“Sherlock, Alla Turca” ya da “Bizim Neyimiz Eksik?”

Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes karakteri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de polisiye edebiyatı şekillendiren isimlerden oldu. Holmes etkisinde yazılmış ama iyi ama kötü polisiye eserleri anlattık.

Arthur Conan Doyle’un 7 Temmuz 1930’daki ölümü Cumhuriyet Gazetesi’nde biraz laubali bir şekilde yer almıştı. Yazarın edebi başarısından ziyade, ispiritizmaya olan ilgisine dikkat çeken gazete, “Son zamanlarda ölülerle konuşmaya çalışıyordu. Bu mesaisinde muvaffak olmuş olsaydı, şimdi yokluğunu hissetmeyecektik. Belki bize oradan da yazılar ve haberler gönderecekti,” cümleleriyle yazarla hafiften dalga mı geçti, bilinmez.

Gariptir, aynı gazete tam 31 yıl sonra sayfalarında ünlü yazarın hayaletine yer verecektir. Doyle’un doktor olarak çalıştığı Devonshire’daki ofis binasına yaptırılan asansörde yazara ait olduğu düşünülen bir hayalet peydah olmuştur. Asansörün sık sık bakımdan geçmesine karşın hayalet, kabinin ikinci ve üçüncü katlar arasında sürekli olarak bozulmasına sebep olmaktadır. 1961 yılında binada muayenehanesi bulunan yedi doktordan biri olan Dr. Timberg, doktorluk mesleğinde başarıya ulaşamayan Doyle’un kendilerini kıskandığını, asansörlerden nefret ettiği bilinen yazarın bu şekilde intikam aldığını iddia etmiştir!

Cumhuriyet Gazetesi kaynak belirtmemiş, ama iddianın yedi yıl kadar sonra Sunday Express’te de yer aldığı söyleniyor.

Salih Münir Bey

1930 yılında ünlü yazarın ölümünden üç ay sonra, Türkiye’nin Şerlok Holmes’u Salih Münir Bey de hayata gözlerini yumdu. Salih Bey 1890’larda zaptiye memuru idi. (Bugün zaptiyenin yerini jandarma almıştır.) Sühulet Yayınevi’nden 1930 yılında yayınlanan hatıratında kendisini kısaca tanıtan Salih Bey, Yunan kalpazan Andon’u yakalamasını anlatır. Polisler, kalpazan olduğundan şüphelendikleri Ömer Bey’in evini basmış, evde kalp paralar bulacaklarını ümit ederken adamcağızın hastalıklı bir şekilde biriktirdiği kadın ayakkabı ve şemsiyelerinden başka bir şey bulamamışlardır. Polisin çuvallaması üzerine işe el atan Salih Bey, “küçükten beri mukavemet edilmez bir meyil ve muhabbeti” olduğunu söylediği polislik mesleğinin bu en heyecanlı vakasında, kılık değiştirip tütün kaçakçısı Hacı Hasan kimliğiyle kendini tanıtarak Andon’a yanaşıp kısa sürede onun güvenini kazanır ve kalpazanı suçüstü yakalatmayı başarır.

“Kayıp” Polisiyeler

Bir polis için “Merhum Şerlok Holmes” diye mevlit okutulması, hafiyenin o dönem ne kadar popüler olduğunu gösteriyor. Gazete haberlerinde, kurgu eserlerde Sherlock Holmes öykülerine herhalde yüzlerce kez atıfta bulunulmuştur. Birçok sıra dışı suç eylemi “Sherlock Holmes öykülerini aratmayacak türden” diye nitelendirilirken, Salih Münir gibi polislerimiz de çok defa “Batı’nın Sherlock Holmes’larına taş çıkartan” kişiler olarak övülmüşlerdir.

Sherlock Holmes ve Nat Pinkerton okuyarak büyüyen bir nesil var; elbette bu nesilden çıkan edebiyatçılar da öyle. Edebiyatımızın önemli isimlerinin de Holmes öykülerini okuduklarını, bu öykülerden esinlenerek polisiye yazdıklarını biliyoruz. Ama maalesef bu eserlerin bazıları basılmadan kalmıştır.

İşte bir örneği, Melih Cevdet Anday’dan:

Arşen Lupen’e, Şerlok Holmes’a bayılırdım. Bu polis romanları içinde Cingöz Recai, Kartal İhsan gibi yerlileri de vardı. Ben de «Tepegöz Hayri» adı ile bir dizi polis romanı yazmağa kalkmıştım.

“Okuru var, geçmişi yok Türk polis romancılığında” (Tarık Dursun K.’nın deyişiyle) bunun gibi gün yüzü görmemiş başka polisiyeler de var.

GÖZ ATIN  Yerli Polisiye Dergisi 221B'nin "Darbe Günlerinde Polisiye" Sayısı Çıktı!

Rıfat Ilgaz’ın 1924 yılında henüz on üç yaşındayken evde dinlediği Holmes öykülerinden yola çıkarak yazdığı polisiye romanın adını bilmiyoruz. Ama yazar, hiç görmediği İstanbul’da geçen bu eserde, kahramanını tramvayla Beşiktaş’tan Üsküdar’a getirdiğini anlatıyor.

Oktay Akbal’ın yazdığı polisiyenin adı ve konusu ise bellidir. Gizli Oda eski bir köşkün içinde, gizli bir odada yıllar önce öldürülmüş birinin iskeletinin bulunmasını anlatıyormuş. Konu ilginç bir şekilde buradaki yazıda bahsettiğimiz Nâzım Mirkelam romanlarından Satılık Mezar’ı anımsatıyor.

Melih Cevdet gibi, Necip Fazıl Kısakürek de Holmes hayranlarındandır. Halasının oğlunu Watson gibi yanına takıp Binbirdirek ve Yerebatan mahzenlerinde katil aramaya çıktığını anlatır. Fazıl’ın Meş’um Yakut adında bir polisiye romanı da var. Latin harfleriyle hiç yayınlanmamış olan bu roman bir “kapalı oda” cinayet romanıdır.

Holmes Alla Turca

Holmes’un telifli roman sayfalarında bizzat boy gösterdiği örnekleri, 221B’nin Eylül sayısında, “Yerli ve Milli Şerlok Holmes” başlığı altında yazmıştım. Bu yazıda farklı olarak Holmes’un bizzat arz-ı endam etmeyip taklit edildiği örneklere yer verdim.

Edebiyatımızda ünlü hafiyeyle münasebetimiz genelde, “Bizim neyimiz eksik?” ifadesi çerçevesinde gelişmiştir. Cingöz Recai’nin “Allo! Yetişiniz!” romanında Holmes’un Recai’ye düzdüğü övgülere bir bakın:

Heyhat! Recai Bey! Fransa’da Arsen Lüpen ve Türkiye’de sizin gibi büyük zekâ sahibi insanlar, bazen kötü yollara sapıyorlar!

Holmes’un kibar hırsızımız Cingöz’ü övmesi gururumuzu okşuyor.

Ebüssüreyya Sami, on kitaplık Amanvermez Avni serisinin sunuş yazısında şöyle belirtir:

Sherlock Holmes, Nick Carter … gibi Batı’nın zabıta yaşamında harikalar yarattığı söylenilen fevkalade zeki kişilere ait öykülerin ne kadar merakla okunduğunu gördükçe Doğu ülkelerinin de bu gibi zekalardan yoksun olmadığını kanıtlayacak belgelerin yayınlanmasını ulusal ve vatani görevlerden sayarım.

Yazarı tarafından gerçek bir kişi gibi anılan Amanvermez’in kendisi de, bir öyküsünde Batı’nın meşhur hafiyelerinin ellerindeki çeşitli ve bol araçlarla başarı kazandıklarını, oysa kendilerinin çok daha azıyla yetindiklerini vurgular.

Amanvermez Avni

Avni, yardımcısı Arif’le birlikte Kazancı Yokuşu’nda yaşar. Holmes ve Watson’dan farklı olarak ikisi de mesleğin içindedirler. Avni, Holmes’a göre daha hareketli soruşturmaların adamıdır. Öykülerde bir muammanın çözümünden ziyade, Avni’nin suçlularla giriştiği mücadele anlatılır. Zaten Avni olağanüstü şansı sayesinde analitik düşünmeye, beyninin gri hücrelerine filan gereksinim duymaz.

Maktulün evindeki fotoğraflara göz gezdirirken tipini beğenmediği bir adamın fotoğrafına rast gelirse katil odur. Ya da mesela, Avni’nin evine gelip bir cinayeti araştırmasını isteyen şahıs katilin ta kendisidir. Bir şüpheliyi arıyorsa İstanbul’daki restoran ve otelleri geze geze bulması olasıdır. Ya da çay içmeye girdiği lokantada onunla pekâlâ karşılaşabilir.

Cinayet kişisel sebeplerle işlenmiş de olsa, katilin muhakkak yardımcıları vardır. Bunlar Avni’nin başına çorap örmek için fırsat kollarlar. Avni de bunlara karşılık olarak sürekli olarak kıyafet değiştirip inatla takibi sürdürür. Fırın işçisi, biletçi, falcı kadın olur; baca temizleyici, Çerkes, muhallebici olur, olur da olur… Evindeki onlarca kıyafetten başka, diğer semtlerde de kıyafet değiştirmek için bazı mekânlardan faydalanır.

GÖZ ATIN  221B Polisiye Dergi, Yeni Sayısında Agatha Christie'yi Ağırlıyor

Avni’nin suçluları izlediği gibi, suçlular da Avni’yi izlerler. Zaman zaman onlar da farklı kılıklara girip Avni’yi yanıltmayı, gafil avlamayı başarırlar. Maktulü öldürmek için bıçak, zehir gibi etkili araçlar kullanan bu adamlar, Avni ve Arif’e karşı, çok şükür, daha dolaylı yöntemleri tercih ederler. Örneğin denize atıp arkasından, “Geber!” diye bağırırlar. Kafasına odunları düşürmeye çalışırlar, evini yakarlar, kalkmakta olan bir trenin vagonuna ya da üstüne duvar örecekleri bir odaya kilitlerler.

Amanvermez Avni çıkış noktası Sherlock Holmes olmakla birlikte buralı, özgün bir karakter. Kendi taklitlerini oluşturacak kadar da başarıya ulaşmış bir seridir.

Onparalık Roman Örnekleri

Avni’nin ardından onparalık (pulp) romanlarda boy gösteren birçok Holmes ve Avni çeşitlemesi vardır. İlk örnekler 1928 yılından: Türklerin Şerlok Holmes’u Yıldırım Sadi ile, (yine) Türklerin Şerlok Holmes’u Amanvermez Sabri. Yıldırım Sadi’nin yazarı İskender Fahrettin Sertelli’dir; Amanvermez Sabri’nin yazarı ise bilinmiyor.

1932 yılında Yenigün Gazetesi’nde tefrika edilen Şark’ın Şerlok Holmes’u, 1934 tarihli iki kitapta arz-ı endam eden Ateş Ahmet, 1936’da yayımlanan Amanvermez Kadri, 1944’te Süheyla Kızıltan imzasıyla çıkan Yıldırım Hasan gibi örnekler hep Avni’nin başarısını yakalamaya çalışmışlardır.

Çoğunun da bu açıdan içler acısı olduğunu söylemek gerekir. Birkaç örneğe bakalım:

Ateş Ahmet, Şark Oteli cinayeti macerasında hırsız Çamur Şevket ile mücadele ediyor. Çamur Şevket roman boyunca takip ettiği zengin ailenin mücevherlerini çalmak için otele gelip onlarla aynı katta oda tutar. Şans eseri aynı katta kalan Ateş Ahmet’e yakalanır.

1936 yılından bir Amanvermez Kadri öyküsü olan Boğulan Kadın’da boğulan bir kadın filan olmayıp basit bir hırsızlık öyküsü anlatılıyor. Kadri, ne hikmetse Fransa’dadır. Paris polisinin bir türlü yakalayamadığı hırsız Fantoma’yı, yine bir Türk ailenin evini soyarken suçüstü yakalar.

1944 yılında yayınlanan Amanvermez Ali ise, özdeşlerine göre bir gömlek daha üstündür. Pera Palas Cinayeti’nde, meşhur şarkıcı Jülyen, eski sevgilisi Palyaço Tom tarafından otel odasında öldürülmüştür. Odanın kapısı içeriden kilitli ve sürgülüdür. Pencere açık da olsa, üçüncü kattaki odaya tırmanmak mümkün görünmemektedir. Amanvermez Ali, katilin binanın dışındaki çıkıntılara tutunarak, aynı kattaki başka bir odadan geçmiş olacağına karar verir. Katil de sağ olsun, odasında yakalanana kadar bekler. Ölüm Treni adlı macerada ise Ali, eroin imalatçılarını yakalamak için bir eroin tekkesi açar.

Amanvermez Ali, aynı Holmes veya Avni’de olduğu gibi, muavini Yılmaz ile aynı evde yaşamaktadır. Kesik Baş Cinayeti adlı macerada, bir şüpheliyi izlemek için görevlendirdiği Yılmaz, eve garip bir ruh hali içerisinde dönmüş, ustasını şüphelendirmiştir. Yılmaz geceleyin Ali’nin odasına girip onu silahla öldürmek ister. Neyse ki Ali mermileri önceden boşaltmıştır. Kadın katilimiz Süheyla, manyetizma gücü sayesinde Ali’den kurtulmak isterse de Ali’nin çelik iradesini alt edemez. Kapak resminde Süheyla’nın, Ali’nin beynine iki sivri uç gibi saplanan bakışları görülüyor.

GÖZ ATIN  Dedektif Dergi Yayın Hayatına Başladı

Gülmece Öyküleri

Ercüment Ekrem Talu’nun İranlı palavracı tiplemesi Meşhedi Cafer, yardımcısı Torik Necmi ile 30’lu yıllarda birçok öyküde ve fıkrada yer aldı. Meşhedi Polis Hafiyesi, Cafer’in okuduğu Holmes öykülerinden etkilenip, “İlle özüm Şerloh Hulmes’in ustasiyem. Natpinkerton benden ders almıştı,” diyerek hafiyeliğe başlamasını konu alır.

Meşhedi’nin ilk macerası Gerdanlığın Esrarı, Holmes’un Beril Taç Macerası ile aynı vakayı anlatır. Meşhedi de, Holmes öyküsünü eline alır, hırsızın bir keşiş olması gerektiğine hükmeder. Torik, “Ulan burası Amerika mı?” diye çıkışınca aklını başına devşirir. İkili çalınan gerdanlığın peşine düşerler, şansları da yaver gittiği için bulup müşterilerine geri getirirler. İkinci macera Perili Köşk’te ise, zengin bir adamın kızına abayı yakan bir genç, kız kendisine verilmeyince hayalet kılığına girerek intikam almaya çalışır.

Sherlock Holmes özentisi tiplemeleri, iki öyküsünde Peride Celal de tiye almış. “Hususi Polis Hafiyesi” öyküsünün kahramanı, ilk aldığı işte müşterisinin kocasını takip etmek zorunda kalır. Kısa sürede adamın karısını aldattığını kanıtlar, hem de kendi karısıyla! Buna benzer bir öykü de “Hırsızların Peşinde” başlığını taşır. Sherlock özentisi kahramanımız, bir soygunu önlemek ister. Ancak aslında kendi evini soymayı planlayan hırsızların tuzağına düşmüştür.

Rıdvan Sadullah

Meşhur oyun yazarımız Cevat Fehmi Başkut’un roman türündeki tek eseri Valde Sultanın Gerdanlığı, 1937’de yazılmış ama 1954’te basılmış bir eser. Romanın Sherlock Holmes’a oldukça benzeyen kahramanı Rıdvan Sadullah, yardımcısı Cevat Fehmi’yle Maçka’daki apartman dairesinde oturur. Cevat Fehmi gibi Rıdvan Sadullah da gazetecidir. Ancak zengindir, zevk için yapar bu mesleği. Polisiye vakalara olan merakı Doyle, Leblanc ve Wallace okumakla başlamış, İstanbul polisi içerisinde yakın arkadaşlar edinmesine yol açmıştır. İstanbul polisine birçok vakada akıl hocalığı yapmaktadır.

Romana adını veren gerdanlığın Yıldız Sarayı yağmasıyla Abdülmuttalib Bey’in eline geçtiği düşünülse de, adamın ölümünden sonra takı ortaya çıkmamış, vasiyetinde de yer almamıştır. Gizli saklı işlere epey meraklı olan bu adamın gerdanlığı kızlarına bıraktığı köşklerden birinde sakladığı düşünülmektedir. Kızlardan birinin kocası öldürülünce Rıdvan Sadullah da kendisini çok zeki bir düşmanla karşı karşıya bulur. Yeni cinayetler işlenir. Ama Sadullah mavi gözlüklü meçhul adamın peşini bırakmaz.

Eser, bugün için bile Türk polisiyelerinin en nitelikli örneklerinden biridir. Başkut’un tek bir polisiyeyle yetinmesine üzülmemek elde değil.


Not: Bu metin ilk olarak 221B Dergisi’nin 7. sayısında yayımlanmış ve yazarın izniyle Kayıp Rıhtım’a taşınmıştır.

90'ların ilk yarısında bir yandan İTÜ'de endüstri mühendisliği eğitimi alırken, bir yandan da Korsan Yayınevi için şarkı sözü kitapları çeviriyordum. Beş yılda öğrendiğim mesleğimi iki yıl kadar icra ettikten sonra yazılımcı olarak çalışmaya başladım. Cinai Roman'ın kurucu üyelerindenim. Sadece sahaflarda bulunabilecek polisiye romanları tanıtan yazılarım Virgül, 221b, Müteferrika gibi dergilerde yayınlandı. Eşim ve iki oğlum ile birlikte 2017'de Hollanda'ya yerleştim.

“Sherlock, Alla Turca” ya da “Bizim Neyimiz Eksik?” için 1 yorum

  1. Bir ülkede polisiye edebiyatının var olabilmesi ve gelişebilmesi için mutlaka sanayi toplumuna geçisin gerçekleşmiş ve karmaşık kapitalist sistem çatışmalarının yaşanıyor olması lazımdır. Mesela Sosyalist bir toplumda “polisiye edebiyat” olmaz.

    Ancak polisiye edebiyat denilince -bizde ki ilk yerli polisiye örneklerinde olduğu gibi- A.Christie veya A.Conan Doyle (S.Holmes) benzeri polisiyelerin öne çıktığı görülmektedir.(Ölen insanlar, öldüren kim ve neden…).Çünkü o dönem toplumumuz kapitalist sistemin bu çatışmalarının dışında içine kapalı bir toplum idi.Sınırlı alanda gerçekleşen olayı zeki bir dedektif-polis- çözüveriyordu.

    Oysa toplumsal tabanlı polisiye diyebileceğimiz (genellikle Amerikan ağırlıklı) türde toplum içerisindeki haksızlıklar, sosyal olaylar, suç örgütleri ve çıkar çatışmaları ön plana çıkar.
    Bu noktada, benim de pek sevdiğim E.Stanley Gardner, Raymond Chandler, D.Hammett, Horace Mccoy, Edward Aarons, J.Dickson Carr, W.Irish gibi yazarlar, polisiye türde eser verirken bir yandan da Amerikan sosyal düzenini hallaç pamuğu gibi atar ve çarpık yönlerini acımasızca sergiler.Suç Örgütleri, Sarı sendikalar, Kötü polisler, yer altı dünyası, gelir eşitsizliği ,paranın en yüksek değer olması gibi konular bütün yönleri ile olduğu gibi ortaya konur.
    Tabii bir de George Simenon gibi, insan psikolojisini yakından inceleyip bunu ön plana koyan, sosyal düzende bunalan insanın neler yapabileceğini, basit olayların bile insanı suç’a yöneltebileceği gerçeğini irdeleyerek ustaca kaleme alan yazarlar vardır ki, onların eserlerine “sadece polisiye” deyip geçmek doğru olmaz, başlı başına “gerçekçi” romanlardır.
    Son zamanlarda ülkemizde de çeşitli renk ve türde polisiye romanların yazılıyor olması keyifli bir durum. Unutmayın;
    İyi polisiye iyi edebiyattır!


“Sherlock, Alla Turca” ya da “Bizim Neyimiz Eksik?”

Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes karakteri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de polisiye edebiyatı şekillendiren isimlerden oldu. Holmes etkisinde yazılmış ama iyi ama kötü polisiye eserleri anlattık.

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya, Edebiyat, Geek
Otostopçunun Galaksi Rehberi Havlu Günü Partisi’ne Davetlisiniz!

Dünyadaki diğer otostopçular ile aynı anda Kayıp Rıhtım'ın da desteklediği bir havlu partisinde olmaya ne...

Kapat