Tarık Buğra 100 Yaşında

Edebiyatımızın önemli yazarlarından Tarık Buğra'nın hayatına doğumunun 100. yılında kısa bir bakış atıyoruz.

Bugün, 2 Eylül 2018. Tarık Buğra’nın 100. doğum gününü. Pek çok üniversitede ve dergide yazarın adına anma programları ve sayıları düzenlendi ve elbette düzenlenmeye devam edecek.

Yazar 1918 yılında Akşehir’de dünyaya geliyor. İlkokul ve ortaokulu Akşehir’de okuduktan sonra liseyi yatılı olarak İstanbul Lisesi’nde okuyor. Ancak Konya Lisesi’nden mezun oluyor. Kendisi tam anlamıyla Oğuz Atay’ın “Tutunamayan”ı olabilir ama o eğitim anlamında bir tutunamayandır. Çünkü ilk önce 1936’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okurken 2 yıl sonra Hukuk Fakültesi’ne geçiyor, oradan da Edebiyat Fakültesi’ne. Ama mezuniyet tezini vermeden bu okulu da bırakıyor. Yine de buradan Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan ve Abdullah Karahan gibi edebiyatımızın önemli isimleriyle dostluk kurarak ayrılıyor. 1947’de ise Nasrettin Hoca gazetesini çıkarmasıyla gazetecilik mesleği için kollarını sıvıyor. Milliyet, Vatan, Yenigün, Yeni İstanbul gazetelerinde ve haftalık olarak yayımlanan Yol dergisinde yazıyor. Hatta bu yayımlarda yazı işleri müdürlüğüne kadar yükseliyor. Bu sırada İstanbul’da kültürel bir merkez olan Küllük kahvesine gidip gelirken Ahmet Hamdi Tanpınar, Ali Nihat Tarlan, Yahya Kemal, Mehmet Fuat Köprülü, İbnülemin Mahmut Kemal ve Nurullah Ataç önemli yazarlarla tanışıp, onlarla sohbet etme şansına erişiyor. Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini (yardımcı öğretmen) olarak çalışıyor.

Tam da bu yıllarda ilk öykülerini çeşitli dergilerde yayımlayarak edebiyat dünyasına kenarından, kıyısından giriyor. Çınaraltı dergisinde yayımladığı hikayeleriyle ilk defa tanınmaya başlayan yazar “Oğlumuz” adlı öyküsüyle 1948 yılında Yunus Nadi Hikaye Yarışması’nda ikinci oldu. Bu başarısıyla birlikte edebiyat dünyasında iyiden iyiye tanınan yazar 1949-1955 yılları arasında hikâyelerini Çınaraltı dışında İstanbul, Yenilik, Yeditepe, Küçük Dergi, Dost, Yücel, Hisar ve Seçilmiş Hikayeler’de yayımladı. Öykülerinde o dönem için genel sayılabilecek buruk aşk ilişkilerini, kasaba izlenimlerini ve aydın bunalımlarını anlatıyordu. 1955 yayımlanan ilk romanı Siyah Kehribar beğenilmediğinde sitemini de belli etti.

“Sanki roman yazmamış, cinayet işlemiştim. Hikaye kitaplarıma yazılan övgüler yüzünden Kaf Dağı’na uzanan burnum öyle bir kırılış kırılmıştı ki, tam dört yıl ne hikaye ne roman yazdım.”

50’li yıllarda “Bunalım Edebiyatı” da denilen varoluşçuluk akımının yaygınlaştığı yıllardı. Bu yıllarda kendisi de bu edebi anlayışın öncülerinden ve yazarlarından oldu. Bu dönemde Macar halkının Sovyetlere karşı direnişini anlattığı Peşte 56 oyunuyla oyun yazarlığına da el attı. Ayrıca yine aynı dönemde üçüncü öykü kitabı olan İki Uyku Arasında adlı kitabını yayımladı. Kendisine ilgi hep canlı kaldı. Romanları televizyona ve radyo tiyatrolarına uyarlanarak bu ilgi hep beslendi. 1959 yılında tanınırlığının zirvesine 3 ciltlik Küçük Ağa romanıyla ulaştı. Bu romanı aynı yıl TRT’de Yücel Çakmakçı tarafından dizi olarak yayınlandı ki bu dizi de beğeni topladı. Küçük Ağa romanı Milli Mücadele ve Kuvay-ı Milliye’yi anlatıyordu.

Küçük Ağa Ankara‘da romanıyla erken Cumhuriyet döneminde Mehmet Akif Ersoy, Hasan Basri Çantay ve Avni Ulaş gibi muhaliflerin sürgününü, Yağmur Beklerken romanındaysa Serbest Fıkra hareketini, Gençliğim Eyvah‘ta ise öğrenci hareketlerini işledi.

TRT’nin açtığı 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında İbişin Rüyası adlı romanıyla başarı ödülü alınca 1972’de romanı oyunlaştırdı. 1979’da televizyona uyarlandı. Türkiye Milli Kültür Vakfı Armağanı’nı 1978’de Firavun İmanı romanıyla, 1985 yılında ise Osmancık romanıyla kazandı. Aynı sene Osmancık yine Yücel Çakmaklı tarafından televizyon dizisine uyarlandı. Daha sonra Yalnızlar, Yağmur Beklerken, Dönemeçte, Ayakta Durmak İstiyorum adlı romanları da sinemaya uyarlandı. 1979’da TMKV Armağanı’nı, 1981’de Türkiye Yazarlar Birliği Tiyatro Ödülü’nü, aynı yıl TMKV Armağanı’nı tekrar kazandı. 1982’de Kültür Bakanlığı Ödülü’nü, 1984’te Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Senaryo Ödülü’nü, yine aynı yıl İnanç dergisi tarafından yılın yazarı seçildi. 1989’da İş Bankası Roman Ödülü’nü, 1992’de ise TYB Yılın Kültür Adamı Ödülü’nü aldı. Ölümünden 3 sene önce, 1991’de Devlet Sanatçısı unvanıyla onurlandırıldı. Cemal Süreya onun için:

“Her gün kendi özeleştirisini yapar. Ama bunu hiç yansıtmaz. Ankara’sızlık diye bir hastalık varsa, hastalığı o.”

1994 yılında Çapa Hastanesi’nde vefat etti. Karacaahmet’te toprağa verildi.

Kitap ve edebiyatla kalın!

  • 13
    Shares
Etiketler:  




13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

Tarık Buğra 100 Yaşında

Edebiyatımızın önemli yazarlarından Tarık Buğra’nın hayatına doğumunun 100. yılında kısa bir bakış atıyoruz.

  • 13
    Shares

 

 

Başa dönün