Terry Pratchett ve Ergun Sav: “Fırfırık Avı” ve “Tıp Tıp”

Değerli yazar ve eleştirmenlerimizden Ergun Sav'ı, Terry Pratchett ile aynı ipte buluşturuyoruz! Karşılaştırmalı Edebiyat dizimizin yeni bölümünde, bu iki değerli ismin öykülerindeki paralelliklere birlikte göz atıyoruz.

Sıkı okurlarımızın hatırlayacağı üzere, Karşılaştırmalı Edebiyat dizimize daha önce “Tanpınar ve Tolkien” başlıklı yazıyla başlamış ve “Sabahattin Ali ile Poe’nun Kesiştiği Öykü: Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi” ile de devam etmiştik. Şimdi de sırada 2015 yılında yitirdiğimiz Terry Pratchett ile ne yazık ki hak ettiği kadar tanınmayan mizah yazarımız Ergun Sav‘ı bir yapboz parçaları gibi bir araya getirmek var. Dosyamızın üçüncü bölümüne geçmeden önce söz konusu etmek istediğim yazarları yakından tanıyalım.

Terry Pratchett‘ı eminiz aramızda tanımayan yoktur. Kendisi Diskdünya adlı fantastik bir diyarı anlattığı, 41 kitaplık bir serinin yazarı ve aynı zamanda da bir Sör. Tabii ki Don Kişot gibi bir şövalye değil, o kılıç yerine kalemiyle dövüşen bir isim. Pratchett’ın edebiyatı sadece Diskdünya ile de sınırlı değil; yazar pek çok bilimkurgu ve fantastik kurgu kitabı da yazdı. Bunlardan biri de Neil Gaiman’la ortaklaşa kaleme aldığı ve yakın zamanda televizyonda izleyeceğimiz Kıyamet Gösterisi. 2007 yılında klavyede “S” harfini bulamaması üzerine doktora başvuran ve Alzheimer hastası olduğunu öğrenen Pratchett, yine de yılmadan yazmaya devam etti. Alzheimer’ı ülkesinde ve dünyada gündeme getirdi ve ötanaziyi savundu. Hatta Choosing to Die (Ölümü Seçmek) adında bunu konu alan bir belgesel bile çekti. Hem kendisinin hem de Diskdünya serisinin son kitabı olan Çobanın Tacı’nı 2014 yılında tamamladı ve 12 Mart 2015’te hayata veda etti.

Ergun Sav ise edebiyatımızın pek bilinmeyen mizah yazarlarından. 1933 yılında doğdu. Kendisi aslında bir diplomat ancak yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi’nin hukuk bölümünde, yüksek lisansını ise aynı üniversitenin tiyatro bölümünde gördü. Yazar aynı zamanda tiyatro eleştirmenliği ve tiyatro yazarlığı da yapmış, çevirilerle de edebiyatımıza katkı da bulunmuştur. Ne tesadüftür ki o da aynı yıl içerisinde, 13 Şubat 2015’te Ankara’da vefat etmiştir.

Şimdi gelin, bu iki yazarın ortak yönlerini yazdıkları hikâyeler üzerinden karşılaştıralım.

Fırfırık Avı

Terry Pratchett’a ait olan bu hikâye, yazarın gazetecilik döneminde çocuklar için yazdığı “Viran Şatodaki Ejderhalar” adlı öykü kitabında bulunuyor. Kitabın 45 ve 50. sayfaları arasında yer alan ve oldukça kısa bir öykü olan Fırfırık Avı, adından da anlaşılacağı gibi daha önce hiç kimsenin görmediği, “Fırfırık” denen bir canlıyı avlamak için büyük bir sefere çıkan Albay Vest adlı küçük hayvan[1] avcısı ile keşif ekibinin Yukarı Amazon’un nişasta ormanlarında yaşadığı maceraları anlatıyor. Bu keşif ekibinde “bir kameraman, bir doktor, bir botanikçi, bir tesisatçı, bir makas imalatçısı, bir bıçak bileyicisi, Fransızca fiiler konusunda çok başarılı Harris adlı bir adam ve seksen üç kişi daha” var.

Keşif gezisi sırasında 3 kişi ortadan kaybolur ve onları Fırfırık’ın kaptığı düşünülür. (Ama bana sorarsanız akıllılık edip tüydüler.) En sonunda Albay Vest “Amazon Nehri’nin küçük bir pınardan ibaret olduğu’” bir yere gelince pes edip bir kayanın üstüne oturur. Keşif ekibi ve Albay üst üste hapşırmaktadırlar. Bu sırada oradaki ağaçlardan nişasta toplamakta olan yaşlı bir adam gelip onlara hepsinin ‘fırfırık’ı kaptığını söyler. Albay Vest bunun üzerine altın soruyu sorar: “Fırfırık nedir o zaman?” Yaşlı adamın verdiği yanıt bütün öyküyü müthiş bir sona bağlar.

‘Eh,’ diye yanıt verdi adam gülümseyerek. ‘Biz ona fırfırık diyoruz… ama sanırım sizin dilinizde soğuk algınlığı deniyor.’

Tıp Tıp

Tıp Tıp ise Ergun Sav’ın mizahi bir dille kaleme aldığı, çocuklar için yazdığı öykülerden oluşan “Küçük Kahraman Yavuz” adlı kitabında yer alır. Fırfırık Avı ile oldukça benzeşir şekilde ‘kentlerin ve işlerin büyük olmadığı devirlerde’ küçük evlere girip küçük şeyler çalan bir hırsızın macerasını anlatmaktadır. Bu hırsız yoksul ve yaşlı bir kadının evini soymayı planlar. Gece, kadının yattığını düşündüğü bir saatte eve girer ama durup etrafı dinlediğinde kadının aslında uyumadığını fark eder. Kendi kendine söylenmektedir.

“Ah, ah bu tıp tıp. Her yanımı soğuk ter basıyor. Beynim uğulduyor. Titriyorum. Ateş içinde donuyorum. Bitsin şu tıp tıp. Ölsem artık.”

Kadının bu inlemelerini duyan hırsız bunun bir çeşit hastalık olduğunu düşünerek evden kaçar. Çünkü hastalıktan çok korkmaktadır.

“Başka şeyden korkmaz. Neden korksun? Hastalık dedin mi dur! Elinden bir şey gelmez. Götürür adamı.”

Bu düşüncelerle evden kaçar kaçmasına ama geç kalmıştır. Yolda giderken sırtında bir ürperme hisseder, alnı ve elleri yanmaktadır. Kendini eve güç bela atıp bir koltuğa serilir. Karısı yanına gelince hasta olduğunu görüp çorba yapmak ya da doktor getirmek isteyince de hırsız ona itiraz edip komşusu ve yakın arkadaşı Fakih’i çağırmasını ister. Kadın bundan bir şey anlamasa da gidip adamı çağırır. Fakih gelince de hırsız çay bahanesiyle karısını mutfağa yollar ve olanı biteni arkadaşına anlatır. Fakih durumu öğrenince gidip Tıp Tıp’ın ne olduğunu öğrenmek, mümkünse de kadından ilacı almak ister.

Bu ümitle Fakih’de tıpkı hırsız komşusunun yaptığı gibi o gece kadının evine arka pencereden girer. Sonuçta “kapıyı çalıp sormak olmaz ya. Gece yarısı sor kadıncağıza ‘Senin hastalığın ne?’ Deli diye kapatırlar adamı.” Kadın içeride hâlâ tıp tıp hakkında söylenmektedir. Fakih duyduklarını daha net duymak için yaklaşmak isteyince dizini bir şeye çarpar, kadın da bunu duyunca lambayı kaptığı gibi Fakih’in olduğu tarafa gelir. Artık Fakih’i de bir ateş basar, terlemeye başlar. Olduğu yere siner. O da tıp tıp hastalığına yakalanmıştır. Kadın Fakih’i sindiği yerde yakalar ama adam kaçamaz çünkü bir yandan dizinin acısı bir yandan da hastalık onu hareket edemez hale getirmiştir. Çareyi kadına yalvarmakta bulur.

“Allah rızası için, merhamet. Ölüyorum.”

Kadın bakar ki karşısındaki gerçekten titremektedir. İlk başta sıtma zanneder. Kinin vermek ister, Fakih yok der. Saran mı var diye sorar, Fakih ona da yok deyince en sonunda hastalığını sorar. “Tıp tıp bu, tıp tıp,’’ cevabını alınca hiç öyle bir hastalık duymadığını söyler. Fakih de şaşırır. Yaşlı kadın tıplayıp duran Fakih’e her şeyi zorla itiraf ettirir. O anlattıkça kadın kızar ama derdini de anlar. Sindiği yerden Fakih’i kaldırıp yattığı odaya götürür. Odada bir yatak vardır ve yatağın yanında da bir tas. Tavan akmakta, oradan damlayan su da tasa dökülmektedir. Bu sırada da “tıp’” diye bir ses çıkmaktadır. “İşte tutulduğunuz hastalık hınzır. İşte tıp tıp!” der kadın. Bunun üzerine Fakih itiraz edince kadın anlatır:

“Aması maması var mı? Tıp tıp humması bu işte. Dam akıyor. Tıp tıp. Yere çanak koydum. Uyuyabilirsen uyu. İkide bir de, tıp!”

Fakih, bu açıklamayı duyduktan sonra düzelir. Ne ateş kalır ne ağrı. Aslında bütün olan biten bir nevi psikolojiktir. Tam sevinirken yaşlı kadın damı aktaracaklarını yoksa hem Fakih’i hem de onu oraya gönderen hırsız arkadaşını mahalleye rezil edeceğini, kahveye, çarşıya çıkamayacaklarını, eşlerine bir şey diyemeyeceklerini, mahalle çocuklarının arkalarından teneke çalacağını söyler. Fakih ortaya çıkacak rezilliği ve sadece hırsızın arkadaşı olmasından dolayı haksız yere yiyeceği damgayı düşünerek yaşlı kadının damını aktaracaklarını söyleyerek evden gider. Hırsız arkadaşına olanı biteni anlatınca o da dirilir. Ertesi gün de hemen gidip kadının damını aktarırlar.

“Arada, bir yerde ‘tıp tıp’ duydular mı, bedenlerini ateş basar gibi olur. Kıpkırmızı olurlar. Ama utançtan. Allah kimseye tıp tıp hastalığı vermesin. Kötüdür kötü. Çeken bilir.”

Tür ve Konu

Öykülerin her ikisi de çocuk edebiyatı ve mizahın harmanlandığı eserlerdir. Pratchett’ın Fırfırık Avı aralarda görülen çizimlerle 5 sayfa sürerken Sav’ın Tıp Tıp’ı ise yine çizimlerle birlikte 17 sayfa sürmektedir. Ancak Tıp Tıp’ta çizimler bir sayfayı tamamen doldurmaktadır, Fırfırık Avı’nda ise yarım sayfalık çizimlerde yer almaktadır.

Öyküler benzer konulara sahip olmasıyla da dikkat çekiyor. Fırfırık Avı, hayvan zannedilen Fırfırık’ın peşinde Amazon’a sefer düzenleyen Albay Vest ile ekibinin sonunda aradıkları şeyin soğuk algınlığının oranın yerlisinin dilindeki adı olmasını öğrenmesiyle sonuçlanıyor. Tıp Tıp‘ta ise hastalık zannedilen şeyin aslında akıtan bir dam nedeniyle duyulan su sesi olduğu ortaya çıkıyor.

Sonuç

Terry Pratchett ve Ergun Sav birbirinden tamamen habersiz ve alakasız iki yazar olarak aynı tür içerisinde yer alan ve aşağı yukarı benzer temalara sahip iki öykü yazmışlardır. Belki kolektif hafıza devreye girmiştir, belki de sadece farklı zamanlarda, aynı konuları düşünmüş olabilirler. Yine de Pratchett’ın 1948-2015, Sav’ın ise 1933-2015 yılları arasında yaşadıkları göz önüne alınırsa benzer bir konuya ulaşmaları çok da büyük bir sürpriz sayılmamalıdır.


[1] Temel olarak, kendinden küçük olan ve tercihen en fazla dizine kadar gelen her şey.


Kaynakça:

Pratchett, Terry, Viran Şatonun Ejderhaları, Delidolu Yayınları, 2015

Sav, Ergun, Kahraman Yavuz, Bilgi Yayınevi, 2005


bunlar da ilginizi çekebilir:

Tanpınar ve Tolkien

Sabahattin Ali’yle Poe’nun Kesiştiği Öykü

  • 17
    Shares




13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

Terry Pratchett ve Ergun Sav: “Fırfırık Avı” ve “Tıp Tıp”

Değerli yazar ve eleştirmenlerimizden Ergun Sav’ı, Terry Pratchett ile aynı ipte buluşturuyoruz! Karşılaştırmalı Edebiyat dizimizin yeni bölümünde, bu iki değerli ismin öykülerindeki paralelliklere birlikte göz atıyoruz.

  • 17
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün