in ,

George Orwell’in Kaleminden: Parkın Özgürlüğü | Makale

George Orwell imzasını taşıyan 1945 tarihli Parkın Özgürlüğü makalesi, ünlü yazarın toplumsal normlar ve vicdan üzerine düşüncelerini konu alıyor.

Parkın Özgürlüğü - George Orwell

Bizler kendisini daha çok 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi eserleri ile tanıyoruz. Ancak George Orwell aynı zamanda toplumsal olaylara karşı makaleler de kaleme alan bir isimdi. İfade özgürlüğü konusunda, bulunduğu döneme dair ufuk açıcı yazılar yazıyordu.

İşte o yazılardan biri, 7 Aralık 1945’te Tribune gazetesinde “Parkın Özgürlüğü” adı altında yayınlandı. Yazar, Londra’da bulunan ve Kraliyet Parkları’nın en büyüğü olan Hyde Park’ta gerçekleşen tutuklamalar üzerine bir yazı kaleme aldı. Makalede özellikle toplumsal normlar ve hukuki olsa da vicdani olarak doğruluğu tartışılan konular hakkında konuştu.

* * *

Parkın Özgürlüğü – George Orwell

Çev, Oğuz Can Acar

Birkaç hafta önce Hyde Park’ın dışında gazete satan beş kişi, polise mukavemet etmekten tutuklandı. Sulh hâkimlerinin karşısına çıkarıldıklarında hepsi suçlu bulundu; dördü altı ay hapis cezasına, diğeri ise kırk şilin para cezasına yahut bir ay hapis cezasına mahkûm edildi. Tercihi ise cezasını yatmak oldu.

Bu insanların sattığı gazeteler, diğer benzerlerinin yanı sıra Barış Haberleri, İlerleme ve Özgürlük’tü. Barış Haberleri, Barış Gönüllüleri Birliği’nin yayın organıdır; Özgürlük ise (yakın zamana kadar Savaş Tefsiri olarak anılıyordu) Anarşistlerin; İlerleme’ye gelirsek de politikaları tanımlara meydan okuyor ancak her halükârda şiddetli bir şekilde Sol’da kalıyorlar. Sulh hâkimi cümle içinde, satılmakta olan literatürün doğasından etkilenmediğini; sadece polise mukavemet olgusuyla ve bu suçun teknik olarak işlenmiş olmasıyla ilgilendiğini belirtti.

Bu, birkaç önemli hususu gündeme getiriyor. Öncelikle, yasa bu konuda ne diyor? Öğrenebildiğim kadarıyla, polis size gitmenizi söylediğinde gitmezseniz sokakta gazete satmak, teknik olarak bir mukavemettir. Dolayısıyla herhangi bir polis memurunun, Akşam Haberleri’ni sattığı için herhangi bir gazeteci çocuğu tutuklaması, yasal olarak mümkün olacaktır. Açıkça görülüyor ki bu gerçekleşmez, bu nedenle yasanın uygulanması polisin takdirine bağlıdır.

Peki ya bir polise, birini değil de diğerini tutuklamaya karar verdiren nedir? Her nasılsa sulh hâkiminden dolayı olabilir, bu vakada polisin politik görüşlerden etkilenmediğine inanmakta güçlük çekiyorum. Sadece bu gazeteleri satan insanları tutuklamış olmaları, biraz fazla tesadüf.

Eğer ayrıca Hakikat veya Tablet ya da Seyirci hatta Kilise Zamanları’nı satan birilerini tutuklamış olsalardı, tarafsızlıklarına inanmak daha kolay olurdu.

İngiliz polisi, kıta jandarma teşkilatı yahut Gestapo gibi değil ancak ben [metinde aynen böyle], geçmişte onlarla ilgili olarak Sol-kanat faaliyetlere düşmanca tavır takındıklarını söyleyen kişilerin iftira attığını düşünmüyorum. Onlar genelde, özel mülkiyetin savunucusu olarak gördükleri kişilerden yana olmaya meyilli olmuşlardır. Yakın zamana kadar “kızıl” ve “yasa dışı” neredeyse eş anlamlıydı ve her zaman, tacize uğrayanlar İşçi Haberleri gibi gazetelerin satıcılarıydı; Telgraf Haberleri gibi gazetelerin değil. Görünüşe göre bir İşçi Partisi Hükûmeti döneminde de her an aynıları olabilir.

Bilmek istediğim bir şey var, hakkında pek az şey duyduğumuz bir şey, bu da bir hükûmet değişikliği olduğu zaman idari personelde ne gibi değişikliler yapıldığı… Sosyalizminin hukuka aykırı olduğuna dair muğlak görüşleri olan bir polis memuru, hükûmetin kendisi Sosyalist olduğunda da aynı şekilde devam eder mi?

Bir İşçi Partisi hükûmeti devraldığında, Scotland Yard Özel Şubesi’ne ne olacağını merak ediyorum? Peki Askeri İstihbarat’a? Bize söylenmedi ancak bazı belirtiler, herhangi bir kapsamlı araştırmanın yürütülmediğini gösteriyor.

Bununla beraber bu tefrikanın asli amacı, gazete ve broşür satıcılarına kesinlikle müdahale edilmesi gerektiğidir. İster Pasifistler, Komünistler, Anarşistler yahut yakın zamanda Hitler’i İsa Mesih ilan eden Hristiyan Reformcuları Lejyonu’nun Yehova Şahidi olsun; hangi azınlığın seçileceği ikincil bir meseledir. Bu kişilerin o belirli noktada tutuklanmış olmaları, bulgu niteliğinde bir önem taşımaktadır. Hyde Park’ta yayın satmanız yasaktır ancak yıllar boyunca, kâğıt satıcılarının park kapılarının önüne yerleşmeleri ve yüz metre ötedeki açık hava toplantılarıyla ilişkili yayınları dağıtmaları olağan bir durumdu. Orada her türlü yayın müdahale edilmeksizin satılıyordu.

Bu ülkede var olan basın özgürlüğünün düzeyi, genellikle aşırı abartılıyor. Teknik olarak büyük bir özgürlük var ancak basının büyük bir kısmının birkaç kişiye ait olduğu gerçeği, Devlet sansürü ile aynı şekilde işliyor. Diğer yandan ifade özgürlüğü bir gerçektir. Bir platformda yahut Hyde Park gibi bazı bilindik açık hava alanlarında, hemen hemen her şeyi söyleyebilirsiniz ve belki de daha önemlisi; hiç kimse gerçek fikirlerini barlarda, otobüslerin tepesinde vb. yerlerde söylemekten korkmaz.

Mesele şu ki sahip olduğumuz göreceli özgürlük, kamuoyuna bağlıdır. Kanun, koruma değildir. Hükûmetler kanunları yapar ancak bunların uygulanıp uygulanmadığı ve polisin nasıl davrandığı, ülkenin genel hâline bağlıdır. Eğer çok sayıda insan ifade özgürlüğüyle ilgilenirse, kanunlar bunu yasaklasa bile ifade özgürlüğü olacaktır; kamuoyu durgun ise elverişsiz azınlıklara, onları korumak için yasalar olsa bile zulmedilecektir. Bireysel özgürlük arzusundaki düşüş, altı yıl önce savaş başladığında tahmin ettiğim kadar keskin olmadı ama yine de bir düşüş var. Belirli görüşlerin güvenli bir şekilde duruşmada dillendirilemeyeceği düşüncesi büyüyor. Demokratik muhalefet ile açık isyan arasında ayrım yapmayarak, konuyu karıştıran entelektüeller tarafından geçerlilik kazanıyor ve yurt dışındaki tiranlık ile adaletsizliğe artan ilgisizliğimize yansıtılıyor. Ve hatta özgürlükten yana olduklarını beyan edenler bile, genellikle kendi hasımları yargılanırken bu iddialarından vazgeçerler.

Zararı olmayan gazeteler sattıkları için beş kişinin tutuklanmasının büyük bir felaket olduğunu ileri sürmüyorum. Bugün dünyada neler olup bittiğini düşündüğünüzde, bu kadar küçük bir olay hakkında konuşmaya değmez gibi görünür. Yine de bu tür belirtilerin savaş bittiğinde olması iyi bir durum değildir; ama bu ve bundan önceki uzun, benzer olaylar dizisi yalnızca azınlık basının bazı bölümlerinde hafif bir çalkantı değil; gerçek bir popüler yaygara koparabilecekse kendimi daha mutlu hissetmeliyim.


George Orwell imzalı bu makale hakkında sizin görüşleriniz neler? Yazarın kurmaca eserleri bir yana, düşünce yazıları üzerine harcadığı emeği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Kaynak: Orwell.ru

Oyla!

Oğuzcan Acar

Siyaset Bilimciyim. Fantastik ve gotik edebiyata ilgiliyim. Çeşitli dergi ve internet sitelerinde öykü ve şiirlerim yayınlandı. Tamu Kapısı Anıları isimli bir kitabım mevcut. Mitolojilerin insan hayallerinin yegâne besin kaynağı olduğunu düşünüyorum. Yaptığım işlerden genelde memnun kalmam fakat yine de yapmaya devam ederim.

beyaz show geri dönüyor

Beyaz Show Geri Dönüyor: Tarih Belli Oldu

Orhan Pamuk Veba Geceleri Dizi

Orhan Pamuk: “Veba Geceleri Çok Güzel Dizi Olur”