Fullmetal Alchemist ve Yerdeniz Üzerine: Onları Bizim İçin Bu Kadar Özel Kılan Ne?

Fullmetal Alchemist ve Yerdeniz serilerinin sevilen kahramanları Elric Kardeşler ile Çevik Atmaca Ged'in yaşamları, maceraları ve büyüme hikâyelerindeki benzerlikleri masaya yatıyoruz.

Hayatımın iki farklı döneminde beni oldukça fazla etkilemiş iki kurgusal evrene baktığımda birçok noktada çok fazla benzerlik içerdiklerini görüyorum. Bu hem büyüme/yolculuk hikayelerini anlatış şekli hem de sonuçta gidilen yolla ve karakter oluşturuş tarzıyla ilgili bir benzerlik. Birisi çok sevdiğim bir anime/manga serisi olan Fullmetal Alchemist, diğeriyse Yerdeniz Serisi.

Benzerlikler içermeleri çok doğal aslında, birisi shounen anime olması yönüyle iki küçük kardeşin hayatta izlediği yolu anlatıyor, diğeriyse Ursula’nın da ifade ettiği üzere yine seçilen bir karakter üzerinden hayatın farklı safhalarını işliyor. Ama benzerlikleri sadece bundan ibaret değil. Bu yazıda hikayede sapılan kimi noktalarla nasıl birbirine benzer zihinlerin elinden çıktıklarından bahsedeceğim, ama yazının bundan sonrası Fullmetal Alchemist, FMA: Brotherhood ve Yerdeniz’in altı kitabından bol bol süprizbozan (spoiler) içermekte, uyarımızı yapalım.

İsimlerin Gücü, Yasakların Bedeli

Her iki seride de benzerleri olan pek çok fantastik evrene kıyasla bir şeyler elde edebilmek için etki etmek istedikleri nesnenin doğasıyla ilgili bilgi sahibi olma zorunluluğu var. Her iki evrenin de oluşturulmasında Uzakdoğu felsefesinden etkilenildiğini, belirli figürlerin ortak olduğunu görebiliyorsunuz. Dünyanın dengesi, iyilik ve kötülüğün dağılışı üzerine benzer alıntılara rastlıyoruz. Her iki seri de söylenilmemesi gereken bir ismin söylenmesi, çağırılmaması gereken bir ruhun çağrılmasıyla başlıyor.

Elric Kardeşler de Ged de tüm yolculuk boyunca kendi oluşturdukları canavarlardan kaçıyorlar. Her üç karakter de çocuk ve kibirli; dünyada şimdiye kadar yazılan yasalara karşı çıkabileceğini düşünüyorlar. Ged hırsına kurban oluyor ve evrenin ilk oluşturulduğu zamanlardan eski bir ruhu çağırıyor. Ed ve Al ise annelerinin ruhunu geri getirmek istiyorlar.

Yerdeniz’de de Fullmetal Alchemist’te de bir çeşit eşit takas ilkesi hâkim. Yerdeniz Serisi içerisinde en önemli olan şey isimler; birinin ismine sahip olmak demek onun üzerinde güç sahibi olmak, bir anlamda ruhuna, geçmişine ve geleceğine hükmedebilmek demek. Sadece güvendiğiniz insanlara isminizi söylersiniz, onlar da size kendi ismini söyler ve bu bir çeşit güven bağı oluşturur. Bir de herkesin bildiği ama dillendirmemesi gereken bazı kutsal isimler vardır, yasaktır, tehlikelidir, şimdinin dünyasına ait değildirler. Ged onlardan birinin ismini söyler, ismini söylediği insan da Ged’in ismine ve suretine hâkim olur o dakikadan sonra, Ged bir gölge bir ruh çağırır, karşılığında ise kendi gölgesinden ve isminden vazgeçmek, kendisinden kaçmak ve en sonunda da kendisiyle savaşmak zorunda kalır. Çağırdığında gelen şey sadece bedendir ve karşılığında kendi ruhunu feda etmesi gerekmiştir.

Ed ve Al ise dönüşümle annelerini geri getirmek istemiş, ama insan dönüşümünde eksik olan ruhu hesaba katamamıştır. Anneleri geri gelmemiştir, ortaya çıkan şey bir canavardır ve karşılığında Kapı’nın olduğu yerde vücutlarından belli kısımları bırakmak zorunda kalırlar. İlerleyen bölümlerde anneleri bir homonculus olarak karşılarına çıkar ve onu öldürmek zorunda kalırlar. Onlarca bölüm önce geçmişlerini geride bırakmak için evlerini yakmışlardı, ama o evi ev yapan insanın gölgesinden, yaptıkları hatanın bedelinden kurtulamamışlardı.

Hepsi de işledikleri bu hatalarla bir yola çıkarlar ve o yolda tanıştıkları her bir karakter farklı konularda ön yargılarını kırar, onlara usul usul dersler verir. Dünya kendi küçük köylerindeki gibi değildir; farklı coğrafyalardan, hakkında bir fikir sahibi olmadıkları için korkuyla yaklaştıkları ırklara mensup insanlardan onlarca iyilik görürler ve aslında hissettikleri korkunun tek sebebinin cehalet olduğunu anlarlar. Dünya büyüktü, hepimiz kendi küçük köylerimizde korkuyla yaşıyorduk. Belki Yerdeniz evreninde bu konu Fullmetal Alchemist’te olduğu kadar, bir Ishbal mevzusu kadar sert geçmez ama Ged’in gittiği her köyde rastlaştığı üzere büyünün bir başka çeşidine dair, onlardan biraz uzakta yaşayan ve irtibatlarının olmadığı her insan topluluğuna dair ön yargıları vardı, bilmedikleri kısımlar köylülere hep çok korkutucu geliyordu ve oraları yok sayma eğilimindeydiler.

Tenar ve Izumi

Her iki seride de ilerledikçe bambaşka hikayeler dinledik, hikayeye dahil olan her bir karakter o kadar güzeldi ki, en baştan beri birlikte büyüdüğümüz karakter kadar biz de etkilendik onlardan. Mesela Yerdeniz, Tenar gibi bir karaktere sahip olmasaydı ne kadar eksik kalırdı. Atuan Mezarları’ndaki Tenar benim için kendin olmanın bir ifadesiydi.  Yetiştiriliş şeklimizin, çocukken yaşadığımız korkuların ve önümüze çizilen yolun ne kadar bizim yolumuz olduğuna dair birçok soru bırakmıştı kafamda. Kitabın sonunda bir yol seçmesi istenildiğinde yaşadığı tereddüt, alışılmış olana isyan ederken kafasında beliren her bir soru o kadar tanıdıktı ve büyümeye çalışan bir çocuğun o kadar aşina olduğu bir süreçti ki onu çok iyi anladığımı hissetmiştim. Hikayenin sonunda gücünden vazgeçtiğinde ve sakin bir hayatı seçtiğinde şaşırmıştım, çünkü Halkanın Tenar’ı çok daha görkemli bir hayat yaşayacağını düşündüğüm bir karakterdi. İlk başta çok yadırgamıştım bu durumu, ama sonradan düşünmüştüm ki, sıradan olan okuyucuya daha az epik gelen şey her zaman kötü olmak zorunda değildi. Hatta çoğu zaman büyük bir şeyden vazgeçmek ve kendin olmak daha büyük bir erdemdi. Tenar hangi yolu seçmiş olursa olsun, yaşantısının herhangi bir kısmında olduğu insanı yok saymamış hayatının her safhasını kabullenmişti.

Tenar gibi bir karakteri okumak ilham vericiydi, sonra Tehanu çıktı karşısına, ki onun da bambaşka bir hikayesi vardı. Tehanu’ya annelik etti, tıpkı Izumi’nin çocukları koruyup kollaması gibi onu korudu. Her iki hikaye de çok güçlü birçok karakter içeriyor ve her biri bambaşka bir yönünü tamamlıyor hikayenin, ama özellikle bu iki kadın karakter bana en çok ilham veren karakterlerden oldu; politik doğruculuk yapmadan nasıl feminist karakterler oluşturulabileceği ve bir büyüme hikayesi anlatılırken nasıl kızların da kendinden bir şeyler bulabileceği güçlü karakterlerin yazılabileceği hakkında her zaman müthiş örnekler oldular benim için.

Ve son olarak final kısmı, uğruna onca çileye göğüs gerilen güçten, şimdiye kadar varolan yaşam biçiminden vazgeçme… Ed’in Kapı’nın öte tarafında kardeşini kurtarmak için simya gücünden vazgeçmesi, Ged’in duvarın öte tarafına geçmesi ve insanları kurtarmak için büyücülük yeteneğini bırakıp gelmesi. Her ikisinin de hayatının geri kalanını sakin bir şekilde sürdürmeyi kabul etmesi, Ed köyüne geri döndüğü zaman çatıda ellerini birbirine vurup bir dönüşüm yapmaya çalıştığında ama yapamadığında ve gerçek aklına geldiğinde yüzünde beliren o gülümseme… Ged’in en başta olduğu noktaya dönüp keçi çobanlığı yapmaya başlaması ve keçileri çağırma tılsımı için bile bir başkasından yardım isteyişi, köylüler  onun yetiştirdiği sebzeleri bile almak istemediğindeki o sakin gülümseyişi.

En başta tüm dünyaya meydan okuyan bu cahil çocukların, güçle her şeyi elde edebileceğini düşünürken yaptıkları hataların ve nasıl büyüdüklerinin hikayesi. Birlikte büyüdüğüm karakterleri kaç yaşında olursam olayım her ayağım tökezlediğinde hatırlamaya devam edeceğim. Çünkü Ed’in de dediği gibi, ne kadar düşmüş olursak olalım ayağa kalkıp yürümeye devam edebilmemiz için hala sağlam bacaklarımız var.

Son olarak; bize bambaşka dünyaların da mümkün olduğunu anlatan, “daha büyük bir gerçekliğin gerçekçisi olan” ve bu dünyayı daha katlanılabilir kılan bütün iyi yazarlara ve kurgulanan her bir evrene minnettarım. İyi ki varsınız, iyi ki.

Sevdiği şeyler hakkında methiyeler düzmekten asla yorulmayan, gözlerinin içi parıldayarak animasyon yorumlayan bir edebiyat öğrencisi. Kitap misyonerliği yapmaktan büyük keyif alır. Resmiyette isminin Şevval olarak gözükmesine aldırmayın, çoğunlukla Maki olarak anılır. Bitki çaylarını, uzun ve bazen anlamsız yürüyüşler yapmayı ha bir de şiiri çok sever. Onu bir köşede, elinde bir bardak dolusu çayla bir şeylere söylenir ve surat asar halde bulmanız oldukça olası.

Fullmetal Alchemist ve Yerdeniz Üzerine: Onları Bizim İçin Bu Kadar Özel Kılan Ne? için 13 yorum

  1. mit dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş. İkisine de çok hâkim değilim, Fullmetal Alchemist’in sadece ilk birkaç bölümünü izledim, Yerdeniz serisinin de ilk kitabını okudum. Buna rağmen makaleyi okurken büyük keyifle aldım :slight_smile: İkisi arasında bu kadar paralellik olduğunu fark etmemiştim doğrusu. Elinize sağlık.


  2. Çok teşekkür ederim, birazcık bol spoilerlı bir yazı yazmışım ama beğenmenize sevindim :cherry_blossom:.


  3. Ortak noktaları yakalayıp gayet açıklayıcı ve okurun yüzünde ufak bir tebessüm bırakabilecek samimiyet ve incelikte anlatmışsınız. Harika olmuş, tebrikler :smiley:


  4. Teşekkür ederim :cherry_blossom:. Aslında yazının başında hem Fullmetal Alchemist’ten hem de Fullmetal Alchemist Brotherhood’tan spoiler içerir diye belirtmiştim, ama sanırım düzenlerken o kısmı atmışız. Evet, homonculus muhabbeti sizin de belirttiğiniz gibi Brotherhood’tan değil, eski versiyonundan, onun haricindeki kısımların neredeyse tamamı Brotherhood’tan alınma kısımlar. Belki kalan kısımların hepsi Brotherhood’tan alıntı olduğu için hata olarak gözükmüştür, biraz ortaya karışık yapmış olabilirim, eski serinin en sevdiğim kısmı orasıydı çünkü :cherry_blossom:.

    Alıntı konusunda haklısınız, sözün birebir çevirisini hatırlamadığım için alıntı içinde vermektense hatırladığım gibi cümle içerisinde geçirmek istedim. Rose’la olan ilişkileri ve onun geçtiği bölümler müthiş etkileyici kısımlardı benim için :cherry_blossom:.


  5. Bu dönüşümleri gerçekleştirdiklerinde Ged de Al da çok büyük yaşlarda değillerdi. O cümledeki kibir kelimesiyle anlatmak istediğim, çocukça bir meydan okuma ve yapmaması gerektiğini bildiği bir şeyi yapma cesareti göstermeydi. Yaptıklarının yasaklı eylemler olduğunu ve şimdiye kadar deneyen herkesin sonunun kötü bittiğini bilmelerine rağmen denediler. “Şimdiye kadar deneyen herkes başarısız oldu, ama ben başarılı olabilirim.” gibi bir cahil cesareti vardı o tavrın altında. O yüzden ben bu tavra kibirli bir tavır diyorum.

    Fma’da simya yapmak için isme gerek yok, ama birçok fantastik serinin aksine dönüşümler birkaç havalı el hareketiyle olup bitmiyor. Çalıştıkları şeyin yapısı üzerine bilgi sahibi olmaları ve gerçekten bir bilim insanına dönüşmeleri gerekiyor. Yazıda da “etki etmek istedikleri nesnenin doğasıyla ilgili bilgi olma zorunluluğu” şeklinde geçiyor, tam olarak isimlerin gücü şeklinde değil.

    Eşit takas da sadece Fma’da olan bir şey, evet. Zaten ben de metinde her iki evrende de -muhtemelen Uzakdoğu felsefesi ile olan alakalarından dolayı- evrenin dengesi, eşitlik ve bedel ödeme konularının ne kadar vurgulandığından bahsettim. Yerdeniz’de “eşit takas” olarak tanımlanmasa da büyücüler yaptıkları her şeyin bir bedeli olduğunun bilincinde ve o sorumlulukla hareket ediyorlar, çoğu zaman büyüyü kullanmaktan çekiniyorlar mesela. Bir yerde bir büyü rüzgarı çıkarsa bunun dünyanın bir başka yerini etkileyeceğini biliyorlar çünkü.

    Anlatmaya çalıştığım biraz daha böyle bir durumdu, teşekkürler :cherry_blossom:.


Fullmetal Alchemist ve Yerdeniz Üzerine: Onları Bizim İçin Bu Kadar Özel Kılan Ne?

Fullmetal Alchemist ve Yerdeniz serilerinin sevilen kahramanları Elric Kardeşler ile Çevik Atmaca Ged’in yaşamları, maceraları ve büyüme hikâyelerindeki benzerlikleri masaya yatıyoruz.

Başa dönün