Kadının Tiyatro Sahnesindeki Yeri: Tanrısız Kadınlardan Sakallı Julietler’e

Antik Yunan'dan günümüze, kadının tiyatro sahnesindeki yeri hakkında neler biliyorsunuz? Sakallı Julietler, Antigone ve Zenneler...

Antik Yunan’da tiyatronun ilk ortaya çıkışından Avrupa tiyatro tarihinin en bereketli zamanları William Shakespeare dönemine ve ondan sonraki yüzyıllara kadar kadınların sahneye çıkması uygunsuz ve hatta yasaktı.

Performans insan tecrübelerinin bir anahtarıdır. İnsanlar dikkat çekmek ve kendi duygu ve düşüncelerini aktarabilmek için hayat boyu birçok yerde küçük performanslar sergilemişlerdir. Bebekken bile, çıkardığımız tuhaf sesler ve davranışlarımızla hep bir seyirci yakalamışızdır. Rol yapma insan doğasının bir parçasıdır, bundan ötürü zaman içerisinde insanlar anlatmak istedikleri hikâyeleri vücutlarını kullanarak bir nevi rol yaparak anlatmaya başlamışlardır. Eski zamanlarda insanlar bir ateşin başına toplanırlar ve başkalarının seslerini taklit edip abartılı bir şekilde vücutlarını kullanarak bu ateşin başında küçük hikayeler anlatırlardı. Bu hikâye anlatımları zamanla rutin bir hale geldi ve bütün bu aktiviteler tiyatro isimli bir sanat dalına evrildi.

Tiyatro

Sanat, insanlarla daha iyi insan ilişkisi kurmak bakımından önemli bir araçtır. İnsanlara kendilerinden başka şeylere anlam yüklemelerine ve hayatı başkalarının bakış açısından görmeye olanak sağlar. Tiyatro da aynı şekilde, belli bir zaman diliminde belli bir insanın bakış açısından hayatı anlamamıza imkân tanır. Tiyatro, başka bir insanın deneyimlediği şeyi izleyerek deneyimlememizi sağlamasıyla en insancıl ve en güçlü sanat dallarından birisidir. Başka birisinin hareketlerine ve duygusal gelişimine tanıklık ettiğimizde onunla ve onunla beraber diğer insanlara karşı bir empati bağı oluştururuz ve tiyatro bizim empati yeteneğimizi körükler.

Kendi düşünce ve kimliğini sahneye yansıtma olarak bir temel sanat olan tiyatro, her zaman kadınlara açık bir alan değildi. Eski zamanlarda kadının toplumdaki yeri oldukça sınırlıydı ve erkekler kadınlardan üstün görülürdü. Bunun sonucu olarak kadınların sahneye çıkmalarına izin verilmezdi çünkü kadınların sahneye çıkması sosyal düzene bir tehdit olarak algılanırdı. Bu inanış Antik Yunan tiyatrosundan ve sonraki onu takip eden bütün tiyatro tarihinden beri yerini korudu. Kadınlar oyun yazma ve bir tiyatro oyununda yer alma hakkından mahrum bırakıldı ve tiyatro topluluklarında hep dışlandılar.

Antik Yunan ve Tanrısız Kadınlar

Antik Yunan tiyatro kültürü Athena’da milattan önce 700’lü yıllarda ortaya çıktı. Bu dönemde Athena, kültürel ve politik anlamda dünyanın en medeni ve güçlü şehri olarak biliniyordu. Şarap, bereket ve drama tanrısı olarak bilinen Dionysus’u onurlandırmak amacıyla Dionysia adı verilen festivaller, bu kültürel şehir olan Athena’da gerçekleştirilirdi. Bu dini festivallerde, kadınların sahnede olmak bir yana seyirci olmalarına dahi izin verilmezdi çünkü anlayışa göre kadınların bu “tanrısal” ortamda bir yerleri yoktu.

GÖZ ATIN  "Kürk Mantolu Madonna" Bu Sezon Tiyatro Sahnesinde!

Bu festivallerde gösterilen tiyatro oyunları, genellikle trajediler, öyle popülerleşti ki artık ortada bir festival olmasa bile gösterilmeye başlandı. Bazıları bu gelişmenin sonucunda kadınların nihayet bu işin bir parçası olduğu gibi bir fikre kapılmış olabilir ama kadının toplumdaki yeri buna izin vermedi. Kadınlar katı bir şekilde sahneye çıkmaktan men edildi. Erkekler, kadın karakterleri de yüzlerine maske takarak canlandırmaya başladılar. Hatta Yunan tragedyasının en ünlü kahramanlarından birisi olan Antigone bile erkek oyuncular tarafından canlandırılıyordu. Kadınların toplum içinde sahneye çıkmalarına izin vermek ve onlara toplumda kalıcı bir yer edinebilmelerini sağlamak toplumsal denge açısından büyük tehlike arz ediyordu ve erkeklerin kadın karakterleri canlandırmaları bu tehlikeyi engelleyebilecek tek şeydi.

Bütün bu sınırlandırmalar dönemin ve bölgenin kültürel tabularıyla açıklanabilir: Antik Yunan’da kadınlar erkeğin soyunu devam ettirmekle görevli pasif birer araç olarak görülüyordu. Kadınlar ya kocalarının ya da babalarının malıydı, kendilerine ait bir kimliğe sahip değillerdi. Tarihsel bazı belgelerde kadınların katılımının yasak olduğu bu doktrin festivallerde, kadınların kendi aralarında tanrıçaları onurlandırmak amacıyla toplandıkları yer alıyor. Bu küçük toplantılarda, kadınların kendi aralarında küçük performanslar ve tiyatro oyunları sergiledikleri tahmin ediliyor. Bu durumu onaylayacak akademik bir kanıt olmasa da kadınların kendi içlerindeki sınırlı alanlarında bile olsa kendilerine karşı konulan kurallara uymayıp baş kaldırdıklarını anlamak mümkün.

Shakespeare ve Sakallı Julietler

İngiliz Rönesans Tiyatrosu olarak da bilinen Elizabethean Tiyatrosu 1562 yılında İngiltere’de başladı ve 1642’ye yani tiyatro yasaklanana kadar devam etti. Bu dönem tiyatro açısından oldukça önemli bir dönem çünkü dünyadaki en ünlü tiyatro oyunu yazarı olan William Shakespeare eserlerini bu dönemde kaleme aldı ve bu dönemde oyunlarını sergiledi. Shekespearen tiyatro o döneme kadar yazılmış diğer tiyatro oyunlarından farklıydı çünkü Shakespeare tutku, cinsellik ve cinsiyet rollerine oyunlarında sıkça yer vermişti. Rosalind, Cordelia ve Leydi Macbeth gibi en otorite sahibi kadın karakterler Shakespeare’in kaleminin ucundan döküldü. O zamanlarda da kadınların bu karakterleri oynamaları yasaktı ve erkek oyuncuların canlandırması gerekti. Fakat, bu durum hoş karşılanmadı ve kadınların sahnede bir yerinin olup olmadığı konusu ilk defa gündeme geldi.

GÖZ ATIN  Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası Oyunundan Aşkın Her Yönünü Anlatan 10 Alıntı

Tiyatro

Kadınların sahneye çıkması uygun görülmediği için bu durum yasaktı ve oyun kumpanyalarına katılan kadınlara fahişe gözüyle bakılıyordu. Bu nedenle kadınların gezgin tiyatro kumpanyalarına katılmaları yasal değildi. Bu yasaktan ötürü kadın rollerini henüz ergenlik çağında olan genç erkekler kadın kıyafeti giyerek ve makyaj yaparak oynuyorlardı. Erkeklerin kadın kıyafetleri giymesinin dine karşı olduğu ve erkeklerin toplumdaki baskın görüntüsünü zedelediği yönünde tepkiler çoğaldı. Kilise de bu durumdan hoşnut değildi ve sahne üstündeki iki erkeğin yakınlaşmasının cinsel sapkınlık olduğunu düşünüyorlardı. Kilise bu durumun toplumda homoseksüel ilişkiyi meşrulaştığı gibi bir algı açmasından endişe duydu ve bütün tartışmalar sonucunda kurallar esnetildi ve kadınların sahneye çıkıp icra yapmaları yasal haline geldi. Bu yasal düzenleme uzun yıllar boyunca toplum tarafından tam anlamıyla kabul görülmedi ve kadın oyuncular küçümsenip tacize uğramaya devam ettiler.

Aphra Behn ve Susanna Centlivre gibi birçok değerli kadın oyuncular kendilerine dayatılan kadın rollerini çiğnediler ve her şeye rağmen sahneye çıkmaya devam ettiler. Onlar ve diğer nice öncü kadın oyuncular tartışma yaratacak kadın odaklı konuları sahneye taşımaktan çekinmediler. Toplumun onlara dayattığı kültürel bariyerleri yıktılar ve kendilerinden sonra gelecek kadın yazar ve oyunculara ışık oldular. Nice kadın oyuncunun önderliğinde bugün kadınlar özgürce sahneye çıkmaya hak kazandılar.

Türk Tiyatrosu ve İlk Kadın Oyuncu

Kadınların sahnedeki yerine gelince Türkiye de geçmişiyle diğer ülkelerden pek farklı değildi. Diğer birçok ülkede olduğu gibi kadınların sahneye çıkmaları ve gösteri icra etmeleri yasaktı çünkü bu Müslüman bir kadın için uygun değildi. Türk Tiyatrosu iki ayrı başlık altında incelenebilir, bunlardan ilki Osmanlı hanedanlığı döneminde meydana gelen Geleneksel Türk Tiyatrosu, diğeri ise batı kültürünün Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki etkisiyle meydana gelen Modern Türk Tiyatrosu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda tiyatro genellikle Rum vatandaşlarının, Antik Yunan tragedyalarını canlandırdığı performanslara denilirdi. Türklerin yaptıklarını tasvir etmek amacıyla “tiyatro” terimi kullanılmazdı, onun yerine “orta oyunu” kullanılırdı. Orta oyunu abartılı tarz ve taklide dayalı bir performans sanatıdır. Kadınların üzerindeki baskı hem Rum tiyatrosunda hem de Türk orta oyununda kendisini korudu. Yüzyıllar boyunca kadınların sahneye çıkmaları günah ve dine hakaret olarak algılandı. Sahneye çıkıp gösteri yapmak sadece kendilerine ve toplumun ahlak kuramlarına hakaret sayılmıyor aynı zamanda kadınları kanunun önünde fahişe konumuna itiyordu. Bu durum oyun yazarlığını da pekâlâ etkiledi ve kadın karakterlerin çok az yer aldığı oyunlar yazılmaya başlandı. Elizabethean Tiyatro’suna benzer şekilde kadın rollerini sıkça erkek oyuncular canlandırırdı. Kadın kostümü giyen erkek oyunculara zenne denilirdi. Orta oyunundaki zenne figürü normal kadınlara hiç benzemezdi. Bu figürler kocalarını aldatan sinsi, cimri ve geniş kadınları canlandırılırdı.

GÖZ ATIN  Usta Sanatçı Yıldız Kenter Hayatını Kaybetti

Sahneye Çıkan İlk Türk ve Müslüman Kadın Oyuncu

Geleneksel Türk Tiyatrosu, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonlarında başlayıp Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla ivme kazanan Batılılaşma harekâtı sonucunda etkisini yitirdi. Tiyatro oluşumu baştan sona değişmiş olsa bile sosyal normlardan ötürü kadınlar hâlâ sahneye çıkamıyorlardı. Dünyanın diğer her yerinde olduğu gibi bazı öncü kadınlar bu sınırlamalara karşı geldi ve her şeye rağmen sahneye çıktılar.

Sahneye çıkan ilk Türk ve Müslüman oyuncu olarak Afife Jale bilinse de bu bilginin Özdemir Nutku tarafından aksi ispatlandı. Yazdığı bir kitabında Özdemir Nutku sahne adı Amelia olan Kadriye isimli bir kadından ilk sahneye çıkan Müslüman Türk kadını olarak bahsediyor. Gizlediği kimliği açığa çıkınca Kadriye, oyunculuk kariyerini terk etmek zorunda kalıyor. Onun aksine Afife Jale gerçek kimliği ortaya çıksa dahi oyunculuğu bırakmıyor ve ülkeden kaçarak sanatını icra etmeye devam ediyor. Belki de bu yüzden Afife Jale Türkiye modern tiyatro tarihindeki en ünlü ve en etkileyici kadın sanatçılarından birisidir.

Afife Jale Tiyatro

Afife Jale

Kadınlar oyunlara sadece erkeklerin katılmalarına izin verilen Yunan Tiyatro’sundan, sahneye çıkan gerçek kadınların fahişe olarak görüldüğü Shakespeare’in sakallı Julietlerinin döneminden bugüne kadar çok yol kat etti. Her şeye rağmen günümüzde bile cinsiyet ayrımcılığı, homofobi gibi birçok alanda engelle karşılaşmaya devam ediyorlar.

Kadınların yasal olmamasına rağmen sahneye çıkmakta diretmeleri ve toplumun uygunsuz bulacağı konularda eserler yazıp oynamaları kolay bir süreç değildi. Cinsiyet ayrımcılığı hâlâ tam olarak sona ermemiş olsa da kadınlar sahnedeki yerlerini korumak için çalışmaya devam ediyorlar. Kadınların sahnedeki yerlerini edinmeleri anlık bir olay değildi, kadınlar spot ışığının altındaki yerlerini kazanmak için çok çabaladılar. Bu yer onların hakkıdır ve kadınlar takdir ve tasvip ile sahneye aittirler.

Konuya dair düşüncelerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Romeo ve Juliet Kitabından Ölümsüz Aşk Kavramına Dair 10 Alıntı




2000 yılında doğmuş bir milenyum çocuğuyum. Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde okuyorum. Klasik edebiyat başta olmak üzere edebiyat, kültür ve sanat üzerine araştırma yapmayı, okumayı ve sürekli öğrenmeyi çok seviyorum. Bir de kedileri çok seviyorum.

Kadının Tiyatro Sahnesindeki Yeri: Tanrısız Kadınlardan Sakallı Julietler’e için 1 yorum

  1. Özdemir Nutku? O.o Özdemir Tutku adını bir googleladım ama sonuç çıkmadı.


Kadının Tiyatro Sahnesindeki Yeri: Tanrısız Kadınlardan Sakallı Julietler’e

Antik Yunan’dan günümüze, kadının tiyatro sahnesindeki yeri hakkında neler biliyorsunuz? Sakallı Julietler, Antigone ve Zenneler…

Başa dönün