in ,

Erişim – Andy Weir | Çeviri Öykü

Andy Weir öyküsü “Erişim” yayında. Marslı’nın yazarından önemsiz gibi görünen detayların varabileceği boyutları işleyen etkileyici bir metin sizi bekliyor.

Erişim - Andy Weir | Çeviri Öykü

Andy Weir imzalı “Erişim” öyküsü Türkçe olarak yayında.

Ridley Scott tarafından sinemaya uyarlanan Marslı (The Martian) romanıyla tanınan, bilimkurgu edebiyatının önde gelen yazarlarından Andrew T. Weir; öyküleriyle de dikkat çekmeyi biliyor.

Marslı‘nın ardından Artemis romanını yayımlayan Weir, son olarak yine sinemaya aktarılacak olan Project Hail Mary kitabı ile karşımıza çıkmıştı.

Kayıp Rıhtım olarak yazarın öykülerinde kaybolmayı çok seviyoruz. Geçen haftalarda sizlerle Weir’in Şef adlı kısa öyküsünü buluşturmuştuk.

Şimdi de sırada önemsiz gibi gözüken ayrıntıların nerelere varabileceğini gözler önüne seren etkileyici bir öykü var: “Erişim

İyi okumalar!

* * *

ERİŞİM

Bir elinde bir fincan kahve, diğerinde birkaç dosya tutarak masasının ardındaki sandalyeyi çekti ve üzerine çöktü.

Sabah kahvesini yudumlarken, dosyaların ilkini açtı ve ön sayfadaki özeti okudu. Önemsiz bir meseleydi, ama nihayetinde onun halletmesi gerekiyordu. Bazı şeyler astlara bırakılamazdı.

Büyük meşe masasının üstündeki süslü saate bakıp başını salladı. 07:00. İstediğinden daha geç başlamıştı; muhtemelen yine gece yarısına kadar çalışması gerekecekti.

“Ah, merhaba,” dedi uykulu bir kadın sesi. “Demek buradasın.”

Başını kaldırdı. “Ne?”

Adamın ofisini süsleyen iki güzel kanepeden birine uzandı kadın. Gerinerek esnedi ve gözlerini ovuşturdu. “Off, saat kaç?”

“Yedi,” dedi ve okumaya devam etti adam.

“Pes doğrusu,” diye homurdandı kadın. “Bu kadar erken geleceğini bilseydim, burada sersefil uyumazdım.”

Omuzlarını silkti. “Uyumaya devam et o zaman.”

“Hayır,” dedi kadın. “Seninle konuşmam lazım. Kahvenden bir yudum alabilir miyim?”

İçini çekti adam. “Bak, her kimsen…”

“Rachel,” dedi.

“Merhaba Rachel. Benim çok işim var. Günün kalanı boyunca sürecek bir sürü toplantıdan evvel bunları bitirmek için sadece bir saatim var. Sekreterimle bu bir saatlik boşluğu yaratmak tanrısal bir başarıydı. Benden ne istiyorsun?”

“Şey, bu biraz karmaşık,” dedi kadın, masanın karşısındaki sandalyeye otururken. “Sanırım birbirimize yardım edebiliriz.”

“Gerçekten mi? Bir ergen benim için ne yapacakmış bakalım?”

“Yirmi üç yaşındayım ben.”

“Aferin sana.”

Kadın arkasına yaslandı ve ayaklarını adamın masasına koydu. “Mesele şu ki, benim bir süper gücüm var.”

“Bu masa bir antika, biliyorsun,” dedi adam.

“Ah, ne düşündüğünü biliyorum. Beni o çılgın kızlardan sandın. Ama gerçekten bir süper gücüm var. Ya da ona benzer bir şey. Sen buna ne dersin bilemem tabi.”

“Gerçekten, neredeyse 200 yaşında o masa. Çek şu ayaklarını.”

Ellerini boynunun arkasına birleştirerek “Bunu ilk kez çocukken fark ettim,” diye devam etti kadın.

Adam inledi ve dosyayı elinden bıraktı.

“Annemle babam alkolikti. Bana dayak atmadılar ya da kötü bir şey yapmadılar, ama sarhoşlardı. Bitik tiplerdi, anlayacağın.

“Her neyse, annem evde sert likör içmeyi severdi. Babam daha çok sosyal bir içiciydi, bu yüzden bara giderdi sık sık. Herkes onu severdi.

“Beni de götürürdü. Annemin hemen sızıp kalacağını biliyordu ve on yaşındaki bir kızın barda durmasının, yalnız başına bir apartman dairesinde kalmasından daha güvenli olduğunu düşünüyordu. Harikaydı. Oranın maskotuydum bir nevi.

“Bir keresinde barı polisler bastı. Meğer kimliklerini kontrol etmeden civardaki liseli serserilerin bara girmesine izin veriyormuş bar sahibi. O sırada ben de bardaydım. Benim orada olmam kimsenin umurunda olmadı ama tüm gençlerin ifadesini aldılar. Kanunen, polislerin benim de ifademi alması gerekiyordu. Bu bir nevi ipucuydu aslında ama bunu anlayamayacak kadar küçüktüm.”

“Neyi anlamayacak kadar?” diye araya girdi adam.

“İzin verirsen…” dedi kadın.

Adam gözlerini devirdi.

“On iki yaşındayken annem beni 7-11*’e bir şişe akşamlık almam için gönderdi. Bana içki satmayacaklarını biliyordum ama şeker parası da verince… Tartışmak haddime mi?

“Oraya vardığımda bir soyguna denk geldim. Oldukça berbat bir mahallede yaşıyorduk; o kadar da sıra dışı bir durum değildi. Maskeli bir adam, dükkan sahibini yere yatırdı ve başına bir tüfek doğrulttu. Soyguncu bana şöyle bir baktı ve sonra dükkan sahibine bağırmaya devam etti.

“ ‘Hey, içki alabilir miyim?’ dedim. Hırsız sadece ‘ne istersen yap’ dedi. Ben de yaptım. Biraz da şeker aldım. Ve çıkıp gittim.”

“Hıh,” dedi adam. “Seni vurmadığı ya da rehin almadığı için şanslısın. Ortada hala bir süper güç görmüyorum.”

“Bekle,” dedi kadın. “14 yaşındayken en havalı arkadaş grubundaydım. Kaygı dolu lise yıllarım olmadı benim. Okulun en popüler kızlarıyla arkadaş oldum ve popüler erkeklerle çıktım. Harikaydı. Okuldaki tüm çocuklar o grupta olmak için her şeyini verirdi. Dahil olmak için ben ne yaptım biliyor musun? Gidip masalarına oturdum.

“Öğle yemeğinde. Onların masasına oturdum ve kimse kalk demedi. Sonunda benimle konuşmaya ve beni sevmeye başladılar. Bu kadar. Masaya bir mil yaklaşan herkes, kızsa orospu muamelesi görüyordu, erkekse feci şekilde aşağılanıyordu.”

“Öyleyse,” dedi adam, kollarını kavuşturarak. “Süper gücün popüler olmak mı?”

“Götlük yapma,” dedi kadın. “Neyse, lisedeyken Meryem Ana değildim tabi. 16 yaşındayken popüler çocuklarla gönül eğlendirmeye başladım. Çok da abartmadım. Ama üçüncü ve son senemde bir sürü erkek arkadaşım oldu.

“Bir keresinde erkek arkadaşımla birlikte onun evindeydik, birden annesi çıkageldi. Oğlunun mükemmel bir melek olduğunu düşünen sağlam bir Hristiyan olduğunu belirtmeliyim. Eve girdiği sırada ‘meşguldük’, bu yüzden yatak odasının kapısını açana kadar fark etmedik. Ancak üzerimize bir battaniye atacak kadar vakit bulabildik.

“İkimiz de yataktaydık ve ona bakıyorduk. Ne yaptı biliyor musun? Çin yemeği aldığını söyledi ve alt kata geri döndü. O ana kadar yaşadığım en tuhaf durumdu.”

“Muhtemelen nasıl tepki vereceğini bilemedi,” diye tahmin yürüttü adam. “Bahse girerim oğlan daha sonra belasını bulmuştur.”

“Hayır. Kadın hiç dert etmedi varlığımı. İstediğim zaman gittim oraya. Çocuğu terk edene kadar. Zavallının tekiydi zaten.

“Liseden zar zor mezun oldum. Hiçbir üniversite beni kabul etmeyecekti, zaten parasını ödeyecek durumum da yoktu. Annem ve babam gerçek dünyaya atılmaya ve onlara yük olmayı bırakmaya hazır olduğumu düşündüler. Ben de garsonluk yapmaya başladım. Ama hemen işten atıldım çünkü işe gelmeyen, güvenilmez bir ukalaydım. Bu benim ‘evsizlik’ kariyerimin başlangıcı oldu.

“Durumum o kadar da kötü değildi. Zaman zaman kısa süreli işler buluyordum ve bir çadırda yaşıyordum. Her neyse, bir gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu ve rüzgar sanki saatte 40 mil hızla esiyordu. Çadır günbatımına doğru uçtu gitti. Sağanak yağmur altındaydım ve çadırım yoktu.

“Ne olursa olsun bu lanet yağmurdan kurtulmaya karar verdim. Gördüğüm ilk eve zorla girecek ve içerde her kim varsa ona teslim olacaktım. Böylece yağmurdan kaçabilecektim, sonra polisler beni güzel kuru bir hücreye götürecekti.

“Ben de öyle yaptım. Sessiz ya da sinsice girmedim. Pencerenin birine çöp tenekesiyle vurdum, cam kırıklarını tenekenin kapağıyla temizledim ve içeri daldım.

“Karanlık bir oturma odasıydı, bir kanepeye çarpıp durdum ve öylece bekledim. Yaklaşık on saniye sonra ışıklar yandı. Elinde bir beyzbol sopası tutan ve ürkmüş görünen bir adam kapıda durup bana baktı, karısı da adamın arkasından bakıyordu.

“Sonra, ikisi de derin bir nefes alıp yatağa döndüler.”

“Bekle,” dedi adam. “Ne dedin?”

“Aynen öyle.”

“Bu hiç mantıklı değil.”

“Doğru,” diyerek onayladı kadın.

“Onlarla önceden bir tanışıklığın falan var mıydı?”

“Hayır. İlk kez o zaman gördüm. Devam edebilir miyim?”

“Ah, tabii, elbette.”

“Her neyse, haftalarca evlerinde kaldım ve hiç şikayet etmediler. Hatta benimle sohbet ettiler. Arkadaş olduk diyemem, aslında orada olmama içten içe kızdıklarını bile söyleyebilirim. Ama beni dışarı atmadılar.

“İşte o zaman bir şeyi anlamaya başladım. Kovulmuyordum. Hiçbir yerden. Hiçbir zaman.

“Bu özelliğimi sınamaya karar verdim. Küçük bir şeyle başladım. Bir bankaya gittim. Sırada bekleyenler vardı. Sıranın başına doğru yürüdüm. Kimse şikayet etmedi. 20 kişinin önüne geçtim, ama hiç kimsenin gıkı çıkmadı. İkinci aşamaya geçtim.

“Gişe memurlarının girip çıkabilecekleri bir güvenlik kapısı vardı. Kapının yanında bekledim, sonra veznedarlardan birini içeri aldıklarında onu takip ettim. Kimse umursamadı! Hatta herkese ‘merhaba’ dedim ve kendimi tanıttım.

“Sonra çekmecelerden birinden bir avuç para aldım. Biri, ‘Hey, ne yaptığını sanıyorsun sen?’ dedi. ‘Ah, kusura bakmayın,’ dedim, parayı geri koyarak. ‘Ben yeniyim de.’ Sonra herkes yeniden mutlu oldu.”

“Ciddi misin sen?” diye sordu adam.

“Evet, ciddiyim.”

“Çünkü bana palavra atıyormuşsun gibi geliyor,” dedi şüpheyle.

“Sonraki birkaç gün içinde birkaç deneme daha yaptım. Anladığım kadarıyla, gittiğim her yerde, herkes benim orada olmam gerektiğini varsayıyordu.”

“Evet,” dedi adam. “Şimdi ikna oldum palavra sıktığına.”

“Öyle çok kolay da değildi. İnsanlar orada olmam gerektiğini varsayıyorlardı ama sadece onların bekledikleri şeyleri yaparak bunu başarabiliyordum. Bir eczaneden bir kaç ilaç çaldım, sırf yapabilecek miyim diye. Tezgahın hemen arkasına yürüdüm, boş bir hap kutusu aldım ve Valium ile doldurdum. Eczacılar bana ikinci kez bakmadılar bile. Orada olması varsayılan kişilerin hap şişelerini doldurmaları bekleniyor. Ancak bir bankadaki insanların avuç dolusu nakit alması beklenmez. Anladın mı?”

“Anladım mı? Evet. İnandım mı? Hayır.”

“Senin için çalışabileceğimi düşünüyorum.”

“Ne dediğimi anlamıyor musun sen?” diye bastırdı adam. “Zırvalarına inanmıyorum.”

“Paraya ihtiyacım var. Bana iyi maaşlı bir iş ver, ben de senin için ispiyonculuk yapayım.”

“Kimi ispiyonlayacaksın?”

“Kimi istersen! Eminim etrafında gözetlenmesini isteyeceğin onlarca insan vardır. Nerede olurlarsa olsunlar gidip yanlarına sessizce oturabilirim. Not bile alabilirim. Ne istersen.”

İçini çekti adam. “Eğer senin bu sanrıların gerçekse, evet, senin gibi birini kullanabilirim,” diyerek onayladı. “Ama hadi canım. Sayısız korumayı geçip yüksek güvenlikli bölgelerde fink atabileceğine inanmamı mı bekliyorsun? Oradaki insanlarla sohbet edebileceğine ve onların ortada bir sorun olduğunu anlamayacaklarına? Herhangi bir kanıt sunabilir misin bana? Ne olursa?”

Öne doğru eğilip “Bilmiyorum,” dedi kadın. “Sen söyle Bay Başkan.”

Andy Weir

*7-Eleven: Dünya çapında on binlerce mağazası bulunan ve içinde her türlü ürün satılan market zinciri. 24 saat açık olan şubeleri mevcuttur.


Çeviri: Bülent Özgün

Düzelti: Özgür Nurettin Yalçın

Yazarın kaleme aldığı öyküyle ilgili yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz. Sitemizde yer alan diğer çeviri öykülere buradan ulaşabilirsiniz.

Öyküyü orijinal dilinden okumak için: GalactaNet

Oyla!

Bülent Özgün

Edebiyat ve sinema hayranı (bazen hangisini daha çok sevdiğini kendisi de bilmiyor), İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, öğretmen; yazmayı, okumayı, konuşmayı, öğretmeyi ve bunların hepsi üzerine düşünmeyi seven bir ademoğlu. Bir hayaledici. Ne yazık ki hep böyle kalacak.

5 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for NamelessOne NamelessOne dedi ki:

    Güzel bir öyküydü. Andy Weir öykülerinin tadı bir başka. Çevirdiğiniz için teşekkür ederim. :slightly_smiling_face::heart:

  2. Avatar for SJack SJack dedi ki:

    Öykülerin kısa olması bir yana Andy’nin konuşmalara verdiği ağırlık benim için çok önemli. Gereksiz betimlemeler ve ayrıntılarla uğraşmadan gayet güzel öyküler okuyoruz. Şef adlı öyküsü daha güzel olsa da bu öykü meraklandırıcı bir yapıya sahip. Çeviri için teşekkürler.

  3. Avatar for Kubilay_Gunay Kubilay_Gunay dedi ki:

    Çeviri için teşekkürler. Yazarın öykülerini okumak insanı sıkmıyor.

  4. Avatar for periyodiknesriyat periyodiknesriyat dedi ki:

    Beğenmenize sevindim. @Ozgur yardımın için teşekkür ederim.

  5. Avatar for Ozgur Ozgur dedi ki:

    Öyküyü şimdi tekrar okudum, İsmimi de not düşmüşsün çok teşekkür ederim ama asıl emek senin. Benim çok da bir etkim olmadı. Öykü çok güzel. Başka öyküler de bekliyoruz senden. Keşke Ted Chiang yeni öykü yayınlasa da biz de hemen çevirisine girişsek. Hoş ben The Egg de dahil, Weir’in bir öykü kitabı olması taraftarıyım ama olsun.

Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler - Olga Tokarczuk

Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler: Olga Tokarczuk’tan Dünya Mikrokozmosunda Mitsel Bir Yolculuk

Disenchantment 3. Sezon Fragmanı ve Çıkış Tarihi

Disenchantment 3. Sezon Fragmanı ve Çıkış Tarihi