Hayalet Süvariler Mitinin Peşinde – Mitoloji Dizisi #2

Mitoloji yazı dizimizin ikinci bölümü "Hayalet Süvariler Mitinin Peşinde" sizlerle.

Christopher Lee’yi çok severim. 80 küsur yaşında Heavy Metal albümü çıkarmış, İkinci Dünya Savaşı’nda bulunmuş, Dracula, Count Dooku, Saruman gibi efsane rollerle özdeşleşmiş bu adam insanı kıskandıracak kadar “olmuş” bir adam. Eskilerin “davudî” dediği sesinden şarkılar dinlerken, birkaç yıl kadar önce sanırım, Ghost Riders In the Sky yorumuyla karşılaştım ve tek kelimeyle “vuruldum” .

Ghost Riders In the Sky esasında bir country eseri, Amerikalı bir sanatçı tarafından yaratılıyor. Özetle, gezintiye çıkan bir kovboyun, gece gökyüzünde hayalet sığırlardan oluşan bir sürü ve peşinden koşturan hayalet kovboylar görmesini anlatıyor. Christopher Lee bunu metal müzikle harmanlayarak yorumlamış ve muhteşem olmuş.

Tabii konumuz bu şarkı değil ama yazıya konu olan arayışım bu şarkıyla tetiklendi. Şarkının sözlerine kafa yorarken, bir anda gözümün önüne [ve aklıma] en “Viyana”lı şaşaasıyla Walkürenritt, İskandinav dişi varlıklar Valkyrie’lerin gökte atlarını sürüşü geldi. Ardından, aşinası olduğumuz, “erenler geliyor bize imdade” dizelerinde zahir, Çanakkale savaşları esnasında “gökten gelen yeşil sarıklı atlılar” rivayetinde meşhur Türk söylenceleri… Peşinden Odin’in ve belki Freyr’ın bozulmuş halinden başka bir şey olmayan (Odin’in Sleipnir isminde sekiz bacaklı bir atı, Freyr’in yaban domuzu vardır. Bunları sürerler), geyiklerin çektiği arabasıyla, Noel baba, gece göğünün kuzey yönündeki rengi… Peşinden Tulpar; Türk mitolojisinin kanatlı atı ve Pegasus. Devamını muhtemelen yazının gidişatı boyunca getireceğim birçok mitolojik motif: Hepsi birbiriyle bir şekilde ilintiliydi.

Bir gün, tesadüf eseri çalma listemde Christopher Lee – Ghost Riders In The Sky ardından, Nart Cırı geldi. Karaçay Türkü Otarlanı Omar’ın yorumladığı bir destan parçası. (Nart mitolojisi, Kafkasya’nın mitolojisidir. Çerkes (yerli), Oset ve Karaçay versiyonları bulunur.) (Nartlar, Kafkas mitolojisinde yarı-tanrısal özellikler gösteren varlıklar. Karaçay versiyonunda Nartlar, “atalar”dır. Sözgelimi Karaçaylar, “atasözü” yerine “Nart Sözü” derler. Ayrıntılı bilgi için, “Tufan Öncesine Yolculuk: Nart Mitolojisi” başlıklı, Selçuk Bağlar ile yapmış olduğum, Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu 7. Sayısında yayımlanan söyleşiye ve Prof. Dr. Ufuk Tavkul’un “Nartlar” isimli kitabına bakabilirsiniz. ) Cırı (şarkıyı) dinlerken, yarım yamalak da olsa anladığım parçalar, Nart destanlarının Çerkes ve Türk versiyonlarına dair genel bilgilerimle harmanlandı ve çağrışımlar yoluyla, Tulpar mitosu, İskitler, Karaçay – Alan – As – İskit bağlantısı üzerinden “Bu motifin kökeni Kafkasya olabilir mi?” sorusunu araştırılmaya değer bir kıvılcım olarak beynimde çakar buldum. [Mitolojiyi ele alış yöntemime, arketipler kuramına vs. bu yazıda değinmeyeceğim. İlgili okur, diğer yazılarımdan faydalanabilir.] Bu yazı boyunca, bu savı desteklediğine inandığım kimi bilgiler vereceğim ancak bir “sonuç”a ulaşmaktan kaçınacağım. Karaçaylar, Alanlar, Macarlar, İskitler, Kabarlar [Hazarlar egemenliğindeki bir Türk boyu] gibi başlıklarda derinlemesine bir araştırma yapan okur, haklılık payım olduğunu görecektir diye umuyorum.

Çizim: Lee Bowerman

Avrupa’da, “gökyüzünde koşan atlılar” olarak özetleyebileceğimiz motif ve folklorik çeşitlemeleri, gayet yaygın. Hatta o kadar derinlemesine işlenmiş bir motif ki, girişte değindiğim üzere, Amerika’ya dahi taşınmış. Cermenik mitolojiden alıntı bir motifin çeşitlenmesi, bozulması ya da yeniden işlenmesi gibi yollarla farklılaşmış ancak kökende aynı olan bu fenomen, Avrupa’nın çeşitli halklarının mitolojisi ve irfanında kendisine yer bulmuş. Bu yazı dizisinde okuyucuyu sıkacak tahliller yapmaktan ve terimler kullanmaktan kaçınacağım için, “neden” ve “nasıl” sorularını sık sık cevapsız bırakacağım. Ancak diyebilirim ki, bu motifin kökenlerini araştırırken aramamız gereken, “atlı” ile özdeşleşmiş bir “tanrısal varlık” [deity] ve uçabilen at motifinin kökleridir. Bu öncülleri sağlayan yer ise, Hint-Avrupa, Kafkas ve Türk mitolojisinin harmanlandığı bölge olan İtil-Elbruz bölgesidir. Hem Türk mitolojisinin kanatlı atı “Tulpar” motifi burada belirgin bir şekilde karşımıza çıkar, hem Nartlar (ileride alıntılarla göstereceğim üzere, “atlı”dır), hem Nartların göğe çıkışından bahsedilir, hem de Avrupa’ya doğru Türk [Turkic] ve Urallı kavimlerin göçleri bu coğrafya üzerinden olmuştur. Dolayısıyla motifin kökeninin Kafkasya olması sürpriz olmayacaktır.

Öncelikle “Tulpar”ı ele alalım. Kazaklarda yaygın bir şekilde görülen Tulpar motifi, kanatlı bir atı simgeler. Başkırt destanı Ural Batır’da, Tulparların “gökyüzünde yaşayan”, “uluların sürdüğü” atların soyundan geldiğine işaretler vardır. Karaçayca’da Tulpar “yiğit”, “savaşçı” anlamında bir sözcük olarak kullanılır. Kafkasya’da hâkimiyet kurduğunu bildiğimiz İskitler’de de kanatlı at motifinin oldukça yaygın olduğunu biliyoruz. Ayrıca Çinlilerin Fergana vadisinden ithal ettiği “Dayuan” atlarının, “uçan atların soyundan geldiği”ne dair inanışlara, Çin kayıtlarında rastlıyoruz. Bu atların tasvirleri, Çin’de yapılan kazılarda çıkarılıyor. Fergana ve civarında da, hem anlatılarda hem arkeolojik kalıntılarda güçlü bir “gök atları” motifiyle karşı karşıyayız. Öyleyse atla haşır neşir olmakta bütün uluslardan daha öteye gitmiş olan Türkler, “gök kültü”nün de yaygın olması, animist tavır ve sair sebeplerle, “uçan at” motifini ilk yaratan kavim olabilirler.

Gelelim “atlı tanrısal varlıklar”a. Nartların en genci Nart Sosuruk’a (Çerkes versiyonunda, Sosruquo) dair bir Karaçay cırında, Nartların atlı olduğuna dair şüphe götürmez işaretler vardır ki, Karaçay Nart destanlarında sayısız örneğini bulmak mümkündür:

“Nart batırla cortuulga çıkgandıla
Atlanı urup alga aşıkgandıla
Nart Örüzmek’di başçıları başları
Sosuruk’du bek kiçileri caşları…”

(Korkusuz Nart kahramanları [batır – bahadır] akına çıktı
Atlara vurarak acele ettiler
Başlarındaki Nart Örüzmek’ti
Sosuruk idi en küçük erkekleri, en gençleri)

Aynı şekilde Nart cırında da, Nartların at sürdükleri hatta “göğe çıkacak gibi” at sürdükleri belirgindir:

“…Ullu Kuban’dan biz terk öterbiz
Kara Nogay’da carış eterikbiz
Nart atla cerni titretelle
Culduzlu kökge uçup ketelle …“

(Büyük Kuban ırmağından hızlıca ilerleriz
Kara Nogay bölgesinde yarış yaparız
Nart atlar yeri titretiyor
Yıldızlı göklere uçup gidiyorlar)

Karaçay Nart destanlarında, Mingitav [Bengü Dağ, Ebedi Dağ. Karaçayların Elbruz’a verdikleri isim] zirvesinin çatallı oluşunun sebebi, Karaçay kahramanı Karaşavay’ın Elbruz zirvesinden atıyla atlarken, atının toynağının zirveye çarpıp yarması olarak açıklanır.

Hem “atlı tanrısal varlıklar”, hem “gökteki atlılar” dediğimiz zaman yine Kafkasya karşımıza çıkıyor: Nart destanlarının hem Çerkes hem Türk versiyonlarında Nartların nihai yurdunun “gökler” olduğuna dair şüphe götürmez işaretler vardır. Bir örnek olarak Prof. Dr. Ufuk Tavkul’un kitabından:

“Örüzmek kök teyrini anasına ulan bolgandı
Ol kesini atlı cıyını bla kökde bügün da caşaydı
Köknü, cerni şaytanladan saklaydı
Kök küküregen – anı kıçırganı
Tubanla – avuz tılpuvunu çıkganı
Terlegeni cavum bolup cavadı
Arkanın duşmanlaga atsa eliya boladı”

(Örüzmek [Nartların bilgesi] gök tanrısının annesine oğul olmuş
O kendi atlıları ile gökyüzünde bugün bile yaşıyor
Göğü, yeri şeytanlardan koruyor
Gök gürlemesi onun bağırışı
Sisler, nefesinin çıkışı
Terlemesi yağmur olup yağıyor
Kemendini düşmanlara atsa yıldırım oluyor)

Wodan’s Wild Hunt (1882) by Friedrich Wilhelm Heine

Özetle; Karaçay ve kısmen Çerkes versiyonunda Nart destanları Nartları, “latif, üstün, aşkın, bilge varlıklar” olarak tasvir eder. Düşmanları Emegenler (devler) ile çarpışan Nartlar, son olarak “göğe çıkarlar”. Nart destanlarının izi İskitler dönemine kadar sürülebilir. Yerli folklor ile Türk geleneğinin etkileşimi sonucu hem Çerkes, hem Oset ve Türk versiyonları nihai şeklini almıştır. [Burada, Odin geleneğinin de İskandinav asıllı olmadığına, Odin’in doğulu olduğuna değinmem gerekiyor. Ancak bunun ayrıntılı incelenmesi yazının hacmini çok artıracaktır, bu kadarla yetineyim. Odin, “wild hunt” diye bilinen bu Avrupalı fenomenin kökeninde yatan figürdür.] Kafkasya’da yoğun olarak işlenen “gök atlıları” motifi, batıya Kafkasya’dan taşınmış. Muhtemelen ilk olarak İtil gibi nehir yollarında, Novgorod civarında yerleşimleri bulunan İskandinav kökenli uluslar tarafından benimsenmiş ve ardından Avrupa’ya yayılmıştır. Bozulma, yeniden işlenme gibi yollarla, kimi zaman korkutucu “hayalet süvariler”, kimi zaman “imdada gelen öte dünyalılar”, kimi zaman da Noel baba gibi daha özgün ve değişmiş kalıplarla karşımıza çıkmıştır.

Bir şarkı ve onun hatırlattıklarının itkisiyle yaptığım bu araştırma birkaç yüz sayfayı taramama, bulabildiğim bütün bilgi kırıntılarını toplamama, ilişkileri görebilmek için yan alanlarda da [tarih, arkeoloji gibi] yeniden yoğun okumalar yapmama sebep oldu. Maalesef bütün bulabildiklerimi bu yazıda paylaşmadım. Birçok soruyu cevapsız, birçok ilişkiyi gölgede bıraktım. Ancak bu yazı dizisi, bilimsel bir değer arz etmesi hedeflenmeden hazırladığım bir dizi oluyor. O yüzden okuyucunun affına sığınıyorum. Bu yazı da, önceki “Oğuz Kağan Efsanesi Üzerine” yazım gibi esasında ileride bilimsel temelli yapacağım bir çalışma için, kendimce oluşturduğum bir “rehber ve özet” metin. Okuyucu için de aynı işlev gözetilmeli bence: Yazıda değindiğim konular, isimler, olaylar ve bilgiler, her biri geniş ve derin okuma, araştırma alanları. Okuyucu, benim vardığım sonuç ve yaptığım yorumdan çok, işaret ettiğim, küçücük bir kırıntısını gösterdiğim alanlarda kendince araştırmalar yaparsa, benim verebileceğimden çok daha fazlasını kendisi kazanmış olacaktır.

Bitirmeden evvel, Karaçay Türkçesinden Türkiye Türkçesine Otarlanı Omar’ın cırlarını aktarıp, kıymetli vaktini yoğun bir emek vererek bu işe harcayan Sinemis Herdem Yararbaş’a teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Eskinin yitip giden irfanını kurtarmak için atılacak her adım, “şimdi”nin kof ve yoz insanınca anlaşılamaz bir kıymetteyse de “Teyri, seni kulungma, kesim da Nart uluma” diye duaya başlayan atalar ruhları, bizim küçük adımlarımızın sesini duydukça, uçmağda şad olacaktır. Ne demiş bir Altaylı ozan?

Kargıraanıñ öğbeleri
Qaya daşçe quulza-daa
Qadıg setkil uyaradır
Kargıraalaar tölder bis dep

Ezen bolsun karındaş kalık.


Oğuz Kağan Efsanesi Üzerine – Mitoloji Dizisi #1


NOT: Bu yazı dizisinde bulunan metinler, daha ayrıntılı ve toplu bir halde M. Bahadırhan Dinçaslan‘ın Aygan Yayıncılık’tan çıkan “Karşılaştırmalı Mitoloji: Tolkien Ne Yaptı?” adlı kitabında bir araya getirilmiştir.

Gazeteci, çevirmen, yazar, şair. Günde iki paket sigara içer. Tolkien sever. Sebze yemez.

Hayalet Süvariler Mitinin Peşinde – Mitoloji Dizisi #2

Mitoloji yazı dizimizin ikinci bölümü “Hayalet Süvariler Mitinin Peşinde” sizlerle.

Başa dönün