in ,

Ruh Fotoğrafçısı – Bünyamin Tan | “Bir Fotoğraf, Çoğu Zaman Güzel Bir Hatıranın Yitik Eşyasıdır”

Bünyamin Tan, paranormal olaylar ve mitolojiden ilham alan Ruh Fotoğrafçısı adlı öykü kitabının ortaya çıkış macerasını anlatıyor.

Ruh Fotoğrafçısı - Bünyamin Tan

Bünyamin Tan, geçen şubat ayında Porsuk Kültür Yayıncılık tarafından yayımlanan Ruh Fotoğrafçısı adlı öykü kitabının ortaya çıkış serüvenini Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

* * *

Hayatın tek bir anını kareleyen bir fotoğraf, çoğu zaman güzel bir hatıranın yitik eşyasıdır ve eski fotoğraf albümlerinde unutulmuşlar köşesine atılarak öylece bekler. Fakat onların bizden, ruhumuzdan bir parça taşıdıkları kimsenin aklına gelmez. Sevinçlerimizi, mutluluklarımızı, üzüntülerimizi, kederlerimizi, elemlerimizi, hırslarımızı, aşklarımızı ve bize ait olan nice duyguyu içine hapseden bu zararsız kâğıt parçaları sanıldığı kadar masum mudur? Peki ya korkularımızı da içine hapsediyorsa? Sonra da bu korkularımızın maddesel forma dönüşmesi için bir kapı aralıyorlarsa? Eskiler, ölen insanların fotoğraflarını kaldırırken hangi sırra vakıftılar? Onları korkutan şey neydi?

Ruh Fotoğrafçısı: Paranormal Araştırmalar ve Mitolojik Okumaların Ürünü

Ruh Fotoğrafçısı, bu soruların cevaplarını arayan bir öyküyle başlar. Düşünce fotoğrafçılığına meraklı bir üniversite hocasının yaptığı deneylerle başlar. “Sizce fotoğraf nedir?” sorusunun korkunç olayların katalizörü olabileceğini aklının ucundan dahi geçirmemiştir. İnsan ruhunun enerjisini içine hapseden bu kâğıttan kapıların ruhlar âleminde saklanmış habis ruhların dünyasına açıldığını kim düşünebilirdi ki?

Ruh Fotoğrafçısı, Hayalet Resimli Mecmua’da yayımlandı ilkin. Yazarının hayal dünyasına açılan bir kapıydı aslında. Biraz paranormal araştırmalar, biraz mitolojik okumalar ve biraz da hayal gücüyle yoğrulan öykülerin kurgularını bir projeksiyon gibi kare kare satırlara yansıtan bir öyküydü. Hem Türk hem de dünya inanışlarında ve anlatılarında yer alan varlıkları ve ruhani kavramları sentezleyen bir komplike öykü kitabının ön sözü mahiyetindeydi. Bu sebeple kitabın adı ve ilk öyküsü Ruh Fotoğrafçısı oldu.

Kitap, geçen şubat ayında Porsuk Kültür Yayıncılık’tan çıktı. 89 sayfa hacmiyle mütevazı bir eser olsa da ihtiva ettiği öyküleriyle ve yoğun anlatımıyla korku severleri oldukça tatmin edecek, aynı zamanda edebi dil açısından da sıradan olmayan anlatımıyla okurların dimağında kalacak olan bir eser ortaya çıktı diyebilirim.

Kitapta yedi öykü yer alıyor: Ruh Fotoğrafçısı, Yer Altından Gelen, Tiki, Şubat Karısı, Tulpa, Orman Yolunda ve Terk Edilmiş Evde Bir Gece.

Esrarengiz Anlatılar

Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu olarak halk edebiyatı ve halk bilimi derslerinde öğrendiğimiz konularla birlikte şahsi okumalarım neticesinde öğrendiğim ilginç anlatıları öyküleştirme fikri uzun yıllar zihnimi meşgul etmişti. Uzun zaman Eski Türk Edebiyatı dalında akademik çalışmalar yürütmüş olmam nedeniyle biraz gecikti bu fikrimi hayata geçirmek. Fakat sonunda bu arzum galebe gelip kendimi tamamen bu işe vakfettim. Bunda küçük yaştan itibaren esrarengiz anlatılara duyduğum merakın da büyük bir etkisi olduğunu söylemem gerekir.

Doksanlı yıllarda bir ilkokul öğrencisi olarak Ergun Candan’ın Sınır Ötesi programlarını izlemiş ve çevresinde memorat anlatan nice büyük insan olan bir birey olarak bu arzumun ve ilgimin kaynağını biraz da yaratılışımda aramak gerekir zannımca. Bilinmeyene ve görünenin ardındakine olan merakımın beni bir gün korku öyküleri yazan birine dönüştüreceğini ise hayal etmezdim.

Ve evet, artık biraz da kitaptan bahsetmem gerek. Kitaba adını veren ilk öyküme ilham olan okumalarımı düşünce fotoğrafçılığı üzerine yaptığım okumalar sırasında karar vermiştim. Dr. Julie Julia Eisenberg’in yaptığı düşünce fotoğrafları deneylerini anlatan makaleleri okurken nöronlarımda dolaşan bir fikir, bilincimi ele geçirerek bu öykünün kurgusunu fotoğraf kareleri hâlinde nakşetti beynime.

Yer Altından Gelen öykümün yazım macerası ise bir başka… Dune serisindeki kum solucanlarına övgüler düzen okuyuculara ve Tromers serisini heyecanla izleyen sinemaseverlere aslında o yeraltı varlıklarının Moğol ölüm solucanı olduklarını ve Yakutların onlara aan arbatıılar adını verdiklerini anlatmaktı niyetim. Pragmatist bir yaklaşım veya güdümlü bir edebiyat peşinde değilim, sadece kültürel ödünçlemenin ne olduğunu ve ne kadar zengin bir anlatı dünyasına sahip olduğumuzu göstermekti niyetim.

Ruh Fotoğrafçısı - Bünyamin Tan

Şamaik Ögeler

İşte bu niyetle yazdığım Tiki adlı öyküm de Türk anlatı geleneğinin bir başka zenginliğidir. Ölümün sesi demek olan ve Dîvânu Lugâti’t-Türk’te de bahsi geçen tiki kavramını Türk tamgaları ve kurgan mezar geleneğiyle harmanlayarak özgün bir öykü sunmak istedim okuyucuya. Tabii tamgalardan bahsetmişken öykümde rahmetli Servet Somuncuoğlu’na da göz kırpmasam olmazdı. Şamanik ögelerle süslü bu korku öykümün de sevilerek okunacağından eminim.

Şubat Karısı adlı öyküm ise biraz bizden biraz da aynı coğrafyayı paylaştığımız Yunan kültüründen izler taşıyor. Soğuk kış günlerinin korkunç bir figürü olan şubat karısının kar tanrıçası Khione ile güçlerini birleştirip bir şehrin başına musallat olduğu öykümün şu sıralar İstanbul’u esir alan kar yağışının konseptine uygun düştüğünü düşünürsek okurların içini üşütecek denli ürpertici bir kurgusu olduğunu söylemem gerek.

Tulpa ise Hint inanışlarının Türk kültüründeki ejderha kültüyle harmanlandığı bir öykü oldu. 1951 yılında Fransa’da yaşanan lanetli ekmek olayından mülhem olarak çavdarmahmuzuyla yoğrulmuş ekmeklerin bir köyün başına açtığı işleri okurken insan zihninin ne kadar güçlü olduğunu ve bunu maddesel forma dönüştürerek nasıl kendi sonunu hazırlayabileceğini okuyacaksınız. Bu öyküyü okuduktan sonra bir şeyler düşünürken daha itinalı olmanız gerektiğini anlayacağınızdan eminim. Çünkü düşünceler nöronlarımızdaki elektrik akımlarından çok daha fazlası…

Orman Yolunda öyküm ise klasik korkulu bir yol öyküsü gibi görünse de ormanlarda yaşadığına ve erkekleri baştan çıkarıp onlara sahip olduktan sonra ortalıktan yok olmalarına sebep olan kadın görünümüne bürünen ruhani varlıklardan bahsediyor. Hemen her kültürde ormanlar gizemlidir ve erkekler, oralarda kendilerini baştan çıkaran dişilerin siluetlerine bürünen kötücül varlıklara karşı korumasızdır. Erkek egemen dünyanın anlatılarında kadının süreğen laneti, erkekten aldığı bir intikamdır aslında. Ve bu öykü de bir bakıma kendisini ötekileştiren erkekle mücadele etmek isteyen kadının bilinçaltının sürrealist bir yansımasıdır.

Terk Edilmiş Evde Bir Gece, tesadüfen haphephobia hastalığıyla ilgili bir makaleye denk gelip okumaya başlamamla yazıldı. Dokunma fobisi olan bu hastalığa sebep olan faktörlerin neler olduğunu okurken fobileri tetikleyen travmaları araştırmaya başladığımda bu dünyaya ait olmayan ve maddeyle ruh arasındaki sınırı geçen bir sebep fikri çekici geldi. Bu fikir, daha sonra bir lise öğrencisinin başından geçen trajik ve korkunç bir öyküye evirildi.

Hz. Ali der ki: “Söz ağızdan çıkana kadar o senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisin.” Ruh Fotoğrafçısı, artık kalemimden çıktığına göre ben onun esiriyim. Ve sıra okuyanların uykularını, huzurlarını, gecelerini ve kâbuslarını esir almaya geldi.

Bünyamin Tan


Ruh Fotoğrafçısı hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for EmrecanDogan EmrecanDogan dedi ki:

    Bünyamin Tan :heart_eyes: Aylardır yazdığım her e-dergi’de bir şekilde karşıma çıkıyor. Henüz kitabını edinemedim ama öykülerini okudum. Kesinlikle okunması gereken bir yazar, Türk edebiyatını gözden kaçırmayın derim.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

amerika göç yolları game of thrones duvar

Amerika’ya Göç Eden İlk İnsanlar Game of Thrones’ta Ak Gezenler’i Durduran Duvarın Bir Benzeriyle Karşılaşmış

The Silmarillion - J.R.R. Tolkien

Yüzüklerin Efendisi’nin Öncülü “Silmarillion” İlk Defa Tolkien’in Kendi Çizimleriyle Birlikte Yayımlanıyor