Witcher: Bazı Şeyler Biter, Bazı Şeyler Başlar | Kısım 2

Witcher Geralt ile Yennefer'ın düğününü konu alan çeviri öykümüzün ikinci ve son bölümü yayında.

Not: Henüz ilk kısmı okumayanlar için:

GÖZ ATIN  Witcher: Bazı Şeyler Biter, Bazı Şeyler Başlar | Kısım 1

VIII

Kalenin mutfağından tava tangırtıları, şen kahkahalar ve şarkılar yükseliyordu. Bu kadar çok konuğu beslemek bir sorundu, çünkü Kral Herwig’in neredeyse hiç mutfak eşyası yoktu. Büyücülerin varlığı da hiçbir şeyi çözmüyordu zira herkesin mutluluğu için yalnızca doğal yiyeceklerin servis edilmesine karar verilmiş, mutfak büyüleri bir kenara atılmıştı. Böylece Nenneke yakalayabildiği herkesi işe koşmaya başlamıştı. Başlangıçta bu hiç kolay değildi; başrahibeye yakalananlar mutfak işlerinden anlamıyor, anlayanlarsa kaçıyordu. Lâkin hiç beklenmedik bir şekilde Nenneke’nin imdadına Gardenia Biberveldt ile ona eşlik eden buçukluklar yetişmişti. Ve ne şaşırtıcıdır ki Dandelion’ın arkadaşı olan dört fahişe de son derece becerikli birer aşçı çıkmıştı, üstelik yardım etmeye de heveslilerdi.

Erzak konusunda da sıkıntı çıkmamıştı. Freixenet ile Prens Agloval bir av tertip ederek yeteri kadar geyik vurmuştu. Braenn ile kızlarının mutfağı av etiyle doldurması sadece iki saatlerini almıştı. En gençleri Kashka bile çok iyi yay kullanıyordu. Balık tutmayı çok seven Kral Herwig ise şafağın gri ışıklarında gölde yelken açmış ve pek çok turnabalığı, akçıl ve koca koca levrekler yakalamıştı. Ona çoğunlukla Crach an Craite’in küçük oğlu Loki eşlik etmişti; hem balıkçılık ve tekneler konusunda çok yetenekliydi hem de tıpkı Herwig gibi o da içki içmediğinden sabahları ayık oluyordu.

Salonu ve odaları süslemeye işini şekil değiştirici Tellico’nun zoruyla Dainty Biberveldt ile akrabaları üstlenmişti. İki kâhini, timsah güreşçisini, heykeltıraşı ve her daim sarhoş olan medyumu da yıkama ve temizleme işlerine koşmuşlardı.

Şarap mahzenlerini ve içkileri koruma görevi ilk başta Dandelion ile şair arkadaşlarına verilse de daha sonra bunun korkunç bir hata olduğu anlaşılmıştı. Akabinde ozanları kapı dışarı edip anahtarları Fareçuval’ın kız arkadaşı Freya’ya vermişlerdi. Dandelion ile şairler bütün gün mahzenin kapısında oturup Freya’yı aşk şarkılarıyla kandırmaya çalışmış ancak adalı kadın bu tür şeylere de en az alkole olduğu kadar dayanıklı çıkmıştı.

Avluda uyuklamakta olan Geralt, taş zemine çarpan toynakların sesiyle başını kaldırdı. Duvarların etrafında büyüyen çalıların arkasından ıslak tüyleri parlayan Kelpie çıktı, sırtında da Ciri vardı. Genç kız siyah deri kostümünü giymiş, Korath çöllerindeki yeraltı mezarlarında bulduğu meşhur kılıcı Gevir’i sırtına asmıştı.

Bir müddet sessizce birbirlerine baktılar, ardından genç kız bineğini mahmuzlayıp biraz daha yaklaştı. Kelpie başını eğip Witcher’ı dişlemeye kalktıysa da Ciri dizginlere sertçe asılıp onu geri çekti.

“Demek bugün,” dedi Witcher kız. “Bugün Geralt.”

“Bugün,” diye onayladı adam, duvara yaslanarak.

“Buna memnunum,” dedi Ciri, tereddütle. “Sanırım… Mutlu olacağınızdan emin değilim ama yine de memnunum…”

“Atından in Ciri. Konuşmamız gerek.”

Genç kız başını iki yana salladı, sonra da saçlarını bir kulağının arkasına attı. Geralt kızın yüzündeki geniş ve çirkin yara izini gördü; eski, korkunç günlerden kalma bir hatıra. Ciri bugünlerde saçlarını omuzlarına dek uzatıp onları yara izini saklayacak şekilde tarasa da bunu sıklıkla unutuyordu.

“Gidiyorum Geralt,” diye ilan etti kız. “Düğün yemeğinden hemen sonra.”

“Atından in Ciri.”

Genç kız eyerinden aşağı atlayıp adamın yanına oturdu. Geralt ona sarıldı, Ciri de başını onun omzuna dayadı.

“Gidiyorum,” diye tekrarladı.

Geralt hiçbir şey söylemedi. Kelimeler dilinin ucuna kadar gelse de hiçbiri gözüne münasip görünmedi. Ya da gerekli. Hiçbir şey söylemedi.

“Ne düşündüğünü biliyorum,” dedi kız yavaşça. “Kaçtığımı düşünüyorsun. Ve haklısın.”

Witcher sessizliğini korudu. Bunu biliyordu.

“Ne de olsa bunca yıl sonra evleniyorsunuz… Sen ve Yen. Mutluluğu ve huzuru hak ediyorsunuz. Bir evi. Ama bu beni korkutuyor Geralt. Bu yüzden… kaçıyorum.”

Witcher hâlâ sessizdi. Kendi kaçışlarını çok iyi hatırlıyordu.

“Şölenden hemen sonra gidiyorum,” diye tekrarladı Ciri. “Dört nala koşan bir atın üstünde gidip rüzgârı yeniden… yeniden yüzümde hissetmek istiyorum. Ufukta yıldızları görmek, geceleri Dandelion’ın şarkılarından birini ıslıkla çalmak istiyorum. Savaşmayı, kılıçla dans etmeyi, tehlikeye atılmayı, zaferin tadına varmayı özlüyorum. Ve yalnız kalmayı. Beni anlıyor musun?”

“Tabii ki,” dedi Geralt, hüzünlü bir tebessümle. “Tabii ki anlıyorum Ciri. Sen benim kızımsın, bir Witcher’sın. Yapman gerekeni yapmalısın. Ama sana bir şey söylemem gerek. Tek bir şey. Ne kadar denersen dene kaçamazsın.”

“Biliyorum,” diye yanıtladı kız, ona daha fazla sokularak. “Eğer beklersem, eğer yeterince sabredersem belki ileride ben de bunun kadar güzel bir gün yaşayabilirim diye umuyorum… Bunun kadar güzel… Şey olsam bile…”

“Ne Ciri?”

“Hiçbir zaman güzel bir kız olmadım. Ve bu yara izi…”

“Ciri,” diye kızın lafını böldü Geralt. “Sen dünyanın en güzel kızısın. Yen’den sonra elbette.”

“Ah Geralt…”

“Eğer bana inanmıyorsan Dandelion’a sor.”

“Ah Geralt…”

“Nereye—”

“Güneye,” diye lafını böldü kız, yüzünü kaçırmadan. “Savaş sona erse de oradaki topraklar hâlâ tütüyor, ıslah çalışmaları başlamak üzere, insanlar hayatta kalmak için savaşıyor. Korunmaya ihtiyaçları olacak. Orada işe yarayabilirim. Bir de Korath var tabii… ve Nilfgaard. Orada yarım kalmış bir işim var. Hem benim hem de Gevir’in.”

Ardından sessizleşti. Yüz ifadesi sertleşti, yeşil gözleri kısıldı ve dudakları nefretle çarpıldı. Hatırlıyorum, diye düşündü Geralt, hatırlıyorum. Rhys-Rhun Kalesi’nin merdivenlerinde el ele savaştıkları zaman da böyleydi. Geralt ile Ciri kandan kayganlaşmış basamakların üstünde duruyorlardı. Kurt ve Kedi, insanüstü bir hıza ve insanüstü bir zalimliğe sahip, köşeye sıkıştırılmış, bir duvarın dibinde kıstırılmış iki ölümcül makine. Evet… Ardından, dehşete kapılan Nilfgaardlılar ikilinin ışıltılar ve ıslıklar saçan kılıçlarının karşısında gerilemeye başlamıştı. Geralt ile Ciri de yavaş yavaş Rhys-Rhun Kalesi’nin kanla kaplı basamaklarından yavaşça aşağı inmeye koyulmuştu. Birbirlerine yaslanıp bir arada kalarak hareket ediyor ve attıkları her adımda parlak kılıçlarıyla ölüm saçıyorlardı. Soğuk, sakin bir Kurt ile çılgın bir Kedi. Kılıçların parıltısı, çığlıklar, kan, ölüm… Kızın yüzündeki ifade o zaman da aynen böyleydi… O zaman da…

Ciri saçını geriye attı ve şakaklarındaki sarı buklelerinin arasında kar beyazı teller göründü.

Saçı da o zaman beyazlamıştı.

“Orada yarım kalmış bir işim var,” diye fısıldadı kız, öfkeyle. “Mistle için. Mistle’ım için. Onun intikamını almış olsam da tek bir ölüm yetmez.”

Bonhart, diye düşündü Geralt. Ciri o adamı nefretinden öldürmüştü. Ah Ciri, Ciri. Bir uçurumun kıyısında duruyorsun kızım. Bin kişi öldürsen bile Mistle’ın intikamını alamazsın. Nefrete karşı tetikte ol Ciri; bu his insanı kanser gibi tüketir.

“Kendine dikkat et,” diye fısıldadı Witcher.

“Başkaları kendine dikkat etsin,” diye gülümsedi kız, uğursuzca. “Böylesi daha faydalı, daha mantıklı.”

Onu bir daha asla göremeyeceğim, diye düşündü Geralt. Bir daha asla.

“Göreceksin,” dedi kız beklenmedik bir şekilde ve bir Witcher’dan ziyade büyücülere özgü bir tebessüm etti. “Göreceksin Geralt.”

Ardından ondan uzaklaştı; bir erkek çocuğu gibi uzun ve zayıf, bir dansçı kadar çevikti. Bir sıçrayışta eyerine çıktı. “Deh Kelpie!!!”

Atın toynakları avluyu döverken nallarının altından kıvılcımlar çıktı. Kız uzaklaştıktan sonra bir duvarın arkasından omzunda lavtası, her iki elinde koca bir kupa birayla Dandelion çıktı.

“Al, bir şeyler iç,” dedi ozan, Geralt’ın yanına oturup. “İyi gelir.”

“Bilemiyorum. Yennefer beni uyardı, eğer azıcık bile alkol kokusu alırsa…”

“Biraz maydanoz çiğnersin. İç hadi kılıbık herif.”

Uzun bir süre boyunca sessizce oturup yavaşça biralarını yudumladılar. Dandelion içini çekti.

“Ciri gidiyor, değil mi?”

“Hm.”

“Ben de öyle düşünmüştüm. Dinle, Geralt…”

“Kapa çeneni Dandelion.”

“Peki, tamam.”

Tekrar sessizleştiler. Mutfaktan bolca ardıç sosuyla baharatlanmış, leziz bir geyik eti kokusu geliyordu.

“Bazı şeyler biter,” dedi Geralt güçlükle. “Bazı şeyler biter.”

“Hiç de bile,” diye karşı çıktı ozan tüm ciddiyetiyle. “Bazı şeyler başlar.”

IX

İkindi vakti ağlayarak geçti. Her şey bir güzellik iksiriyle başladı. Kadim Lisan’da “glamarye” olarak anılan, Feenglanc adındaki bu iksir (daha doğrusu merhem) son derece spesifik bir şekilde kullanılıyor ve çekiciliği muazzam derecede arttırıyordu. Triss Merigold düğün sahibelerinin ricası üzerine bu merhemden bol miktarda hazırlamış ve diğer kadınlar da kozmetik rötuşlara başlamıştı. Kapalı kapıların ardından glamarye’yi kullanmalarına izin verilmeyen Cirilla, Mona, Eithné ve Kashka’nın ağlamaları duyulabiliyordu. Bu onur sadece dryadların en büyüğü olan Morenn’e verilmişti. En gürültücüleri Kashka’ydı. Bir üst katta da Dainty Biberveldt’ın kızı Lily ağlıyordu çünkü görünüşe göre çoğu tılsım gibi glamarye de buçuklukların üstünde işe yaramıyordu. Bahçede de medyum ağlıyordu zira glamarye’nin insanı derhâl ayılttığından hiç haberi yoktu ve bunun sonucunda derin bir melankoliye girmişti. Muhtar Caldemeyn’in kızı Annika da kalenin batı kanadında ağlıyordu; glamarye’yi gözlerinin altına sürmesi gerektiğini bilmediğinden onu yemiş ve ishal olmuştu. Ciri ise kendi payına düşeni alıp Kelpie’ye sürmüştü.

Yennefer kendisi için diktikleri beyaz gelinliği reddedince rahibe Iola ve Eurneid de ağladı. Nenneke’nin arabuluculuk yapma çabaları bile işe yaramadı. Yennefer küfürler etti, etrafa uğursuzluk büyüleri ve tabaklar fırlattı ve tüm bu süre zarfında bağırarak beyazlar içindeyken kahrolasıca bir bakire gibi göründüğünü söyleyip durdu. Sonunda öfkelenen Nenneke de bağırmaya başladı ve büyücü kadına üç kahrolasıca bakireden daha beter davrandığını söyledi. Yennefer buna tavana bir şimşek topu fırlatıp kulenin çatısının yarısını havaya uçurarak karşılık verdi, üstelik çatının sağlam tarafını. O kadar büyük bir gürültü koptu ki Caldemeyn’in kızı şok geçirdi ve ishali kesildi.

Triss Merigold ile Witcher Eskel bir kez daha kol kola, gizlice kamelyaya girerken görüldü. Bu sefer sahiden de onlar olduğuna kimsenin şüphesi yoktu çünkü şekil değiştirici Tellico o sırada Dandelion, Dainty Biberveldt ve ejderha Villentretenmerth’le bira içmekle meşguldü.

Yapılan tüm aramalara rağmen adının Schuttenbach olduğunu söyleyen gnomu bulabilen olmadı.

X

“Yen…”

Büyücü kadın nefes kesici görünüyordu. Dalgalı, kara bukleleri altın bir taçla toplanmıştı ve omuzlarına parıltılı bir şelale hâlinde dökülüyorlardı. Kollarında siyah çizgileri olan, yüksek yakalı, uzun ve beyaz bir sırmalı ipek kumaş, üstünde sayılamayacak kadar çok pli ve mor kurdelesi bulunan bir korseyle bir araya toplanmıştı.

“Çiçekler, çiçekleri unutma,” diye onu uyardı baştan aşağı koyu maviler içindeki Triss Merigold ve beyaz güllerden yapılmış bir gelin buketini kadına uzattı. “Ah, Yen, çok mutluyum…”

“Triss, hayatım,” dedi Yennefer ansızın gözyaşlarına boğularak. Ardından iki kadın birbirlerine sarılıp kulaklarının ve elmas küpelerinin yanlarındaki havayı öptüler.

“Bu kadar tatlı söz yeter,” dedi Nenneke emrivaki bir ses tonuyla, kar beyazı başrahibe kıyafetinin arkasındaki plileri düzelterek. “Şapele gidiyoruz. Iola, Eurneid, gelinin eteğini tutun yoksa merdivenlerden inerken kendini öldürecek.”

Yennefer Geralt’a doğru ilerledi ve beyaz dantelli bir eldivenle Witcher’ın siyah pelerininin yakasını düzeltti. Geralt koluna girmesi için bir elini havaya kaldırdı.

“Geralt,” diye fısıldadı kadın kulağına. “Hâlâ inanamıyorum.”

“Yen,” diye cevap verdi adam fısıldayarak. “Seni seviyorum.”

XI

“Herwig hangi cehenneme gitti?”

“Hiçbir fikrim yok,” diye yanıtladı Dandelion, eflatun rengi kaşkorsesinin tokalarını parlatarak. “Peki Ciri nerede?”

“Bilmiyorum,” dedi Yennefer, kaşlarını çatıp burnunu çekerek. “Maydanoz kokun çok hoşmuş Dandelion. Vejetaryen mi oldun?”

Misafirler yavaş yavaş toplanıp geniş şapeli doldurmaya başlamıştı. Törene uygun bir biçimde kapkara giyinen Prens Agloval, parlak beyaz kıyafetleri içindeki Sh’eenaz’a eşlik ediyordu. Onların arkasından içeriye bejler, kahverengiler ve turuncular giyen buçukluk sürüsü; Yarpen Zigrin ile altın sarısı ışıltılar saçan Villentretenmerth; morlar içindeki Freixenet ve Dorregaray; hanedanlarının renklerini kuşanan kraliyet ulakları; yeşillere bürünmüş elfler ile dryadlar, son olarak da Dandelion’ın gökkuşağının her rengini taşıyan arkadaşları girdi.

“Loki’yi gören oldu mu?” diye sordu Fareçuval.

“Loki mi?” dedi yaklaşan Eskel, sülün tüyleriyle süslü beresinin altından onlara bakarak. “Herwig’le birlikte balık avlamaya gitti. Onları göldeki bir teknede gördüm. Ciri törenin başladığını haber vermek için peşlerinden gitti.”

“Bu ne zaman oldu?”

“Şey, bayağı oldu.”

“Veba alsın onları, geberesice balıkçılar!” diye küfretti Crach an Craite. “Oltaları bir kez vurmaya başladı mı bütün dünyayı unutuyorlar. Ragnar, git getir şunları!”

“Bekleyin,” dedi Braenn, derin dekoltesindeki karahindiba çiçeğini silkeleyerek. “Bize hızlı koştuğuna güvenebileceğimiz biri lazım. Mona! Kashka! Raenn’ess aen laeke, va!”

“Herwig’e güvenemeyeceğimizi size söylemiştim,” diye çıkıştı Nenneke. “Bütün ateistler gibi o da sorumsuz aptalın teki. Nikahı ona kıydırmak hanginizin fikriydi?”

“O bir kral,” dedi Geralt tereddütle. “Ya da eskiden öyleydi ama yine de bir kral…”

Kâhinlerden biri ansızın, “Çok yaşaaaa…” diye şarkı söylemeye başladı ama timsah güreşçisi adamın ensesine indirdiği bir tokatla onu hemen sakinleştirdi. Buçukluk grubu kendi aralarında gürültüyle konuşuyordu, biri küfür etti ve başka biri daha burnuna yumruk yedi. Gardenia Biberveldt, doppler Tellico yanlışlıkla elbisesinin eteğine basınca çığlık attı.

Medyum durup dururken ağlamaya başladı.

“Eğer biraz daha beklersek,” diye öfkeyle fısıldadı Yennefer, yüzünde sahte bir tebessümle çiçek buketini sıkıca kavrayarak, “iç kanama geçireceğim. Hadi başlasın artık. Bitirelim şu işi.”

“Kıpırdanıp durma Yen,” diye çıkıştı Triss, “yoksa dikişlerini patlatacaksın.”

“Gnom Schuttenbach nerede?” diye sordu ozanlardan biri.

“Hiçbir fikrimiz yok,” dedi dört fahişe aynı anda.

“O zaman biri onu bulsun tüm köpeklerin anası aşkına!” diye bağırdı Dandelion. “Çiçekleri getireceğine söz vermişti. Şimdi ne yapacağız? Ortada ne Schuttenbach var ne de çiçek. Böyle düğün mü olur?”

Şapelin girişinde bir mırıldanma yaşandı ve bir koşu göle gidip gelmeleri için gönderilen iki dryad çığlıklar atarak içeri girdi. Hemen arkalarında alnında büyük bir kesik olan, ıslak ve kir pas içindeki Loki vardı.

“Loki!” diye bağırdı Crach an Craite. “Ne oldu?”

“Anneeeeeeeee!” diye ağladı Kashka.

“Que’ss aen!” dedi Braenn, sarsılmış ve huzursuz olmuş bir şekilde kızlarına sarılarak Brokilon dryadlarının lisanına geçti. “Que’ss aen que suecc’ss feal, caer me?”

“Teknemiz devrildi…” dedi Loki nefes nefese. “Kıyının hemen yakınlarında… Korkunç bir canavar! Ona kürekle vurdum ama tahtayı çiğneyip yuttu… Küreğimi yuttu!”

“Kim? Ne?”

“Geralt!” diye bağırdı Braenn. “Geralt, Mona bunun bir cinarea olduğunu söylüyor!”

“Bir ilyocoris!” diye haykırdı Witcher. “Eskel, git kılıcımı getir!”

“Asam!” dedi Dorregaray. “Radcliffe, asam nerede?”

“Ciri!” dedi Loki, alnındaki kanı silerek. “Ciri onunla savaşıyor! Canavarla savaşıyor!”

“Siktir! Ciri’nin bir ilyocoris karşısında hiç şansı yok! Eskel! Bana bir at bul!”

“Bekle!” dedi Yennefer, tacını çekip yere atarak. “Seni teleport edeceğiz. Daha çabuk ulaşırsın! Dorregaray, Triss, Radcliffe! Ellimi tutun…”

Derken herkes sessizleşti, ardından yüksek sesle bağrışmaya başladılar. Kral Herwig ıslak ama sapasağlam bir şekilde şapelin kapısında belirmişti. Yanında ışıltılı ve tuhaf bir zır giyen, miğfersiz bir genç duruyordu. Onların hemen arkasından, elinde Gevir’le içeriye Ciri girdi; giysilerinden sular damlıyordu, her tarafı çamurla kaplanmış ve üstü başı darmadağın olmuştu. Yüzünde şakağından çenesine kadar inen bir kesik vardı. Gömleğinin kolu kopmuş, altından kanlar akıyordu.

“Ciri!!!”

“Onu öldürdüm,” dedi kız, zayıf bir sesle. “Kafasını yardım.”

Dengesini kaybedince Geralt, Eskel ve Dandelion onu yakalayıp ayakta durmasına yardımcı oldular. Ama Ciri kılıcını elinden bırakmadı.

“Yine…” diye inledi ozan. “Yine yüzünden yaralanmış… Neden bu kadar şanssız olmak zorunda ki…”

Yennefer tiz bir çığlık atıp yolunun üstünde duran ve tek eliyle Ciri’ye destek olmaya çalışan Jarre’yi bir kenara itti. Elbisesini mahveden çamurlu suya ve kan lekelerine aldırmadan parmaklarını genç kızın yüzüne koydu ve yüksek sesle büyülü sözler sarf etmeye başladı. Geralt’a bütün kale sallanıyormuş ve güneş bir saniyeliğine kararmış gibi geldi. Yennefer ellerini Ciri’nin yüzünden çektiğinde herkesten bir hayret nidası koptu. Çirkin yara etrafında birkaç küçük kan damlası olan, kırmızı renkli ve ince bir çizgiye dönüşmüştü. Ciri kendisine destek olan kollara tutunmaya devam etti.

“Harika,” dedi Dorregaray. “Çok ustaca bir iş.”

“Tebrikler Yen,” dedi Triss usulca. Nenneke ağlamaya başladı.

Yennefer gülümsedi, ardından gözleri yuvalarında döndü ve düşüp bayıldı. Geralt yumuşak bir ipek kurdele misali yere yığılmadan önce onu zar zor yakalayabildi.

XII

“Sakinleş Geralt,” dedi Nenneke. “Heyecanlanma. Birazdan geçer. Sınırlarını biraz fazla zorladı, o kadar. Sinirleri de yıprandı tabii… Ciri’yi ne kadar çok sevdiğini biliyorsun.”

“Biliyorum.” Geralt başını kaldırıp odanın kapısında duran, parlak zırhlı gence baktı. “Dinle evlat, şapele dön. Burada olanlar seni ilgilendirmez. Bu arada, sen kimsin sahi?”

“Adım… Adım Galahad,” diye cevap verdi genç şövalye. “O… o güzel ve cesur bakireye ne olduğunu sorabilir miyim?”

“Hangisine?” dedi Witcher, gülümseyerek. “Burada iki tane var. İkisi de güzel, ikisi de cesur ve bakire. Gerçi biri sadece şans eseri bakire. Hangisini kastediyorsun?”

Genç adam gözle görülür bir biçimde kızardı. “Genç olanı…” diye yanıtladı. “Hiç tereddüt etmeden Balıkçı Kral’a yardım etmeye koşan kızı.”

“Kime?”

“Herwig’i kastediyor,” diye araya girdi Nenneke. “İlyocoris, Herwig ile Loki’nin balık tuttuğu tekneye saldırmış. Ciri canavara saldırmış ve şans eseri yakınlarda bulunan bu genç de onun yardımına koşmuş.”

“Demek Ciri’ye yardım ettin,” dedi Witcher, genç şövalyeye daha dikkatli ve minnettar şekilde bakarak. “Adım ne demiştin? Unuttum.”

“Galahad. Burası Avalon mu? Balıkçı Kral’ın kalesi?”

Tam o sırada kapı açıldı ve beti benzi atmış hâldeki Yennefer, Triss Merigold’tan destek alarak dışarı çıktı.

“Yen!”

“Şapele gidiyoruz,” dedi büyücü kadın, kısık bir sesle. “Konuklar bekliyor.”

“Yen… Düğünü erteleyebiliriz…”

“Şeytanlarla savaşmam gerekse bile seninle evleneceğim! Ve bunu şimdi yapacağım!”

“Ya Ciri?”

“Ne olmuş Ciri’ye?” Genç kız, Yennefer’ın arkasından odadan çıktı; yüzünün sağlam tarafına glamarye sürmüştü. “Her şey yolunda Geralt. Sadece aptal bir sıyrıktı, hissetmedim bile.”

Galahad yüksek sesli tangırtılar eşliğinde bir dizinin üstüne çöktü.

“Zarif hanımım…”

Ciri’nin iri gözleri iyice büyüdü.

“Ciri, izin ver sizi tanıştırayım,” dedi Witcher. “Bu şövalye… ııı… Galahad. Aslında birbirinizi zaten tanıyorsunuz. Bu genç adam ilyocoris’le savaşırken sana yardım etmiş.”

Ciri kıpkırmızı oldu. Glamarye’nin işe koyulmasıyla birlikte kızarıklığı çok az belli oldu, yara iziyse neredeyse hiç görünmüyordu.

“Hanımım,” diye mırıldandı Galahad. “Benden lütfunuzu esirgemeyin. İzin verin yanınızda kalayım güzeller güzeli hanım. Arzum… Arzum…”

“Anladığım kadarıyla şövalyen olmayı arzuluyor Ciri,” dedi Triss Merigold.

Hâlâ sessizliğini koruyan genç kız ellerini arkasında kavuşturup müteşekkir bir şekilde eğildi.

“Konuklar bekliyor,” diye araya girdi Yennefer. “Galahad, gördüğüm kadarıyla sadece bir savaşçı değil, aynı zamanda da kibar bir delikanlısın. O canavara karşı… kızımla birlikte savaştın, o yüzden düğünde ona eşlik edebilirsin. Ciri, git elbiselerini değiştir. Geralt, saçını tara ve gömleğini pantolonunun içinde sok çünkü dışarı çıkmış. On dakika içinde hepinizi şapelde görmek istiyorum!”

XIII

Düğün muhteşemdi. Kadınlar ve genç kızlar koro hâlinde ağladılar. Seremoniyi eski bir kral olsa da hâlâ bir kral olan Herwig yönetti. Vesemir ile Nenneke nişanlı çiftin annesi ve babası rolünü üstlendi, Triss Merigold ile Eskel de şahitleri oldu. Ciri’ye Galahad eşlik ediyor, genç kız bir şakayık gibi kızarıyordu.

Kılıcı olanlar onları çekip havada çaprazlama birleştirerek bir geçit oluşturdular. Dandelion’ın arkadaşları lavtalarını ve kemanlarını çalıp bu düğün için özel olarak besteledikleri bir şarkı söylediler. Freixenet’in kızıl saçlı kızları ve sesinin güzelliğiyle dört bir yanda nam salan denizkızı Sh’eenaz da nakaratlarda onlara yardım etti. Dandelion bir konuşma yapıp yeni evlilere bol bol mutluluk, iyi şans ve çok başarılı bir gerdek gecesi diledi ve Yennefer onu ayak bileğine attığı bir tekmeyle ödüllendirdi.

Ardından hep birlikte taht odasına geçip masanın etrafını kuşattılar. En başa elleri hâlâ evlilik kuşağıyla bağlı olan Yennefer ile Geralt oturdu. Etrafa gülücükler saçarak kendilerine kaldırılan kâdehlere ve iyi dileklere karşılık verdiler.

Evvelsi gece kurtlarını döken konuklar bu sefer oldukça saygılı ve disiplinli bir şekilde eğleniyorlardı ve takdire değecek kadar uzun bir süre boyunca kimse sarhoş olmadı. Beklenmedik bir biçimde içkiyi fazla kaçıran ve Ciri’nin Galahad’ın tatlı bakışları altında kızardığını görmeye dayanamayan Tek Elli Jarre dışında… Kaybolan kimse de olmadı. Tabii Kashka hariç, ki onu da çok geçmeden bir köpekle birlikte masanın altında uyurken buldular.

Rozrog’un hayaletleri geçen gece yeterince çekmiş olacak ki hiç ortalıkta görünmediler. Tek istisnası Agloval, Fareçuval ve Freixenet’in arkasında birdenbire beliren, üzerinde kefen parçaları bulunan bir iskeletti. Lâkin prens, baron ve şaman siyaset konuşmaya öylesine dalmışlardı ki onu fark etmediler bile. İskelet bu ilgisizlik karşısında büyük hayal kırıklığına uğradı, masanın etrafından dolaştı ve Triss Merigold’a dişlerini takırdattı. Samimi bir şekilde Eskel’in koluna girmiş olan büyücü kadın zarif elini şöyle bir kaldırıp parmaklarını şıklattı. Kemiklerin icabına köpekler baktı.

“Yüce Melitele sizi merhameti ve bereketiyle kutsasın sevgili dostlarım.” Nenneke, Yennefer’ı öpüp bardağını Geralt’ın kâdehiyle tokuşturdu. “Ama çok beklediniz. Neyse, artık evlisiniz. Sizin adınıza çok mutluyum. Umarım Ciri de sizi örnek alır. Ve umarım birini bulursa sizin kadar beklemez.”

“Bana öyle geliyor ki,” dedi Geralt, bir elini gözlerini genç kızdan alamayan Galahad’a doğru sallayarak, “birini buldu bile.”

“Şu tuhaf tipten mi söz ediyorsun?” diye sordu başrahibe, şaşkınca. “Ah, hayır. Ondan bir şey olmaz. Delikanlıya yakından baktın mı? Hayır mı? Eh, neler yaptığına bir bak o zaman. Görünüşte Ciri’ye kur yapıyor ama aynı zamanda sürekli masadaki kâdehleri yoklayıp onları inceliyor. Bunun normal bir davranış olmadığını kabul etmelisin. O kızın neden ona bir tabloya bakarmış gibi baktığını anlayamıyorum. Öte yandan Jarre farklı. O mantıklı, kibar…”

“Senin mantıklı ve kibar Jarren az önce masanın altına yuvarlandı,” diye kadının sözünü kesti Yennefer. “Şimdilik bu kadar yeter. Ciri bize doğru geliyor.”

Sarışın kız, Herwig’in boşlattığı sandalyeye oturup Yennefer’a sokuldu.

“Gidiyorum,” dedi usulca.

“Biliyorum kızım.”

“Galahad… O da benimle geliyor. Neden bilmiyorum. Ama ona engel olamam, değil mi?”

“Tabii ki hayır. Geralt!” Yennefer’ın sıcak bir ışıkla parlayan, mor renkli gözleri kocasına odaklandı. “Gidip masayı dolaş ve konuklarla sohbet et. Bir şeyler içmene de müsaade ediyorum. Tek kâdeh. Küçük bir tane. Kızımla kadın kadına konuşmak istiyorum.”

Geralt içini çekti.

Parti giderek daha neşeli hâle geliyordu. Dandelion’ın arkadaşları Caldemeyn’in kızı Annika’nın kıpkırmızı kesilmesine neden olan bir şarkı tutturmuştu. Çakırkeyif vaziyetteki Villentretenmerth kendisinden daha sarhoş vaziyetteki doppler Tellico’ya sarılmış, Prens Agloval’ın şekline girip o gece güzeller güzeli Sh’eenaz’la yatmanın pek de arkadaşça bir fikir olmadığı konusunda onu ikna etmeye çalışıyordu.

Freixenet’in kızıl saçlı kızları kraliyet ulaklarını memnun etmek için can atıyor, kraliyet ulakları da dryadları etkilemek için ellerinden geleni yapıyordu, bu da ortaya sirk gösterisini andıran bir görüntü çıkarıyordu. Kanca burnuyla etrafı koklayan Yarpen Zigrin, Chireadan’a küçükken bir elf olmak istediğini açıklıyordu. Fareçuval bağırarak hükümetin düşeceğini iddia etti, Agloval ise ona karşı çıktı. Hiç kimse hangi hükümetten bahsettiklerini bilmiyordu. Herwig, Gardenia Biberveldt’a at yelesinden yapılmış bir misinayla yakaladığı büyük bir sazandan söz ediyordu, dişi buçukluksa dalgınca kafa sallıyor ve arada sırada kocasına çok içmemesini tembihliyordu.

Kâhinler ile timsah güreşçisi koridorlarda koşturup boş yere gnom Schuttenbach’ı arıyordu. Zayıf erkeklerden açıkça tiksinen Freya, medyumla karşılıklı içiyor ve her ikisi de iffetli ve ciddi sessizliklerini koruyordu.

Geralt masanın etrafında dolaşıp konuklarla kâdeh tokuşturdu ve dostça sırt sıvazlamalara ve yanaklarına kondurulan arkadaşça öpücüklere göğüs gerdi. Sonunda Galahad’ın Dandelion’la baş başa oturduğu bir yere yaklaştı. Bakışlarını ozanın kâdehine dikmiş olan genç şövalye bir şeyler mırıldandı ve Dandelion gözlerini kısıp onu ilgiyle dinledi. Geralt tam yanlarına gelince durdu.

“…sonra gemiye bindim,” diyordu Galahad, “ve sislere doğru yelken açtım. Ama itiraf etmeliyim ki kalbim korkuyla doluydu Üstat Dandelion… Arada sırada ümidimi kaybettiğimi de itiraf etmem gerek. Sonumun geldiğini, o aşılmaz sislerin arasında öleceğimi sandım… Derken güneş çıktı, suyun üstünde… altın gibi parladı ve… ve sonra ansızın önümde Avalon’u gördüm. Burası Avalon, değil mi?”

“Alakası yok,” diye itiraz etti Dandelion, kâdehlerini doldurarak. “Burası Schwemmland. Batakdiyar olarak tercüme edilebilir. İç bakalım Galahad.”

“Peki bu kale… Burası Montsalvat olmalı, ha?”

“Kesinlikle hayır. Burası Rozrog. Montsalvat denen şu yeri daha önce hiç duymadım evlat. Ve eğer ben duymadıysam öyle bir yer yok demektir. Yeni evlilerin şerefine evlat!”

“Şerefe Üstat Dandelion. Ama o kral… Balıkçı Kral değil mi o?”

“Herwig mi? Ah, balık tutmayı çok sever, bu doğru. Daha önceleri avlanmayı tercih ederdi fakat Orth Savaşı’nda bacağından yaralandı ve at süremez oldu. Ama kimse ona Balıkçı Kral demez Galahad. Birincisi, kulağa aptalca geliyor. İkincisi, Herwig buna alınabilir.”

Galahad uzun bir süre boyunca hiçbir şey söylemeden yarısı boşalmış kâdehiyle oynadı. Ardından derin bir iç çekip etrafına bakındı.

“Haklıydılar,” diye fısıldadı. “Tüm bunlar sadece bir efsaneden ibaret. Bir peri masalından. Bir hayalden. Kısacası hepsi bir yalan. Avalon yerine sıradan bir bataklık diyarına geldim. Hiç ümit yok.”

“Hadi, hadi,” dedi ozan, delikanlının böğrünü sıvazlayarak. “Kedere kapılma evlat. Neden bu kadar melankoliksin? Bir düğündesin; eğlen, iç, şarkı söyle. Hâlâ gençsin ve önünde koskoca bir hayat var”

“Hayat,” diye tekrarladı şövalye düşünceli bir şekilde. “Nasıldı şu söz Üstat Dandelion? Bazı şeyler başlar, bazı şeyler biter mi?”

Dandelion ona kısa, sorgulayıcı bir bakış attı. “Hayır, bilmiyorum,” diye yanıtladı sonunda. “Ve eğer ben bilmiyorsam kimse bilmiyor demektir. Sonuç olarak hiçbir şey bitmez ve hiçbir şey başlamaz.”

“Anlamıyorum.”

“Anlamak zorunda da değilsin.”

Galahad kaşlarını çatıp tekrar düşüncelere daldı.

“Ya Kutsal Kâse?” diye sordu sonunda. “Kâse’ye ne oldu?”

“Ne Kâsesi?”

“Bizim aradığımız bir şey bu,” diye açıkladı Galahad, hüzünlü gözlerini ozana dikerek. “En önemli şey. O olmadan hayatın bir anlamı olmaz. O olmadan eksik ve kusurlu kalırız.”

Ozan dudaklarını birbirine bastırıp genç şövalyeye o meşhur bakışını attı; bilgece bir bakışın neşeli bir dürüstlükle karışımıydı bu.

“Seni ahmak,” dedi, “bütün gece senin şu Kâse’nin yanında oturuyordun.”

XIV

Gece yarısı civarı, konuklar kendi kendilerine eğlenebilecek kıvama gelip Geralt ile Yennefer şölenden ayrıldığında, tam da göz göze bakıştıkları bir anda kalenin kapısı açıldı ve salona çoğunlukla Loot-Pat olarak bilinen ünlü haydut Vissing girdi. Yaklaşık iki metre boyunda, beline kadar inen sakalları olan bir adamdı; burnu da hem turp renginde hem de turp şeklindeydi. Omuzlarından birine meşhur sopası Kürdan’ı dayamış, diğerineyse kocaman bir çuval asmıştı.

Geralt ile Yennefer onu çok uzun zamandır tanıyordu. Ancak onu davet etmek ikisinin de aklına gelmemişti. Dandelion’ın işi olduğu açıktı.

“Hoş geldin Vissing,” dedi büyücü kadın, gülümseyerek. “Bizi hatırlaman ne hoş. Geç otur!”

Kürdan’a yaslanan haydut kibarca eğildi.

“Bir yastıkta kocayın ve bir sürü çocuğunuz olsun,” dedi yüksek sesle. “Sizin için dileğim budur dostlar. Yüz yıl boyunca mutlu olun… Ama ne diyorum ben, iki yüzyıl boyunca mutlu olsun, iki yüzyıl! Ah, senin adına çok sevindim Geralt. Sizin adınıza da Leydi Yennefer. Evleneceğinizi hep biliyordum. Her zaman tartışıp şey gibi kavga etseniz de. Nasıl desem… köpek gibi. Ah, kahretsin, ne diyorum ben…”

“Hoş geldin Vissing, hoş geldin,” dedi Witcher, bulabildiği en büyük kâdehe şarap doldurup. “Sağlığımıza iç. Nereden geliyorsun? Hapse atıldığına dair bazı dedikodular duymuştum.”

“Beni serbest bıraktılar,” dedi Loot-Pat, içkisinden koca bir yudum alıp iç çekerek. “Beni şey karşılığında serbest bıraktılar. Ne diyorlardı ona, kahretsin… kefalet. İşte bu da size hediyem dostlarım. Alın bakalım.”

“Nedir bu?” diye homurdandı Witcher, içinde bir şey kıpırdanan koca çuvala bakarak.

“Onu buraya gelirken yakaladım,” dedi Loot-Pat. “Çiçek tarhında, şu çıplak kadın heykelinin durduğu yerde buldum. Biliyorsunuz işte, güvercinlerin sıçtığı heykel…”

“İçinde ne var?”

“Ah, sadece, nasıl desem, küçük bir şeytan. Onu size hediye etmek için yakaladım. Burada bir hayvanat bahçeniz var mı? Yok mu? Eh, onu doldurup salona da asabilirsiniz, böylece konuklar ona hayran hayran bakar. Ama size söylüyorum, kendisi tam bir yalancı. İsminin Schuttenbach olduğunu söyleyip duruyor.”

– SON –

© Andrzej Sapkowski 1993
©
Kayıp Rıhtım 2019

çeviri
M. İHSAN TATARİ

düzelti
NUR BİLGE KUL

Editör
Yirmi yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest yazar olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Witcher: Bazı Şeyler Biter, Bazı Şeyler Başlar | Kısım 2 için 4 yorum

  1. Elzem dedi ki:

    Elinize sağlık çok keyifle okuduk.Yennefer ile Witcher ın arasından geçen diyologlar gerçekten güzel oluyor :slight_smile:


  2. mit dedi ki:

    Teşekkürler :slight_smile: Benim de hem okumaktan hem de çevirmekten keyif aldığım bir hikâye oldu. Dandelion ve diğerlerinin düğünden önceki gece yaşadıklarına da iyi güldüm doğrusu :slight_smile:


  3. Nemo dedi ki:

    Devamı da harika! Witcher sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir öykü. Sonuysa komediydi. :smiley:

    Rozrog’un hayaletleri geçen gece yeterince çekmiş olacak ki hiç ortalıkta görünmediler. Tek istisnası Agloval, Fareçuval ve Freixenet’in arkasında birdenbire beliren, üzerinde kefen parçaları bulunan bir iskeletti. Lâkin prens, baron ve şaman siyaset konuşmaya öylesine dalmışlardı ki onu fark etmediler bile. İskelet bu ilgisizlik karşısında büyük hayal kırıklığına uğradı, masanın etrafından dolaştı ve Triss Merigold’a dişlerini takırdattı. Samimi bir şekilde Eskel’in koluna girmiş olan büyücü kadın zarif elini şöyle bir kaldırıp parmaklarını şıklattı. Kemiklerin icabına köpekler baktı.

    Bu da iyi güldürdü. İyi çeviriyle birlikte aktı gitti valla. Okuması çok keyifliydi. Tekrar teşekkürler.

    Ayrıca Vesemir çok geri planda kalmış ya… Unutmuş sanki Sapkowski, sadece bir yerde koymuş hatırlayıp.


  4. mit dedi ki:

    Vesemir’in daha fazla görünmesini isterdim ben de. Ama sadece katıldığından bahsetmiş ne yazık ki. Halbuki arada ondan da bahsetse daha güzel olurdu.

    Ben teşekkür ederim okuyup yorumladığın için :slight_smile:


Witcher: Bazı Şeyler Biter, Bazı Şeyler Başlar | Kısım 2

Witcher Geralt ile Yennefer’ın düğününü konu alan çeviri öykümüzün ikinci ve son bölümü yayında.

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya
Fantastik Dünyaların Fantastik Dilleri

Bilimkurgu ve fantastik evrenler o kadar gelişti ki artık kendi dillerine sahipler. Biz de bu...

Kapat