Stephen King’in Eserlerindeki 20 Eşcinsel Karakter

Stephen King'in “eşcinsellik" temasıyla gündeme gelen son romanı "Elevation" vesilesiyle, yazarın önceki eserlerindeki başlıca eşcinsel karakterleri sizler için derledik.

Stephen King’in “eşcinsellik” temasıyla gündeme gelen son romanı “Elevation,” hem yurt dışında hem de yurt içinde karışık tepkilerle karşılandı. Halbuki üstadın romanlarında eşcinsel karakterlere ilk yer verişi değil bu.

İşte biz de bu vesilesiyle, yazarın bütün kitaplarını “eşcinsellik” bağlamında değerlendirip başlıca eşcinsel karakterlerinin açıklamalı bir listesini oluşturduk. Medyum’dan Doktor Uyku’ya, Korku Ağı’ndan Kara Kule serisine uzanan 20 kişilik bir liste bu.

Yazarın hikâyelerindeki (Karanlık Çökünce’deki “Çok Zor Bir Durum” hikâyesindeki Curtis gibi) eşcinsel karakterleri metni yeterli uzunlukta tutabilmek adına bu sınıflandırmaya dâhil etmedik. Eşcinsel olarak yanlış tanımlanan (Doktor Uyku’daki Dick’in dedesi ya da Rita Hayworth ve Shawshank Redemption’daki tecavüz çetesi gibi) kimi sapkın kişilere de gerekmediği üzere hiç yer vermedik. Kavramsal bağlamda ortak bir çözümlemeye ise kısmen açıklamalarda ve sonuç kısmında değindik.

Kişileştirmeye dair bir metin okuyacağınız için uyarıya mahal yoksa da ufak bir not düşmekte fayda var: Hâliyle sürprizbozan (spoiler) içerir!

Peder Callahan, Lupe Delgado (Korku Ağı, Kara Kule V: Calla’nın Kurtları)

Peder (Donald Frank) Callahan ilk kez yazarın Korku Ağı’nda boy gösterir, sonra Kara Kule serisinden Calla’nın Kurtları’nda, Susannah’nın Şarkısı’nda ve son olarak Kule’de görünür.

Başta iflah olmaz bir alkoliktir, ancak Kara Kule serisinde düzelir ve inancını yeniden kazanır. Maine’deki Jerusalem’s Lot’tan New York’a göçünce ayak takımı arasına katılıp serseri olur. Artık vampirlerin varlığını ve onların çevrede yaşayıp avladıklarını hissedebilmektedir. Alkolizmi giderek kötüleşir, fakat bir evsizler barınağında iş bulup çalışmaya başlayınca iyileşir.

Oranın kurucularından biri olan Lupe Delgado adlı bir adama—her ikisi de kendini heteroseksüel bilmesine rağmen—aşık olur. Bu onu gey yapar mı bilmemektedir, çünkü yanağa kondurulmuş ufak bir öpücükten başka aralarında fiziksel bir yakınlaşma olmaz. Lupe, HIV taşıyıcısı 3. Tip bir vampir tarafından ısırılıp enfeksiyon kapınca, Callahan âdeta intikam alırcasına vampir avına çıkıp özellikle 3. Tip olanları öldürmeye başlar. Lupe ise hastalığı AIDS aşamasına varınca hayatını yitirir.

Bill McGovern, Helen Deepneau, Gretchen Tilbury (Uykusuzluk)

Bill McGovern, Maine’deki Derry Kasabası’nın sakinlerinden eşcinsel bir tarih profesörüdür. Başından eksik etmediği bir Panama şapkası vardır. Romanın antagonisti Atropos onun bu şapkasını çalıp ölmesi üzere işaretler ve Bill bir arkadaşını ziyaret etmek üzere gittiği hastanede ölür.

Romanın diğer eşcinsel karakteri Helen Deepneau ise kocası Ed tarafından şiddet görmektedir. Büyük bir kavganın ardından kocasını terk eder. Onun gibi şiddet mağduru Gretchen Tilbury adlı bir kadınla tanışır ve aralarında “kader birliği”nden doğan yakın bir bağ gelişir, ancak Gretchen’ın lezbiyen olduğunun belirtilmesine rağmen romantik bir ilişki yaşanmaz.

Bazı arkadaşlık ilişkilerinin daha fazlası olduğu ima edilir, fakat bu asla açıklığa kavuşturulmaz.

Gordon LaChance, Chris Chambers (Ceset)

Ceset’in başkahramanı Gordon “Gordie” LaChance ile Chris Chambers arasındaki yakın ilişkinin, tıpkı Uykusuzluk’un Helen ile Gretchen’ı gibi, arkadaşlık ilişkisinden daha fazlası olduğu ama “belirginlikten uzak” kaldığı açıktır. Romanın aynı zamanda anlatıcısı olan Gordie de herkes gibi bunun farkındadır. Chris’i son sözlerle anarken şunları der:

Lisedeyken ikimiz de kızlarla çıkıyorduk ama hiçbir kız aramıza giremedi. Homolaşıyoruz gibi mi geliyor kulağınıza? Arkadaşlarımızın çoğuna öyle gelebilirdi. Teddy ile Vern de dâhil. Ama aslında iş ölüm kalım meselesiydi. Derin suda birbirimize tutunmuş gibiydik. Chris’i size anlatabildim sanıyorum… Benim ona sarılma nedenlerimse biraz daha belirginlikten uzak şeylerdi. Chris’in Castle Rock’dan ve o değirmenin gölgesinden kaçıp kurtulma isteği bence bana düşen en güzel rolü çiziyordu. Kendi başına bırakıp, ister yüzsün, ister batsın diyemezdim. O boğulursa, benim de o kısmım onunla boğulacak, diye düşünüyordum.

Burada, bu vesileyle, eserin 1986 yapımı Yanımda Kal (Stand by Me) adlı uyarlamasında Chris’i canlandıran ve henüz 23 yaşındayken hayata gözlerini yuman River Phoenix’i anmadan geçmeyelim.

Adrian Mellon, Don Hagarty (O)

King’in O adlı romanındaki ikincil kişilerden Adrian Mellon ile Don Hagarty, Maine’in Derry Kasabası’nda birliktelik yaşayan genç birer geydir.

Adrian hayatına girmeden önce Don—yalnızca şiddetli homofobik baskıdan ötürü değil, aynı zamanda, kanalizasyonda yaşayan şeytani varlık nedeniyle—kasabadan ayrılmayı planlamaktadır. Adrian ise yaşadığı kasabaya düşkün olmasına rağmen Don’un hatırına oradan ayrılmayı kabul eder. Kasabadan ayrılmadan önce birlikte kasaba fuarına katılırlar ve eve dönerlerken üç homofobik genç tarafından rahatsız edilirler. Şiddetli bir tartışmanın ardından gençler Adrian’ı köprüden attıktan sonra romanın başkötüsü Pennywise onu sudan çıkarır ve koltuk altından ısırıp kaburgalarını kırarak öldürür.

Don ve diğer üç gençten biri olan Chris bu olaya tanık olmasına rağmen duruşmada hiçbiri bundan bahsetmez. Adrian, cesedi bulunduktan sonra Derry Mezarlığı’na defnedilir. Onun için kasabadan çıkış artık imkânsızdır. Onun yerine Don kasabaya veda eder.

Bu vesileyle, romanın yeniden yapımının ikinci bölümünde Adrian Mellon’ın Xavier Dolan tarafından canlandırılacağını hatırlatalım.

Dayna Jurgens (Mahşer)

Dayna Jurgens, Ohio’da yaşayan güzel, atletik bir feministtir. Kolejdeyken “tercihen” eşcinsel olur. Kendi deyişiyle, “önce feminist, ardından lezbiyen” olmuştur. Ne var ki daha sonra biseksüel olduğuna karar verir.

Romanda Dayna’nın eşcinselliğinin nedeni feminizme bağlansa da, bu değişimle, cinsel kimliklerin belirli akımlardan kaynaklanamayacağı ima edilmiş olur. Uykusuzluk’ta Helen’ın lezbiyenlik eğilimi nasıl ki travmadan kaynaklandığı için bir sonuca bağlanmıyorsa, Dayna’nın lezbiyenlik tercihi de feminizm üzerinden kalıcı bir kimliğe oturmaz.

Freddi Linklatter, Andrew Halliday (Bay Mercedes, Kim Bulduysa Onundur)

Bay Mercedes’te Freddi Linklatter (karşı cinse ait bir isme sahip olsa da, dizi uyarlamasında Breeda Wool’un canlandırdığı isimle Lou), emekli polis memuru Bill tarafından peşine düşülen seri katil Brady’nin iş arkadaşı olan bir lezbiyendir. Romanda boy gösterdikten sonra uzunca bir süre, Bill’in soruşturmasına yardım edeceği ana kadar ortada görünmez. Okura ilk kez tanıtılırken, eşcinsel-karşıtı bir Hristiyanla tartışmasını anlatır. Freddi, eşcinselliğin doğuştan olduğuna inanırken, karşısındaki kişi sonradan edinilen bir davranış olduğunu, dolayısıyla vazgeçilebileceğini iddia etmiştir.

Freddi, King’in çoğu kadın kahramanı gibi iri yapılıdır. Kısa, koyu kahverengi saçlı ve makyajsızdır, küpe dahi takmamaktadır. Kilisede onu diğer kadınlara benzetmek adına “çeki düzen” vermek isteyen bir cemaat vardır. Kişiliğinde onu diğerlerinden ayıran bu özgünlüğe rağmen, Freddi, ancak bildik bir lezbiyen tiplemesi olarak hayat bulur. Tanrı’nın ona bir penis vermeyi unuttuğu için yanlış cinsiyette doğduğuna inanıyor olması ise onun bir eşcinsel kadın olarak kendi doğasıyla uyumlu olmadığına yorumlanabilir, ancak o kendi kimliğiyle barışık ve gururludur. Eşcinselliğin doğuştan olduğuna inanması, King’in, lezbiyenliği bu sefer bir travma kurbanlığı olarak ele almaktan kaçınmasına bağlanabilir.

Andrew Halliday ise, Bay Mercedes’in devamı olan Kim Bulduysa Onundur’un başkötüsü Morris’in eski arkadaşıdır. Altmışlı yaşların başında, kendini beğenmiş bir entelektüeldir. Morris’in tabiriyle “kendini bile bıktıracak denli ukala” bir tavra sahiptir. King’in çoğu eşcinsel erkek karakterinin aksine iri yapılı, hatta epey şişmandır. Andrew, Morris’in yegâne arkadaşıdır ve ikisi sıklıkla kahve ve yemek eşliğinde edebiyat sohbetleri yapar. Morris, Andrew’ın gey olduğunu bir garson kızın Andrew’a gülümseyerek kur yapması karşısında onun yüzünü buruşturarak geri çekilmesinden anlar. Bu iki romandaki iki eşcinsel karakter de kişileştirmede tipleme olarak kalır.

Horace M. Derwent (Medyum, Doktor Uyku)

Medyum’un başkötüsü Horace M. Derwent, Overlook Oteli’nin bir hayaletidir. Overlook Hoteli’nin eski sahibi, 1946 ila 1952 yılları arasında muhasebeciliğini de yapmış başarılı bir iş adamıdır. Organize suça karışmış, otelde onun gözetiminde birçok cinayet işlenmiştir. Horace’ın hayaleti Torance ailesine görünür. Horace aslında biseksüeldir, ancak kadınlardan daha çok eski aşkı Roger’a arzu duymaktadır. Kesinlikle kötü biridir, hatta Jack’e göre Overlook’un asıl sahibi olarak şeytanın ta kendisidir.

Filmin Kubrick uyarlamasındaki ayı kostümlü adam, romanda Horace’la cinsel ilişkiye giren köpek kostümlü adam Roger kahramanına bir geri dönüş niteliğindedir.

Snakebite Andi, Silent Sarey (Doktor Uyku

Medyum’un devamı olan Doktor Uyku’da yine “travma kurbanı” bir lezbiyen olan Andi, ruhsal yetenekli çocukların yaşam gücünü destekleyen “True Knot” adlı bir grubun okura tanıtılan ilk üyesidir. Babası tarafından cinsel tacize uğramış, bu yüzden erkeklere karşı nefret duymaya başlamış ve farkına varmadan lezbiyen olmuştur.

Yılanlı dövmesinden ötürü lâkabı “Snakebite”tır. İnsanları telkin yoluyla uykuya daldırma yeteneğine sahiptir. Grubun bir diğer üyesi olan Silent Sarey ile birlikteliği vardır. Romanın sinema uyarlamasında Andi’yi Emily Alyn Lind’in canlandıracağı duyurulmuştur.

Astrid, Jenny, Conrad (Diriliş)

Diriliş’in başkahramanı Jamie’nin Astrid adlı bir gençlik aşkı vardır. Zamanla araları açılmış ve teması kaybetmişlerdir. Astrid, romanın ilerleyen bölümlerinde devreye girer. Kanserdir ve Jacobs yardım karşılığında onu iyileştirebileceğini vaat eder. Astrid kanserden yıpranıncaya kadar inanılmaz derecede güzel bir kadın olarak tasvir edilir ve Jacobs sayesinde güzelliğine yeniden kavuşur. Astrid, Jenny adlı bir hemşireyle birliktedir. Jenny de alımlı, koyu saçlı, ellili yaşlarda bir kadındır. Jacobs’ın tedavi yönteminden muzdarip çoğu kişide olduğu gibi Astrid çıldırır ve Jenny’yi öldürür.

Romanın başkahramanı Jamie’nin ağabeyi Conrad da geydir. Sesini bir kaza sonucu yitirmiş ve o da Jacobs tarafından iyileştirilmiştir. Ailesi tarafından kabul gören, açık bir eşcinseldir. Bir akşam yemeğine yakışıklı erkek arkadaşını getirir. O da Astrid gibi Jacobs’ın mağduru olarak çıldırır ve önce erkek arkadaşını, ardından da kendini öldürmeye kalkar. Sonucunda akıl hastanesine kaldırılır. Romanda eşcinsel çiftler mutlu bir birliktelik yaşasa da, eşcinselliğin bir tercih olarak gösterilmesi ve bu tercihin yıkımla sonuçlanması ister istemez olumsuz bir mesajı da beraberinde getirir.

George T. Nelson (Ruhlar Dükkânı)

Ruhlar Dükkânı’nda, eşcinsel olduğu belirtilmeyen pedofil bir karakteri, Frank Jewett adlı bu lise müdürünün ise eşcinsel olduğu belirtilen yine kendisi gibi pedofil George T. Nelson adlı bir öğretmen arkadaşı vardır. Frank ile George bir ara Boston’da orta yaşlı erkeklerin ve bir grup çıplak delikanlının olduğu bir partiye katılır. Aralarındaki arkadaşlık düşmanlığa dönüşünce, Frank, George’un çok sevdiği annesinin bir fotoğrafına pisleyip onun muhabbet kuşunu öldürür. Hesaplaşmak için yaptıkları düelloda her ikisi de aynı anda ateş edip ıskalarlar. Ne var ki çok geçmeden bir patlamada ölürler.

Tom McCourt (Cep)

Cep’in sinema uyarlamasında Samuel L. Jackson tarafından canlandırılan Tom McCourt, romandaki ikincil kişilerden biridir. Alice Maxwell ve Clayton Riddell ile birlikte hayatta kalan kişilerdendir. Romanın başkahramanı Clay arada eşcinsellik üzerinden Tom’a takılıp onu kızdırır.

Sonuç olarak, King’in romanlarında eşcinsel kişiler eşcinsel kimlikleri üzerinden bir karaktere evrilmez, daha çok birer tipleme olarak kalırlar. Bu tiplemelerden kimi olumlu kimi olumsuz kişileştirmeye sahiptir. Tiplemelerin başlıca ortaklıkları erkeksi lezbiyenlik, güçsüz ve savunmasız toyluk, şiddet mağdurluğu, cani ruhlu katillik ve nihayet layıkıyla ele alınmış kişilerdir.

King’in eşcinsellere ve eşcinselliğe bakışı zamanla değişmiştir. Başlarda eşcinselliğe karşı duyarsız ve hatta kimi zaman nefrete varan bir bakışa sahipken, zamanla eşcinsel karakterlerini daha anlayışlı ve daha olumlu bir bakış açısıyla ele almaya başladığı görülmektedir. Eşcinsel karakterlerin hikâyesini, kariyerinin başında yapmadığı şekilde, onların bakış açısından vermeye başlamış, bu da eşcinsel kişileştirmeye ayrı bir boyut kazandırmıştır. Bunda muhtemelen eşcinsel kimliğiyle barışık kızı Naomi’nin de büyük payı vardır.

King’in, bir arkadaşı ona heteroseksüel olduğu için AIDS hakkında yazamayacağını söyledikten sonra kaleme aldığı “Mister Yummy” adlı öyküsü üzerinden dediği gibi, bir yazarın bir konu hakkında yazabilmesi için o konuda “deneyim” sahibi olması gerekmez, empati söz konusu oldukça insana dair her şey hikâye edilebilir. Aynı durum okur olarak da geçerli, öyle değil mi?

King bu eşsiz empatisini “Elevation” romanında ne yönde kullanıp eşcinsel karakterlerini kurgusal evrimde hangi aşamaya taşımış, birlikte okuyup göreceğiz.


Kısmi kaynak: Horror Novel Reviews

  • 15
    Shares
Etiketler:  




1979 Burdur doğumlu. DEÜ GSF Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı Dramaturgi Sanat Dalında lisans öğrenimini tamamladı. Bazı çalışmaları Eşik Cini, Özgür Edebiyat, Kaos-GL, Sahne, Altyazı gibi matbu dergilerde yer aldı. Devlet Tiyatroları’nda sözleşmeli dramaturg olarak çalıştı. FABİSAD üyesi. Hâlen Antalya’da yaşamakta.

Stephen King’in Eserlerindeki 20 Eşcinsel Karakter

Stephen King’in “eşcinsellik” temasıyla gündeme gelen son romanı “Elevation” vesilesiyle, yazarın önceki eserlerindeki başlıca eşcinsel karakterleri sizler için derledik.

  • 15
    Shares

 

 

Başa dönün