Kenan Hulusi Koray Öyküsünde Edgar Allan Poe Etkisi

Edgar Allan Poe'nun Cumhuriyet dönemindeki ilk modern korku yazarlarımızdan Kenan Hulusi Koray üstündeki etkilerini irdeliyoruz.

Edgar Allan Poe etki alanı o kadar büyük bir yazar ki bu okyanus ötesi dehadan etkilenerek bizim edebiyatımızda da değişik tarzda eserler veren pek çok yazarımız ve şairimiz çıkmıştır. Hatırlarsanız daha önce “Karşılaştırmalı Edebiyat” dizimiz için onlardan birine, Sabahattin Ali’ye değinmiştik. Şimdiyse sıra Kenan Hulusi Koray’da.

Koray, Poe’nun “Tek Etki Kuramı” adını verdiği ve kısa öykülerin sonundaki çarpıcı bir sona dayanan edebiyat kuramını benimsemiş, hikâyelerine korku öğesini de katarak ünlü yazara benzer öyküler kaleme almıştır. Bu öyküler sadece içerdikleri korku temasıyla değil, aynı zamanda atmosferleri ve üsluplarıyla da bizlere Poe’nun karanlık öykülerini çağrıştırır. Modern Türk Korku Edebiyatı’nın ilk yazarlarından biri sayılan Kenan Hulusi Koray ne yazık ki ölümünden sonra yitip gitmiştir. Oysa Koray korku edebiyatımız için çağdaş açıdan çok büyük bir önem taşır.

Kenan Hulusi Koray

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda ilk korku hikâyelerini yazan kişi Kenan Hulusi Koray’dır. Genellikle lise ve dengi okulların ders kitaplarında “Yedi Meşaleciler” içerisinde yer alan bir yazar olarak gösterilse de kendisinin pek de bahsi geçmeyen yönü Poe’ya öykünerek yazdığı kısa korku hikâyeleridir. 1906-1944 yılları arasında yaşayan yazar, edebi hayatına Servet-i Fünun dergisinde başlamış ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun olur olmaz da Vakit Gazetesi’nde çalışmaya başlamıştır. Servet-i Fünun‘da yayımladığı öyküler daha hayali ve aşk öyküleri iken Vakit Gazetesi’ne geçişiyle, gazeteciliğin de etkisiyle, daha gerçekçi bir tarz edinir. (Yumuşak 2013: 138)

Poe’nun da etkisiyle bu kısa ve gerçekçi hikâye anlayışına, korku temi de katar ve böylece ‘Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikâyecimiz Kenan Hulusi olur (Karadeniz 2004: 86). Bu öykülerin arasında kısaca Bir Garip Adam, Tuhaf Bir Ölüm, Kavaklıkoz Hanında Bir Vaka ve Gece Kuşu sayılabilir.

Kenan Hulusi, Poe dışında doğal olarak kendi yaşadığı toprakların korku üzerine anlatılan folklorundan da etkilenerek öyküler kaleme almıştır. Bunların dışında sağlığında tefrika ettiği Osmanoflar ve ölümünden sonra yayımlanan Bir Yudum Su (1929), Bahar Hikâyeleri (1939), Bir Otelde Yedi Kişi (1940) ve Son Öpüş (1949) gibi kitapları da bulunmaktadır.

Edgar Allan Poe

Onu hepimiz az çok tanıyoruz. Ne yazık ki Poe’ya nazaran Kenan Hulusi daha az tanınmıştır. O bakımdan Edgar Allan Poe faslına kısaca değinmekle kalmamız sorun olmaz. Poe, günümüz edebiyatında “alt-kültür” adı altında verilen pek çok edebiyat türünün ilk eserlerini yazan kişidir. Çağdaş polisiye tam olarak onun Dedektif Auguste Dupin öyküleriyle başlar. Yazar daha çok şiirle uğraşmış ancak şiirde görülen çarpıcı etkiyi öykünün de aksettirebildiği fikrine bağlı kalarak çeşitli öyküler de yazmıştır. Yine bu etkinin kaybolacağı iddiasıyla roman, tiyatro vb. türlerde eser vermemiştir.

19 Ocak 1809 doğumlu yazar, 7 Ekim 1849’da, henüz 40 yaşındayken vefat etmiştir. Ölümü ve ölüm nedeni de tıpkı hikâyeleri gibi bir bilinmez olarak kalmıştır. Poe, öykünün sonunda yaratılan çarpıcı bir finalin okur üzerinde yaratacağı etkiyi temel alarak “Tek Etki Kuramı” adında edebi bir kuram oluşturmuştur. Bu kuram öylesine etkili olmuştur ki günümüzde dahi pek çok durum ya da olay öyküsü bunu temel alır.

“Bir Garip Adam” Öyküsü

Kenan Hulusi Koray’ın kaleme aldığı öykünün başkarakteri Yusuf, öykünün adından anlaşılacağı üzere garip biridir. Burada “tuhaf” kelimesinden çok “garip” sözcüğünün kullanılması hikâyeye biraz daha dini bir anlam katmak amacıyla olabilir. Çünkü “tuhaf”ın dini açıdan bir anlamı olmasa da garibin “Allah dostu, gurbetçi, evinden uzakta yaşayan kişi” gibi manaları bulunmaktadır.

Fal bakan, çingene bir kadın Yusuf’a ölümünün bir ağaçtan olacağını söyleyince içine düşen can korkusuyla başkarakterimiz daha da garipleşir. Korkusu günden güne arttıkça bu durum köyün muhtarının dikkatini çeker. Muhtar işsiz olan Yusuf’a ormanda bekçilik yapmasını teklif eder. Böylece hem Yusuf iş sahibi olacak hem de korkusunun üstüne giderek belki de onu aşacaktır. Lakin işler umduğu gibi gitmez çünkü Yusuf ne zaman ormanı düşünse “… civar tarlalarda çalıştığı zaman korunun yanından ne vakit geçecek olursa garip bir ürperti duyduğunu hatırlardı.” Bu da onun korkusunu arttırmaktadır çünkü ölümünün bir ağaçtan olacağının baştan beri kaderinde yazılı olduğunu düşünmektedir.

Yine de sonunda koruya gider. İlk gün rahattır, hatta bir ara korkularının saçma sanrılar olduğunu bile düşünür ama çingene kadının sesi onu bir dakika bile rahat bırakmaz.

“Senin ölümün bir ağaçtan olacak Yusuf!”

Üstelik orman da gözüne artık kendi kişiliği olan bir şahıs gibi görünmektedir. Bu şahıs onu korkutmak amacıyla türlü türlü işler yapmaktadır.

“Bir ağaca doğru elini uzattı; kafasına bir yaprak düştü; bir kuş tam kulaklarının yanında uçtu.”

Yusuf tam kurtuldum derken korkusu tekrar nüksedince en sonunda çareyi yanına bir arkadaş bulmakta bularak yanına bir kâtip alır. Onunla beraber korudaki bekçi kulübesinde kalacaklardır. Koray’ın bekçi kulübesine dair anlatımı ürkütücüdür:

“Kapısı iki seneden beri kilitliydi. İki demir halkayı kanatların iki tarafında paslanmış bir zincir birbirine bağlamıştı. Yapraklar arasından nasılsa kurtulan bir ışık, tam anahtar deliğine vuruyordu. Kulübenin tek penceresi örümcek ağı içindeydi ve tozlu ağ üzerinde nereden düştüğü belirsiz bir iki damla yağmur güneşte parıldıyordu.”

İki seneden beri hiç kullanılmamış olan bekçi kulübesine gereken bakımı yapmak için kolları sıvayan Yusuf, bekçi yatağının yorganını kaldırınca neye uğradığını şaşırır. Çünkü yorgan, üstünden henüz kalkılmış gibi sıcaktır, sanki yeni kullanılmıştır. Bekçinin ölümünün üzerinden iki sene geçmesi bu durumun bir kuruntu olduğunu düşündürse de Yusuf adamın ölüm nedenini merak eder. “Acaba bir ağaç korkusundan mı?” Bu soru onun zihnine saplanır. Kâtip de, Yusuf gibi bekçinin ruhunun yorganın üstünde olduğuna kanaat edince korkarak köye geri döner. Yusuf yine tek başına kalır. Korkuları gün yüzüne çıkar ve kâtibin arkasından bağırır ancak adam onu duymaz. O andan itibaren tüm doğa Yusuf’un korkusunu ifade etmeye başlar.

Yusuf birdenbire etrafına baktı. Korunun arasında parlak ve daima esmer loşluğu ötede beride yer yer lekelenmişti. Yapraklar arasına saklanmış binlerce ses kulaklarına bir şey fısıldar gibi oldu: “Yusuf senin ölümün bir ağaçtan olacak; Yusuf… senin ölümün…” Yusuf, masanın üzerinde duran silahları bırakarak, kulübenin açık kapısına elini dokundurmaksızın kâtibin arkasından gitmek istedi. Koştu ve bağırdı. Tıpkı bir keçi gibi bağırıyordu. Bir kuş yeniden öttü. Fakat kâtip sesini duymadı.

Fakat sular akmıyor, âdeta konuşuyordu: “Yusuf, senin ölümün; Yusuf… bir ağaçtan…”

Sürekli devam eden seslerden bunalan ve delirme noktasına gelen Yusuf köye geri döner. Bir daha oraya dönmeyeceğini söylediğinde Muhtar’ın cevabı da en az korudaki olaylar kadar korkunçtur; onu kuduz köpeklerle dolu bir arabayla hastaneye göndermekle tehdit eder. Dehşete düşen Yusuf el mecbur koruya döner. İlk gece rüyasında kendisini bir meşe ağacına asılı olarak görür. Burada rüya motifi, başkarakterin “garip” kişiliğine bağlı olarak kullanılmış olabilir. Zira dini bakış açısına göre, yakında olacak olayların rüyalarda kalbi temiz kişilere, Allah dostu gariplere malum olacağı inancı vardır. Bu durum yukarıda da belirtildiği gibi “tuhaf” yerine “garip” seçiminin tamamen dini temelli bir korku yazmak amacına dayandığını açıkça gösteriyor.

Yusuf bu seferde bekçilik işinin haricinde korudaki ağaçları kesmeye başlar. Meşe ağacını kestikten sonra ormandaki diğer meşelerin kendisine zarar verebileceğini düşünerek onları da süzer. Kestiği ağacın üstüne oturarak ağlamaya başlar. Artık hiçbir ağacı gözünün önünden ayırmamaya, onları kontrol etmeye karar verir.

“İlk dakikalar kendisinde ağaçtan kaçabilmek kuvvetini bulan Yusuf, garip bir şekilde şimdi koruya bağlı olduğunu duyuyordu. Daha doğrusu rüyasında kendisini ağaçlara asılmış, dili bir karış dışarıda, mosmor görüyor; birdenbire uyanıp, silahı elinde, kulübenin penceresinde camı açarak, parmakları tetikte saatlerce birisini bekliyordu. Kim gelecekti? Ve gün doğar doğmaz dışarı çıkan Yusuf, ağaçları birer birer dolaşıyor kendisini dallarına asılmış gördüğü ağacı arıyordu.”

Yusuf artık düzgün düşünememektedir. Korunun yakınından geçenler artık sürekli balta sesleri duymaktadırlar. Onların haber vermesiyle birlikte Muhtar yanına jandarmaları alarak koruyu kontrole gider. Oraya vardıklarında bekçi kulübesinin yakınlarında dalları kırılmış, kökleri koparılmış kesik ağaçları görünce şaşırırlar. Bu sırada uzaktan Yusuf elinde balta olduğu halde meşe ağacına bakarak gelir. Önce kaçmak ister, sonra geriye döner, küfreder ve yere yıkılıp ağlamaya başlar. Jandarmalar ve Muhtar onu alıp köye götürür ve kâtibin samanlığında yer gösterirler. Yusuf bir süre orada kimseyle görüşmeden, danışmadan yatıp kalkar.

“İlk günler samanlıkta yatıp kalkan Yusuf üç günden sonra birdenbire yok oldu. Bir hafta sonra koruya gidenler Yusuf’u bir ağaç dalında ölü buldular.”

Öykü bu cümleyle birlikte biter. Koray, tek etki kuramıyla öyküye çarpıcı bir son verir. Bilinçli olarak öykünün sonunda Yusuf’un nasıl öldüğünü açıklamaz ve bizleri tedirgin bir şekilde son sayfada bırakır. Okur için burada can korkusundan yılmış, psikolojisi bozuk Yusuf’un kendisini ağaca asarak intihar ettiğini ya da ağaçların gerçekten onu öldürmüş olabileceği, fantastik kurguya yakışır bir olay yaşandığını gösteren bir ipucu yoktur. Bu bilinmezlik okurda tedirginlik yaratır ki böylece yazarın hikâye boyunca gotik atmosferle okuyucuya yaşatmak istediği dehşet duygusu bu sonla had safhaya çıkar.

Bu yazının hacmi gereği Poe etkisi bağlamında, korku edebiyatımızın ilk yazarlarından Kenan Hulusi Koray’ın ancak bir öyküsünü sizlere sunmakla yetinebiliyoruz. Ama tek öyküde bile yazarın anlatım kudreti, kurmacayı kurarken okuru nasıl dehşete düşürdüğü, çarpıcı sonu ne kadar iyi kurgulayabildiği oldukça net bir şekilde görülebilir.

Ne yazık ki Kenan Hulusi Koray, çoğu yazarımızın başına gelen faciayla karşılaşmıştır. Yaşarken muhteşem bir üne sahipken henüz 36 yaşında vefat ettikten sonra hak ettiği yeri bulamamış ve unutulmaya yüz tutmuştur. Günümüzde yazarın kitapları Doğan Kitap, Kapı Yayınları gibi çok farklı yayınevlerine dağılmış olarak bulunabilir.

Umuyorum ki bu yazı, adı unutulmuş yazarımızın tekrar hatırlamasına ve okunmasına vesile olur. Kitap ve edebiyatla kalın!


Kaynakça:

  • Yumuşak, Firdevs Canbaz, Kenan Hulusi Koray’ın Korkutan Öyküleri, Milli Folklor 97.Sayı, 2013: 135-144
  • Karadeniz, Abdurrahim, Kenan Hulusi Koray Hikâyelerinin Korkulu Gerçekliği, Hece Öykü 5, Ekim-Kasım 2004, 86-90
  • Necatigil, Behçet, Düzyazılar 1-, Yapı Kredi Yayınları, 2013
  • 27
    Shares




13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

Kenan Hulusi Koray Öyküsünde Edgar Allan Poe Etkisi için 2 yorum

  1. Refik dedi ki:

    Kenan Hulusi Koray’ı hatırlattığınız için teşekkürler. Poe’nin solundaki fotoğraf Metin Erksan’a ait olmalı, Metin Erksan Koray’ın ‘Sazlık’ adlı hikâyesini televizyon filmi olarak uyarlamıştı, belki de bu bağlantı yüzünden fotoğraflar karışmış olabilir.


  2. Ben sadece borcumu ödemeye çalıştım.

    Evet, onunmuş. Yanlış eklenmiş sanırım,genel yapılan bir hata. Uyarı için teşekkürler :slight_smile:


Kenan Hulusi Koray Öyküsünde Edgar Allan Poe Etkisi

Edgar Allan Poe’nun Cumhuriyet dönemindeki ilk modern korku yazarlarımızdan Kenan Hulusi Koray üstündeki etkilerini irdeliyoruz.

  • 27
    Shares

 

 

Başa dönün