Yakın ve Uzak Karnavallar | Ray Bradbury

Edebiyatın değerli isimlerinden Ray Bradbury'nin harika eseri "Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana"nın arka planını ve yazarlığa başlama öyküsünü merak ediyor musunuz? O zaman buyurun 1998 yılında kaleme aldığı bu harika yazıya!

Fikirlerin nereden geldikleri ve nihayetinde bize nasıl ulaştıkları bir yazı hayatı içindeki en büyük gizemdir.

Sanırım Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana’yı çocukluktan yola çıkmış ve uzun bir yolculuktan sonra orta yaşlarımda bana ulaşmış bir karnaval şeklinde tanımlardınız.

Dört yaşımdayken, annemin beni isterik bir tur yaşadığım bir atlıkarıncaya sürüklemesiyle pekâlâ başlamış olabilir. Çünkü org çalmaya ve atlar dörtnala bir koşuya henüz başlamıştı ki, küçük Ray de haykırmaya başladı. Çığlıklarım, cani atlıkarınca çalıştırıcısı atları durdurup, bizi serbest bırakıncaya kadar sürdü.

Bundan kısa bir süre sonra Lon Chaney’nin, başında tekerlekli bir patenle, yüksek bir telden aşağı kaydığını, düştüğünü ve güzel bir genç dansçının, Loretta Young’un kollarında öldüğünü gördüm. O film –Laugh, Clown, Laugh (Gül, Palyaço, Gül)- bana bir palyaçonun maskesinin ardında neler yaşandığını öğretti.

Bunu Charlie Chaplin’in The Circus’u (Sirk) izledi, ama koşup ona katılmak istemedim; sadece çadırların ardındaki tuhaf yaşama dair merakım daha da arttı.

Aynı yıllarda, Lon Chaney He Who Gets Slapped’i (Cezalandırılan Adam) filme çekti ve nişanlısının âşığını mideye indirmeleri için birkaç aslanı bir eve saldı.

Karnavalım bu olaylar ve filmlerle yola koyulmuştu bile.

Karnavalın en büyük sarsıntısını yaşadığı gün, yani Bay Elektriko 1932 yılının İşçi Bayramı hafta sonunda “infaz edilmek” üzere elektrikli sandalyesine oturduğunda ve tüylerim diken diken olup burun deliklerimden kıvılcımlar fırlayana dek kızgın kılıcını omuzlarıma değdirip, “Sonsuza kadar yaşa!” diye bağırdığında, ben on iki yaşımdaydım. Ertesi gün, bunun nasıl yapılacağını öğrenmek için karnaval yerine koştum. Bay Elektriko beni sahnenin arkasındaki bütün ucubelerle tanıştırdı, içlerinde Hipopotam Kadın, İskelet Adam ve Resimli Adam da vardı. Sahilde oturduk ve benim karşı konulmaz geleceğim hakkındaki muazzam fikirlerimi dinledi.

Benzinim bittiğinde, Bay Elektriko, “Daha önce tanışmıştık,” dedi. “Yo, hayır, efendim,” dedim ben, “bu sizinle ilk konuşmam.” “Hayır, hayır,” dedi o, “sen Ekim 1918’de Paris’in dışındaki Ardenler Ormanı çatışmasında en iyi dostumdun, vuruldun ve kollarımda öldün. İşte şimdi buradasın, yeni bir yüz, yeni bir isimle, ama gözlerinden gelen ışık, kaybettiğim dostumun ruhu. Dünyaya hoş geldin.”

Aklım karışmış bir halde karnavalda dolaştım ve orgun “Güzel Ohio”yu hırıldamasını dinleyerek atlıkarıncanın koşuşan atlarının yanında durup ağladım. Elektrik ateşiyle birlikte hayret verici bir şeyin beni çarpmış olduğunu ve sonsuza dek değiştirdiğini biliyordum.

Sekiz hafta içinde yazmaya başladım. O günden itibaren, altmış beş yıl boyunca, her gün yazdım.

O yüzden, sanırım Gene Kelly beni ve eşim Maggie’yi müzikal filmi Invitation to Dance’in (Dansa Davet) bir gösterimine davet ettiğinde, filmdeki karnaval sahnesinin son bir sarsıntı yaşatmasının çok doğal olduğunu kabul edeceksinizdir.

Filmden çıkıp eve doğru yürürken, kendimi çok geçmişte kalan 1932’nin o eylül gününde atlıkarıncanın yanındaki o çocuk gibi hissederek şöyle dedim:

“Gene Kelly’ye bir senaryo yazmak için sağ kolumu verdim.”

“Eh, dosyalarını bir karıştırıver,” dedi Maggie. “Orası tuhaf kokulu bir sürü palyaço ve sadece gecenin üçünde canlanan sirklerle dolu.”

Haklıydı. İlk kitabımda “Dark Carnival” (Karanlık Karnaval) adıyla kullanmayı düşündüğüm “The Black Ferris” (Kara Dönme Dolap) isimli öyküyü buldum. Öyküyü hiç bitirmemiştim ve Dark Carnival kitabı başlıktaki fantezisi eksik olarak yayımlanmıştı.

Bu yüzden, o basılmamış öyküye dayalı seksen sayfalık bir senaryo yazdım ve benim uzaklardan yola çıkmış, gece yarısından çok sonra varan karnavalım gerçekten geldi.

Kelly senaryoya bayıldı, onu yönetmek ve yapımcılığını üstlenmek istedi, ama para bulamadı ve karnavalımı bana geri verdi. Senaryo tedavisi ölünce, roman canlandı. Kara treni yola çıkarmak için beş yıl harcadım; adı artık Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana olan roman 1962’de yayımlandı. Sonra yeniden bir dizi senaryoya dönüştü ve 1983’te bir Walt Disney filmi olarak son halini aldı.

İşte atlıkarıncadan atlıkarıncaya, sirkten karnavala yapılan uzun yolculuğu ve Walt Disney’in de paylaştığı, ucubeler çadırının bezinin ardındaki Danimarka’da kötü bir şeyler bulunduğu konusundaki şüphemi öğrendiniz. Dinse, Disneyland’i parlak bir panzehir olarak yarattı. Yeni bir dünya yaptı. Ben, merkezinde iyi huylu bir Hıristiyan mistiğinden Cooger ve Dark’ın Curcuna Gölge Gösterisi’nin kuşku götürmez şekilde kötü olan Cooger’ına dönüştürülmüş Bay Elektriko bulunan bir roman bitirdim.

Eğer Bay Eelektriko uzun bir zaman önce bu romanı okuduysa, umarım onu tersyüz ve baş aşağı ettiğim, ayın yükseldiği zamanlardan sonsuz bir geceye çevirdiğim için beni bağışlamıştır.

Bir parçam hâlâ dört yaşındayken bindiğim o korkunç atlıkarıncanın üzerinde. Görünüşe göre ondan inmenin bir yolunu asla bulamamışım.

Ray Bradbury

Los Angeles, Aralık 1998.

Çeviri: Ayşe Gorbon
Not: Bu metin, İthaki Yayınları’nın Karanlık Kitaplık kapsamında yayımlanan “Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana” kitabından, yayımcısının izni dâhilinde alınmıştır.


*FBI’ın Ray Bradbury İçin Açtığı Soruşturma Dosyası Gün Yüzüne Çıktı

*Ray Bradbury Anısına: Öteki Dünyaya Yolculuk

*Bradbury Okumak

  • 26
    Shares




Yakın ve Uzak Karnavallar | Ray Bradbury

Edebiyatın değerli isimlerinden Ray Bradbury’nin harika eseri “Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana”nın arka planını ve yazarlığa başlama öyküsünü merak ediyor musunuz? O zaman buyurun 1998 yılında kaleme aldığı bu harika yazıya!

  • 26
    Shares

 

 

Başa dönün