının yayılmasından sonra bu sefer Philip K. Dick ortaya çıktı. Ve bilimkurguyu kullanarak oldukça ciddi sorular sormaya başladı.

“Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?”, kıyamet sonrası bir dünyada geçiyor. Dick, roman boyunca insanla android arasında çizgiyi bulanık hale getirir ve bir insan ile bir androidin arasındaki farkı sorgular. Bu sorgulama üzerinden de bize “Bir insanı insan yapan nedir?” sorusunu sorar, ancak cevabını vermez. Dick, edebiyatında Jung psikolojisinin arketiplerinden oldukça yararlanmıştır.

Romanından Önce Filmi Yayınlanan Bilimkurgu: 2001: Bir Uzay Destanı

Arthur C. Clarke da tıpkı Asimov gibi kendi adını taşıyan kanunları olan bir yazar. Bizler muhtemelen en çok şu kanunu hatırlarız: ‘‘Yeterince gelişmiş bir teknoloji büyüden farksızdır.’’ Ama onun asıl gücü Bir Uzay Destanı serisindedir. Bu da Clarke’ın Stanley Kubrick’e attığı bir mesajla başlar. Mesajda iyi bir bilimkurgu senaryosu olup olmadığını soran Clarke ‘‘Hayır,’’ cevabını alınca Gözcü (The Watchers) öyküsünden esinlenerek kollarını sıvar.

Seri daha sonra devam kitapları olan 2010, 2061 ve 3001: Bir Uzay Destanı’yla dörtleme hâline gelmiştir. Genellikle önce roman yayınlanıp sonra sinemaya uyarlanırken Clarke ise ilk olarak senaryoyu yazıp romanıysa film çekilirken kaleme almıştır. Hatta filmin çekimleri başladığında yazar romanın sonunu yazıyormuş. İlk başlarda çok fazla ilgi görmeyen film ve roman, daha sonraki dönemlerde yapay zekâ ve epik bilimkurgu konusunda bir başyapıt kabul edildi.

1969

Çekilin Kadın Yazarlar Geliyor: Karanlığın Sol Eli

Hepimiz bilimkurgunun kraliçesini tanıyoruz: Ursula Kroeber Le Guin. Karanlığın Sol Eli adlı önemli romanında toplum tarafından biz doğar doğmaz bize dayatılan cinsiyetler üzerine varsayımları sorguluyor.

Ekumen Galaktik İmparatorluğu’nun üçüncü romanının başarısıyla birlikte Le Guin bilimkurgu yazarı olarak anılmaya başlar. Karanlığın Sol Eli romanı da bu ününden sonra gelmektedir. Romanda karakterler anrojen yani cinsiyetsizdir. Ayda bir kez çiftleşme zamanında isteklerine göre kadın ya da erkek olurlar. Geri kalan zamanda ise kimsenin cinsiyeti yoktur. Cinsiyet içeren kelimeleri de kullanmazlar ki bu Le Guin’in anadili için önemli bir özelliktir.

1970

Flash Gordon’un İzinde: Gezegenler Savaşıyor

Metin Atak, 1970 yılında Flash Gordon’a oldukça benzeyen, “Murat” adında bir karakter yarattı. Murat, uzayda yolculuklar yapıyor ve farklı gezegendeki canavarlarla dövüşüyordu. Eser, Türk Bilimkurgu Edebiyatı’nda “uzay operası” adı verilen alt türün ilk örneklerinden biri olarak kabul edilebilir. 70’li yılların etkisinde bu tip hikâyeler popülerdi. 1971 yılında da Atak, yine bu seriye dahil olan “Arena” adlı bir kitap daha yayımladı.

GÖZ ATIN  Klasik Bilimkurgu Öyküleri Raflardaki Yerini Aldı

1971

Türkçenin İlk Bilimkurgu Dergisi: Antares

ODTÜ Matematik Bölümü öğrencisi bir genç olan Sezar Erkin Ergin 9 sayfalık çoğaltma biçiminde ve “Aylık Haber Bülteni” adıyla bir bülten yayımlar. Daha sonra bu bülten gittiği İtalya’da ödül alınca Türkiye’ye dönerek Antares adıyla bilimkurgu dergisi çıkarmaya başlar.

Antares 6 sayı sürer ve bu süreçte en az 50, en fazla 150 kişiye ulaşmayı başarır. 6. sayıdan sonra derginin boyutu ekonomik sebeplerden dolayı küçültülerek yarıya indirilir. Böylece 6 sayı daha çıkar. En sonunda dergi özel bir sayı yayımlayarak yayım hayatına son verir. Dergi kapandıktan sonra 1978-1980 yılları arasında 1 sayfalık çoğaltma şeklinde Aylık Haber Bülteni evlere teslim yöntemiyle 78 sayı yayımlanmaya devam eder.

1973

Sihirli Sözcük: Bilimkurgu

Ocak-1973 yılında çıkan Türk Dili Bilim-Kurgu özel sayısında Orhan Duru Türkçeye “bilimkurgu” sözcüğünü öneriyordu. O güne kadar yanlış bir biçimde kurgubilim adı kullanılıyordu ancak Orhan Duru dergi içinde yer alan yazısında bunun sanki imbilim, sözcükbilim, ruhbilim gibi bir bilim dalı gibi anlaşılacağını söyleyerek yepyeni bir sözcük önerdi. TDK bunu kabul edince hâlâ kullanımda olan “bilimkurgu” sözcüğü literatüre geçti.

1974

Toplumun Sonu: Hayatta Kalma Güncesi

Nobel Ödüllü bir yazar olan Doris Lessing kıyamet sonrası dünyada geçen bir toplumsal bozulma romanı yaratmıştır.

Roman daha önce de bahsettiğimiz ve oldukça köklü olan İngilizlerin “rahatken gelen felaket” türünden edebiyat anlayışına karşı yazılmıştır. Lessing romanında barbarlığın normal olduğu ve pek uzak olmayan bir gelecekte karakterlerini yaşatır. Burjuvanın “rahatken gelen felaket” ve toplumsal gerileme üzerine korkularını da sınıflar açısından analiz eder.

1975

Cinsiyet Rollerinin Yokoluşu: The Female Man

Joanna Russ, 1960’ların politik ve toplumsal hareketlerinden etkilenerek The Female Man’i yazmıştır. Bu roman kendisine daha sonra James Tiptree Jr. Ödülü’nü kazandırmıştır.

Akademisyen ve feminist bir yazar olan Joanna Russ olumlu bir dille, sağlam bir kadın toplumunu anlatıyor. Romanın dört ana karakteri de dayanışma içinde yaşarlar. Russ’ın anlattığı ütopik kadın toplumu daha sonra aynı türden yazılacak pek çok ütopya romanına da öncülük eder.

1976

Türk Bilimkurgusunun Kırılma Noktası: X-Bilinmeyen

Bir eve toplanan bir grup bilimkurgu sever yeni bir dergi kurma girişimlerine başladı ve Türk bilimkurgu dergiciliğinin köşe taşı aynı yıl doğdu: X-Bilinmeyen. 1976 yılında, İstanbul’da genç bir kadın, Selma Mine, 9 sayıdan oluşan bir çoğaltma çalışması yayımlar. Bu sayılar daha sonra ciltlenip, “X-Bilinmeyen Bilim-Kurgu Dergisi” adıyla bir araya getirilir. 1977 yılının Mart ayında X-Bilinmeyen okura, “Merhaba” der. 42. sayıya kadar her şey güllük gülistanlık iken bu sayıdan sonra Selma Mine bazı yazarlarla anlaşamayınca dergiden ayrılanlar olur. Dergi bu sayıdan itibaren “E-Bilinmeyen/Evren” adını alır. 2 sene boyunca da bu adla yayımlanır ancak daha çok bilimsel makaleler ağırlıktadır. 64. sayıda dergi son bulur.

Dergi bünyesinde Zühtü Bayar, Selma Mine, Orkun Uçar gibi yerli bilimkurgu yazarları barındırırken aynı zamanda çeviri yoluyla yabancı bilimkurgu yazarlarına da kapılarını kapatmıyordu. Zamanına göre oldukça iyi satış rakamları yakalayan dergi 1000-1200’e kadar baskı görmüştür. X-Bilinmeyen dergi hayatını her ne kadar sona erdirdiyse de internet sitesi olarak arşivlenmiştir.

1979

Uzay-Zamanda Gülmek: Otostopçunun Galaksi Rehberi

Bu sene BBC 4 radyosunda yayınlanmasının 40. yılını kutladığımız Otostopçunun Galaksi Rehberi Douglas Adams tarafından yazıldı.

İngiliz uzay operası bilimkurgusu bu romanda İngiliz mizahıyla birleşiyor. Adams kendisi de daha önce senaryolarını yazdığı ve BBC’deki programında ilk bölümünde konuk oyuncu olarak yer aldığı Monty Python ekibinin mizah tarzını bu romanla edebiyata taşıyor.

1982

Sait Faik Hikâye Armağanlı Bilimkurgu Yazarı: Yoksullar Geliyor

Ada Yayınları, 1982 yılında Orhan Duru’nun bilimkurgu temalı, 4 öyküden oluşan Yoksullar Geliyor adlı öykü kitabını yayımladı.

Orhan Duru klasik bir bilimkurgu yazarı değildi, kendi tarzıyla yazıyordu. Gereğinden fazla devrik cümle kullanıp “seci” denilen düzyazı kafiyesi oluşturuyor, dönemin yönetimine sık sık iğnelemelerde bulunuyor, parodi öykülere başvuruyordu. Kitaba adını da veren Yoksullar Geliyor, Kamuoyu Oluşturma, Harita ve Öğrenciler adlı öyküler bulunmaktadır. Bugün bu kitap yazarın Sarmal adlı “Bütün Öyküleri-1” toplamı içinde yer almaktadır.

1984

Siberuzay’ın Kurulması: Neuromancer

Ya da dilimize çevrildiği haliyle “Sıfır Noktası”. Aynı şekilde Türkçeye özgün adıyla da çevrilmiştir. William Gibson, insan ve makineyi odak noktasına alarak aralarındaki fark çizgisini bulanıklaştırıp Asimov anlatısının mirasını ileriye taşıyor.

Neuromancer toplumun bilgisayarlar ve bilgisayar teknolojilerine bağlı olarak kontrol edildiği “cyberpunk” türünün de öncüsü konumundadır. Romanda “siberuzay” terimi ilk kez Gibson tarafından edebiyata kazandırılıyor. Gibson’ın “konsol kovboyları” adına “matris” denilen alanda birbirlerini kovalamaktadırlar.

Kaçırılan Çocukların Kurduğu Ütopya: Işın Çağı Çocukları

Ülkemizin en büyük yayınevlerinden biri olan İş Bankası, 1984 yılında çocuk edebiyatımızın önde gelen isimlerinden Gülten Dayıoğlu’nun temelde bir bilimkurgu olan, etiketindeyse “çocuk edebiyatı” yazan bir kitabını yayımladı: Işın Çağı Çocukları.

Kitapta kısaca ailelerinden kaçırılan çocukların yıllarca gizli bir proje için alıkonulup, bilim insanı olarak büyütüldükten sonra uzaya açılmaları, astronomide önemli başarılar kazanmaları ve insanlığı gerçekten kurtararak onlara ütopik bir dünya vermeleri konu edilir.

1987

Irk Meselesinin Keşfi: Şafak

Özgün adıyla Dawn. Octavia E. Butler’ın 1987-1989 yılları arasında yazdığı ve Xenogenesis adı verilen üçlemesinin ilk romanıdır.

Kıyamet sonrası dünyada geçen bir bilimkurgu olarak nükleer soykırımdan sonra hayatta kalan son insanları bir uzaylı kurtarmaya çalışır. Oankali adlı bu uzaylı kendi ırkındaki ırki farkları roman boyunca anlatır. 1947 doğumlu bir yazar olan Butler siyahîydi ve oldukça ırkçı muamelelere maruz kaldı. Bir kadın olarak dönemin önyargılarıyla uğraşmasının yanı sıra ten rengi yüzünden de yazarlığına pek kıymet verilmiyor. Şafak’ı yazıp yayımladığı dönemde Butler bilimkurgu yazan tek Afro Amerikan yazardı.

1992

Türk Dünyası ve Bilimkurgu: Cennet Atları

Orhan Seyfi Şirin, İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü mezunu bir edebiyat sevdalısıydı ve edebiyatın neredeyse her alanında eser vermişti. En sonunda Türk Dünyası Araştırmaları yayınları için bilimkurgu edebiyatına da el attı.

Cennet Atları adlı romanı böyle ortaya çıktı. Kitapta bir grup Türk gencii son teknoloji robot atlarının üstünde Balkanlardan Doğu Türkistan’a kadar tüm Türkistan’ı baştan başa kat ediyorlar. Böylece Türk ülkeleri de bilimkurgu adı altında okurlara tanıtılıyor.

1993

Ütopyayı Yeniden Düşünün: Kızıl Mars

Kim Stanley Robinson Mars üçlemesiyle 90’lı yıllarda okura yeni bir bilimkurgu anlayışı kazandırdı.

1993-1996 arasında yazılan üçlemenin ilk kitabı Kızıl Mars, Mars gezegeninin Batılı sömürgecilik anlayışıyla ABD tarafından sömürgeleştirilmesini anlatıyor. Kim Stanley Robinson bu üçlemeyle birlikte ilk defa dünya dışı göç fikrini ortaya atıp, 20.yüzyılın geçmiş yıllarında edebiyat eleştirmelerince çamur atılan, kötülenen ütopya fikrini de tekrar değerlendirmeye açıyor.

1996

Sigaraları Söndürün: Son Tiryaki

Bilimkurgunun ustalarından biri Müfit Özdeş ve bunu da tek kitapla başarmış birisi.

Son Tiryaki yazarın masalsı bilimkurgu öykülerini bir araya getirip Türkiye’ye özgü alaycılık, ironi ile süslüyor. Kitap toplamda 23 öyküden oluşuyor. Öyküler arasında ütopyalar, distopyalar, olağanüstü bir biçimde insanlara âşık olan peri kızları ve Dünya’dan kaçan bir adam bulunuyor. Metis Bilimkurgu tarafından 1996 yılında ilk kez yayımlanan bu güzel yapıt günümüzde tekrar aynı yayınevinden yayımlandı.

GÖZ ATIN  HBO Max Platformunda Yayınlanacak Dizi ve Filmler

Uzay Gemisi Değil Dergi: Atılgan

Bülent Akkoç daha önce X-Bilinmeyen bilimkurgu dergisinden ayrılanlar arasında yer almış, 1980’de Göktaşı adında bir çoğaltma çalışması yayımlamış, daha sonra bir arkadaşıyla birlikte 3 sayılık Çağdaş Sanat Bilimkurgu adlı bir dergi daha yayımlamıştır. Bütün bu kısa ömürlü çalışmalardan sonra 1988’de Öncü adında bir dergi yayımlar ve 1 yıl boyunca devam ettirmeyi başarır. 1996 yılında, o sıralar bilimkurgu ve fantastik üzerine çizgi roman tasarlayan, Hakan Alpin ile tanışarak yeni bir dergi çıkarmaya girişirler: Atılgan. Dergi adını Uzay Yolu dizisindeki ünlü uzay gemisinden almaktadır.

İlk başta renkli kâğıda baskılı olarak çıkan bu dergi daha sonra zorluklarla karşılaşınca renkleri azaltarak yayım hayatına devam eder. En sonunda da büsbütün siyah-beyaz olarak çıkar. Atılgan, 2000 yılına kadar da 12 sayı çıkmayı başararak bilimkurgu edebiyatımızın uzun soluklu dergileri arasında yer alır.

1996

Artık Tükettiğimiz Yeter Biraz da Üretelim: Son Cephede Şafak

“Artık tükettiğimiz yeter, biraz da üretelim,” diyerek yola çıkmış bir bilimkurgu yazarı Özlem Kurdoğlu. Onun edebi macerası 1996 yılında başlıyor ve kendisi karşılaştığı bütün zorluklara rağmen bilimkurgudan vazgeçmiyor. Türk Bilimkurgu Edebiyatı’nın altın vuruşu olan beşlemesiyle ilk defa detaylı ve gerçekçi bir bilimkurgu evreni tasarlayarak okurlarının karşısına çıktı. Kuşkusuz “Bilimkurgunun kadın şövalyesi”nden öğrenecek çok şeyimiz var.

1996 yılında Atılgan dergisinde “Acıyı Yoketmek” adlı ilk öyküsünü yayımlayan Özlem Kurdoğlu, aynı dergide “Son Cephede Şafak” romanını da tefrik etmeye başlar. 1999 yılında da Us Yayınları’nın Bilimkurgu Dizisi kapsamında kitap olarak yayımlatır. Romanı seriye dönüştürmek isteyen Kurdoğlu, “Yüreğin Zafere Çağrısı” adındaki devam kitabını yazar ancak yayınevi bilimkurgu dizisini devam ettirmez. 2000 yılında yazar ‘‘kurgubil-İM Serisi’’ kapsamında hem ilk kitabın ikinci baskısını hem de Yüreğin Zafere Çağrısı’nı yayımlar. 2002 yılında da aynı serinin üçüncü kitabı olan “Alacaşafağın Rengi” yayımlanır ancak İm Yayınları yayım hayatına son verince yazar yine ortada kalır. 2006’da Karakutu Yayınları’ndan “Karanlık Uykusu” adlı dördüncü kitapla seri geri döner. Beşinci ve son kitap olan “Zamanda Kuşatma” ise e-kitap olarak 2014 yılında okurun karşısına çıkar.

1997

Kısa Süren Emek: Nostromo

Nostromo Beyoğlu’nda, tesadüfün iğne deliği olarak “Atılgan” adlı bir dükkânın çalışanları olan Metin Demirhan ve rahmetli Giovanni Scognamillo’nun dönemin kısıtlı imkânlarıyla yayımladığı bir dergidir.

Dergi 4 sayı çıkabilmiş ve bir de yarışma düzenlemiştir. Sayılarının ön ve arka kapakları renkliyken iç kısımları siyah-beyaz olarak basılmıştır. Nostromo özellikle bilimkurgu sineması üzerine eğilmiştir. Hatta 5. Element’in ön gösterimi için ülkemize gelen Luc Besson ile bir röportaj bile yapmışlardır.

1999

Burada Gelecek Var: Bilimkurgu Kulübü

8 Ekim 1999 tarihinde başta bir öğrenci topluluğu iken evrimleşip ciddi bir oluşum olan Bilimkurgu Kulübü, İsmail Yamanol tarafından kuruldu.

Bilimkurgu Kulübü, başlangıçta bu türün Türkiye’de hak ettiği değeri her alanda görmesi için çalışmalar yapmak için kuruldu. Ancak daha büyük ve ciddi çalışmalar yapmak isteyen kulüp, 2004 yılında yeni bir yapılanmaya giderek bugün olduğu gibi internette faal olarak çalışmaya başladı.

2012

Kadıköy’den Uzaya Giden Kütüphane: Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi

2007 yılında hem bir fizikçi hem de bilimkurgu sevdalısı olan Özgen Berkol Doğan, elim bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Ailesi ve sevenleri Özgen Berkol’un kaybına üzülürken onun bir şekilde yaşamasını sağlamak adına bir dernek kurdular: Özgen Berkol Doğan Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği. Bu sırada 2007’nin sonunda başka bir vakıf bünyesinde ‘‘Özgen Berkol Doğan İsim Yaşatma Bursu’’ verilmeye başlandı. Bu burs daha sonra, 2009’da Boğaziçi ve Süleyman Demirel üniversitelerinde fizik bölümü birincilerine ve yüksek lisans burslarına dönüştü. O sene içerisinde ‘‘Berkol RC’98 Dance Festival’’ adıyla bir dans etkinliği de düzenlenmeye başladı. Robert Koleji bu etkinliğe 4 sene boyunca ev sahipliği yaptı. 2012 yılına gelindiğinde dans etkinliği sonlandırıldı ve öğrencilere verilen başarı bursu Yüksek Enerji Fiziği alanında yüksek lisans ve doktora yapan her iki üniversiteden bir öğrenciye verilmeye başlandı. İşte tam o yıl Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren dernek, Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’ni kurdu.

Kütüphane, Türkiye’nin ilk bilimkurgu temelli kütüphanesi olma özelliğini taşıyor. Sadece bilimkurguyla da kalmıyor ve fantastik, korku gibi türler üzerine de eğilerek bu alanlarda yazılan kitapları ziyaretçilerine sunuyor. Kadıköy’deki kütüphane pazartesi günleri hariç, her gün sabah 11’den akşam 7’ye kadar okurları hayal kurmaya davet ediyor. İyi ki varlar.

2013

Bilimkurguya Yeni Soluk Getirmek: MaddAddam

Atwood, daha önce 1985’de yayımlanan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale) adlı distopik romanında daha önce pek çok kereler üzerinde durulmuş konulara değiniyor. MaddAddam ise onun bilimkurguda yaptığı asıl yeniliğin temelini oluşturuyor.

Antilop ve Flurya ile Tufan Zamanı adlı kitaplardan oluşan ve 2003-2013 yılları arasında yayımlanan Atwood’ın üçlemesi MaddAddam ile son buluyor. Atwood üçlemede bilimkurgunun kapılarını türü ilk kez okuyacaklar için aralıyor. Romanlarını bilimselden çok spekülatif olarak değerlendiriyor. Romanda ise kıyamet sonrası dünyada geliştirilen ve yıkıcı bir genetik mühendislik programının etkilerini tartışmaya açıyor.

2017

Yükselen Bilimkurgunun Temsilcisi: Yerli Bilimkurgu Yükseliyor

2017 yılının Mart ayında kurulan Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Platformu, yerli bilimkurgunun tanıtılması amacıyla kuruldu. YBKY Platformu kısa sürede, yerli bilimkurgu yazarlarının kitapları için ferah bir tanıtım alanına dönüştü. Kuruluşundan iki ay gibi kısa bir sürede (Mayıs 2017), ayda bir çıkması planlanan, aynı isimli (Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Dergisi) dijital bir dergiyle yayın hayatına başladı.

Esra Uysal, Burak Fedakar, İsmail Şahin, Arda Tipi, Kubilayhan Yalçın, Sezai Özden, Muhittin Yağmur Polat gibi pek çok yazar bu derginin bünyesinde buluştu. İnternet ortamında yayımlanan dergi halen yayım hayatına (22 Sayı) devam etmektedir. Dergide, YBKY’nin düzenlediği kısa öykü yarışmasına katılan öykülerin yanında, platform üyeleri başta olmak üzere, her yerden kısa öyküler, inceleme yazıları (video oyunları, filmler, çizgi filmler), makaleler, çizimler ve kitap tanıtımları yer alıyor. YBKY Kısa Öykü Yarışmalarının (şu an 7. düzenleniyor) ilk üçünde, ilk üçe giren öyküler, YBKY Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2018’e direkt olarak dahil edildi ve seçki Temmuz 2018 de, 47 katılımcının 51 öyküsü ile baskıya girdi. YBKY Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2019’un da çok yakında okuyucuyla buluşması bekleniyor.

2018

Yeryüzünün Bilimkurgu Öyküleri: Yeryüzü Müzesi

2018 yılında, Bilimkurgu Kulübü tarafından yayımlanan bir öykü seçkisidir ‘‘Yeryüzü Müzesi.’’ Kitap büyük bir başarı göstererek 3 baskı yapar. Seçkinin arka kapağında Ursula K. Le Guin bir tebrik yazısı da yer almaktadır, ki bu yazarın hayattayken bilimkurgu adına kaleme aldığı son sözlerdir aynı zamanda.

2016 yılında bir seçki oluşturma kararı veren Bilimkurgu Kulübü, başlangıçta işe 35 yazardan 35 öyküyle başlamış, ancak 16 ay boyunca yapılan elemeler sonucunda bu sayı 18 öyküye düşürülmüş ve kitapta bu haliyle kulübün 18. yılında yayımlanmıştır.


BBC’nin hazırladığı bu yazı kuşkusuz yalnızca belli başlı satır başlarını işaret ediyor. Bizim yerli bilimkurgu için yaptığımız eklemelerse ancak naçizane birer katkı olarak kalabilir. Ancak yakında yerli bilimkurgu için de güzel dosyalarla karşınızda olacağımızı buradan duyuralım.

O zamana kadar sizin bu “kısa tarih” yazısına eklemek istedikleriniz var mı? Bizlerle paylaşmayı unutmayın!

Etiketler:  

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

Bilimkurgunun Kısa Tarihi için 26 yorum

  1. Türkiye kısmında Bilimkurgu Kulübü’nü aradı gözlerim. :smile:

    Teşekkürler, emeğine sağlık.


  2. Gurlino dedi ki:

    Evernote’a attım bu yazıyı. Zaman zaman bakıp yeni yolculuklara yelken açacağım. Teşekkürler bu güzel çalışma için.

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor’u listede görmek hoş oldu. Öykü yarışmalarını ve seçki kitaplarını herkese tavsiye ederim.


  3. Emeğinize sağlık, güzel bir yazı olmuş. Birkaç ekleme ve düzeltme gereği hissettim. Gulliver’in yerinde liste başı olarak Samsatlı Lukianos’u görmek isterdim. Bildiğiniz üzere çağdaş edebiyatın ilk bilimkurgu eseri, ilk "Ay Yolculuğu"nu yapan kişi. Bu yolculuk, “Gerçek Bir Hikaye (Yaşanmış bir öykü)” adlı eserinde geçer (MS. 170). 1913 ve 1996 yılları arasına birkaç isim daha eklenebilirdi. Orhan Yüksel, Metin Atak, Selma Mine, Refik Özdek, Gülten Dayıoğlu, Haldun Aydıngün, bu isimlerden bazıları. YBKY Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2018, Özgen Berkol Doğan anısına ithaf edilen bir seçkidir. Öyküler bu eser için yazılmıştır. Yayımlanmış olanlar yalnızca, ilk 3 yarışmada ilk üçe giren öykülerdir. 01 Ocak 2018 de PDF ve EPUB olarak yayınlanmış, daha sonra kitap haline gelmiştir (Temmuz 2018). Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Dergisi, Yerli Bilimkurgu Yükseliyor platformunun çıkardığı bir dergidir (sadece bir dergi ismi olarak anılmak istemeyiz elbette). YBKY Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2019 da Orhan Duru’ya ithaf edilerek oluşturuluyor. Katılımlar hala devam ediyor. Ayrıca yazının sonuna Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi gelebilirdi. İlk bilimkurgu kütüphanemiz olması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Teşekkür ederim. Saygılar.


  4. diddem dedi ki:

    Triffidlerin Günü güzeldir ama John Wyndham ın Krizalitler kitabını da tavsiye ederim herkeseee.


  5. mit dedi ki:

    Eline sağlık Emrecan, güzel bir derleme olmuş. Araya bizim tarihimiz için önemli olan eserleri ve yazarları eklemen de çok iyi olmuş. Atılgan Dergisi’ni görünce şaşırdım ve sevindim :slight_smile: Hakan Alpin ve Aşkın Güngör’ü oradan takip ederdim zamanında.

    Listeye Bilimkurgu Kulübü’nü ve Le Guin’den arka kapak yazısı kapan Yeryüzü Müzesi’ni de eklersek güzel ve yerinde olur. Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi de unutulmamalı tabii. Sonuçta onlar da kaç senedir bu alanda güzel işler ortaya koyuyorlar.

    Eline sağlık.


Bilimkurgunun Kısa Tarihi

Bilimkurgu edebiyatı sonsuz bir derya. Gelin bu zaman çizelgesiyle kimi önemli satır başlıklarını yeniden hatırlayalım. Belki gözünüzden kaçmış bir dönemeci keşfetmenize yardımcı olabiliriz. Ne dersiniz?

 

 

Başa dönün