Kim Olduğunu Bilirsin Sen: Türk Kültüründe İsim Koyma Ritüelleri

Yerdeniz ve Harry Potter serilerinden örnek bölümlerle Türklerde var olan isim kültlerini sizler için açıklamaya çalıştık. Hem eğlenceli hem de yer yer ürkütücü olan bu konuya beraber göz atmaya ne dersiniz?

Bence insanın temel ihtiyaçlarının ardından gelen ilk sorunu muhtemelen adını beğenmemesidir. “Benim adımı neden … koydunuz?” sualini ya da “İsmimi hiç sevmiyorum!” cümlesini kendimden ve çevremden o kadar fazla duydum ki neredeyse çocukluğuma dair ilk önemli sorunum diyebilirim. “İnsanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır.”[1] diyen Atılgan ile “Herkesin adı önemlidir, isimler insanın kimliğidir ve kimliği tercüme edemezsiniz.”[2] diyen Izaguirre’nin ortasında bir yerde olan “ad” ile ilgili düşüncelerimi özellikle Le Guin‘in yazdığı Yerdeniz Büyücüsü değiştirdi ve isimleri özel bir yere koydu benim için. Fakat bir de Yerdeniz’in üzerine Türk Mitolojisi kitapları geldi ki bu ad koyma ritüellerini fazla fazla önemsemeye başladım. Benim bu önemseme yolculuğumu şimdi epey kısa bir biçimde, sizi sıkmadan ele almaya çalışacağım. Umuyorum siz de keyif alırsınız.

Doğum Öncesi: Kuşlar, Bebekler ve İyi Talih

Türklerde özellikle bebekleri ve lohusaları koruduğuna inanılan bir iyi ruh/tanrıça vardır. Umay adı verilen, kuğu ya da turna biçiminde tasvir edilen bu tanrıça zor doğumlarda şamanın çağırmasıyla anneye yardım eder ve doğumun başarılı geçmesini sağlardı.[3] Yine bunun yanında anneye ve çocuğa kırk gün boyunca refakat ettiği de inanışlar arasındadır. Divânu Lügati’t-Türk’te Umay’a tapınıldığı, çocuğun oğlan olarak doğmasını gerçekleştirdiği ifade edilmekle birlikte Umay’ın doğumdan sonra çıkan plesanta olduğu da inançlar arasındadır.[4] Mezar ya da pınar başındaki ağacın dallarına çaputlar bağlanarak çocuk dilemek yine günümüze kadar gelen Umay kültleri arasındadır.[5]

Ailenin çocuğunun olması destanlarda dahi çok fazla işlenmiş ve çocuğu olmayan evlerde birçok tılsımlar, büyüler yapılmıştır. Yakutların kısırlık tedavisi için yaptığı ayinlerde kullanılan araçlar arasında da ağaçtan yapılmış kuş tasvirlerine rastlanmış, bu tasvirin bebeğin gelecek hayatının ruhuyla simgelendiği görülmüştür. Ayin sonunda tasvir, tavşan derisine sarılıp daha önceden yapılmış yuvalara saklanırmış. [6]

Umay Ana. (Kars, Ani Harabeleri)

Bebeklerin (ve tabii Umay’ın) kuşlar dünyasına özel yakınlığı, Türk leksikolojisine de yansımıştır. Hakasçada talbanna “kanat çırpmak ve ellerini sallamak” (bebek hakkında); çalaas kelimesi ise çıplak ve tüyleri çıkmamış (kuşlar hakkında) anlamını taşımaktadır.[7] Ayrıca bütün Türklerde kullanılan bala kelimesi hem insan hem hayvan hem de kuş yavruları için kullanılmaktadır. Araştırmacılara göre kelimenin ilk anlamı kuş yavrusudur. Bala kelimesinden türemiş olan balala- (doğurmak) sözcüğü A. M. Şçerbak’a göre ağırlıklı olarak kuşlar için kullanılmaktadır.[8]

Altay ve Hakas mitlerinde kaosun kosmoza dönüşmesi, iki ördeğin kâinat denizinden kil (taş, kum) çıkarması sonucu oluşmuştur. Yeryüzü ile dağları yaratmasında bu kuşların önemiyle hayatın devamı sayılan bebeklerin paralelliği ve aynı isimler ile nitelendirilmeleri oldukça ilgi çekicidir. Altay-Sayan geleneklerine benzer şekilde Yakutlarda da insanların atası ve yaratıcı tanrısı kuşlarda görünür.[9]

Yeniden Doğma: İsim Alma Töreni

Belirli bir kahramanlık ve yaş sonucu isim almanın detaylarını aslında hepimiz biliyoruz; özellikle Dede Korkut Masalları‘nda geçen isim koyma ritüelleri, Oğuz Kağan Destanı’ndaki törenler hepimizin belleğinde az çok yer etmiştir. Aksakallı dervişlerin, toplumda önemli yere sahip kişilerin ve şamanların bebeğe isim takmalarının yanında çocuğun Tanrı’dan, annesinden isim dilemesi de metinlerde geçer.[10] Yerdeniz Serisi’nde de benzer bir uygulama (Ak Sakallı Dede kültü olarak Büyücü Ogion’u ele aldığımızda) vardır. İsim almak için bireyin yeteneklerini ortaya çıkarabileceği bir yaşta olmasının gerekliliği aynı Türk inanışlarında olduğu gibi bu eserde de geçmiştir. Ged, büyü konusunda yaşına nazaran üstün bir başarı gösterir ve büyük büyücü Ogion bunun karşılığında ona yeni ismini takar.

Burada bir benzerlik de Ged’in teyzesi tarafından koyulan ilk ismi olan Duny’nin bu törende geri alınmasıdır. Benzer bir uygulama Türk inanışlarında da şu biçimde geçer: Bazen yeni doğan bebeği korumak için ona çirkin ve sahte bir ad (göbek adı geleneğinin temelidir) verilir. Bebeğin bu isim sayesinde Erlik ve Al Karısı’nın dikkatini çekmeyeceği ve ölümden kurtulacağına inanılır.[11] Bu ilk isim, çocuk gerçek ismini hak ettiğinde geri alınır.

Bunun dışında bebeklere güzel isimler verilmeye önem gösterilmiştir. Hayatında başarılı olan kişilerin isimlerini çocuklara koymanın bebeğe iyi talih getirdiğine inanılırdı, bu hâlâ günümüzde de devam eden bir inanıştır.

Bu iyi talihle ilgili çok fazla özel olmayan bir anımı da buraya bırakmak istiyorum aslında. Elazığ yöresinde yeni gelinler için saten yüzlü yün yorganlar sırınır ve bol çocuklu bir erkek yorganın üzerinde yuvarlanır. Bu küçük tören ilk çocuğun oğlan doğması ve bol çocuğun olması dileği üzerinedir. Büyük ablama yapılan yorganda ise uzun süre önce vefat eden dayım çocuklar gibi yuvarlanmış ve bu ritüeli en eğlenceli biçimde yerine getirmişti. Fakat annemin aklına sanıyorum dayımın hiç çocuğu olmadığı çok geç geldi ki günlerce kızımın hiç çocuğu olmayacak mı kuruntularıyla dolaştı (Neyse ki bu kuruntular gerçekleşmedi ve ismini benim koyduğum boyumca bir yeğenim var).

Bireyin farklılığını vurgulayan simge olan ad, onun mülkiyeti sayılmaktadır. Aynı zamanda ad, özünde kişiliğin bir parçası olan özellikleri saklamaktaydı. Şor inanışlarına göre, öbür dünyadan gelen dağ iyesinin çağrısına adını söyleyerek cevap vermek ruhunu kaybetmek, aklını yitirmek ve ölmek anlamına gelirdi.[12] Burada ismini bilen birinin sana sahip olabileceği düşüncesi söz konusudur. Aynı inanışa Yerdeniz serisinin ilk ayağı Yerdeniz Büyücüsü’nde yine tıpatıp karşılaşırız, Büyücü Ged tehlikeli ejderhayı yalnızca bir cümlesi ile tesiri altına alır:

Ejderhanın bir kılıç kadar keskin ama kılıçtan beş kez daha uzun olan kuyruğunun ucu, akrep misali, zırhla kaplı sırtının üzerinden ve kulenin tepesinden aşarak havaya kalktı. İnceden inceye alay ederek konuştu: “Ben pazarlığa oturmam. Alacağımı alırım. İstediğim zaman senden alamayacağım, neyin var ki?”

“Güvenlik. Senin güvenliğin. Bana Pendor’un doğusuna doğru uçmayacağına yemin et, ben de sana bir zarar vermeden gideceğime yemin edeyim.”

Ejderhanın boğazından, bir çığ veya dağların arasında yuvarlanan taşların sesini andıran bir gıcırtı sesi yükseldi. Üç çatallı dilinde alevler oynaştı. Harabelerin üzerinde biraz daha yükselerek tüm haşmetiyle durdu. “Bana güvenlik öneriyorsun! Beni tehdit ediyorsun! Ne ile?

“İsminle Yevaud.”[13]

Yine safkan olmayan kanından memnuniyetsiz Voldemort’un Sırlar Odası’nda ismini kendi seçtiğine şahit oluruz; Tom Riddle ismi onun için çoktan yitip giden bir anı olmuştur. Ama ben burada daha farklı bir sahneye yer vermek istiyorum. Felsefe Taşı’ndan:

“… Hagrid bana söyleyinceye kadar, ne büyücülükten haberim vardı, ne anne babamdan, ne de Voldemort’dan -”

Ron’un soluğu tıkanır gibi oldu.

“Ne oldu?” dedi Harry.

“Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’in adını söyledin!” dedi Ron, hem şaşırmışa hem etkilenmişe benziyordu. “Her şey aklıma gelirdi de, senin -”

“Bu adı söyleyerek ne kadar cesur olduğumu kanıtlamaya filan çalışmıyorum,” dedi Harry. “Söylenmemesi gerektiğini bilmiyordum. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Öğreneceğim daha dünya kadar şey var… herhalde.” diye ekledi; uzun süredir kafasına takılan bir şeyi dile getiriyordu. “Sınıfta en kötü öğrenci galiba ben olacağım.”[14]

İsmin önemli biri tarafından önemli bir iş sonucunda verildiğini, ismin gizli olup kimseye söylenmemesi gerektiğini, çocuğa öncelikle kötü bir isim verilerek kötü ruhları şaşırtma amacı güdüldüğünü ve daha birçoğunu okuduktan sonra şimdi de isimden korkulduğunu, ismin ne denli güçlü olduğunu görüyoruz. Ve elbette aynı şekilde cinlere “üç harfliler” dememizin de aynı nedenden olduğunu belirtmem gerekiyor. “Anma o şeytanın adını!” gibi kalıplaşmış sitemlerimizde de yine aynı isimden korkma kültüne sıklıkla rastlıyoruz.

Son Olarak

İlk duyduğumda epey şaşırdığım adıyla yaşasın cümlesinin üzerine biraz düşünüp biraz da okuyunca nice derin anlamlara sahip olduğunu gördüm. Sizler de özet mahiyetindeki bu dosyadan daha fazla bilgi edinmek isterseniz kaynakçaya göz atabilir ya da hemen gidip “benim adım neden böyle” diye ailenize sitem edebilirsiniz. 🙂


Kaynakça

[1] ATILGAN Yusuf, Aylak Adam, Can Yayınları, İstanbul 2016
[2] IZAGUIRRE Marian, Bir Zamanlar Hayat Bizimdi, Delidolu Yayınları, İstanbul 2015
[3] ABRAMZON S. M., Rojdeniye i Detsvo Kirgizskogo Rebenka, SMAE, 12. C., 1949
[4] Kaşgarlı Mahmud, Divânu Lügati’t-Türk, çev. Besim Atalay, Ankara 1985
[5] ÇORUHLU Yaşar, Türk Mitolojisinin Ana Hatları, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2000
[6] PRİKLONSKİY V. A., Tri Goda v Yakutskoy Oblasti. (Etnografiçeskiye Oçerki), Jivaya Starina, Fasikül 3, 1891
[7] Hakassko-Russkiy Slovar’, Moskova, 1953
[8] ŞÇERBAK, A.M., Nazvaniya Domaşnih i Dikih Jivotnıh v Tyurskih Yazıkah, İstoriçeskoye Razvitiye Leksiki TyurskihYazıkov, Moskva 1961
[9] ŞTERNBERG L. Y., Pervobıtnaya Religiya v Steve Etnografii, Leningrad 1936
[10] ÖGEL Bahaeddin, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014
[11] ŞATİNOVA N. İ., “Mir “Nevidimıh” po Traditsionnım Predstavleniyam Altaytsev”, Voprosı Arheologii Etnografii Gornogo Altaya, Gorno-Altaysk 1983
[12] Lvova E. L., OKTYABRSKAYA İ. V., SAGALAYEV A. M., USMANOVA M. S., Güney Sibirya Türklerinin Geleneksel Dünya Görüşleri/İnsan ve Toplum, Konya 2013
[13] LE GUIN, Ursula K., Yerdeniz, Metis Yayınevi, İstanbul 2016
[14] ROWLING, J.K., Harry Potter ve Felsefe Taşı, Yapı Kredi Yayınevi, İstanbul 2018

  • 60
    Shares




1995 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Akademik eğitimini 2017 yılı içerisinde Fırat Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği bölümünde tamamladı. İkinci üniversite programı kapsamında Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenimini sürdürmektedir. Çeşitli dergi ve platformlarda eleştiri, öykü, grafik tasarım v.b. çalışmaları yayımlanmıştır. Tiyatro oyunlarında sanat yönetmenliği, sanat ve edebiyat dergi/fanzinlerinde editörlük görevini üstlenmiştir. Aynı zamanda üniversite radyosunda “Sabaha Daha Var” adlı kültür-sanat programını icra etmektedir. Halen orta ve büyük ölçekli firmalar için grafik tasarım, kurumsal reklam çalışmalarına devam etmektedir.

Kim Olduğunu Bilirsin Sen: Türk Kültüründe İsim Koyma Ritüelleri için 6 yorum

  1. Başlığa bakıp “Bunu Uygar abla yazmış” diyebiliyorsunuz :slight_smile: Halk Edebiyatı için not tutmalık
    :heart_eyes:


  2. :smiley: Başlıktan belli olmasına ve senin okumana çok çok çok sevindim! :tada::tulip:


  3. Çok ilginçmiş. Gerçekten de Yerdenizdeki gibi. Güzel bir yazı olmuş, teşekkürler.


  4. mit dedi ki:

    Çok güzel bir dosya konusu olmuş, keyifle okudum. Harry Potter ve Yerdeniz’den (kitaptaki en sevdiğim kısımdır alıntılanan yer) örnek verilmesi de ayrı bir tat katmış. Kalemine sağlık :slight_smile:


  5. Çok teşekkür ederim :tulip::slightly_smiling_face: o alıntıları ben de çok seviyorum, Harry Potter bölümü için sağolsun @zehir yardımcı oldu. :pray:


Kim Olduğunu Bilirsin Sen: Türk Kültüründe İsim Koyma Ritüelleri

Yerdeniz ve Harry Potter serilerinden örnek bölümlerle Türklerde var olan isim kültlerini sizler için açıklamaya çalıştık. Hem eğlenceli hem de yer yer ürkütücü olan bu konuya beraber göz atmaya ne dersiniz?

  • 60
    Shares

 

 

Başa dönün