in ,

Tolkien’in Mektupları

J.R.R. Tolkien mektupları projesi sizlerle. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız yeni bir Orta Dünya projesi daha yayında.

J.R.R. Tolkien mektupları

J.R.R. Tolkien mektupları projesi yayında. Sizlere, uzun süredir üzerinde çalıştığımız yeni bir Orta Dünya projemizi sunmanın keyfini yaşıyoruz! Daha önce Orta Dünya Büyücüleri ile bir ilke imza atmış bizler, yine beklenmeyeni yaparak çok farklı bir projeyle karşınıza geldik. Peki bu ne mi?

Usta yazar Tolkien’e hiç şüphesiz, yaşadığı dönemlerde kitaplarına dair pek çok soru gelmişti. Peki o sorulara kendi ağzından verdiği cevapları okumak ister misiniz? Yazarın kendi elleriyle kaleme aldığı ve açıkladığı, ona dair pek çok bilinmeyeni kendi ağzından dinlemeye hazır mısınız? Karakterlerine, kitaplarına, hayatına ve daha pek çok şeye dair bir hazine gizli bu sayfada!

Tolkien’in kitaplarına dair sorular soran hayranlarına, editörüne, yayıncılarına yazdığı mektuplarla dolu bir yazı sizleri bekliyor!

J.R.R. Tolkien Mektupları

31 Ağustos 1938 yılında yayımcısı Allen & Unwin’e yazdığı mektup:

Yeniden Hobbit’in devamını yazmaya başladım – Yüzüklerin Efendisi. Şimdilik oldukça akıcı gidiyor ve hızlı bir şekilde kontrolümden çıkıyor. Aşağı yukarı yedinci bölüme ulaştı ve daha önceden tahmin edilmeyen hedeflere doğru ilerlemeye devam ediyor. Belirtmem gerekir ki birçok yönden önceki kitaptan daha iyi. Fakat bu ilk kitabın okuyucuları için daha uygun ya da daha kolay anlaşılır olduğunu söylediğim anlamına gelmiyor. Öncelikle o sanki kendi çocuğummuş gibi (anında telif haklarına sahip olan), lakin ‘daha yaşlı’. Diyebileceğim tek şey Bay [C.S.] Lewis (Times ve T.L.S.’deki sadık destekçim) çok memnun olduğunu itiraf etti. Eğer hava iki hafta daha böyle yağışlı devam ederse hikâyeyi daha da ileri götürme imkanımız olabilir. Fakat bu bir masal değil.

Tolkien’in, “LotR’a bir devam kitabı yazacak mısınız?” diye soran okuyucuya yanıtı:

Aslında evet “Mordor’un Çöküşünden” yaklaşık 100 yıl sonra geçen bir hikayeye başladım, ama fark ettim ki bu sadece uğursuz ve can sıkıcıydı. Ne de olsa burada İnsan ırkından bahsediyoruz, bu yüzden yapılarındaki en üzücü özellik yüzünden endişelenmeliyiz: iyiliğe çabuk doymaları. Bu nedenle Gondor halkı barış, adalet ve bereket dolu zamanlarda, huzursuz ve memnuniyetsiz olacaktır –Aragorn’un soyundan gelenler yalnızca birer Kral ve yönetici olacaklardı – tıpkı Denethor veya daha kötüleri gibi. Fark ettim ki, yakın zamanlarda bile şeytani bir din merkezli devrimsel entrikalar patlak verebilirdi; Gondorlu çocuklar Orkçuluk oynayarak sağa sola zarar verirken hem de… Bu komplo, ortaya çıkarılışı ve devrim hakkında bir macera kitabı yazabilirdim. – fakat hepsi bundan ibaret olurdu. Kısacası yazmaya değmezdi.

27 Temmuz 1956, Amy Ronald’a yazılmış bir mektup:

Şans eseri, Frodo’nun başarısızlığı ile ilgili başka bir mektup daha aldım. Çok az kişinin olayı gözlemleyebildiğini gördüm. Ancak senaryonun mantığına göre bu olayın gerçekleşmesi kaçınılmazdı. Boyun eğmez kahramanların olduğu peri masallarından kesinlikle daha anlamlı ve gerçekçi değil mi? Elbette ki iyi biri hatta bir aziz bile başa çıkabileceğinden çok daha büyük güce sahip bir kötülüğün etkisinde kalıp alt edilebilir. Bu durumda (“Kahraman” değil) amaç muzaffer olmaktadır çünkü acıma, merhamet ve affetme üzerine yapılan çalışmalar, bir felaketi bertaraf etmek ve durumu ıslah etmek içindir. Gandalf bunu önceden görmüştür. (Acınası mı? Bilbo’nun elini Gollum’un üzerine inmekten alıkoyan acıma duygusuydu. Acıma ve merhamet: Nedensiz yere vurmamak. Ve Bilbo bunun ödülünü âlâsıyla gördü, Frodo. Emin ol ki kötülükten bunca az yara aldı, sonunda kurtulduysa Yüzük’ü sahiplenişi bu duyguyla başladığı içindir. Acımayla.) Tabi ki “daha sonra yararlı olacağı” için affedici olmak gerektiğini söylemeye çalışmadı. – Eğer sağduyulu olmakla zıtlaşıyorsa bu merhamet ya da acıma olamaz. Bunu planlamak bize düşmez! Ancak kendi aptallıklarımızdan ve hatalarımızdan kaçabilmek veya onları kolaylaştırabilmek için aşırı cömertlik bekliyorsak kendimizin de aşırı cömert olduğundan emin olmalıyız. Ve bazen bu hayatta da merhamet gösterilebiliyor.Frodo tüm onuru hakediyor çünkü o tüm gücünü ve iradesini son damlasına kadar kullandı, ve bu onu belirlenmiş noktaya getirmek için yeterliydi, daha fazlası için değil. Çok azı, muhtemelen onun zamanındaki hiç kimse, bu kadar ileri gidemezdi. O noktada Öteki Güç kontrolü eline aldı: hikayenin yazarı (bununla kendimi kastetmiyorum) “her zaman var olan, hiçbir zaman eksik olmayan ve isimlendirilmeyen kişi” (bir eleştirmenin dediği gibi). (Gandalf’tan Frodo’ya: “Bütün bunların gerisinde iş başında olan başka bir şey daha vardı, Yüzük Yapıcısı’nın tüm planlarını aşan bir şey. Bunu en açık şöyle söyleyebilirim: Yüzüğün yapıcısı değil, Bilbo tarafından bulunması yazılmıştı.”)

Üçüncü (farklı bir) yorumcu aylar önce Frodo’ya hain diyerek (Onun asılmasını ve onurlandırılmaması gerektiğini düşünüyordu) hakaret etmiş ve benim de öyle olduğumu söylüyordu. Normal insanların işkence gördüğü, beyinlerinin yıkandığı ve parçalandığı bu gibi şeytani zamanlarda bile birinin bu kadar cahil ve sabit fikirli olduğunu görmek üzücü ve garipti.

14 Ocak 1956, Kimliği belirsiz bir okuruna Faramir ile benzerliğini anlattığı mektup:

… Yüzüklerin Efendisi’nde eserin kendi boyutunda (ya da ikincil veya alt gerçekliğinde) aslında var olmayan bir şeye yazılmış referans bulmak oldukça zor. (Kraliçe Beruthiel’in kedileri ve diğer 2 büyücünün (5’ten Saruman, Gandalf ve Radagast’ı çıkarırsak) isimleri ve maceraları tüm hatırladıklarım). Yıllar önce Silmarillion’u basım için teklif ettim ancak kabul edilmedi. Bu tür şanssızlıklardan çok güzel şeyler ortaya çıkabilir. Sonuç Yüzüklerin Efendisi idi. Hobbit’ler çok sevildi. Onları ben de sevdim, bayağı olmalarına rağmen bir o kadar asil olmaları, bütün o yüceltmeler (Çirkin ördek yavrusundan Frodo’ya) hiçbir şeyin etkilemediği kadar kalbimi etkilemiştir (dünyadaki tüm kalp kırgınlıkları ve tutkulara rağmen). Her şeyi hobbitlerin üzerine kurabilirdim. Ve yapmam gerekenin bu olduğunu biliyordum (Gandalf’ında söyleyeceği gibi – ben Gandalf değilim, sadece bu küçük dünyada ulu bir alt-yaratıcıyım. Bana en çok benzeyen karakterim “Faramir” – ancak tek bir eksiğim var, tüm karakterlerimde olup da bende bulunmayan şey (psikanalizciler not alın!), cesaret.) Hiç düşünmeden Hobbit için bir giriş yazısı yazarken Eski Günler ve İnsanların Hükümdarlığı arasındaki zamanı anlattım. Buradan “kayıp bağlantı” çıktı, Numenor’un Yıkılışı “karmaşa” içerisindeki bir gizlilikle belirdi. Faramir Büyük Dalga hakkındaki özel görüşünden bahsederken benim için konuşuyordu. Bu görüş ve rüya her zaman benimleydi ve (yakınlarda farkettiğim üzere) çocuklarımın birinden miras bırakılmıştı.

26 Temmuz 1956 Bayan J. Burn’e gönderilecek mektubun taslağı:

Eğer Yüzük ve Frodo ile ilgili kısımları tekrar okursanız yüzüğü, özellikle gücünün en tepede olduğu noktada, bilerek ve isteyerek teslim etmesinin sadece imkansız olduğunu değil aynı zamanda bu başarısızlığın temelinin çok öncelere dayandığını da göreceksiniz. O onurlandırıldı çünkü bu yükü kendi isteğiyle kabul etti ve daha sonra bütün fiziksel ve zihinsel kuvveti ile elinden geleni yaptı. O (ve dava) kurtuldu – merhamet ile: acımanın muazzam değeri ve yaralıya karşı olan merhamet.

Corinthians I x. 12-13 ilk bakışta uymuyor gibi görünebilir (Onun için, ayakta durduğunda sana dikkat etsin, düşmesin. Her insanın karşılaştığı denemelerden başka türlü denemelerle karşılaşmadınız. Tanrı güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez. Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır). Denemelere dayanma ona karşı koyma anlamındadır. Bazen İsa’nın son duası aklıma geliyor: Bizi deneme ama bizi kötülükten uzaklaştır. Olmayacak bir şey için dua etmek anlamsız. Bir insanın her zaman gücünün ötesinde bir durumla yüzleşmesi mümkündür. Bu durumda (inandığım üzere) paramparça olmaktan kurtulmanın yolu görünüşe göre bağlantılı olmayan tek bir şeye dayanıyor: kendini feda edenin genel mukadesliği (ve alçakgönüllülüğü ile merhameti). Ben bu konunun aktarılmasını “ayarlamadım”: yine hikayenin mantığını takip ediyor. (Gollum’un tövbe etme ve cömertliği sevgi ile karşılama şansı vardı ama bıçak sırtına düşmeyi seçti). Kişinin hapishanesinden “beyni yıkanmış”, kırılmış ya da işkencecilerine dua edecek kadar çıldırmış vaziyette çıktığı böyle durumlarda peşin hükümler vermek pek de adil olmaz. Biz onları sadece Sammath Naur’a (Yüzük’ü ateşe attıkları çatlaklara) girerken sahip oldukları niyet ve arzuları için yargılayabiliriz ve onlardan imkansız şeyler talep edemeyiz. Böyle şeyler sadece gerçek ahlaki ve zihinsel olasılıkları umursamayan hikayelerde vuku bulabilir.

Hayır, Frodo “başarısız oldu”. Yüzük yok edildiğinde o son an ile ilgili bazı şeyleri yeniden hatırlamış olabilir. Ancak gerçekle yüzleşmek gerek: yaratılmış varlıklar kötülüğün dünyadaki gücüne sonsuza kadar direnemezler. Neyse ki “iyi” ve “Hikayenin Yazarı” bizden biri değiller.

1971 Sonbaharı- Carole Batten-Phelp’e yazılan mektubun taslağı:

Yüzüklerin Efendisi’ni beğenmenizden ve yaptığınız eleştirilerden dolayı size çok minnettarım. O kadar büyük övgülerinize karşılık sadece “teşekkür ederim” demek beni kibirli ve ilgisiz gösterecekti. Ayrıca bu kadar övgüyü hak etmek için ne yaptığımı da merak etmeme neden oldunuz. Tabi ki kitabı (farklı kademelerde) kendimi mutlu etmek için, uzun hikaye anlatımı sanatında bir deney olarak ve “İkincil İnanışı” tetiklemek adına yazdım. Yavaşça yazıldı ve en ince ayrıntılarına bile büyük bir özen gösterilmesi sonucunda kusursuz bir resim ortaya çıktı: Tarihten kısa bir kesit ve Orta-Dünya’mızın ufak bir kısmı; zaman ve mekanın sınırsız uzantılarının pırıltısı ile çevrili bir arayış ışığı gibiydi. Pekala: bu durum eserimin neden “tarih” gibi hissedildiğini, neden basılmasının kabul edildiğini ve neden birbirinden çok farklı kişilerden oluşan geniş kitlelerce okumaya değer bulunduğunu bir dereceye kadar açıklayabilir.

Ancak bu bile tam olarak neler olduğunu açıklayamıyor. Basımın ardından gerçekleşen beklenmeyen olaylara tekrar baktığımda – birinci bölüm basıldığı anda başlıyorlar – sanki dünyamızdaki giderek kararan bulutlar aniden delinmiş, bulutlar geri çekilmiş ve unutulmaya yüz tutmuş güneş ışığı tekrar dünyaya inmeye başlamış gibi hissettim. Sanki Pippin’in Batı’nın en zayıf anında aniden duyduğu ses gibi umudun boruları yeniden duyulmuştu. Fakat Nasıl? ve Neden? (Ç.N:üstat burada soru cümlelerinin baş harflerini bilerek büyük yazmış.)

Sanırım Gandalf’ın bu sorulara nasıl cevap vereceğini artık tahmin edebilirim. Birkaç yıl önce Oxford’da ismini unuttuğum bir beyefendi tarafından ziyaret edildim (ancak ünlü biri olduğunu düşünüyorum). Yüzüklerin Efendisi’nin yazılmasından çok uzun zaman önce, ona göre kitaptaki olayları illüstre etmek için çizilmiş bazı eski resimler konusunda oldukça meraklıydı. Yanında bu resimlerin tekrar yapılandırılmış kopyalarından bir ya da iki adet getirmişti. Bu resimler içlerinde belli bir kültürü ve dilleri barındırdığından sanırım ilk başta sadece onlardan ilham alıp almadığımı keşfetmeye çalışıyordu. Bu resimleri daha önce görmediğimi ve görsel sanatlar hakkında pek bilgili olmadığımı iyice anladığında ise sessizleşti. Kafası karışmış bir biçimde bana baktığını fark ettim. Sonra aniden “Tüm bu kitabı tek başınıza yazdığınızı düşünmüyorsunuz elbette, değil mi?”

Saf, katıksız Gandalf! Gandalf’ı, kendimi düşüncesizce açığa çıkaracak ya da ne demek istediğini soracak kadar iyi tanıyordum. Sanırım şöyle dedim: “Hayır, artık düşünmüyorum.” O zamandan beri de düşünemedim. Eski bir felsefecinin kendi zevkine bir son çizmesi için uyarıcı bir netice. Fakat kimse kimseye “seçilen enstrümanın” kusurlarından ya da nihai amaç için ağlanacak yetersizlikte görünmelerinden dolayı oflayıp puflamamalı.

Yüzüklerin Efendisi’nin “kendi içinde bir güç” olan “saflık ve kutsallıktan” bahsediyorsunuz. Bu beni çok duygulandırdı. Daha önce hiç bu kadar nazik bir şey söylenmemişti bana. Ancak garip bir şans ile, bu mektuba başladığım anda kendisini inançsız addeden ve dinlerin anlamsız olduğunu düşünen bir adamdan gelen bir başka mektupta “inanç üstüne kurulu öyle bir dünya kurmuşsun ki inanç sadece bir kaynaktan değil her yerden, sanki görünmez bir lambadan etrafa yayılmakta” yazıyor. Ona sadece şöyle bir cevap verebildim: “Kendi masumluğunu hiçbir insan yargılayamaz. Eğer işlerini kutsallık ile doldurabiliyorsa kutsallık ondan dışarı doğru hareket etmez, aksine ona doğru hareket eder. Ve sizinle de olmadığı sürece hiç biriniz bu koşullar altında bunun ayırdına varamazsınız. Yoksa hiçbir şey göremez ve hissedemezsiniz ya da (eğer başka bir ruh oradaysa) hakaret, bulantı ve nefretle dolarsınız. “Elf-şehrini terk edin, ah!” “Lembas – toz ve küller- biz bunu yemeyiz!”

Tabi ki Yüzüklerin Efendisi bana ait değil. Yüzüklerin Efendisi ortaya çıkarıldı ve şimdi gitmesi gereken yola devam etmeli, doğal olarak olarak geleceği ile derin bir ilgim var. Tıpkı bir ebebeynin çocuğuna duyacağı gibi. Beni rahatlatan ise düşmanlarının kötülüklerine karşı onu koruyacak çok iyi arkadaşları olması. (Fakat bütün aptallar diğer grupta değil.) Yüzüklerin Efendisinin en iyi arkadaşlarından birine iyi dileklerimi gönderiyorum. Ben öyleyim.

Saygılarımla; JRR Tolkien


Çeviriler: Can İnal, M. İhsan Tatari, Oğuz Karaaslan
Kaynak: tolkiengateway.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Patrick Rothfuss: “Bir Yazar Olarak Kendimde Gördüğüm En Güçlü Yönüm Kısa ve Öz Yazmak”

En İyi 100 Fantastik ve Bilimkurgu Kitabı – 2011