in ,

Robert E. Howard Kimdir? Kılıç ve Büyü Türünün Öncü Yazarına Detaylı Bakış

Robert E. Howard kimdir? İşte kısa yaşantısına çok sayıda öykü ve şiir sığdırmayı başarmış kılıç ve büyü türünün yaratıcısı yazar hakkında ilgi çekici bilgiler!

Robert E. Howard kimdir? Hayatı ve ölümü

Robert E. Howard bugün 116 yaşına bastı. Kılıç ve büyü türünün yaratıcısı ve Conan‘ın yazarı olarak tanınan isim aslında kimdir? İşte yazarın kısa yaşam öyküsüne, H.P. Lovecraft ile olan mektuplaşmalarına ve eski kavimlere olan ilgisine ayrıntılı bir şekilde göz atma zamanı.

Fantastik edebiyat denildiğinde akıllara gelen isimler az çok bellidir: J.R.R. Tolkien, Ursula K. Le Guin, George R.R. Martin veya  J.K. Rowling. Oysa edebiyat türleri içerisinde oldukça köklü bir maziye sahip olan fantazi edebiyatı elbette bundan çok daha fazlasıdır. Bilinen ve popüler olan kısmı kadar karanlıkta kalmış, es geçilmiş ya da bir zamanlar oldukça göz önünde olmasına rağmen artık o günlerini geride bırakmış bir kısım da vardır. İşte ben de o kısmın gediklisi bir yazardan bahsedeceğim: Robert E. Howard.

Robert E. Howard Kimdir? Hayatı ve Ölümü

Robert E. Howard, 1906-1936 yılları arasında Güney, Batı ve Doğu Teksas’ta, Oklohama’da ve yine Teksas eyaletinde yer alan Cross Plains adlı küçük bir kasabada yaşadı. 30 yaşında hayata veda ettiğinde de yine bu kasabada yaşıyordu. Hayır hayır, sakın ola ki bu kadar kısa yaşamı olmuş bir yazarın ne gibi bir popülerliği olabilir demeyin. 30 yıllık hayatına Conan, Kızıl Sonya, Solomon Kane, Dark Agnes, Atlantisli Kull gibi karakterlerle dolu 700 civarı şiir ve 300’den fazla öykü sığdırmıştır. Şiirlerinin çoğu öyküleri için yazılmış ve öykü girişlerinde kullanılmıştır. Bunlar dışında dergide tefrika ettiği romanları da bulunmaktadır ama çoğunlukla döneminin dergiciliği gereği üretimleri öykü ve şiir ağırlıklıdır. Öykü ve şiirlerinin teması kahramanlık, savaş ve ölüm olarak sayılabilir. Howard’ın karakterleri bizim edebiyatımızda “soylu eşkıya” denilen bir tiple hemen hemen aynıdır. Gri yanları olsa da bu barbar karakterler genellikle iyi ve soylu barbarlardır. Hakkı teslim eder ve zalimin karşısında mazlum için savaşır. Bu tipe “soylu barbar” bile diyebiliriz.

Robert E. Howard kimdir

Ancak yazarın oluşturduğu bu soylu barbar tipi, öyküleri ve şiirleri o yaşarken sadece dergilerin sayfalarında kaldı. Robert E. Howard o yıllarda ucuz hamur dergileri denilen dergiler için yazıyordu. Bu dergiler bilimkurgu, fantastik, korku ve alt kültür diyebileceğimiz her türden edebiyat için merkez görevi görüyordu. 1920’lerde, bu türler edebiyat değil de çocukların ve gençlerin eğlencesi sayılıyordu. Edebiyatı bir eğlence aracı olarak saymak, evet epey eski bir zamandan bahsediyoruz. Ucuz hamur, kâğıdın daha az maliyetle basılabiliyor olmasından geliyordu. Bütün olayı buydu ve burada “ucuz” kelimesi kesinlikle edebiyat için değildi. Weird Tales, Howard için bir edebi okuldu. Buraya yazdığı öyküler ve şiirlerin her kelimesi başına hesaplanan para sayesinde tam zamanlı yazarlıktan başka işler yapmasına gerek kalmamıştı. Teksaslı akranları ve büyükleri 7/24 evde yatarak nasıl para kazandığını anlamıyor, onunla alay ediyorlardı. Onlara göre Robert hazır yiyici bir tembeldi. Bütün bu alaylar onun umurunda değildi, modern dünyanın dayatmalarından tiksiniyordu. Böyle bir ortamda onun tek desteği annesiydi. Annesi en başından popüler olduğu günlere kadar yazarlık yolunda oğlunun tek destekçisi olmuştu. Robert sırf bu yüzden ona borçlu olduğunu hissediyor ve yanından ayrılamıyordu.

Dergideki arkadaşlarından mürekkep bir edebî grubu da vardı. H.P. Lovecraft, Clark Ashton Smith, L. Sprague De Camp gibi yazarlarla mektup arkadaşlığına dayanan bir dostluk kurmuştu. Bugün bu edebî gruba biz “Lovecraft Çemberi” diyoruz çünkü arkadaşlıklarının temelini Lovecraft atmış ve mektup trafiğinin büyük kısmını da onun yazdıkları oluşturuyor. Bu mektup arkadaşlığı Weird Tales dergisinin etrafında oluşan bir edebî etki zincirinin de temeli oldu.  Howard kendi Conan, Kull karakterlerini ve Hyperborea kıtasını yazmaları için dostlarına cömertçe izin veriyor, yazılanları da keyifle okuyordu. Kendisi de aynı şekilde Lovecraft’ın Cthulhu Mitosu evrenine öyküler yazıyordu. Dergiye yazdıkları çok okunuyor ve beğeniliyordu. Bu öyküleri bir araya getirip kitap olarak basmak gibi bir derdi olmadı. Yaşadığı dönemde, özellikle Conan’ı yazmaya başladıktan sonra, oldukça popülerdi ve geçimini sağlayacak kadar para kazanıyordu.

Ancak bu durum fazla devam etmedi. Ona yazarlığı yolunda fazlasıyla destek olan ve daima arkasında duran annesi 1936 yılında hastalandı. Bakıcı tutacak durumu olduğu ve arkadaşları da bunu ona önerdiği hâlde kendisi annesine bakmaya çalıştı. Bu durum fazla uzun sürmedi, bir gece eve muayeneye gelen doktordan annesinin kanserinin ilerlediğini ve kurtulamayacağını öğrenen Robert, 11 Haziran günü önce doktordan kalbini en kolay nasıl vurabileceğini öğrendi, daha sonra arkadaşlarından aldığı Wesson-Smith bir tabancayla arabasında intihar etti. Silah sesine gelenlerce eve getirilen yazar aynı gün içinde vefat etti. Ertesi gün ise annesi vefat etti ve anne-oğul bir sonraki gün birlikte toprağa verildiler.

Robert E. Howard ve Türklere Olan İlgisi

Tabii ki, bu yazının yazılma ve yayımlanma amacı sadece Robert E. Howard’ın hayatının bilinmeyenlerine dalmak ya da kapsamlı bir biyografisini yazmak değil. Ancak yazar hakkında az da olsa bir bilgimizin olması açısından yaşam öyküsünü yazının başında vermeyi uygun buldum. Howard, Teksas’ta büyüyen ve öncü kolonicilerden bir aileye mensup biri olarak silahlara, kas gücüne ve şiddete hayrandı. Ona göre liyakat önemliydi, soy önemsizdi. Sadece soyluluğundan ötürü bir topluluğun kralı olunamazdı, tahtı asıl hak eden onu bileğinin hakkıyla almalıydı. Yazarın edebiyatı bu cümleyle özetlenebilir. Bu ayrıca onu Tolkien öncesi fantastik edebiyatında ayrı bir yere koyuyor. Yarattığı tarih öncesi kıta ve çağda onu Tolkien olmaktan ayıran şey bu, liyakat meselesiydi. Tolkien ve sonrasında onu taklit eden fantastik romanlarda, Orta Çağ’da olduğu gibi soy önemliydi. Bu yüzden Hobbitler soy ağaçlarını sayıp dökmekten hoşlanırken, Conan o ağacı devirmekle ilgileniyordu. Doğal olarak bu ilgi, yazarın eski kavimlere, göçebelere ya da savaşçılara karşı hayranlığını da doğurdu. Howard, tarihe de oldukça meraklıydı. Bu alana olan merakı ve bilgisi o kadar fazlaydı ki okurları kurgularına bakarak onun tarih öncesi dönemleri inceleyen bir bilim insanı olduğunu zannediyordu. Ancak sonrasında Howard’ın lise mezunu olduğunu öğrendiklerinde hem şaşırmış hem de hayal kırıklığına uğramışlardı.

Robert E. Howard fotoğraf

Onun tarihe olan merakı tarih kitaplarını okurken en nihayetinde bizimle de karşılaşmasını sağladı. Howard, göçebe Türklere hayran olmuştu çünkü aradığı tüm özellikler onlardaydı. Göçebelerdi, attan inmiyor, kılıç kuşanıyor ve sürekli savaşıyorlardı. Adlarını bile hak ederek alıyorlardı ve ataerkil bir dünyaya ters olarak kadınları dâhi savaşçıydı. Hatta yeri geliyor erkeklerini kurtarıyorlardı. Savaşla iç içe yaşayan böylesi bir kavim elbette ki Robert E. Howard için mükemmeldi. Eserlerinde pek çok kez bizden bahsetmesine rağmen bu yazının konusu daha çok mektupları olacaktır.

Tam da burada yazarımızın, H.P. Lovecraft ile olan mektuplaşmalarına gidebiliriz. Bu ikilinin paylaştığı tek şey Howard adı değildi, aynı zamanda ikisi de Weird Tales yazarıydı. Lovecraft, dergiye arkadaşlarının ısrarı üzerine yazılarını gönderiyordu. Bu süreçte ne dergi ondan ne de o dergiden hoşlanmıyordu. Bünyesinde yazan yazarların öykülerini kapağa taşıyan Weird Tales bu konuda Lovecraft’ı es geçiyor, zaman zaman yazarın öykülerini tuhaf bulup reddediyordu. Tabii bu durum reddetmek için bahaneydi, zira dergi asıl ağırlığını kılıç ve büyü denilen fantastik kurgulara ayırmak istiyordu ki bu kurgu o dönem popülerdi. Robert E. Howard ise bu türden kurgularıyla gözbebeğiydi. Daha fazla para alabilmek için kelime sayısını artırmak amacıyla uzattığı betimlemeleriyle oldukça canlı kanlı savaş sahneleri ve karakterler anlatıyordu. Howard ve Lovecraft işte bu dergi sayesinde tanıştılar.

H.P. Lovecraft ile Olan Yakınlığı

Lovecraft, Howard’ın yazdıklarını beğeniyordu ve ona sık sık mektup yazıyordu. Howard okur mektuplarına cevap veriyordu ve Lovecraft ile uzun bir süre mektuplaştılar. Okurunun sadece bir hayran olmadığını anlayan Howard onu dergiye yazı yollaması için teşvik etti. Daha sonraki günlerde iki yazarın arasına diğer Weird Tales yazarları da katıldı ve bugün “Lovecraft Çemberi” adıyla bildiğimiz, merkezinde Weird Tales dergisinin olduğu bir mektuplaşma çemberi ve edebi grup doğdu. Edebi grup diyorum ancak aralarında edebi bir söz ya da konu birliği yoktu. Sadece eserlerini birbirlerine gönderip, kurgularından bahsediyorlardı. Kılıç ve büyü türünün yaratıcısıyla kozmik korku türünün yaratıcısı arasındaki ilham alışverişi birbirlerinden etkilenmelerine yol açtı. Howard, Cthulhu mitosuna katkılarda bulunmuştu. Lovecraft doğrudan Howard evrenine ya da Hiborya Çağına katkıda bulunmuyordu ama Howard’ın edebi eserlerinin sıkı bir takipçisiydi.

Robert E. Howard H.P. Lovecraft

Daha sonraki zamanlarda bu çember genişleyip Weird Tales yazarlarından Clark Ashton Smith’i, editör ve Lovecraft’ın eşi olan Sonia Green’i ve Weird Tales’in editörü Farnsworth Wright’ı da içine aldı. Ancak temelde mektuplaşmalar Lovecraft ve Howard arasındaydı çünkü onlarla başlamıştı. Her iki yazar da birbirlerinden etkilenmişlerdi, mektuplarındaysa arkadaşlık, edebiyat ve biz vardık. Burada Türkler olarak bizden bahsediyorum. 1890 doğumlu Lovecraft ile 1906 doğumlu Howard, Türklerin ve Osmanlı Devleti’nin en uzun yüzyılında doğmuşlardı ve artık o ihtişamlı günler fersah fersah uzaktaydı. Yine de 1919’da başlayan ve onlar ölene kadar devam eden Kurtuluş Savaşı, modern Cumhuriyet’in kuruluşu ve Mustafa Kemal efsanesine gazetelerden tanıklık etmişlerdi. Tanıklık ettiklerinin dışında tarih bilgileri de vardı, Lovecraft zenofobik birisi olarak Türklerden hoşlanmıyordu ama Howard için aynısı denemezdi. O dönemde 1915 olayları için bizi suçlasa da geçmiş dönemdeki savaşçı Türkleri seviyordu. Aslında bu sevgi yalnızca göçebe olduğumuz ya da savaştığımız dönemlere duyulan bir sevgiydi.

“Bir ırk, neredeyse her ırk, barbarlıktan çıktığında ya da henüz ulus olarak ortaya çıkmadığında ilgimi çeker. Onları anlayabiliyor ve akıllıca yazabiliyor gibiyim. Ama onlar medeniyete doğru ilerledikçe, onlara olan hâkimiyetim zayıflama başlıyor, sonundaysa tamamen yok oluyor ve ben onların yollarını, düşüncelerini ve hırslarını tamamen yabancı ve şaşırtıcı buluyorum. Bu şekilde Çin ve Hindistan’ın ilk Moğol fatihleri bende en yoğun ilgi ve takdiri uyandırırken birkaç nesil sonra tebaalarının uygarlığını benimsediklerinde kafamda en ufak bir ilgi uyandırmıyorlar. Tarih çalışmam, çağdan çağa yeni barbarlar bulabilmek için sürekli bir arayıştan ibaret oldu.

Bu arada, Doğu Roma veya Bizans İmparatorluğunu incelemem, onların Müslümanlar ve barbar Moğol ve Aryanlarla olan sürekli savaşlarıyla entrikaları hakkında belli miktarda bir ilgi içeriyor. Şehvet, lüks ve kanlı komplonun tuhaf bir karışımı olmalı bu imparatorluk.”

Means to Freedom, s.338

Mektubunda da görüldüğü gibi bu “barbar ilgisi” yalnızca bize yönelik değil ama Howard’ın edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip olduğumuz da aşikardır.

Howard, Aralık 1934’te El Borak adıyla da bilinen Francis Xavier Gordon karakterinin macerası olarak yazdığı “The Daughter of Erlik Khan” adlı öyküsünde Türk mitolojisinde yeraltı tanrısı Erlik Han’a da yer verir ve hikâyenin kötüsü olarak merkeze alır. Bölgedeki halklara karşı ilgisi ve merakı o kadar çoktur ki 20 Mart 1924’te okuru olduğu pulp dergisi Adventure’a “Adventure’a Sor” köşesi için bir mektup yazarak çeşitli sorular sorar.

“Dr. Twomey’den Moğolistan kabileleri hakkında bilgi almak için yazıyorum.

    1. ‘Kurt’ için Moğolca kelime nedir? Peki ya ‘kaplan’ ve ‘kılıç’ için?
    2. Moğolların kullandığı Tatarların kullandığına benziyor mu?
    3. Kırgızlar Moğolistan’da mı yoksa Çin Türkistan’ında mı yaşıyor?
    4. Çin Türkistan’ında Başkır boyları var mı ve Türkmenlerle müttefik mi?
    5. Kılıçların ve palaların, hâlâ bir Moğol ve Tatar savaşçısının silahlarının önemli bir kısmını oluşturduğunu varsaymakta haklı mıyım?
    6. Moğol ya da Tatar kabileleri Buda’ya, Bon’a veya Erlik’e mi yoksa üçüne birden mi tapıyorlar?
    7. Kabilelerin bir yerde toplanıp güreş, at yarışı ve diğer yarışmalara katılmaları hâlâ adetten midir?
    8. Çok eşlilik uygulanıyor mu?
    9. Kanun ve kabile geleneklerine göre cezalandırılma biçimleri nelerdir?
    10. Bir aşiret hanının yetkileri nelerdir?
    11. Moğolistan’ın nüfusu ne kadardır?

Robert E. Howard, Cross Plains/Teksas

İşte yazarın dergiye sıraladığı sorular bunlardı ve bunları muhtemelen öykülerinde kullanmak maksadıyla soruyordu. Dr. Twomey adlı kişiyse elinden geldiğince bu merakı gidermeye çalışan bir mektup kaleme alır.

“Bu mektupta bazı sorularınızı yanıtlamaya çalışacağım ve istediğiniz kalan bilgileri ise elde eder etmez size tekrar yazacağım.

    1. Daha sonra yanıtlayacağım.
    2. Hayır, Moğolca ve Tatarca ayrı dillerdir.
    3. Kırgız kabileleri Sincan veya Çin Türkistan’ında yaşıyor.
    4. Bunu daha sonra yanıtlayacağım.
    5. Moğollar ve Tatarlar, ellerinden geldiğince modern ateşli silahları benimsediler, ancak kılıç silahlarının hâlâ önemli bir parçası.
    6. Erlik’i hiç duymadım. Daha fazla bilgi gönderebilir misiniz? … Bon, Budizm çıkmadan önce Tibetlilerin etkilediği dinin adıdır. Şu anda tatarlar ve Moğollar Budizm’in yozlaşmış bir biçimi olan Lamaizm’in inananıdır. Lamaizm, lhasa’da Dalai Lama’nın kontrolü altındadır. Buda’nın reenkarnasyonu kabul ediliyor. Onun altındaysa Tibet’te yaşayan 3 buda var. Bu adamlar, en ünlü Budist azizlerinden bazılarının reenkarnasyonlarıdır. Kuzey Moğolistan’daki Urga’da, Moğollar arasında da Bogda olarak bilinen başka bir yaşayan Buda vardır. Moğolların kutsal adamıdır ve otoritesini doğrudan lhasa’dan almaktadır.
    7. Pekin üzerindeki öncü firma Kalgan, Mogolia’ya yazarsanız size bu konuyla ilgili pek çok bilgi göndereceklerdir. Moğolistan’da büyük bir çiftliğe sahipler ve her yıl Moğol sporları şenliği ile gelen turistleri eğlendiriyorlar.
    8. Evet, sınırlı ölçüde. Bu, çok eşliliğin uygulandığı pek çok ülkede olduğu gibi erkeğin zenginliğine bağlı bir durumdur. Genellikle Moğolistan’da birden fazla eşe sahip olmayı göze alabilenler devlet yetkilileridir.
    9. Para cezası, kırbaç, küçük bir kutuda hapis veya ağırlaştırılmış hapis cezası. Bu kutu kilitlidir ve arkadaşlarıyla akrabalarının, eğer isterlerse, onu besleyebilecekleri küçük bir deliği vardır. Eğer onlar mahkûmu beslemezlerse açlıktan ölene kadar orada kalmaya devam eder.
    10. Tüm pastoral ülkelerde olduğu gibi şefin gücü nominaldir. Genellikle bir ailenin ya da aile grubunun reisi olur ve aile içindeki sorunlarda aile konferansıyla çözülür. Moğolistan’da ise dünyevi ve ruhani otoritenin çoğu Lamaların elindedir.
    11. Kimse bilmiyor. Hiç nüfus sayımı yapılmadı. Kabileler göçmendir ve nüfus sayımı yapılamaz. Bazı yetkililer 5 milyon diyor ama senin tahminin onlarınki kadar iyi.”

Robert E. Howard, bu soruları dergiye gönderip cevapları aldığında henüz 18 yaşında bir delikanlıydı ve yazar olmak gibi bir hayali vardı. Zaten bu soruları sormasındaki tek neden yeni yeni şekillenen edebi zevkleri ve bu zevklere uygun bir hikâye yazıp, satabilme tutkusuydu. Bu tutkusundan, zorluğundan ve hata yapmanın ne kadar kolay olduğundan da bahseder.

“Tarihi hikâyeler yazmak son derece ilginç olsa da bu resmen cehennem azabı. Hata yapmak çok kolaydır. Örneğin, Bayard Taylor seyahat kitabında Viyana’dan bahsederken 1529 yılında Viyana kalesine komutanlık eden Kont Starhemberg’nin ve Sobieski’nin, şehri kuşatan sadrazam Muhammed’in emrindeki Türklerden kurtarışından da bahsetti. Starhemberg 1529’da daha doğmamıştı, o yıllarda kale komutanı Kont Salm idi. O da Sobieski ile o sırada daha ana rahmine bile düşmemiş olan sadrazam Muhammed’i değil Kanuni Sultan Süleyman’ı yendi. Diğerleri söylenilen rollerini 1683 kuşatmasında oynadılar ve o sırada sadrazam Kara Mustafa’ydı.”

Means to Freedom, s.343-344

kılıç ve büyü edebiyat

Burada verilen bilgileri kısaca toparlamak gerekirse Bayard Taylor yazar, şair ve diplomattı. Howard, Taylor’ın seyahat kitabını okumuş ve onun gezip gördüğü Viyana şehrinin tarihini anlatırken yaptığı hatayı yakalamıştır. Kont Starhemberg, 1683 kuşatması sırasında Viyana’yı Türklere karşı muhafaza eden komutandı. Jan Sobieski ve Kont Salm ise 1529 kuşatması sırasında kaleyi savundular. O sırada Türk ordusunun başında sadrazam Makbul İbrahim Paşa ve Kanuni Sultan Süleyman bulunuyordu. Sadrazam Muhammed olarak adı geçen kişi Sokollu Mehmed Paşa’dır, Mehmed adı eski Türkçede “Mehemmed” şeklinde yazıldığından Howard sadrazamın adına Muhammed diyor. 1683 kuşatması veziri olan ise Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dır.

Döneminin Batılı yazarlarınca en çok ilgi gören Doğulu kişilerinden biri olan Timur, onu da etkilemiştir. Mektuplarında bu hükümdardan Timurlenk adıyla yani Aksak Timur olarak bahseder. Yakın tarihlerde Edgar Allan Poe’nun da Timur’a dair bir şiiri olduğu görülebilir. Hatta bu şiirini, “Timurlenk ve Öteki Şiirler” adlı bir kitapta, Bir Bostonlu imzasıyla ilk kitabı olarak yayımlar. Robert E. Howard ise işi biraz daha ileriye götürerek Timur’un hasmı olan Yıldırım Bâyezid’e de hikâyelerinde yer verir.

“Bu bana Turan sarhoşluğu meselesini – bazı okuyucuların Timurlenk’i içki içen bir adam olarak göstermemi sıra dışı bulmasını – hatırlatıyor. Başka konularda eleştirilmeyi bekliyordum, Bâyezid’in intiharı üzerine mesela ki bu gerçekte asla olmadı, benim Timur’un ölümü için yazdığım alternatif versiyonuyla ilgili, özellikle de o cinayette kullanılan silahla ilgili, eleştirilmeyi bekliyordum. O zamanlar dünyada ateşli silahlar vardı ama bunlar daha çok kibrit çakma düzenindeydi. 1405 yılında Asya’da kilitli çakmaktaşı silahlar olduğundan şüpheliyim. Ancak okurlar beklemediğim bir yere, Müslüman ayyaşlar meselesine atladılar. Kuran’a göre Müslümanların asla içmediğini iddia ettiler. Wright (dönemin WT editörü) Kuran’ın çarşıda içki satılmasını yasakladığını kabul etti ancak Clavijo’dan alıntı yaparak yazısına devam etti.”

Means to Freedom, s.343-344

conan

Clavijo, döneminde Papalık özel emriyle Timurlu sarayında elçi olarak görevlendirilmiştir ve seyahatnamesi vardır. Burada alıntı yapılan eser muhtemelen seyahatnamesidir ama alıntı yaptığımız pasaj buradan kesildiği kesin bir şey söylemek imkânsız görünse de ifadenin gidişinden anlaşıldığı kadarıyla Farnsworth Wright, Kuran’da içkinin çarşıda yasaklandığı hâlde Müslümanların içtiğini bu seyahatnameden edindiği bilgiye dayanarak doğrulamaktadır.

Mektuptan da anlaşılabileceği gibi Howard, hikâyesinde kullandığı ateşli silahın olabilirliğine değil de Timur’un içtiği içkinin olabilirliğine takılanlara sitem ediyor. Bu dönemde her ne kadar medeniyet kurup, toplum durumuna yükselsek de savaşçı olmamız hasebiyle yazarın hâlâ ilgisini çekmeyi başarmış olmalıyız ki Niğbolu Savaşı’nı anlatarak Yıldırım Bâyezid’i bir kere daha satırlarında ağırlıyor. Bu kudretli ve kabına sığamayan Osmanlı padişahını bu kez Lord of Samarcand adlı öyküsünde görüyoruz. Hikâyenin adından anlayabileceğiniz yine bir Timur hikâyesi olup elimizdeki pasajda da Yıldırım Bâyezid’in adını Timur ile Donald MacDeesa arasındaki sohbette görüyoruz.

“ ‘Beni anlayabiliyor musun?’ diye sordu Timur.

‘Türkçe biliyor, lordum.’ dedi.

‘Adın nedir, Frenk?’ diye sordu Emir. ‘Peki ya, rütben?’

‘Adım Donald McDeesa,’ diye yanıtladı İskoçyalı. ‘Frengistan’ın ötesindeki İskoçya ülkesinden geliyorum. Ne kendi ülkemde ne de birlikte yürüdüğüm ordumda rütbem yoktur. Ben yalnızca aklımla ve kılıcımla yaşarım.’

‘Bana neden katılacaksın?’

‘Ak Boga bana bunun intikam için bir yol olduğunu söyledi.’

‘Kime karşı?’

‘İnsanların Yıldırım dediği, Türklerin sultanı Bâyezid’e karşı.’

Timur düşünmek için başını güçlü göğsüne doğru eğdi ve o sessizlikte McDeesa, dış avludaki bir çeşmenin gümüşi çınlamasını ve İranlı bir şairin lavta çalarak şarkı söyleyen müzikal sesini duydu.

Sonra büyük Tatar aslanı başını kaldırdı.

‘Ak Boga ile şu divana, yakınıma otur,’ dedi. ‘Sana bir bozkurdu nasıl tuzağa düşürebileceğini anlatacağım.’ “

Sword Woman, 295-297

Aynı zamanda Türklerle başka milletler arasında da benzerlik kurmaktadır. Harold Prece’e Ekim 1930’da yazdığı bir mektupta Türk-Gael benzerliğinden bahseder.

“Doğu hikâyelerini son derece büyüleyici buluyorum. Türk-Gael yakınlığı teorisinin doğruluğuna inanmaya başlayacağım. Bu ırkların çok fazla ortak noktası var-zalimlik, kadercilik, savurganlık, öfkeden çıldırmışçasına savaşmak, müzik ve şiir sevgisi.”

Sonuç

Robert E. Howard hayatı

Tarihe ve paleontolojiye ilgisi olan, her ortalama insanın sahip olabileceği bir kütüphane kartıyla değme profesörün bilgisine ulaşan Robert Ervin Howard, barbarlara ve onların tarihine düşkündü. Bu merakını da hikâyelerine arka plan bulabilmekte kullandı. Sonrasında hikâyelerini Weird Tales’e, Adventure’a, Amazing Stories’a satarak geçimini sağlama yolunu tuttu. Yine de yazdıkları sadece geçim kaygısıyla yazılan, edebi seviyesi düşük, kalabalık halk kitleleri anlasın diye ucuz konularda yazılmış eserler değildi. Tam aksine edebi olarak da değerliydiler. Bu değer onu fantastik edebiyatın Tolkien öncesi önemli köşe taşlarından birisi hâline getirdi. Tolkien sonrası fantastik edebiyatta ise kılıç ve büyü türünün sınırlarını çizen ve alt türe çeşnisini veren yazar olarak tanınıp okunmaya devam etti. Ancak ölümünden sonra mirası taklitçileri tarafından zarara uğradı. Onun çoğu Kelt kökenli barbar karakterleri “soylu barbar” tipinden arındırılıp kaslı, esmer, kızları tavlayan, vahşi tiplere dönüşmüştür.

116. doğum gününde Robert E. Howard’ı karakterleriyle, hikâyeleriyle ve edebi evreniyle bir kez daha anıyoruz.

Robert E. Howard ve karakterleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi ve yorumlarını bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz.


Kaynakça:

Adventure’a Sor Mektubu (Erişim Tarihi: 1 Ocak 2022)

Hikâye Pasajları (Erişim Tarihi: 11 Ocak 2022)

Oyla!

Emrecan Doğan

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum. | İletişim: [email protected]

31 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Blackheart Blackheart dedi ki:

    Howard’ın Türk tarihine ve mitolojisine olan ilgisini Kara Turlogh adlı kitabında da yer yer görürüz. Kitaptan bir sayfayı aşağıya ekliyorum:

    Howard’ın Türklerden övgüyle söz ettiği görülüyor. Hatta Howard, Türk tarihine o kadar ilgili ki direkt Orhun Yazıtları’nda yer alan bir cümleyi kullanıyor: “Koyunlar arasında kurt gibiydiler.”

    Bu ifade Bilge Kağan Yazıtı Doğu cephesi 11. satırda doğrudan Bilge Kağan’ın ağzından aktarılmıştır:

    “Kangım Kağan süsi böri teg ermiş, yağısı koyn teg ermiş”

    Yani “Babam Kağan’ın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş”

    Örnek sayfada yine Erlik Han’dan da söz ediliyor.

  2. Avatar for EmrecanDogan EmrecanDogan dedi ki:

    “Daughter of Erlik Khan” adlı bir öyküsü de var. Aslında özel olarak Türk olduğumuz için değil bu ilgi, barbar ve göçebe olduğumuz dönemlere yönelen bir ilgi. Mitolojinin inanç olduğu ve savaşıp yağmalamaktan başka işimizin olmadığı dönemlerin övgüsü. Zira Howard medeniyeti yapay buluyordu. Bizi eleştirmeyi de biliyor, özellikle Lovecraft zaten bizi yerden yere vuruyor. Howard daha mâkul bir bakışa sahip. 1915 tehciriyle ilgili bizi soykırımla suçluyor ve eleştiriyor. Tabii onun bu tutumu dönemin medyasıyla da alakalı.

    Birkaç yerde Atatürk adı da geçiyor ama tam bakmadım, ne şekilde bahsettiklerinden haberim yok…

  3. Avatar for Blackheart Blackheart dedi ki:

    Dediğiniz öyküyü okumadım doğrusu. Türkçeye çevrilmiş mi acaba? Çevrilmişse okumayı çok isterdim.
    Haklısınız tabii ki, Howard’ın ilgisi sadece Türklere değil o coğrafyada ve o çağda yaşamış topluluklara yönelik. Turan coğrafyası yani. Yanılmıyorsam Bactria diye bir bölgeden de söz ediyor ki böyle bir bölge var zaten o çağda. Hatırladığım kadarıyla Pictlere, Sogdlara karşı da ilgisi var.

    Sonraki çağlara ait eleştirileri de dediğiniz gibi muhtemelen yaratılan algı ile alakalıdır.

  4. Avatar for EmrecanDogan EmrecanDogan dedi ki:

    Türkçeye çevrilmemiş olmalı çünkü bir El-Borak öyküsü. El-Borak öyküleri daha çevrilmedi. Algı konusu sadece tehcir konusunda geçerli aslında, genel olarak yerleşik düzene geçtiğimiz döneme karşı ilgisiz. Yine de savaşlarımızla ilgileniyor. Red Sonya, I.Viyana Kuşatmasıyla ilgili bir öyküde görünür mesela.

  5. Avatar for Pardus Pardus dedi ki:

    Mümkün olursa yakın zamanda Conan: Ejderhanın Saati romanını okumayı düşünüyorum. Tabii önce edinmem lazım. :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

26 cevap daha var.

Mary Elizabeth Winstead Star Wars dizisi Ahsoka

Mary Elizabeth Winstead, Star Wars Dizisi Ahsoka Kadrosuna Katıldı

The Flash Grant Gustin DC Sinematik Evreni

The Flash Filminde Dizinin Yıldızı Grant Gustin de Rol Alacak