Londra Nehirleri

“Öteki” Safa: İlhami Safa’nın Fantastik Polisiyeleri

Türk edebiyatının usta romancılarından Peyami Safa'nın, Server Bedi takma adıyla pek çok polisiye roman kaleme aldığı bilinen bir gerçek. Peki bu müstear ismin yaratıcısı ve daha nice fantastik polisiyenin müellifi "Öteki" Safa'yı ne kadar tanıyorsunuz? İlhami Safa ile tanışmaya davetlisiniz!

Oğlum İlhami üç yaşında melek
Şimdilik tûl-i ömrü bence dilek
Ben büyütsem derim bu yavrucağı
Ah bilmem ki çok görür mü felek?

Şair İsmail Safa, 1898 yılında bu dizeleri yazarken veremliydi; Abdülhamit’in gazabına uğrayıp, Sivas’a sürülmek üzereydi. Felek, oğlu İlhami’yi büyütmeyi şaire çok gördü. Şehide-i verem olarak andığı ilk eşinin ardından iki kızını da kaybedince hastalığı nüksetti; yirminci asrın başında hayata gözlerini yumdu. Dul bıraktığı ikinci eşi Bedia Servet’e İlhami ve Peyami adlarında iki oğul bıraktı.

Safa Kardeşler

Oğullarının her ikisi de polisiye eserler verdiler. Anneleri Bedia Servet’in adından esinlenerek Server Bedi müstearını yaratan ve bu ismi gazete yazılarında ilk kullanan büyük kardeş İlhami’dir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında bu takma adı kardeşi Peyami’ye devreder. Elbette Peyami Safa, Server Bedi adı altında ağabeyinin yazdıklarından çok daha fazla bilinen eserler verdi; geçtiğimiz senelerde beyaz perdede yeniden boy gösteren Cingöz Recai gibi. Ama biz bu yazıda İlhami Safa’dan bahsedeceğiz.

“Öteki” Safa, bugün en çok 1938’de kurulan “Yeni Sabah” gazetesinin kurucusu olarak tanınıyor. Vecdi Bürün’ün deyimiyle İlhami Safa’da “bizim akıl sır erdiremeyeceğimiz bir gazete var etme gücü” vardı. Öğretmenliği bıraktıktan sonra Yeni Sabah dışında Son Telgraf ve Yirminci Asır gazetelerini ve Hafta, Kültür Haftası ve Bıldırcın dergilerini yayınlayan isim oldu.

Hâlen İtalya’nın Elbe adasında yaşayan ressam oğlu Behçet Safa’nın konuya yaklaşımı ise biraz daha farklı:

“Babam Babıali’de çok yoruldu. Kontrat yapmazdı, iş yürüyünce atarlardı bunu. Yeni Sabah’ı kurdu mesela. Gazete tutunca da attılar işten. Ya en lüks otelleri hatırlıyorum, yahut küçük bir odada babamın arkasında uyuduğumu.”

Amcasından hiç hazzetmediğini bildiğimiz ressam sayesinde, babasının Peyami ile ne kadar zıt karakterde olduğunu da öğreniyoruz:

”Babam İlhami Safa bana anarşizmden falan bahsetmedi, kendisi de bilmiyordu ama öğrettiği şeyler çok anarşistçeydi. Bayraklara inanma derdi mesela.”

Behçet Safa

Safa Kardeşler

Konuyu dağıtmak pahasına ressam Behçet Safa için bir parantez açalım. Kendisi Beyoğlu’nun ünlü simalarından Hayalet Oğuz’un en yakın dostlarındandı. İçki sofrasında sinirlenip, Hayalet’i kaldırdığı gibi kafasını merdivene vurmuş olması dostluklarını etkilememiştir.

İlhami Bey, Yeni Sabah’ı kurduğu sıralarda eşinin moda öğrenme hevesiyle aileyi terk edip Paris’e gittiğini biliyoruz. O sırada daha iki yaşında olan Behçet de, aynı annesi gibi, evliliğini bitirip Paris’e yerleşince Hayalet dostunu kaybettiğine çok üzülmüştü.

İlhami Safa, hayatının son döneminde yayıncılığa son verip memuriyete başlamış, ancak yine şansı yaver gitmemişti. Resmi vazifesinden haksız yere uzaklaştırıldıktan sonra geçirdiği bir enfarktüs sonucu hayata gözlerini yummuştu.

Safa’nın tefrika olarak yayınlanan romanlarının sekiz tanesi 1943 – 45 yılları arasında İstanbul Maarif Kitaphanesi tarafından yayımlanmıştır. Bu romanlardan dördünde “Behçet Safa” müstearını kullanan yazarımız, üç tanesinde ise kendi adını kullanmayı tercih etmiş. Daktilo Leman’da ise yazar ismi hiç yer almamaktadır.

GÖZ ATIN  Türkiye Polisiye Yazarları Birliği Resmen Kuruldu!

Şeytan / Şeytanın Piçi

Şeytan’ın ana konusu, gizli ilimlere meraklı doktorumuz Mahir’in Yezidilerin kayıp olduğu sanılan kutsal kitabı Mushaf-ı Reş’i ele geçirmek için onların arasına yaptığı yolculuktur. Mahir bu kitabın izini bir günlük sayesinde bulur. Bir gemi kazasından sonra Mahir’in ailesinin yanına sığınan Suzan’a, gemide ölen bir adamın teslim ettiği günlüktür bu.

Romanın ana konusu Mahir’in yaptığı yolculuk ve bu yolculuğun sonrasında olanlardır diyoruz; ne var ki, bu yolculuğun başlaması 175 sayfalık romanın son 40 sayfasına kalır!

Evvela Suzan’ın iç karartıcı geçmişini okuyoruz onlarca sayfa boyunca. Gemi kazasının anlatıldığı bölümden sonra da romanın neredeyse yarısı kadar yer tutan günlüğü okuyoruz Mahir ve Suzan’la beraber.

Günlük yazarı Hasan Şefik, babasının akıbetini öğrenmek üzere sahte bir kimlikle Yezidilerin arasına karışmış, onlarla birlikte yaşamış, Melek-i Tavus, yani Şeytan’a tapınan bu tekinsiz topluluk arasında kimliğini açığa vurmamak için epey zorlanmış biridir. Bana sorarsanız bu günlük metni de, romanın ana konusuna nazaran daha derli toplu ve daha gerilimli bir öyküdür. Ama ne de olsa, romanın ana karakterlerinin yer almadığı bir alt metindir bu. Dahası, yazarının akıbetini de baştan biliriz.

Hasan Şefik’in yolculuğu uzun uzun anlatılırken Mahir’in yolculuğuysa es geçilir. Sonuçta Mahir geri döndüğünde karısı Suzan, kardeşi Tahir’den gebe kalmıştır Fantastik roman bu ya, Tahir, Mahir kılığına girip, “Ben geldim,” demiş, Suzan da onu kocası sanarak kaynına kendini teslim etmiştir.

Romanın sonunda iki intikam alınır.

Mahir, karısının karnındaki bebeğe gizli ilimlerden öğrendiği bir metotla düzenli olarak yılan zehri tatbik eder. Zehir, doğacak bebeği ya insanüstü bir varlık haline getirecek, ya da “şeytanın piçi” olmasına yol açacaktır.

İkinci intikam, Yezidilerin Mahir’den aldığı intikam ise romanın da son noktası olur.

Devam romanı Şeytanın Piçi, Suzan’ın oğlunun öyküsüdür.

İlk romandaki avantür tarz yerini polisiye kurguya bırakmıştır. İstanbul’da uğursuz bir köşkte, boş odalardan gelen tekinsiz sesler yüzünden medyumların yaptığı araştırmalara tanık oluruz. İşlenen bir cinayetle birlikte işin içine polisler de işe karışır. Gelgelelim, boğulan adamın boynundaki izler -nasıl oluyorsa- iskelet izleridir; bu yüzden medyumlar da çabalarını sürdürürler.

İlk romanı okuyanlar için muammanın çözümü kolaydır; okumayanlar ise geçmişte olanları bu romanda kısaca öğrenirler.

Yazar güzel bir malzemeyi yer yer ustalıkla işlemiş, ancak kurguda önemli sıkıntılar var. Buna karşın yazarın en vaatkâr üretimi olduğunu söylemek mümkün.

GÖZ ATIN  Polisiye Edebiyatımızın Usta İsmi Celil Oker Aramızdan Ayrıldı

Saraylının Kızları / Bir Aşkın İntikamı

Sündüre sündüre iki romana yayılmış bir polisiye kurguyla karşı karşıyayız.

Doktorumuz Osman, bir hizmetçi tarafından ölü bulunan ev sahibinin yanına vardığı anda, olayın bir cinayet olduğunu anlayıp hizmetçiyi polise gönderir. Cesetle birlikte beklerken, perdenin arkasına saklanmış güzel bir genç kız yakalar. Kız çevreden değildir, katil olmak için de gayet geçerli sebepleri vardır.

Baş şüphelimiz, “Anneniz, kız kardeşiniz varsa onların başı için beni bırakınız,” diyerek bizim doktoru her nasılsa ikna eder. Böylece doktor bu kızı cinayet mahallinden kaçırmak için olmadık işlere girişir.

Genç kadının saray erkânından Ramiz Bey’in iki kızından biri olduğunu çok sonra öğrenir. Hatta Hamdune adlı bu kadın, doktorun en yakın arkadaşı Cafer’in de nişanlısıdır. Cafer bir tren kazasında bacaklarını kaybetmiş, doktor Osman’ı hususi bakımı için kendi evinde kalmaya ikna etmiştir. Bu tren kazası, cinayette şüpheli olarak aranan kızın öldüğü sanılan kazadır aynı zamanda. Ama tesadüfler bu kadarla sınırlı değil. Öldürülen adamı bulan hizmetçi de şimdi Cafer’in hizmetçisi olmuştur. Polis de trende ölen kızın katil olmadığını anlamış, doktor ve Hamdune’nin çevresindeki çemberi iyice daraltmıştır. Aşk olmazsa olur mu! Doktor, Hamdune’nin kardeşi Mesude’ye abayı yakar arada.

Tam artık çözülür bu cinayet derken, yeni bir muamma icat eder Safa Efendi. Ramiz Bey’in köşküne her gece bir hortlak, ya da vampir musallat olup, merdivenden Hamdune’ye doğru, “Gel Hamdune, gelmezsen seni zorla sürükleyeceğim,” gibi tehditler savurmaya başlar.

Ramiz Bey bunun bir hortlak, ya da vampir olduğuna emindir. Bu tür hortlaklarla en iyi mücadele yöntemi, ailede yakın zamanda ölen biri olduysa, onun mezarına adam gönderip ölünün tehdit edilmesidir. Sorun şu ki, bu yöntem bu sefer işe yaramaz.

Her iki muammanın çözümü de ikinci romana kalır. Aynı Şeytan ikilisindeki gibi, bunun devam romanı da ilkine göre daha başarılıdır.

Yeşil Babanın Tesbihi

Bu ilginç roman, Şeytan ile bir miktar benzerlik taşıyor. Bu sefer Yezidiler değil, Bektaşilerle ilgili bir hikâye anlatılıyor.

Eşref adlı tuhafiyeci bir genç, Hazani Baba adıyla bilinen bir Bektaşi’nin kızına aşık olunca, kıza yanaşmak için Bektaşi tarikatına girer. Oysa, daha kısa yoldan sonuca gitmek isteyen bir rakibi Gülsüm’ü kaçıracaktır. Eşref Gülsüm’ü kurtarınca onunla evlenmeye muvaffak olur.

Ancak rakibi son kozunu oynamamıştır. Mersin’in meşhur üfürükçüsü Elif Hoca’ya giderek intikamını almak ister. Elif hoca da sağ olsun, onu kırmaz; Eşref ile Gülsüm’ün bindiği gemiyi batırıverir.

GÖZ ATIN  Cinayet Alfabesi Artık Tam Metin

Romanın büyük çoğunluğu bu olaylardan yıllar sonra geçiyor. Bir çalışma masasının çekmecesinde, gizli bir bölmede bulunan bir günlük sayesinde gemi kazasından sonra yaşanan olayları öğreniriz.

Yeşil Babanın Tesbihi için tam anlamıyla bir polisiye demek yanlış olur. Ancak yazarın muamma ögesini canlı tuttuğu, konuyu fazla dağıtmayıp bütünlüğü koruduğu, başarılı bir roman bu.

Bir Aşkın Peşinde (Hacı Şakir Ailesi’nin Esrarı)

Bir Aşkın Peşinde, bir demiryolu inşaatı için Van’a giden idealist mühendisimiz Mehmet Adil’in öyküsünü anlatıyor. Daha yol üzerinde, güzel bir kız tarafından tuzağa düşürülen Mehmet, başına sağlam bir darbe yemeden hemen önce kızın feryatlarını işitir:

“Aman Yarabbi! Onu öldürüyorsunuz!”

Kızın hem onu tuzağa düşürüp hem de ölmesinden korkması, sonradan Mehmet’in ilgisini çekecektir. Tatvan’da Zehra adlı bu güzel hanım tekrar ortaya çıkar. Mehmet’ten özür diler ve onun mutlaka İstanbul’a dönmesi gerektiğini, yoksa öldürüleceğini haber verir.

Nitekim, düşmanları Mehmet’i öldürmek için türlü denemeler yapmaya devam ederler. Hem Zehra hem de Mustafa adındaki bir yerli, bütün bunların sebebini bilir; ama ser verip sır vermezler. Mehmet’in ilk andan beri aşık olduğu Zehra, onu kurtarmak için mühendisimizi uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Mustafa ise, Mehmet’e karşı daha düşmanca bir tutum içerisindedir, ama Zehra’nın emriyle Mehmet’i kollamaya devam eder.

Eser bütün bunların açıklaması biraz fazla basit kaçtığı için hayal kırıklığı yaratıyor.

Semra’nın İki Kocası

Romanın baş kısmında, kocasını öldü sanan Semra kızımızın nasıl ikinci kez evlendiği anlatılıyor. İlk kocası Fikret ne kadar ahlaklı ise, ikinci koca Raif de ahlaksızlığıyla o kadar nam salmış biridir.

İkinci bölümde Mehmet adlı kör bir adamın bir cinayete tanık olması, ardından da meçhul bir kadın tarafından kaçırılarak zorla alıkonulması anlatılıyor. Yazar, ilk defa olarak kendini tutup, doğaüstü hiçbir şey barındırmayan bir polisiyeye imza atmış; ne var ki, roman vasatı aşamıyor.

Daktilo Leman’ı Nasıl Kaçırdılar?

Yazarın 1943 yılında yayınlanan bu kısa romanı, Maarif Kitaphanesi serisinde yer almış. Amerika’dan nedense ülkemize sipariş edilmiş uçak planlarını ele geçirmek isteyen bir casus şebekesiyle yapılan mücadeleyi kahraman Türk polisi kazansa da, şebekenin başı ele geçirilemiyor. Yazar konuyu daha sonra devam ettirmek istemiş olabilir; belki devamını yazmış da olabilir.

Polisiye kurguya en yakın eseri budur diyebiliriz. O yıllarda popüler olan hipnotizma da romanda yer bulmuş.

İlhami Safa’yı en iyi hâli ile okumak için Şeytanın Piçi, Yeşil Babanın Tesbihi ya da Bir Aşkın İntikamı romanları tercih edilmelidir.


Not: Bu metin ilk olarak 221B Dergisi’nin 12. sayısında yayımlanmış ve yazarın izniyle Kayıp Rıhtım’a taşınmıştır.

Son Savaş




90'ların ilk yarısında bir yandan İTÜ'de endüstri mühendisliği eğitimi alırken, bir yandan da Korsan Yayınevi için şarkı sözü kitapları çeviriyordum. Beş yılda öğrendiğim mesleğimi iki yıl kadar icra ettikten sonra yazılımcı olarak çalışmaya başladım. Cinai Roman'ın kurucu üyelerindenim. Sadece sahaflarda bulunabilecek polisiye romanları tanıtan yazılarım Virgül, 221b, Müteferrika gibi dergilerde yayınlandı. Eşim ve iki oğlum ile birlikte 2017'de Hollanda'ya yerleştim.

“Öteki” Safa: İlhami Safa’nın Fantastik Polisiyeleri

Türk edebiyatının usta romancılarından Peyami Safa’nın, Server Bedi takma adıyla pek çok polisiye roman kaleme aldığı bilinen bir gerçek. Peki bu müstear ismin yaratıcısı ve daha nice fantastik polisiyenin müellifi “Öteki” Safa’yı ne kadar tanıyorsunuz? İlhami Safa ile tanışmaya davetlisiniz!

Başa dönün