Ev Kütüphanelerinin Bilişsel Yeteneklerimize Etkisi Üzerine

Evinizde bulunan kütüphane, sizin nasıl bir insana dönüşeceğinizi ne kadar etkiliyor? Kitabın fiziksel varlığı gerekli mi? E-kitap bu işin neresinde? Hangi ülkelerde, ne çeşit okuma alışkanlıkları geliştirilmiş? Tüm bu soruların cevabı ve daha fazlası, sizler için çevirdiğimiz makalede.

Okumak ve edebiyatla alakalı resmi veya gayriresmî tartışmalara en az bir defa dâhil olmuş ya da şahitlik etmiş olanımız vardır. Örneğin ayaküstü muhabbetlerin ünlü konularından, “Çok okuyan mı, çok gezen mi bilir?” hâlâ cazibesini sürdürmekte. Hoş, tarihi süreçte de irili ufaklı tartışmaların konusu olagelmiştir bu ikili. Okumanın ve kitabın toplumsal ayrılıklar yaratan çatışmalardan, ülkelerin ulus bilincini kuvvetlendirmesine kadar genişletilebilen etkilerine değinmiştir araştırmacılar. Zamanında çocukları odalara kapattırıp, sonunda delirten uğursuz nesne yaftasını bir süreliğine taşımıştır üstünde kitap. Bilgi ve görgü sahiplerince, “Cezalandırılmamış kötü bir alışkanlık,” olarak tanımlanmıştır okumak.

Günümüz bilimsel çalışmaları sayesinde, okumanın ve kitabın etkileri hakkında daha nesnel tahminlere erişebilme imkânımız var. Örneğin geçen aylarda çocuklara resimli kitap okumanın bilişsel gelişimlerindeki etkisine değinen bir çalışma yayınlanmıştı. Ekim 2018’de, Journal of Social Science Research dergisinde bir makale yayınlandı. “Akademik Kültür: Ergenlik Dönemindeki Kitaplar, 31 Toplumda Yetişkin Okuryazarlığı, Sayısal Bilgi ve Teknoloji Becerilerini Geliştiriyor” başlıklı bu makale, akla ilk gelenin aksine okumak değil, okuryazarlık kapsamında kitabın fiziksel varlığının etkisi incelenmiş.

Başını Joanna Sikora (Australian National University, Canberra, Avustralya), M.D.R.Evans (University of Nevada, Reno, Birleşik Devletler) ve Jonathan Kelley’nin (International Survey Center and University of Nevada, Reno, Birleşik Devletler) çektiği araştırmacılar, 2016 OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) verilerine dayanan ve 2011-2015 yılları arasında International Assessment of Adult Competencies (Uluslararası Yetişkin Becerilerini Değerlendirme) programı kapsamında toplanan bilgilerden yararlanmışlar. Veriler kapsamında, akademik ve bilimsel kültürünün üretimi ve dağılımına yönelik savların ve karşı savların ekseninde, metasal bilgiye erişim aracı kitap ve ev kitaplığının rolü incelenmiş.

Araştırmaya Kaynaklık Eden Verilerin Niteliği ve Elde Edilme Yöntemi

Araştırmaya kaynaklık eden veriler ABD, Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık (İngiltere ve Kuzey İrlanda), Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İrlanda, İsrail, İtalya, Japonya, Kanada, Kore, Litvanya, Norveç, Polonya, Rusya (Moskova hariç), Singapur, Slovakya, Slovenya, Şili, Türkiye, Yeni Zelanda ve Yunanistan’ın yer aldığı 31 ülkeden, yaşları 16 ila 65 arasında değişen 160.000’i aşkın kişi üzerinden ölçüldü. Araştırma, katılımcılarla yapılan birebir görüşmeler ve internet üzerinden düzenlenen katılım yöntemleriyle toplanmış 2016 OECD verilerine dayanıyor. Bu ülkeler arasından Fransa, İspanya ve İtalya’nın dijital problemleri çözme alanındaki verilerine sağlıklı biçimde ulaşılamadığından, bazı değerlendirmelerde geriye kalan 28 ülkenin verileri baz alınmış. Buna ek olarak, katılım oranı ülkeden ülkeye değişiklik göstermiş; örneğin katılım oranı Türkiye’de %81 iken, İsveç’te %45 oranında.

Araştırmaya kaynaklık eden veri yığını üç etapta toplanan verilerden oluşturulmuş: Birincisi ev kütüphanesiyle ilgili bir sorgu. İkincisi bilişsel yetenekleri ölçmeye yarayan üç ana kategorili test Üçüncüsüyse ikinci etapta toplanan verilerin doğruluğunu ölçmeyi amaçlayan kontrol soruları.

İlk etapta katılımcılara, 16 yaş dönemi baz alınarak yetiştikleri evlerde kaç kitap bulunduğu sorulmuş. Daha iyi tahminler yapabilmek için dergi, gazete veya ders kitapları soru kapsamına dâhil edilmemiş. Raf başına ortalama 40 kitap düştüğü hesap edilerek, şıklara 10 kitap ya da daha az; 11 ila 25 kitap arasında; 26 ila 100 kitap arasında; 101 ila 200 kitap arasında; 201 ila 500 arasında; 500’den fazla kitap seçenekleri verilmiş. Ölçüm için ortalamada 5, 20, 65, 150, 350 ve 500 ve üzeri değerler kıstas alınmış. Bu sorguya göre Türkiye’den katılan 4335 kişinin %60’ının 5 civarında, %21’inin 20 civarında, %13’ünün 65 civarında, %4’ünün 150 civarında, %1’inin 350 civarında ev kütüphanesinde kitaba sahip olduğu tespit edilmiş.

İkinci etapta, katılımcıların bilişsel yeteneklerini ölçmek için okuryazarlık, sayısal bilgi ve bilgi iletişim teknolojisi (BİT) kategorilerinde testlere tabii tutulmuş.

Bu üç kategorideki testlerin amaçları ve uygulanışları şu şekilde:

Okuryazarlıkta katılımcıların yazma becerileri değerlendirme dışı bırakılmış. Test, tek bir bilgi parçası içeren kısa metinleri okumak ve karmaşık metinlerden bilgi sentezlemek gibi anlama ve çıkarımlarda bulunma yeteneğini belirlemeye yönelik bir dizi sorgudan oluşturulmuş.

Sayısal beceri, günlük hayatta matematiksel kavramları kullanma becerisine tabi basit sıralamalar, aritmetik işlemler, karşılaştırma bağlamında sunulan soyut matematiksel ve istatistiksel verileri tanımak ve tanımlamak gibi farklı yeterlilik düzeyleri içeren aritmetik sorularla ölçülmüş. Örneğin güncel verilere dayalı grafikler veya basit ölçümlere dayalı problemler yorumlatılmış.

BİT ve bilgisayar okuryazarlığı, dijital teknoloji aracılığıyla başkalarıyla iletişim kurabilmek için bilgi toplamayı, analiz etmeyi ve sentezlemeyi kullanabilme yetenekleri değerlendirmeyi içermekteymiş. Değerlendirmenin bu kısmında, problem çözebilme becerilerinin kombinasyonlarına yer verilmiş ve bu bağlamda, katılımcıların önüne üç tip problem sunulmuş. Bunlardan ilki, internetteki bilgilerin kalite ve güvenilirliğini değerlendirilebilme yetisi. Örneğin clickbait ve sahte haberler ile tartışmaya yer bırakmayan güvenilirlikte bilgi ve kanıt sunan haberler arasında ayrım yapabilme becerisi. İkincisi, kayıt yönetiminde elektronik çizelge ve tablo gibi uygulamaları kullanabilmek; örneğin belli etiketlere göre verileri sıralama. Üçüncüsü, bilgisayar kullanımı veya internette gezinme alanlarındaki teknik bilgileri ölçümlemek. Üç kategoriye ayrılmış bu beceriler “teknoloji açısından zengin ve aktiflik gerektiren ortamlarda problem çözebilme” yeteneğini ölçen standartlara uygun hazırlanmış.

Üçüncü etapta, üç aşamalı sorgulardan oluşan bir test uygulanmış. Birinci aşama, evde kullanılan temel (basılı yayınlar) ve karmaşık (dijital okuryazarlık) materyallere bağlı sekiz maddede okuma becerisi ve yoğunluğu ölçülmüş. Kullanım kılavuzları, e-postalar, uzmanlık alanlarına yönelik profesyonel yayınlar gibi materyallerin kullanım sıklığı hesaba katılarak bir veri havuzu oluşturulmuş. İkinci aşamada, evde kullanılan materyallere (hesap makinesi, kağıt-kalem) fiyatların, bütçelerin, formüllerin, cebrin veya mali hesapların kullanılma sıklığını ölçmeye yarayan altı maddede sayısal beceri ve yoğunluğu test edilmiş. Üçüncü aşamada, evde kullanılan cihazlara dayanarak BİT becerilerini ve kullanım yoğunluğunu ölçmeye yarayan altı maddelik ölçümleme listesi oluşturulmuş. Bu listede de katılımcıların ne sıklıkla e-posta kullandığı, internet alışverişlerinin sıklığı, kayıt için elektronik tablo kullanımı veya internette gerçek zamanlı tartışmalara katılma sıklıkları ölçülmüş.

Bu etaptaki tüm kontrol kalemleri için cevap kategorilerinde, “Asla”, “Ayda bir kere”, “Haftada veya ayda en az bir kere” ve “Haftada en az bir kez ya da her gün bir kez” şıkları sunulmuş. Örneğin üçüncü aşamada ne sıklıkla internet alışverişi yapıldığı sorulmuşsa, sunulan şıklar hem becerinin kullanılıp kullanılmadığını hem de kullanılıyorsa ne sıklıkla kullanıldığı hakkında bilgi edindirmeyi sağlamakta.

Bu üç etapta elde edilen verilerin haricindeki değişkenler standart, yani etkisini kestirmesi güç ya da etkisiz serbest değişkenler kategorisinde ayrılmış. Örneğin cinsiyet faktörü formüler dağılımda herhangi bir fark yaratmamış. Kitabın akademik ve bilimsel kültür yaşamındaki etkisini gözlemlemek ve uygulanan metodolojinin ona göre tasarlanması sebebiyle ev kütüphanelerinde bulunan kitapların niteliklerine dair veriler toplanmamış. Formülüzasyonlar, elde edilme yöntemleri ve oranlarına göre toplumdan topluma değişiklik gösterdiği dikkate alınarak, hata payı olabildiğince en aza indirilmeye çalışılmış.

Araştırmayı Tetikleyen Teoriler ve Mevcut Bulgularla Oluşturulan Hipotezler

Araştırmanın çıkış noktası olan bilimsel kültür hipotezi, kendinden daha eski bir savın karşıtı konumunda. Kültürel sermaye kavramından türetilen bu eski sava göre kültürel kaynaklar ve birikim, elit zümrenin keyfi sinyallerle yeniden üretilmesine kaynaklık eder. Bu görüş, elit statüdeki grupların sınırlarını korumasında kültürün önemine dair anlayışa dayanmaktadır. Buna göre seçkin ailelerden gelen çocukların, kültürel dışlama için kullanılan ve sınırlı bir paylaşım ağında yüksek statülü kültürel sinyaller (tutumlar, tercihler, biçimsel bilgi, davranışlar, mallar ve kimlik bilgileri) ile donatıldığı öne sürülmektedir. Bu argüman üç kritik unsur barındırır: (1) Keyfi sinyaller aslında eğitim veya mesleki performansı arttırmaz; (2) sinyalleri elde etmesi zor veya zaman alıcıdır, bu yüzden edinimin başka statüdekilerce kopyalanması zordur; (3) elit kesimin -ya da özel statüdekinin- bu sinyallere erişimi neredeyse özel ayrıcalık niteliği taşır. Savdan çıkartılabilecek sonuç, sosyoekonomik ve statüsel seviyede avantajlı ebeveynlerin çocuklarına kültürel sermaye bırakmada, alt statüdekilere kıyasla daha avantajlı oldukları ve bunun yarattığı statüsel sınırların aşılamayacağı yönündedir; keyfi sinyallere dönüşmüş yüksek kültür ve yüksek sanat görünür olmalarına görünürdür ama herkesin ulaşabileceği seviyede değillerdir.

Bu ayrımı gözeterek oluşturulan savın aksine, yüksek kültürün bilgi taşıyıcısı kitaplar statü gözetmeksizin eğitimsel başarının büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bunun nedeni, kitapla ilgili kaynakların kelime haznesi oluşturma, karşı-olgusal düşünme ve bilişsel olarak açıklanabilirlik gibi akademik ilişkili becerilerle önemli bağlar kurdurmasıdır. Öte yandan yüksek sanatların ya da ders dışı etkinliklerin akademik beceriler üzerinde bir etkisi yok gibidir. Çünkü bunlar “kültürel sermaye”ye sahip kişilerce değerlendirilebilecek ya da ayrıcalıklar (belli statüden kişilerin alındığı kulüpler, belli bir ekonomik alım gücüne sahip kişilerin erişebileceği meblağlar gerektiren aktiviteler) gerektiren tüketimselliğe tabidir. Kısacası kitapla taşınan kültür, sanat seyirciliğinden ayrıdır ve dahası, akademik kültürün eğitim performansı ve kazanımı üzerindeki etkisi büyüktür.

Bu önemli, çünkü kültürel kaynakların elit tabakaca diğerlerini dışlamak veya dezavantajlı hâle getirmek için kullanıldığı keyfi işaretler olduğu iddiasına karşı çıkılmakta. Kitapla aktarılan kültür, statü gözetmeksizin katılımı artırır ve eğitimsel beceriler kazandırır. Bu ima bilgiye ve bilimselliğe dayalı kültürün, yüksek akademik kültürdeki elit kesimin keyfi bir sinyali olmaktan ziyade, akademik performansın her kesimce içselleştirilebileceği ve bilişsel becerilere sahip olunabileceğine işaret eder. Eğer bu çıkarım doğruysa, akademik kültürün bilişsel beceriler üzerindeki etkileri tespit edilebilmelidir.

Bilimsel kültür teorisi olarak adlandırılan bu görüşü destekleyen araştırmalar mevcuttur, ancak yöntemsel ve verisel sınırlamalar nedeniyle kitapların rolü teste tabi tutulamamıştır. Eski çalışmalarda sosyoekonomik avantaja sahip ve belli statü sahibi ebeveynlerin çocuk eğitimine yaptıkları harcama ve yatırımları dikkate almıştır. Yani çocukların akademik başarısı ebeveynlerinin onlara sunabileceği imkânlarla sınırlandırılmış; ne kadar eğitim yatırımı o kadar akademik başarıdır, fikri teste tabi tutulmuştur. Ayrıca bu eski çalışmalarda, kültürel sermayenin eğitim müfredatı dışına çıkan eylemlere ve yetişkin yaşamındaki rolü üzerine durulmamıştır.

Bilimsel kültür teorisi kapsamındaysa kitapların eğitim içi ve eğitim harici alanlarda da etkin olduğu varsayılır. Çünkü kültürel sermayeyi herkesin ulaşımına açarak dolaşıma sokan kitaptır; varlıklı-varlıksız ayrımı olmaksızın bireylerin akademik kültüre katılımını sağlar. Neticede akademik kültür, çocukların yaşamları boyunca sürecek bilişsel beceri, entelektüel esneklik ve problem çözebilme kapasitesiyle de ilişkilidir. Bu bilişsel beceriler, bireyin akademik kültürle karşılıklı ilişkisiyle alakadardır; eğitimsel ve mesleki yaşamdaki başarı ve kazanım bu becerilerin akademik kültürle beslenmesine, akademik kültürün gelişip serpilmesi de bu becerilerin gelişimiyle doğrusal bağlantı içerisindedir. Bu ilişki eski savla alakadar -statü sınırlarını aşılmaz kılan- kültürel sermayeyi yeniden üretim teorisiyle çelişmekte ve bir başka model, -sınır gözetmeksizin dolaşımı ve genişlemeyi ima eden- kültürel hareketlilik teorisini onaylamaktadır.

Bilimsel kültür kuramı bağlamında basılı kitap bilişsel yeteneklerin gelişimi ile akademik ve bilimsel kültürün varlığını sürdürme mekanizması arasındaki “kayıp bağlantı” niteliğindedir. Bu sebeple basılı kitabın varlığı ve yaşam döngüsü, bilişsel becerileri ve entelektüel esnekliği teşvik eden mekanizmaları anlamada önem arz eder. Akademik ve bilimsel kültür sermayesinin, metasal taşıyıcısı basılı kitap, her ne kadar mali bedeller karşılığında elde edilen bir ürün olsa da bir defa sahiplenildiğinde, başkalarıyla paylaşmak veya kendinden sonrakilere miras bırakmak suretiyle dolaşım pratiğini sürdürür. Bu da, kitlesel veya bireysel/ailesel çapta yaşanan sosyoekonomik kısıtlamalara (aylık kazanç) veya dalgalanmalara (sosyoekonomik statüyü düşüren çöküş) rağmen akademik ve bilimsel kültürün ulaşılabilirliğini ve yayılımını, ilkinden çok daha az mali bedel ödeyerek sürdürebilmesine olanak tanır.

Araştırmacılar da bilimsel kültür hipotezi ve kültürel hareketlilik teorilerini dikkate alarak, basılı kitapların etkisi üzerine bir dizi öngörünün doğruluğunu teyit etme yoluna gitmişler. Bilimsel kültür hipotezi kapsamında OECD’den elde ettikleri bulguları gözden geçirirken üç başlık üzerine durmuşlar, bunlar:

(1) Kitap odağında çocukların eğitimi ve yetişkin yaşamlarındaki mesleki başarıları ile yetişkin okuryazarlığı, sayısal beceri ve problem çözme arasındaki bağlantıyı ve rolünü bulmak.

(2) Bilgi ve iletişim teknolojilerini (BİT) kullanma ve bilimsel kültürün aktifleştiği ortak mekanizmayı bulmak.

(3) Kültür kavramının geçerliliğini dijital okuryazarlık çağında da sürdürdüğü dikkate alınarak, basılı kitapların bu çağdaki rolünü ve akıbetini yorumlamak.

Teoriler kapsamında incelenen OECD verilerinden ise şu üç hipotez ortaya atılmış:

Hipotez 1: Yetişkin okuryazarlığı, sayısal beceri ve BİT problem çözme becerileri, ev kütüphanelerinin boyutuna göre büyür. Kütüphane küçükse orta büyüklüğe, büyükse aynı belli bir katsayıya kadar çıkabilen büyüklüğe sahiptir.

Hipotez 2: Akademik ve bilimsel kültür okuryazarlığı ortamla doğrudan ilgilidir. Ergenlik döneminde daha büyük ev kütüphaneleriyle tanışmak, yetişkin eğitimini ve mesleki yetilerindeki kazanımı arttırır. Bu aynı zamanda ileriki yaşlardaki okuryazarlığı, sayısal beceriyi ve BİT becerilerini de arttırır. Etkinin bu beceriler üzerindeki tesiri, kültürel kaynakların ve birikimin statüsel sınırlarda değişiklik yaratmayan keyfi sinyallerle yeniden üretildiği iddialarına ters düşmektedir.

Hipotez 3: Bilimsel ve akademik kültürden yaşam boyu yararlanılmaktadır. Ergenlikte faydalanılmaya başlanılan büyük ev kütüphaneleri, okuryazarlığın, sayısal becerinin ve BİT becerilerinin korunmasını ve aynı zamanda da bu faaliyetlerden bağımsız olarak, rutin dışı yetişkin faaliyetlerine katılımı teşvik eder. Yetişkinlerin sosyal hayatlarındaki bilişsel becerilerine fayda sağlamaktadır.

Bu hipotezlerin geliştirilmesini sağlayan bulgusal yorumlar şu şekilde:

Ev kütüphanesine eklenen her kitap, eğitimsel ve mesleki beceriye doğrusal katkıda bulunabilir. Bu etki, kitap başına düşen ek beceri katkısı olarak yorumlanmakta. Okunulan ilk kitap, bir dizi yeni beceri ve bilişsel yetiyi geliştirmenin yolunu açar; ondan sonraki her kitapta, kelime dağarcığına, bilişsel karmaşıklıkları kavramaya ve entelektüel esnekliğe yönelik yeni deneyimler sunmaya devam eder. Tek fark, “ilk temas”ta bulunulan kitabın aksine sonraki kitaplardan elde edilen uyarım daha düşüktür. Eylem istikrarlı biçimde sürdürüldükçe, uyarım azlığı bilgi birikimi artırımı yönünden bir telafi yoluna gidecektir.

Toplanılan verilere dayanılarak, ortalama kitap sayısı ülkeden ülkeye farklılık gösteren ev kütüphanelerinin büyüklüğünün ülke gözetmeksizin, okuryazarlık ve diğer bilişsel yetenekler üzerindeki mevcut etkiye denk düşebildiği sonucuna varılmış. Ayrıca kitaplarla ergenlik çağında tanışılmasının okuryazarlık, sayısal bilgi ve BİT becerilerini kapsayan uzun vadeli bilişsel yetkinlikleri teşvik eden sosyal pratiklerin ayrılmaz bir parçası olduğu çıkarımında bulunulmuş. Bilişsel yeteneklerin %40’a varan bu etkisi, katılımcıların sosyoekonomik durumlarından ve genel demografik dağılım gibi değişkenlerle açıklanamayacak kadar homojen bir yaygınlık göstermekte.

Ergenlikte ve daha ileri yaşlarda çevrelerinde neredeyse hiç kitap bulunmayan üniversite mezunlarının ortalama seviyede okuryazarlık seviyelerine, sayısal bilgi kavrayışına ve BİT becerisine sahip oldukları tespit edilmiş. Aksine orta öğretim seviyesine sahip ancak kitaplarla dolu bir evden gelenlerin, sadece birkaç kitapla büyüyen üniversite mezunlarına kıyasla okuryazarlık, sayısal bilgi ve teknolojik beceri ve uyumlarının ortalamanın üstünde olduğu saptanmış. Ergenlikte kitaplarla tanışılmasının, iyi bir eğitim ve mesleki kavrayış yönünden yetişkinlikte avantaj sağladığı sonucuna varılmış. Araştırmacılar bu avantaja dikkat çekerek, akademik ve bilimsel kültürün, belli başlı sınıfların ve elit tabakaların kendilerini diğerlerinden ayırmak için ürettiği keyfi sinyaller olmadığını, aksine özellikle kitap gibi araçlar sayesinde paylaşılıp faydalanılabilen bir yaşam biçimi olduğu savunusunda.

Bu etki için evdeki kütüphanenin en az 80 kitap içermesi gerektiği hesaplanmış. Kitap sayısı 350 ve daha üstüne vardığındaysa, bilişsel yetinin uyarımı ve gelişim çizgisi fazla oranda oynamayacak biçimde sabitlenmekte. Bu da etkin bir ev kütüphanesinde en az 80, en çok 350 ve üstü kitaba ihtiyaç duyulduğuna işaret etmekte.

Kitabın varlığı ve varlıksal yoğunluğuna bağlı bu etki, bilimsel kültür pratiğinin maddi ve maddi olmayan unsurların varlığına bağlı kalan ama bu unsurlardan herhangi birine indirgenemeyen “blok”lu yapısıyla yakından ilişkili. Hane halkının sınırları içerisinde kalan hikâye anlatımı, hayali oyun, kelime bilgisi geliştirme ve kitap okuma faaliyetleri olağandır. Çocuklarını kitap okumaya teşvik eden ebeveynler, çocukların bilişsel becerilerini geliştirerek eğitimsel başarılarına katkıda bulunurlar. Fakat bu teşvik, diğer hane içi uygulamalardaki gibi rutindir ve bunun rutinleşmesi için ayrıca kitabın ulaşılabilirliği şarttır. Bu yüzden basılı kitap gibi fiziksel ve e-okuyucular gibi dijital kaynaklar, yalnızca tek kullanımlık aksesuarlar ya da yalnızca anlık müracaat nesneleri olmakla kalmayıp, akademik kültür pratiklerinin ayrılmaz parçasıdır.

Makalede dijitalleşmeye doğru yol alan kültürümüzün basılı kitapların etkisini azaltabileceği, ancak ergenlik döneminde kütüphaneli evlerde yetişmenin hâlâ etkisini sürdürdüğüne ve döneme rağmen, bu etkinin azalma göstermediği birçok farklı toplumun bulunduğuna dikkat çekilmiş. Ayrıca, ev kütüphanesinin genişliğinin üst seviye dijital okuryazarlıkla olumlu bir ilişki içerisinde olduğunu -yani birbirlerini desteklediğini- ve bu yüzden, bir süre daha ebeveynlerin evlerindeki kitaplarla bağlantı kurmanın ergen ve yetişkin hayatında önemini devam ettireceği öngörülerek, basılı kitap tüketiminin sosyal pratikte tarihe karışması için henüz çok erken olduğunun altı çizilmiş.

Araştırmacılar makaleyi, mevcut bulguların bu etkiyi doğruladığını ve bundan sonra yapılacak çalışmalarda bu etkinin nasıl oluştuğu üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayarak sonlandırmışlar.

Makaledeki Sonuçlara Yönelik Genel Yorum ve Tepkiler

İnternet camiasında araştırmaya yönelik yorumlar hayli çeşitli. Örneğin Reddit’teki düşünceler şöyle: Bir kısım, raporu onaylayan deneyimlerini paylaşmış. Geri kalanıysa farklı taraflardan sonuçları yorumlamış. Kitaba yatırım yapan ebeveynlere sahip çocuklarda bu tür gelişimlerin görülmesinin normal olduğunu ve ailenin örnek tutumunun, çocuğu okuryazarlığa ve bilişsel yeteneklerini erkenden geliştirmeye teşvik ettiği görüşünde olan da var. Mizacı gereği okumaya eğilimli çocuklar için evde kütüphane bulunmasının büyük şans olduğunu, öbür türlü çocuğun hevesini başka aktivitelere yönlendireceği varsayımına giden de. Bunun sadece okuryazarlık için uygun ortam yarattığını ve amaçsız, sadece varlıklı görünmek için kurulmuş ev kütüphanesinin bile uyarıcı etkiye sahip olabildiğini savunana da rastlanıyor. Okul kütüphanesinden ne derece yararlanıldığının da hesaba katılması gerektiğine dikkat çekerek araştırmanın içeriğini yetersiz bulan da mevcut. Durumun korelasyon kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, hemen nedenselliğe bağlanamayacağını çünkü yüksek zekâ seviyesine sahip ebeveynlerle beraber zekâ seviyesi yüksek çocuklarının ve onlara sunulabilecek geniş imkânların zaten söz konusu olduğu söylenmiş. Dolayısıyla potansiyel ve potansiyelden doğan olanağın kesişmesinden söz edilebileceği görüşüyle resmi yoruma karşı çıkanı da olmuş.

Dikkat edilirse yorumların bir kısmı araştırmanın temeli, hedefi ve sonuçlarıyla bağlantısız görüşler içeriyor. Yorumcuları hemen haber başlığıyla yetinip yorumlamaya girişmekle suçlamamak gerek. Çünkü hepsi de The Guardianın internet sayfasındaki habere istinaden yorumlarda bulunmuşlar. Ve ilgili haberde sonuç odaklı tasarlandığından araştırmanın yöntemi, kullanılan verilerin niteliği, eski ve yeni teoriler gibi ayrıntılara doğal olarak yer verilmemiş.

Zaten araştırmada da kitapların var olan zekâyı geliştirdiğine dair herhangi bir savunu yok. Eşit dağılımda, henüz orta öğrenimdekilerin yaşlarına göre üniversite mezunlarını bilişsel kavrayışta geçebiliyor olması zeki ebeveynlerin zeki çocukları olur varsayımını çürütmekte. Kapağı açılmamış kitaplar barındıran ev kütüphanesinden yararlanılmadan bilişsel yetenekleri geliştirmesi gibi bir şey de söz konusu değil.

Araştırmadan Kendi Payımıza Neler Çıkartabiliriz?

Makaleden çıkartılabilecek nesnel sonuç, erken yaşta başlayan okuryazarlık ediniminin olağan bilişsel faaliyetlerin verimliliğini etkileyen anlama, kavrama ve bağlantı kurma gibi unsurları erkenden uyarıp geliştiriyor olması. Geri kalanı hakkındaysa şimdilik tahminden öteye geçemeyiz. Mesela ev kütüphanesinin bu etkideki rolü, kitaplara kolayca erişebilme fırsatı yaratmasından ileri geliyor olabilir. Kütüphane genişliğinin etkisiyse, okunan ilk kitapla uyarılan anlama, kavrama ve bağlantı gibi yetilerin, her kitapla birlikte farklı zorluk derecesinde sınanarak gelişmesine yorulabilir. Şu an için sürecin “nasıl”ı hakkında bilgimiz yok.

Mesleki yaşama katkı, kitapla uyarılmış bilişsel yeteneklerin performansını etkileyen etkenlerle ilişkili. Başarıdan kasıt, mali ve statüsel başarıdan ziyade ait olunan meslek kolunda ideal performansa yakın işlevselliğe sahip olmak; uzmanlık alanında bilgiyi ve beceriyi odaklamaya ve problemler karşısında hızlı çözümler üretmeye yatkınlık.

BİT becerileri belki de en dikkat çekmeyecek ama hayatımızdaki etkisi bakımından mühim bir başka konu. İnternet ve teknolojik ürünler hayatımızın her alanında. Yeni teknolojiler, teknikler, ürünler ve uygulamalar eşliğinde ufak ufak geçirdiği değişimlere ayak uydurulmasını talep eden bir hayat var. Teknolojik hâle gelen hayatın sunduğu imkânlardan düşük veya orta ölçekte yararlanabilmek, bu hayatın kendi yaratımı sorun ve zorlukların üstesinden gelebilmeyi sağlar. Evet, bu değişimden rahatsız insanlar da ister istemez çağın imkânlarından faydalanıyorlar ama nasıl, ne etkinlikte ve ne kadar doğru biçimde? Sahte telefonlar veya e-postalarla insanlar dolandırılabiliyor. Yanlış konu başlıkları altında, uygunsuz üslupta, hatalı ve eksik bilgiyle yapılan tartışmalar gırla. Kavramlar, bireysel çıkarları savunmak için kamuoyu toplamaya endeksli, içi boş söylemlerin oyuncağı hâlinde bol kepçeden kullanılıyor. Basit bankamatik işlemleri kimisi için hâlâ soruna dönüşebiliyor. Veri güvenliğine veya mahremiyet haklarına yönelik ihlal ve ihmalkârlıkların haberleri geliyor. Kasti veya istemeyerek haber kirliliğiyle yayılan ve post-truth tabiriyle anılan toplumsal ve siyasi gerilimler sanal dünyadan gerçekliğe taşınıyor. Böyle bir dünyada BİT becerileri edinip geliştirmek lüks değil ihtiyaç kapsamında değerlendirilmeli. Hızlı uyum, erken ve doğru kavrama ve eleştirisel becerilerin yaygınlığı daha bilinçli bir insanlık, bu da karmaşık bir hayatta daha az sorun ve daha yetkin çözümler demek.

Konu dijital ortamda sosyal ilişkiler ve iletişim olunca, bu olumlu etkinin gündelik hayata yansıması kaçınılmaz. Yani makaledeki “akademik kültür hayat biçimidir” düşüncesi öylesine ortaya atılmış bir iddia değil; ciddiye alınması ve dikkatle irdelenmesi gereken bir konu. “İnandığım gerçektir” mantığında amaca odaklı eylemlerin ceremesini çekerken, “entel dantel işler” kapsamında hor görülüp belli figürler kapsamında alaya ve kötülemeye maruz kalan yüksek kültürün getirilerine odaklanmamız için iyi sebeplerimiz var. “Yüksek kültür” tanımındaki ilk kelime, sanılanın aksine ulaşılması güç ve elit bir zümrenin oyuncağı kültürü kastetmiyor; onu elde edeni yetisel olarak yükselterek algısal hayatının kalitesini artırmak ima ediliyor.

Makalede değinilen dijital okuryazarlık-basılı kitap ilişkisindeki olumlu ilişkiyi tecrübe edenlerimiz muhakkak olmuştur. Örneğin internette gezinirken belli bir konudaki bilginin peşine takılıp, soluğu başvuru kaynağı sayılabilecek basılı kitaplarda almak ve elde edilen bilgileri internete yaymak gibi döngüler vardır.

Günümüzdeki sanal ve fiziksel arasındaki bu karşılıklı destek ilişkisi, bilginin paylaşıma açık ve yayılıma müsait bir sistemden beklenileceği şekilde. Bilgiye sadece dijital ortamda erişebileğimiz bir gelecekteyse bu ilişki zedelenebilir. Hatta bilgiye erişim dijital yayıncılığın tekelleştirici etkisiyle ticari temelli doğal sansüre maruz kalınabilir. Çünkü fiziksel kitapların aksine, dijital yayınları satın almak onlara sahip olmak anlamına gelmiyor. Dijital ortamda tüketicinin sahip olduğu tek hak erişme imkânı. Yayıncının sunduğu servis üzerinden pazarlanan ürüne, aynı servis üzerinden erişim hakkı tanınır. Yayıncı ve üretici arasındaki anlaşmalar gereği erişime açılan ürün sadece o platforma özelse telif anlaşmaları, hukuki anlaşmazlıklar veya altyapıdan kaynaklı teknik sorunlar sebebiyle bedeli ödenmesine rağmen ürünlere erişimde güçlükler yaşanabilir. Hâl böyleyken sadece dijital kopyası bulunan kitapların bu sistem içerisinde ömürlerini nasıl sürdüreceği merak konusu.

Elbette, gelecekte yaşanabilecek bu olası soruna yönelik çeşitli çözüm önerileri getirilecektir. Lakin söz konusu dijitalde var olan kitaplar ve telif olunca, benzer sorunlar yaşanmaya devam edilebilir.

Örneğin her yayınevi kendi dijital kütüphanesinden e-kitap satışında bulunduğunu düşünelim. Hukuki sorunlar sebebiyle kitabın o serviste artık yayımlanamayacak olması demek, o zamana kadar kitaba ücret ödemiş kişilerin ona aynı hizmet üzerinden bir daha ulaşamayacağı anlamına gelebilir. Öyle olursa ve kitap başka bir yayınevinin servisinde yayımlanırsa, bu kişilerin bir kez daha erişim için ücret ödemesi gerekecektir. Başka bir yayıncıyla anlaşılamamışsa da o kitaba erişim belki de tamamen ortadan kalkabilir. Bu, günümüz tüketim alışkanlıkları kapsamında şimdilik bizlerden uzak bir sorun; fiziksel kitapların tüketimsel yönden kullanılabilirliği açısındansa düşünmeye sevk eden bir olasılık. Günümüzdeki Amazon ve Google Play gibi aracıların varlığı, bu tür olasılıkların yaşanmasına mani olmaz. Bu olasılık dâhilindeki tartışma, hukuken tüketici haklarının nasıl korunacağı meselesinde düğümlenecektir.

Bir de dijital kitaplara ulaşım aracı e-okuyucular veya uygulamalar sayesinde e-okuyucuya dönüşebilen cihazlar var. Bu cihazlar (her ne kadar ülkemizde servis ve içerik kapsamında arzulanan seviyede olmasa da), bilgiye anında erişim açısından değerlendirince, ev kütüphanesinden kat kat fazla kitaba anında erişebilme avantajı sağlayacakları kesin. Bu yüzden onlar için “portatif kitapçı-kütüphane” tanımında bulunmak pek yanlış olmaz.

Bu dijital habitat, ev kütüphanesinin dijital karşılığından bile öte. Nesnelerin birey üzerinde yarattığı psikolojik cazibe etkisi dikkate alınınca, elbette fiziksel kitabın ve ev kütüphanesinin yarattığı çekicilikle boy ölçüşemez. Şu çokça savunulan kitap kokusu ve dokunma hissinden bahsetmiyorum. Bir nesnenin, taşıdığı soyut anlam ve fikirleri, yine kendi fiziksel varlığıyla hatırlatan, soyutun somut formda algısal dünyamıza girmesinden bahsediyorum. Kitap, kendi somut varlığıyla o hatırlatma görevini üstlenen nesneler sınıfına dâhil. Kütüphaneler de koca ebatlarıyla bu nesnel hatırlatmayı güçlendiren verici gibi. Bunun aksine e-kitap okuyucusu, “her şey elinin altında” kolaycılığı ve pratik kullanım vadediyorken; fiziki dünyamızda yer kaplayan kitap ve kütüphanenin cazibesini borçlu olduğu “kendini fark ettirerek önemsettir” etkisinden yoksun. Belli bir okuryazarlık rutini kazanmış erişkinler için bu türden “cazibe”lik karşılaştırmaları söz konusu olmayacaktır elbette. Sonuçta ikisi de bilgi kaynağıdır ve yararlanılmak isteniyorsa ikisinden de yararlanılması, yapılabilecek en mantıklı tercihtir.

Makaleye geri dönersek, henüz okuryazarlık alışkanlığı kazanmamış çocuk veya genç yetişkin için kitabın ve kütüphanenin “Ben buradayım!”cı fiziksel varlığı onu psikolojik olarak etkiliyor olabilir. Belki de soyut bilginin varlığını çocuğun ve genç yetişkinin somut dünyasına buyur eden de bu etkidir. Şu anki bilgimizle buna açıklık getirmek güç. Hesaba katılmamış ve hatta bilinmediği için hesaba katılamayacak etkenler/değişkenler söz konusu. Zaten makalede vurgulandığı gibi bundan sonraki araştırmalar duruma netlik kazandıracak.

Şu an için kuşku duymamamız gereken tek şey, şimdiye kadar farkında olunmasa bile, basılı kitabın ve ev kütüphanesinin geçmiş hayatları nasıl biçimlendirdiyse günümüz dijital çağında da bu vazifeyi sürdürmeye devam ettiğidir.


Kaynakça

  • The Guardian
  • Science Direct | Sikora, J., Evans, M., & Kelley, J. (2018). Scholarly culture: How books in adolescence enhance adult literacy, numeracy and technology skills in 31 societies. Social Science Research.
  • Reddit
  • 31
    Shares
Etiketler:  




1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Ev Kütüphanelerinin Bilişsel Yeteneklerimize Etkisi Üzerine

Evinizde bulunan kütüphane, sizin nasıl bir insana dönüşeceğinizi ne kadar etkiliyor? Kitabın fiziksel varlığı gerekli mi? E-kitap bu işin neresinde? Hangi ülkelerde, ne çeşit okuma alışkanlıkları geliştirilmiş? Tüm bu soruların cevabı ve daha fazlası, sizler için çevirdiğimiz makalede.

  • 31
    Shares

 

 

Başa dönün