Herman Melville’in “Moby Dick”ine 1851 Yılından Eleştirel Bir Bakış

Herman Melville’in "Moby Dick"i 1851 yılında yayımlandığında bir hayli konuşulmuştu. Gelin o dönemin önemli eleştirmenleri bu kült eser hakkında neler demiş, eleştiri kavramı dünden bugüne ne ölçüde değişmiş, Melville hâlâ aykırı ve zor bir yazar mı; birlikte şahit olalım!

Şimdilerde klasik olmuş edebi eserlerin, ilk yayımlandığı dönemlerde eleştirmenler tarafından nasıl karşılandığını hiç merak ettiniz mi? Herman Melville’in saplantı, intikam ve özenle detaylandırılmış balina avı çalışmaları eserine dair ilk eleştiriler nasıldı?

Doğrusunu söylemek gerekirse “Moby Dick” hem eleştirmenlerin hem de okurun kafasını bir hayli karıştırmış görünüyor. Hatta bu karmaşa öyle boyutlara varıyor ki aynı eleştiride hem yergi ve hem de övgü bulunabiliyor. Bunların bazıları eseri edebî yönden eleştirirken bazıları muhafazakâr bir tutum izliyor ve kitabın inançlarına ters düştüğünü öne sürerek eleştirilerini bu yönde sarf ediyor.

Şimdi gelin 167 yıl geriye gidelim. O dönemin eleştiri dünyasında Melville’e ve eserine bakış açısı nasılmış, hep birlikte şahit olalım!

“Ahab için, yeryüzündeki tüm kötü güçler, ete kemiğe bürünmüştü Beyaz Balina’da. Bu kötü güçler sanki Ahab’ı kemirdikçe kemirmiş, yüreğinin ve ciğerinin yarısını yemiş bitirmişti.” [1]

Typee ve Omoo gibi eserleri okura sunan yazarın çeşitli özelliklerle bezediği bu kitap hakkında yerinde bir kanı belirtmek, incelemek imkânlar dahilinde değil. Derin felsefe, özgür hissiyat; genelde kullanılan, bilindik ve ilk bakışta anlaşılmaz gelen metafiziğin kullanımı, başarılı konuşmalar bütünü, ana fikri kadar renkli bir tarza sahip olurken her zaman iyi bir eser çıkarması ve genellikle bunu beğendirmesi, bolca hayalgücü, zeki tasarım, öğretirken eğlendirmesi ve alışılagelmedik ilgi uyandırma kuvveti, güzelliğin sınırlarına çıkarması ve hırslı yazarını anlamsızlığa sürükleyip de o sınırı geçmezliği; Herman Melville tüm bunlara sahip ve işbu ciltlerde hepsini örneklendiriyor.

– London Morning Advertiser, 24 Ekim 1851

Bu romansın ve gerçeğin başarısız bir harmanı. Alenen görülüyor ki, hikâyenin birbirine bağlı ve bir bütün oluşturması fikri, eseri üretme sürecinde defalarca yazarın aklına gelip gitmiş. Hikâyesinin tarzı, deli (bozuk demekten ziyade) İngilizcesi tarafından şemaili bozulmuş; felaketi ise alelacele, başarısız ve anlaşılması güç bir şekilde oluşturulmuştur… Her hâlükârda sonuç ise çok kışkırtıcı bir kitap –ne büsbütün rahatlatıcı olabilecek kadar tasasız ne de Koca Balık, onun yetenekleri ve yakalanmasıyla alâkalı diğer belgeler arasında yerini alabilecek kadar bilgi kesinliği yönünden eksiksiz. Bu noktadan sonra yazarımıza, dâhiymişiz gibi davranarak sık sık bizi tiye almaktan bıkıp usanmayan birileri ahbaplık etmiş olmalı. Bu kişiler sürekli olarak bize kötülüklere, gaflete ve diğer kararsız yahut gözü pek bir aklın kurabileceği kadar bozuk anlayışlı, aman vermeyen manifestolarına karşı dayanmamız için çağrıda bulunurlar. Bu mantığa aykırı kitabı tavsiye etmek yahut yermek için bir çift lafımız daha var… Genel okuyucu kitlesi, kitaptaki korkuları ve kahramanlıkları bir kenara atarsa Herman Bey bunu kendisinin yaptığını bilmeli çünkü kıymetsiz şeylerin çoğu Bedlam yazınının en kötü kişilerine yaraşır ki, kendisi burun kıvırsa da nasıl sanat icra edilir öğrenebilirmiş gibi görünüyor.

– Henry F. Chorley, London Athenaeum, 25 Ekim 1851

Herman Melville’in kaleminden dökülen sıra dışı kitaplar içinde bu en sıra dışı olanı. Kim felsefeyi balinada veyahut şiiri ise yağında arardı ki. Gelgelelim pek az kitap Pequod’un balina avı hikâyesi kadar özgün bir şiir ve ziyadesiyle esas felsefe içerir, metafiziği ele alır yahut ilham perisinin babası olmayı iddia eder. Epey yontulmamış görünen malzemelerle örülmüş, zekâsının ve hikâyesinin “konusunun” boyutlarına uygun büyüklükte hitap gücü olan bu hikâyenin nasıl bir şey olduğunu anlatmak bile tamamıyla imkânsız. Ne var ki okuyucular gemiye bindiklerinde medeni kulaklara; bazıları dinsiz, bazıları dinsizden de beter olan ve hepsi bir araya gelince daha büyük bir rahatsızlığa sebebiyet veren konuşmalara hazırlıklı olmalılar. Herman Melville’in yeni eserini bu yönüyle, esefle karşılamaktan başka bir şey elimizden gelmiyor. Önceki hikâyelerinin bazı noktalarında eleştirilebilecek şeylerden kaçınmıştı ve işbu eserde, hikâyeye hiçbir şey katmayan “malum” dine yönlendirdiği bilindik eleştirilerini üstü kapalı yapmaması çok yazık; kutsal şeylerle alâkalı konulara derinden saygısı olan okuyucular yalnızca şok oluyor. Sanatçı, dışarıdan bakınca hiçbir cazibesi olmayan konuları büyüsüne kapıldığınız şeylere çevirmekte başarılı olmuş. Yazarın okuyucuları içine çektiği, av gemisi yüzünden kabaran düşünce denizinde parlayan doğruluk ışıltıları, vahşi denizdeki kovalamacalarında aktörlerin derinden gelen suçlamalarının konuşma ve düşünce biçiminde dile getirdiği tuhaf ifade biçimleri ve Pequod’un güvertesindeki insan doğasının rahatsız edici, farklı şekillere bürünmüş sembolizmi; tüm bunlar birleşerek Moby Dick’i sıradan bir edebî eserden çok daha fazlası yapıyor. Bu sadece bir serüven hikâyesi değil, anlattığı şeyle tam bir hayatın felsefesi.

– London John Bull, 25 Ekim 1851

Sadece önümüzde geniş çaplı, güvenilir bir bilgi bulunmuyor, oyuncular da yazarın en iyi tarzıyla çizilmiş kanlı canlı eskizleri. Hareketleri ve görünüşleri güzelce dokunmuş detayla okuyucunun algısına sunuluyor ve bu ince dokunmuş detay, görünüş ve hareketin vermek istediği anlamına zarar vermiyor. Ne zaman Bay Herman bu yaşayan ve hareket eden canlıların ağzına kelimeleri yerleştiriyor, işte o zaman zekâsı onu hayal kırıklığına uğratıyor ve illüzyon kaybolup gidiyor. Arada bir aklımıza gelen Ahab karakteri, kitap okumanın getirdiği ahlaksızlık ve gizemcilik yüzünden çok ciddi bir şekilde bozulmuş, hatta kökten yozlaşmış; çılgınlığının mantıklı bir sebebi yok ve bu cildin temel ögesinin tam bir başarısızlık olduğunu ve eserin sanatsal olmadığını belirtmeliyiz. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, akıllılık edip arada bir sayfa atlayabilen kişiler için epey bir okuma seçeneği var. Bay Herman birkaç sayfalık ön söze, sayısız yazardan aldığı kısa ve öz bilgiler koleksiyonu sığdırmış, öyle ki bölüm başlıklarını bu bilgilerden görmeyi bekleyebilirsiniz. Yeniliği sevmeyiz. Yenilik, bilimsel “sos” yerine yağ, hardal, sirke ve biber kullanarak sunmaktır.

– William Young, New York Albion, 22 Kasım 1851

Başarılı yazar Herman Melville’in hikâyede geçen olay, konusunun özgünlüğü, anlatımının güzelliği yönlerinden önceki eserlerini geride bırakan Moby Dick, Beyaz Balina isimli yeni eseri Harper ve Brothers’dan yeni basıldı. Yazar psikolojik, etik ve dinî amacı olmayan önermelerle romans, trajedi ve doğa tarihine ters düşmüş. Dikkatli, hayalgücü geniş okuyucu bütün hikâyenin altında yatan, insan hayatının gizemini resmetmeye gebe olan alegoriyi görebilir. Genellikle bir zıpkın keskinliğinde ve çabukluğunda atılan ipuçlarının, nesnelerin kalbinin derinliklerine saplanan kesin ve ahlakî çözümlemeler anlatım gücünü neredeyse geçmediği için yazarın bir dâhi olduğunu gösteriyor.

– George Ripley, Harper’s New Monthly Magazine, Aralık 1851

Üç katı şanssız Herman Melville!.. Acayip bir kitap bu. Roman olduğunu öne sürüyor, anlamsız bir şekilde kalıpların dışında, fazlaca saldırgan ve yer yer göz kamaştırıcı ve canlıymış gibi duran betimlemelerle donatılmış. Herman Melville bu yönüyle zeki. Hikâyesinin iskeletine giydirmek için bu zekâsını kullanıyor. Başarısız olan bu giydirme eylemi ise sadece okurun sabrını sınıyor ve hem yazarın hem de balinasının dipsiz okyanusu boylamalarını diletiyor… Bay Herman vahşiler olmadan da yapamaz, o yüzden oyuncularının yarısını Kızılderili, Malezyalı ve diğer “ehlileştirilmemiş” ırklardan oluşturuyor… Açıkça görülüyor ki yazarın böylesine saçmalıklar silsilesini yazmasındaki asıl amacı neydi bilemiyoruz; ilk ve üçüncü cildi kıyasladığımızda amaç ortalarda gözükmüyor. Böyle konuşunca sertçe eleştiriyor gibi görünebiliriz ama yiğidi öldürsek de gerektiği yerde hakkını vermeliyiz. Gerçek hayattakinin aynısına benzer deniz manzaraları, balina avı serüvenleri, fırtınalar ve gemi yaşamını anlatan sahneler var. Bay Herman, şanını tasvirlerindeki gücünden almakta. Malzemelerini toplamış ve edebiyatın yeni, ayak basılmamış topraklarında yürümüş ve özgün ve sıradanlıktan uzak olmak nedir göstermiştir. O yüzden hızla kazandığı bu şanını ispermeçet balinalarıyla ve onlara eşit derecede anlamsız olan konularla dolu bu ciltlerle uğraşarak enerjisini harcamamalı.

London Literary Gazette, 6 Aralık 1851

Bay Herman hiç doğal bir şekilde yazmaz. Hisleri, isteği ve zekâsı hep zorlamadır. Bizce “iyi yazın” becerilerinin en üst noktasını gösterme çabaları kendisinin de umduğundan çok daha başarılı olmuştur. Açıkça söylemek gerekirse Bay Herman meşhur olacakken direkten döndü. Bir yahut iki tane kitap yazmakla yetinseydi meşhur olabilirdi, ne var ki aşırı gururu ölümsüz olma şansını bitirdi, hatta çağının yazarları arasında iyi bir isimle anılmasını bile imkânsız kıldı. Abartısız söylemek gerekirse de Bay Herman’ın aşırı gururu mukayese edilemez: Yeni bir edebiyat akımının ya merkezinde olacak ya da hiçbir yerinde olmayacak, tüm ilgiyi ya üzerine çekecek ya da yazın dünyasını derhâl terk edecek. Yersiz özgüven ve kötü şöhrete olan sonsuz düşkünlük hâli bir olmuş, Bay Herman’ın çabalarını, kurgudaki bozukluklarını, toplumu olduğundan çok daha kötü göstermesini, balon gibi şişmiş duygularını ve ahlak dersi vermeye çalışıp da başaramamasını gün yüzüne çıkarmışlar… Şimdi gelip de burada Moby Dick’ten bir kısım alıntılayacak değiliz. Londra gazetelerinin esere ilişkin bolca övgüde bulunduğunu anlıyoruz ve böyle güçlü otoritelerle uğraşmaktan yana gönülsüzüz. Gelgelelim başarısız anlatım ve cümle yapısı, doğal hissettirmeyen duygular ve anlaşılması imkânsız İngilizce örnekleri bulmak isteyen okurlarımıza Bay Herman’ın bu pek kıymetli cildini gönül rahatlığıyla öneriyoruz.

New York United States Magazine and Democratic Review, Ocak 1852


[1]: Sabahattin Eyuboğlu ve Mîna Urgan çevirisi. Moby Dick. (Ocak 1987), 3. basım. Cem Yayınevi.

Kaynak: [Bookmarks.Reviews]

  • 34
    Shares




Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. İyi ki blues, elektrogitar, kamera, 1970 yılı, bilimkurgu, "Kuzgun" ve turuncu var. Bolca okurum çünkü kitaplar olmadan hayat zaten sıkıcı. Dante'nin "Komedyası"yla girdiğim dünyada Samuel T. Coleridge'ın "Yaşlı Denizcinin Ezgisi"yle devam ettim. Uzak doğu sinemasına, genel olarak da sinemaya aşığım. Zaman makinesi bulup önce İngiltere'ye gidip H. G. Wells’le, oradan da Japonya'ya gidip Akira Kurosawa'yla tanışabileceğime inancım tam. Ölmeden önce Japonya’yı görmek istiyorum. Şu an yaptıklarımın çoğunu ileride Japonya'da yaşamak için yapıyorum, çünkü -önceki hayatımda feodal lord olmamdan kaynaklı da olabilir- bir şekilde ruhum oraya bağlı.

Herman Melville’in “Moby Dick”ine 1851 Yılından Eleştirel Bir Bakış

Herman Melville’in “Moby Dick”i 1851 yılında yayımlandığında bir hayli konuşulmuştu. Gelin o dönemin önemli eleştirmenleri bu kült eser hakkında neler demiş, eleştiri kavramı dünden bugüne ne ölçüde değişmiş, Melville hâlâ aykırı ve zor bir yazar mı; birlikte şahit olalım!

  • 34
    Shares

 

 

Başa dönün