Nâzım Mirkelam: “Libya’da Bilimkurgu Yazdım, Mozambik’te Dirilen Bir Goril Hayal Ettim”

Şarkıcı ve besteci Mirkelam'ın babası Nâzım Mirkelam'ın, hiç gün yüzüne çıkmayan bilimkurguları ve gözlerden uzak kalmış fantastik polisiyeleriyle tanışın!

Eğer Şerif Jr. Johnson, 15 dakikalık amatör bir film olan Kopiller’de gangsterliğe özenen genç serserilerin kaçırdığı zengin iş adamını kurtarabildiyse bunu Keskin Gözlü Kartal’a borçluydu. Çünkü bu küçük Kızılderili ormanda fidyecilerden birini görüp şüphelenmiş ve gördüklerini şerife anlatmıştı.

İşte Kopiller’in Kızılderilisi, koşa koşa gidip şerife haberi ileten o Keskin Gözlü Kartal, Fergan Mirkelam’ın ta kendisiydi. Biz de kendisini 1995 tarihli Her Gece klibiyle “koşan adam” olarak tanıdık. Çoluk çocuğu peşine takıp film çeken babası Nâzım Mirkelam ise avukattı. Filmin Şerif Ceyar’ı da oydu. Kopillerden çete reisi olan ise, ricamı kırmayıp Cinai Roman için bu eğlenceli çocukluk anısını kaleme alan Mehmet Mirkelam’dı.

Nâzım Mirkelam

Nâzım Mirkelam, daha lise yıllarında sanat müziğine hevesliydi. Askerden sonra halkevinde tiyatroya gönül verdi. Bir arkadaşının yönlendirmesiyle ilgisi sinema sanatına kaydı. Tiyatrocu arkadaşlarını toplayıp 1966’da çektiği üç saatlik soygun filmi Kara Çanta, amatör film yarışmasında ödül kazandı.

Senaryo yazmaya devam etti. Üretkendi. Kısa sürede 14 senaryo yazıverdi. Romancılığı da bu senaryoları değerlendirme kaygısıyla başladı. 21 Kasım 2004 tarihinde, Ezgi Başaran imzasıyla Hürriyet’te yayınlanan bir söyleşisi, yazarın hevesi ve hayal gücü hakkında fikir veriyor:

Romanlarınızda neler olup bitiyor?

Başka mahallerde geçen konulara egzotik derler. Bendeki sinema aşkı, egzotik yerlerde geçen romanlar yazma fikrini verdi bana. Nerede yazacağız, dedim. Afrika’da yazacağız, dedi.

Kim dedi efendim?

Kendi kendime konuşuyorum canım. Diyorum ki egzotik yerde geçen roman yaz! Nerede geçsin? Afrika’da. Nereye gidelim? Çöle gidelim. Öyle gittim Libya’ya. Libya’da bir bilimkurgu yazdım.

Polisiyelerin dışında bir de bilimkurgu kitaplarınız mı var?

Tabii efendim. 5 adet. Şimdi Türkiye’de vereceğim hikayeleri vermiştim. Öyle olunca dedim ki Türkiye’nin dışına çık. Kongo’ya gittim. Oradan geldim, Cezayir’e gittim.

GÖZ ATIN  Bilimkurgu Kulübü'nden Zengin Bir Antoloji: Yeryüzü Müzesi
Niye özellikle Afrika?

İşte egzotik olsun diye. Çöl çok güzel bir atmosfer. Romanımın bir tanesini Gabon’a götürdüm. Sonra Mozambik’te dirilen bir goril hayal ettim, onu Korsika’ya getirdim.

“Satılık Mezar” ve “Cinnetin Çehresi”

Şu dirilen goril meselesine daha sonra yine geleceğiz. Nâzım Mirkelam, söyleşide iki senaryosunu üç ay içerisinde alelacele romana çevirdiğini söylüyor. “Hemen bastırdım çünkü hafif bir coşku geldi bana,” diye bahsettiği bu iki roman “Satılık Mezar” ve “Cinnetin Çehresi” başlıklarıyla Mir Yayınları etiketi altında yayınlandı. Yazar baskı maliyetlerini tamamen kendisi karşılamıştı.

Kalan 13 senaryoyu da roman haline getiren yazar, yayınevlerine yaptığı başvurulardan olumlu sonuç alamayınca bu kitapları yayınlama ümidini kaybetti. Ama romanlarına olan güveni tamdı:

Kimse benim gibi yazamaz Türkiye’de. Benim romanlarım at gibi koşar, hiç durmadan espri ve ruh tahlili. Ve redaksiyona gerek olmadan hatasız yazarım. 11 senedir çalışıyorum bu romanların üstünde. Ben eserlerimi yaptım, klişeleştim. Bunlar Türkiye’nin malı. Bugün Fransa’yı Fransa yapan Victor Hugo ve Alexander Dumas’dır. Ben diyorum ki ben size bir motivasyon, hareket getirdim. Bu kitaplarımı basın da Türkiye’nin göğsü kabarsın. Ancak böyle patlayabiliriz.

Bu romanlar şimdi bir sandıkta gün yüzüne çıkmayı bekliyorlar, ne acı. “Satılık Mezar” ve “Cinnetin Çehresi” ise çok şükür, sahaflardan bulunabiliyor. Ayrıca her iki roman da TGRT tarafından radyo tiyatrosuna uyarlandı; bu kayıtlara da internette erişmek mümkün.

Satılık Mezar”, Edgar Wallace misali, gotik korku sosuyla sunulan bir polisiye. Kapakta ayaklanmış bir iskelet var. Roman, bir aile içerisinde işlenen cinayetleri konu alıyor.

Kapakta görülen iskelet, 4. Murat’ın mücevherlerini elinde bulunduran köklü bir aileye ait köşkün bodrumunda gömülü olarak bulunur. Bu keşifle birlikte uzun yıllar önce işlenen bir cinayetin soruşturması başlar.

GÖZ ATIN  Roman Kahramanları'nın Yeni Sayısında "Bilimkurgu ve Fantastik Roman Kahramanları" Var
Romanın arka kapağındaki alıntı, korku ögesini ön plana çıkarıyor:

O nasıl bir mahluktu ki hep gece yarısından sonra geliyordu? Hep yerin altında çalışmayı tercih ediyordu? Zemine vurduğu darbelerle yalnız köşkü değil, insanın hayatını temelinden titretiyordu. Bu kimdi? Neydi? Ölüler toplanmışlar, aşağıda bir cehennem dansı mı yapıyorlardı?

Cinnetin Çehresi”, Nâzım Mirkelam’ın ilk romanıyla bir çok açıdan benzeşmektedir. Soyu Abdülhamit’in saray erkanına uzanan köklü bir ailenin son temsilcisi Perver Bey, genç karısı, altınlı/gümüşlü aile yadigarları ve tekleyen kalbiyle bir köşkte yaşamaktadır. Kendisinden epey genç olan kardeşi Jerfi hovardalığın dibine vurmuş, yengesi İmren’le ilişkiye girmekten çekinmemiştir.

Perver Bey cinayete kurban gidince iki sevgili zan altında kalırlar. Jerfi’nin arkadaşı Dr. Renan ikiliyi kurtarır. Doktor, İmren’i doktor karısı yapmayı aklına koymuştur. İmren’i de ikna eder ama Jerfi’nin de yengesini kaptırmaya hiç niyeti yoktur.

Sonda söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim: Birçok yayınevi tarafından ret cevabı almayı hiç de hak etmeyen, kalburüstü polisiyeler bunlar. Edgar Wallace’lar yayın şansı buluyorsa, Nâzım Mirkelam da bulabilmeli.

Romanlar, yazarın polisiye kurguya yatkın olduğunu açıkça gösteriyor. Eski köşkler, yeraltı mahzenleri, uzun yıllar hiç kullanılmayan gizli merdivenler, basamaklardaki taze ayak izleri, miras meseleleri, katil olmak için her birinin mantıklı gerekçeleri olan şüpheliler, femme-fatale tiplemeler… Bunlar sevdiğimiz şeyler.

Yazarımız bir de dedektif karaktere hayat verseydi tadından yenmezdi. Kanımca her iki romanda da bunun eksikliği hissediliyor.

Ama ne gam! Yazarının bu romanları yazmaktan ne kadar keyif aldığı, söyleşisinde olduğu gibi, kitaplarında da bellidir. Nâzım Mirkelam, yazarların gerçekçi olmak kaygısını gütmedikleri, “dirilen bir goril” hayal edebildikleri bir dönemin yazarıdır. Eserlerini yayınlatma uğraşının sonuçsuz kaldığı seksenli yıllar, Mirkelam için talihsiz bir dönemdi. Eğer yirmi-yirmi beş yıl öncesi olsaydı elbette hepsini yayınlatabilirdi.

GÖZ ATIN  Agatha Christie'den "Listerdale'in Gizemi" Raflardaki Yerini Aldı

Yazarın bir başka -cesur- kurgusuna dair detayları yine söyleşiden aktaralım:

Siz bu Afrika ülkelerini gezmiş miydiniz önceden?

Hayır ama filmlerden bu ülkelerle ilgili çok malumat edinmiştim. Ben belki 65 tane orman filmi, 65 tane çöl filmi gördüm. Mesela bir romanımda bir adam bir hastalığa duçar oluyor. Hastalığın ilacı olan sıvı da bir tek Afrika’da var. İki Türk Afrika’ya gidiyor o uranyumlu sıvıyı bulmaya. Orada Almanlarla birbirlerine giriyorlar filan.

Afrika’da Almanlar ne yapıyor?

Onlar uranyum mühendisi. O sıvı onların ayaklarının altında. Sıvı adamları küçültme özelliğine sahip. Türkiye’deki adamın hastalığı da durmadan büyümek. Almanların orada 30 tane cüce görüyor bizim Türkler. Sonradan anlaşılıyor ki bu cüceler Fransız ve İngiliz. Ama daha genişini anlatmayayım ki romanımın gizemi kaçmasın.

Romanın Verdiği Keyif

Bugün hiçbir romanda dirilen bir goril, durmadan büyüyen Türk ve küçülme sıvısını icat eden Alman bulamazsınız. Oysa gerçekçi edebiyat, fantastik olanın yanında dünkü çocuk sayılır. Kendi adıma, kurgunun gerçekçi olmasından çok, romanın verdiği keyifle ilgileniyorum. Bu açıdan Nâzım Mirkelam’ı önemsiyorum.

Polisiye, hareket alanı oldukça geniş bir edebi tür. Kimi yazarlar gerçekçi olmak adına dedektiflerine karısından fırça yedirtip kalp krizi geçirtirken, kimisi de sıra dışı olsun diye ihtiyar nine dedektif, kör dedektif, transeksüel dedektif, heyecanlanınca uyuyakalan dedektif icat edebiliyor. Bazı yazarların edebi yönü oldukça güçlü, ama Highsmith’i “edebiyatınızı polisiyemizden çekin!” diye eleştiren polisiye okuru da var.

Hal böyleyken cinayet oyununda Nâzım Mirkelam’ın da elbette yeri var. Bu kitapları birileri yayınlasın da Türkiye’nin göğsü kabarsın. Ancak böyle patlayabiliriz.

Üst Görsel İllüstrasyon: Jon Bosco


Not: Bu metin ilk olarak 221B Dergisi’nin 6. sayısında yayımlanmış ve yazarın izniyle Kayıp Rıhtım’a taşınmıştır.

90'ların ilk yarısında bir yandan İTÜ'de endüstri mühendisliği eğitimi alırken, bir yandan da Korsan Yayınevi için şarkı sözü kitapları çeviriyordum. Beş yılda öğrendiğim mesleğimi iki yıl kadar icra ettikten sonra yazılımcı olarak çalışmaya başladım. Cinai Roman'ın kurucu üyelerindenim. Sadece sahaflarda bulunabilecek polisiye romanları tanıtan yazılarım Virgül, 221b, Müteferrika gibi dergilerde yayınlandı. Eşim ve iki oğlum ile birlikte 2017'de Hollanda'ya yerleştim.

Nâzım Mirkelam: “Libya’da Bilimkurgu Yazdım, Mozambik’te Dirilen Bir Goril Hayal Ettim” için 2 yorum

  1. Üstat’da hem B.K.hem de polisiye yeteneği var galiba.Bilim Kurgu ve Polisiye “O’nu oraya götürdüm, bunu şuraya getirdim” den ibaret değil elbette. Derin bilgi ve araştırma gerektirir.
    Aksi halde fena halde naif ve çocuksu şeyler çıkar ortaya.Eskiden polisiye heveslisi yazarımız bir hayli fazla idi.Okumadım ama umarım tatminkar eserlerdir.
    Yine de yazmak bile cesaret isteyen bir uğraşı elbette…


  2. Tam da döneminin serüven anlayışını taşımaktaymış Nâzım Mirkelam. Eh, mevzu kurmaca olunca, mesele ölü gorilin gerçekten canlanıp canlanmaması değil. Mevzu, okurunu hikâye süresince o gorilin canlanabildiğine ikna ettirebilmekte.

    Kurmacanın sahtesi gerçeği olmadığının anlaşılabildiği vakit, o ayrım kalkacak. İşte soru da burada, ne zaman :man_shrugging:


Nâzım Mirkelam: “Libya’da Bilimkurgu Yazdım, Mozambik’te Dirilen Bir Goril Hayal Ettim”

Şarkıcı ve besteci Mirkelam’ın babası Nâzım Mirkelam’ın, hiç gün yüzüne çıkmayan bilimkurguları ve gözlerden uzak kalmış fantastik polisiyeleriyle tanışın!

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya, Edebiyat, Geek
Johnny Depp’li “Waiting for the Barbarians” Uyarlaması Ufukta Gözüktü!

J.M. Coetzee'nin meşhur romanı "Barbarları Beklerken" (Waiting for the Barbarians) sinemaya geliyor. Johnny Depp, Mark Rylance...

Kapat