Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap

"Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur." Stephen King'in "Yazma Sanatı"nda önerdiği bu kitaplara mutlaka göz atmak isteyeceksiniz.

Stephen King, hem hızlı eser üretmesiyle hem de okuyuculara bıraktığı birçok şahane kitabıyla edebiyat dünyasında hatırı sayılır yer edinmiş önemli bir kalem. Hayvan Mezarlığı, O, Mahşer, Kara Kule serisi ve daha birçok eseriyle yıllar boyu raflarımızı şenlendirdi(!) Her zaman çok satan listelerinin baş kısımlarında dolaşan Kral, film ve dizi uyarlamalarında da bir numaralı tercih oldu ve olmayı sürdürüyor.

King, bir hayli okuru hikâyelerine âşık etmesinin yanı sıra birçok yeni yazarın da esin kaynağı olmayı başarmış bir isim. Usta kalem iyi yazarlığın önemini şu sözlerle ifade etmişti: “Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur.” Eğer yeni hikâyeler yaratmak ve bu işi iyi bir şekilde yapmak istiyorsanız, önemli bir üstadın önerisine kulak vermemek olmaz.

Evet, çok okumak elzem. Peki hangi kitapları okumalıyız?

Kendisi “Yazma Sanatı” (On Writing) adlı eserinde bizlere oldukça kıymetli bir okuma listesi vermişti. Hatırlarsanız biz de yakın zamanda sosyal medyadan sizinle bu önerileri paylaşmıştık.

Gelin şimdi de derli toplu olarak Kral’ın önerilerine birlikte bakalım. Her kitabın nevi şahsına münhasır bir dersi var. King’in yeni öğretim yılının müfredatını kapsayan ders kitapları ise işte karşınızda!

Karanlığın Yüreği

Joseph Conrad

Joseph Conrad’ın denizci olduğu yıllarda Kongo’ya yaptığı bir yolculuktan esinlendiği Karanlığın Yüreği, yazarın en önemli yapıtı olmasının yanı sıra sömürgecilik konusunu derinlemesine irdeleyen bir çalışmadır.

Roman, sömürgecilik olgusunu incelerken, roman kahramanı Marlow’un karşılaştığı üç farklı karanlığı; insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını ele alır. Conrad Kongo Nehri’nde bir teknenin kaptanı olarak çalıştığı sırada, kendisi de Avrupalı sömürgecilerin acımasızlığıyla karşı karşıya kaldı ve zulümden, binlerce filin öldürülmesine neden olan fildişi elde etme hırsından, sömürgeci yaşamının nafileliğinden nefret etti.

Karanlığın Yüreği de, aslında insanoğlunun ruhundaki karanlığın derinlerine yapılan bir yolculuktur. Conrad bütün bu olumsuzlukları aktardıktan sonra, şu temel soruyu soruyor: “Tanrı insanı bunları yapsın diye mi en üstün canlı olarak yarattı?”

Geceyarısı Çocukları

Salman Rushdie

Salman Rushdie, bugüne kadar pek çok ödüle layık görülen, ülkesinin gerçeğinden beslenerek evrensele açılan eserleriyle çağdaş edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri.

Anlatacak öyle çok hikâye var ki, bir sürü, birbirine geçmiş bir hayatlar olaylar mucizeler yerler rivayetler bolluğu, olanaksızla olağanın son derece yoğun bir karışımı! Ben bir hayat yutucusuyum ve beni tanımak için, bir tek beni tanımak için sizin de bütün hepsini yutmanız lazım.

15 Ağustos 1947, geceyarısı saat on ikide, Hindistan’ın bağımsızlığının ilan edildiği anda dünyaya gelen Salim Sina, basında ilgi odağı olup Başbakan Nehru tarafından kutlanır. Ancak bu tesadüf, kahramanımız için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır. Zira kendisi gibi aynı saat doğmuş bin çocukla telepati kurmak ve tehlikeleri koku alma duyusuyla sezmek yetenekleri bahşedilmiştir kendisine. Bu yolla içinden çıkılmaz bir biçimde ülkesinin tarihine bağlanan Salim, zaman içinde yol aldıkça modern Hindistan’ın zaferlerine, felaketlerine, trajedilerine ve büyük çelişkilerine ayna olur.

Kadim mitlerin günümüz anlatılarıyla, masalların tarihle birlikte dokunduğu, zengin, eğlenceli ama trajik; aynı anda hem gerçekçi hem de fantastik bir başyapıt, Geceyarısı Çocukları… XX. yüzyılın en iyi 100 romanından biri…

Oliver Twist

Charles Dickens

Oliver Twist, düşkünler evinde dünyaya gelmiş ve yetim kalmış bir çocuktur. Daha fazla yemek isteme cesaretini gösterdiği için düşkünler evinden kovulur ve bir cenaze levazımatçısının yanına girer. Orada da kötü muamele görünce kaçar, ama bu kez de yankesici Fagin ve çetesinin eline düşer. Yeraltı dünyasının acımasız ortamında korkunç Fagin’in pençesinden kurtulmak için akıl almaz serüvenlere atılan Oliver’ı hiç ummadığı bir gelecek beklemektedir…

19. yüzyıl İngiliz edebiyatının en büyük romancısı olarak kabul edilen Charles Dickens, ilk yapıtı Bay Pickwick’in Serüvenleri’nin ardından yayınladığı Oliver Twist’te, dönemin Londra yaşamından yola çıkarak keskin bir toplumsal eleştiriye yönelir. Zenginlerin ikiyüzlülüğünü ve yoksulluğun insan ruhunda açtığı derin yaraları son derece etkileyici bir üslupla betimleyen Oliver Twist, hem bu dünyanın horlananlarının güçlü bir savunucusu hem de sürükleyiciliğini başından sonuna kadar yitirmeyen bir serüven romanıdır.

Yörünge

Tess Gerritsen

Bu öyküde kötü adamlar yok, sadece kahramanlar var.

Kozmik tozlar, uzayın soğuk, karanlık yerlerinden gelen ele avuca sığmayan gezginler, yaklaşan biyolojik tehlikenin heyecanına karışan duygusal ilişkiler ve küçük, güzel mavi küreden çok uzakta başlayan bir gerilim… Tess Geritsen bu kez bambaşka bir yörüngede yazıyor.

Dr. Emma Watson, mesleğinde hızla yükselmiş bir araştırmacıdır ve nihayet uzun zamandır düşlediği bir deney üzerinde çalışma fırsatını yakalamıştır. Bu deney için yapacağı uzay yolculuğu artık bitmek üzere olan evliliğinden daha önemlidir. Yerçekimsiz ortamın farklı canlı türleri üzerindeki etkilerini incelemek için Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilir. Ne var ki birtakım aksaklıklar olur ve işlerin kontrolden çıkmasıyla deney son derece tehlikeli bir biyolojik savaşa dönüşür.
Emma’yı hem büyülü uzay yolculuğunda hem de dünyada zorlu bir mücadele beklemektedir.

“Tess Gerritsen, kütüphanemden asla eksik etmediğim yazarlardan biri. Her kitabıyla beni kendisine hayran bırakıyor.”
-Stephen King-

“Bir sayfa çevirin… The Hot Zone kadar sürükleyici. Durmaksızın okuyabilirsiniz.” USA Today
“Neredeyse dayanılmaz derecede heyecanlı.”
-San Jose Mercury News-

“Merak uyandıran, akla uygun bir roman. Heyecandan tırnaklarınızı yiyebileceğiniz bir biyolojik kaza hikâyesi.”
-Publishers Weekly-

Döşeğimde Ölürken

William Faulkner

20. yüzyılın büyük modernist romancılarından William Faulkner’ın yazım tekniğinde radikal bir yeniliği temsil eden, benzersiz bir yapıt. Ölüm döşeğinde olan Addie, kırk mil uzaklıktaki Jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Addie’nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen Bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar. Döşeğimde Ölürken, on beş farklı anlatıcının ağzından anlatılan elli dokuz bölümden oluşur. Ailenin öfke, üzüntü, endişe ve tutku dolu serüveni karakterlerin zihninden geçen akışın ritmiyle birleşir. Bilinçlilik akışı tekniğini çarpıcı bir yetkinlikle kullanan Faulkner’ın karakterlerinin “gözleriyle sesi kendi içine dönüp ağlayışını dinlemeye koyulmuş gibidir”. Düzyazıyı şiirselleştirmekte sıradışı bir yeteneği olan Faulkner’ın bu romanı, sezgilerin, duyarlıkların, iç seslerin, boşlukların destanıdır.

“Döşeğimde Ölürken’in bir Amerikalı tarafından yazılmış en özgün roman olduğu söylenebilir. Faulkner, 20. yüzyılın en büyük romancıları arasında.”
-Harold Bloom-

Şair

Michael Connelly

Bütün kuralları yıkan, heyecan dolu, özgün bir polisiye! Stephen King’in önsözüyle…

Gazeteci Jack McEvoy için ölümün tanımı nettir: Kalp atışı. Ölüm onun kalp atışıdır; onun tutkusu, onun takıntısı, onun haberi, onun hikâyesi… Ancak bu sefer ölüm, asla yazmak istemeyeceği bir hikâye ve çözmeye umutsuzca ihtiyaç duyacağı bir gizemle birlikte gelir.

Eşine az rastlanacak türden bir kurnazlıkla hareket eden seri katilin hedefinde, dehşet verici davaların içinde sıkışıp kalmış cinayet masası dedektifleri vardır.

Katilin ardında bıraktığı ipuçlarıysa Edgar Allan Poe’nun eserleri arasından seçtiği alıntılardır. En son kurban ise, Jack McEvoy’un ikiz kardeşidir. Jack, kardeşinin ölümünü araştırarak yeni cinayetlere engel olmaya çalışırken farkında olmadığı büyük bir tehlikenin içine düşer. Amansız seri katilin sıradaki hedefi,

Jack McEvoy’dan başkası değildir!

Bülbülü Öldürmek

Harper Lee

1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch’in gözünden anlatıyor.

Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, Scout’un büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor.

Bir “zenci”nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Etkileyici gerçekliğiyle ürperten, “insani” vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, Ülker İnce çevirisiyle tekrar Türkçede.

“İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”

Sineklerin Tanrısı

William Golding

“Sineklerin Tanrısı”, günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Konusu, R. M. Ballantyne’ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini gözönüne sermek amacıyla Mercan Adası’ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken “Sineklerin Tanrısı”; daha çok Conrad’ın kısa romanı “Karanlığın Yüreği”ni andırır. Golding’in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı’nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır.

Darboğaz

Michael Connelly

FBI ajanı Rachel Walling’in yıllarca bir kabus gibi beklediği telefon nihayet gelir: Şair geri dönmüştür. Ajan Rachel, cinayetlerinin her birini bir mısra ile ören bu seri katilin izini sürmektedir ve kendini şair olarak adlandıran cani Robert Backus’u asla unutmamıştır. Backus da onu… Öte yandan Los Angeles polisinden emekli Harry Bosch’a da bir telefon gelir. Birlikte çalıştığı eski bir arkadaşının eşi olan kadın, kocasının ölümünün doğal olmadığından kuşkulanmaktadır. Harry Bosch ile Rachel Walling’in yolları belirli bir aşamada kesişecek, böylece Los Angeles tarihinin en acımasız ve kurnaz katilinin izinde soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

SONRAKİ SAYFA İÇİN TIKLAYIN.

  • 46
    Shares
Sayfalar: 1 2 3 4




Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap için 8 yorum

  1. diddem dedi ki:

    :joy::joy::joy::joy: Her şey kuleye hizmet eder diyorum :stuck_out_tongue_closed_eyes:
    Ve soruyu ararken cevapta boğuldun sankim :joy:


  2. Ben de yorumdan sonra fark ettim ama arka arkaya mesaj atsam flood olacaktı. Düzenlemeye de üşendim, içimde kalmıştı. Teşekkürler, dertten kurtuldum :smiley:


  3. Stephen King de benim gibi Konyalıymış demek ki. :slight_smile:


Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap

“Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur.” Stephen King’in “Yazma Sanatı”nda önerdiği bu kitaplara mutlaka göz atmak isteyeceksiniz.

  • 46
    Shares

 

 

Başa dönün