Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap

"Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur." Stephen King'in "Yazma Sanatı"nda önerdiği bu kitaplara mutlaka göz atmak isteyeceksiniz.

Gizli Tarih

Donna Tartt

Ahşabı içeriden kemiren bir tahtakurusu gibiydi sakladıkları sır. Dışarıdan görünen heybetli, parlak ve güçlü bir bedendi, içeride ise un ufak olmuştu ruhları.

Richard Papen büyük hayallerle geldiği üniversitede Antik Yunanca profesörünün ve onun özenle seçilmiş öğrencilerinin cazibesine kapılıp bir şekilde aralarına girmeyi başarır. Fakat içlerine girdikçe bu cazibenin altında karanlık bir şeylerin yattığını fark eder.
Antik Yunan felsefesinden, kültüründen ve mitolojisinden etkilenen gençlerin başına, gerçekleştirdikleri bir ayin sırasında korkunç bir olay gelir. Etik ve ahlak sınırlarının aşıldığı, masum ile suçlunun birbirine karıştığı ve hatta işlerin cinayete kadar varabileceği bir karmaşanın içinde bulurlar kendilerini. Gerçek dünyaya döndüklerindeyse artık saklamak zorunda oldukları büyük bir sır ve omuzlarında hayatları boyunca taşıyacakları bir yük vardır.

“Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının kurgusunu alın, Euripides’in Bakkhalar’ının hikâyesiyle birleştirin ve arka plana da Bret Easton Ellis’in Çekim Kuralları’nı ekleyin. Çok güçlü bir yapıt.”
-The New York Times-

Küçük Arkadaş

Donna Tartt

Saka Kuşu‘nun Pulitzer Ödüllü yazarı Donna Tartt’tan etkileyici bir roman: Küçük Arkadaş

İyilik ve kötülük, yin ve yang gibi aslında; kötülük olmasaydı masumları ayırt edemezdik, iyilik olmasaydı da şeytan nedir bilemezdik. Ve işte insan dediğin de ya birinden birine meyletmiş ya da içindeki sonsuz dengeyi bulmuş bir varlık değil mi zaten?

On iki yaşındaki Harriet, ilaçlarla ayakta duran annesi ve kendi rüya âleminde yaşayan ablasıyla birlikte kalmaktadır. Başka bir şehre taşınan babasıyla ilişkisi ise yalnızca babasının onlara gönderdiği paradan ibarettir. Seneler önce, Harriet daha küçücük bir bebekken ağabeyi bir cinayete kurban gitmiş ve katili asla bulunamamıştır. O günden sonra da ailesi bir daha hiç eskisi gibi olamamıştır. Bu nedenle buhran dolu bir ailenin içinde hayatını sürdürmeye çalışan Harriet, bir şeylerin değişmesi için ağabeyi Robin’in katilini bulmaya karar verir. Fakat bir oyun olarak başlayan bu iş, küçük kızın kasabanın karanlık ve şeytani yüzüyle tanışacağı bir macera halini alacaktır.

“Birazcık anlayış ve hak ettiği intikamı arayan küçük bir kızın yüzünüze tokat gibi inecek öyküsü… Geçmişin bizi asla yalnız bırakmadığı karanlık bir yola doğru derin bir keşif.”
-Esquire-

Beyaz Kaplan

Aravind Adiga

Dünyanın en prestijli edebiyat ödülü olan Man Booker ödülünü ilk kitabıyla, birçok popüler yazarı geride bırakarak alan Aravind Adiga sizi, etkisinden günlerce kurtulamayacağınız Balram Halwai’nin muhteşem öyküsüne davet ediyor.

“Komplike, akıcı ve acayip matrak bir kurgu… Anlatım o kadar doğal ki sizi güldürecek sahnelerle dolu ve oldukça eleştirel… Adiga sizi Balram’ın ruhuna sokuyor. Onu seviyorsunuz, yanlış davrandığında üzülüyor ve onun için endişeleniyorsunuz.

Cinayet sahnesini hiçbir zaman unutamayacaksınız. Son yılların en iyi romanlarından olan Beyaz Kaplan oldukça eleştirel bir lezzet ile kelimelere dökülmüş öfkeli bir politik roman. Sizi düşünmeye itecek ahlaki karmaşa üzerine büyüleyici bir buket.”
-Nick DiMartino, yazar-

“Hindistan’da geçen bu akıcı roman Batılı okuyucuların hayali egzotizmine bir alternatif olarak sunulmaktadır… Eğer Hindistan’ı inşa eden bu ellerse, bunların torunları Amerika’nın kıçını tekmeleyecektir… Kesinlikle Alın.”
-New York Dergisi-

“Evrensel bir anlatımın izini süren yeni bir İlham Perisi var karşımızda; koyu tenli, öfkeli, komik, yarı eğitimli, taşralı, alışılmışın dışında, laf cambazı. Aravind Adiga Hindistan’da küçük bir kasabadan asi bir ses yükseltiyor. Bu Üçüncü Dünya’nın sesi, bu sesi daha önce duymamış olabilirsiniz. Adiga evrensel bir Gorki, modern bir Kipling. Geleceğin Romanı Burada…”
-John Burdett-

 

Angela’nın Külleri – Hatıralar

Frank McCourt

Ekonomik kriz sırasında, Amerika’ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Broklyn’de dünyaya gelen ve İrlanda’nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt’un anıları böyle başlıyor. Frank’ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela’nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank’in hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkacaktır. Frank, babasının, İrlanda’yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle beslenerek büyür. Belki de Frank’in hayatta kalmasının nedenidir bu hikâye . Frank, paçavralar giyerek, Noel yemeği için domuz başı dilenerek, ateş yakmak için sokak kenaklarından kömür toplayarak, yoksulluğa, açlığa ve akrabalarıyla komşularının umursamaz zalimliğine katlanır. Katlandığı gibi, hakâyesini, yaşama sevinciyle dolu, olağanüstü bağışlayıcı ve etkili bir dille anlatmak için sağ kalır.Her sayfası, Frank McCourt’un şaşırtıcı ve sevencen mizahı ile dolu olan ANGELA’NIN KÜLLERİ, bir klasiğin tüm belirtilerini veren muhteşem bir kitap. Why Should You Doubt Me’ (Benden Niye Kuşkulanasın ki?) isimli kitabın yazarı, Mary Breasted’in dediği gibi, “Frank McCourt’un kitabı çok dokunaklı, çünkü insanın yüreğini dağlayan hikayesi gerçek. Hiç kimse, hiçbir zaman yoksullukla çocukluğu böyle anlatmadı. Frank McCourt’un hikaye yazmak için sağ kalması insanı hayrete düşürüyor. Böylesine bir pislik ve sefaletten, kusursuz bir başyapıt yaratabilmiş olması da az mucize değil”

Angela’nın Külleri 2 – Umuda Doğru

Frank McCourt

Frank McCourt’un çocukluğunu anlatan Angela’nın Külleri dünyanın her yerinde büyük bir okuyucu kitlesi tarafından okundu ve çok sevildi. Büyük bir yoksulluğu anlattığı halde, McCourt’un kaleminden sevecenlik ve ince mizah, satırlarının arasından sızan umutla birleşince, ortaya bir kurtuluş, bir başarı öyküsü çıkmıştı. Kitap birçok ödül aldı (Pulitzer Ödülü – Ulusal Kitap Kritikleri Çevresi Ödülü – Los Angeles Times Kitap Ödülü). Pek çok dilde defalarca basıldı.

Umuda Doğru işte bu öykünün devamı; Frankie’nin yoksul bir göçmenden pırıl pırıl bir öğretmene ve mükemmel bir yazara dönüştüğü Amerika serüvenini anlatıyor.

Frank, büyük çabalardan sonra on dokuz yaşında, New York’a gelmeyi başarır. Gemide tanıştığı bir papaz ona Biltmore Oteli’nde bir iş bulur. Otelde çalışırken, bu “sınıfsız” ülkedeki çarpıcı sınıflandırmayla tanışacaktır.

Askere alınıp Almanya’ya gönderilir. Orduda köpekleri eğitmeyi ve daktilo kullanmayı öğrenir. 1953’te Amerika’ya döndüğünde doklarda çalışmaya başlar. Amerika, Frankie’nin karnını doyurmuştur; ama yüreği hala hoşnut değildir. Çevresindeki tüm göçmenler, ülkelerindeki benzer yaşam biçimlerini benimser ve ısrarla başka bir şeyin imkansız olduğunu söylerken, onun hayallerinde okuyup eğitim görmek, Amerika’da Amerikalılar gibi yaşamak vardır. On dört yaşında okulu bıraktığı halde, kendini, New York Üniversitesi’ne kabul ettirmeyi başarır. Orada, uzun bacaklı, sarışın, su katılmadık bir Yankee’ye aşık olur ve hayallerini gerçeğe çevirmeye çalışır. Ancak dünyadaki yerini, öğretmenliğe -ve yazmaya- başladıktan sonra bulacaktır.

Umuda Doğru, Frank McCourt’un Amerika’da yaşadıklarını, olağanüstü insancıl bir mizaha sararak büyüleyici bir dille anlattığı bir öykü.

Köpekbalığı Metinleri

Steven Hall

Eric Sanderson bilmediği bir yerde gözlerini açar, kim olduğunu hatırlamıyordur.
Ona Clio’yu, artık sahip olmadığı mükemmel aşkını hatırlatan güncenin parçalarından baska bir seyi kalmamıştır.
Eric ile alaycı kedisi Ian’ı, hayatını tehdit eden Ludovician’ın ve onun sırlarını bilen tek kişi olan Dr Trey Fidorus’un peşine düsüren gerilimli macera iste böyle başlar.
“Yılın en benzersiz okuma deneyimi…”
Independent
“Matrix, Jaws ve Da Vinci Kodu’nun aşk çocuğu… Çok eğlenceli…”
Mark Haddon

Körebe

Lee Child

“Her parçada zekanızı biraz daha zorlayacak bir bulmacayı çözmek gibi.”
-Publishers Weekly-

“Uykusuz geçecek bir geceye ve sonunda soluksuz kalmaya hazır olun.”
-Kirkus Reviews-

“Reacher serisinin en iyi kitabı. Konusu tam bir başyapıt.”
-Booklist-

Ülkenin dört bir yanında kadınlar öldürülüyor, cesetleri kamuflaj boyasıyla dolu küvetlerde bulunuyor ve katil ardında en ufak bir iz bırakmadan kayboluyor. Ölüm sebebi belli değil. FBI’ın elinde fiziksel bir kanıt yok, tüm soruşturma körlemesine sürüyor. Kurbanların tek ortak noktası, hepsinin Jack Reacher’ı tanıyor olması.

Herkesin aklında, şaşkınlıkla cevabını aradığı aynı sorular var: Katil yüksek güvenlikli bu evlere bir hayalet gibi nasıl girdi? Özel eğitimli asker kadınları, boğuşma yaşanmadan, ölüm sebebi anlaşılamayacak şekilde nasıl öldürebildi? Küvetleri kamuflaj boyasıyla doldurmasının arkasındaki amaç neydi?

Bir anda soruşturmanın kilit noktası haline gelen Jack Reacher, aklında yazdığı cinayet senaryolarını üç haftalık zaman periyotlarında gerçekleştiren ve attığı her adımı en ince detaylarıyla hesaplayan katilin izini sürerken, akrebin yelkovanı yelkovanın akrebi izlediği amansız bir kovalamacanın içine düşer. İçine zorla çekildiği bu oyunun sonunda ya avcı olacaktır ya da av.

Asla Geri Dönme

Lee Child

Kitapları 42 ülkede yayımlanan, son dönem polisiye romanın en çok okunan yazarlarından Lee Child, her sayfada artan aksiyon ve gerilimle sizi nefes nefese bırakacak.

Adresi yok, cep telefonu yok, ehliyeti yok, hiçbir şeyi yok… tam bir hayalet.
Takıntılı, zeki ve asla bir sonraki adımını tahmin edemeyeceğiniz biri.
Yurtdışındaki askeri üslerde büyüdü. Hayatının büyük bölümünde bir askerdi.
Kendisi bulunmak istemedikçe asla bulamayacağınız bir adam.
O Jack Reacher.

Jack Reacher eskiden çalıştığı ve her zaman evi olarak gördüğü birimin merkezine yıllar sonra döndüğünde kendini zekice tasarlanmış bir ihanet çemberinin içinde bulur. On altı yıl öncesine ait bir cinayet davasının bir numaralı şüphelisi olarak aranıyordur. Onu devre dışı bırakmak isteyen gizli güçlerin oyununa karşı hamlesi bellidir: Ya büyük oyna ya da oyundan çekil.

“Jack Reacher’ın acımasız dünyasına ve onun doğru zamanda yanlış yerde olma eğilimine hoş geldiniz.”
-Associated Press-

“Dahice… Lee Child daima çıtayı daha yükseğe çıkarıyor. Aksiyonu herkesten daha iyi harekete geçiriyor. Ama hepsinden iyisi, bizi Reacher hakkında her zaman şaşırtıyor.”
-Booklist-

Pi’nin Yaşamı

Yann Martel

Bir yük gemisinin trajik şekilde batmasının ardından, bir filika uçsuz bucaksız, vahşi Pasifik Okyanusu’nun ortasında yapayalnız kalır. Sandalın, hayatta kalmayı başarabilen mürettebatı bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan, Richard Parker adında üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve Pi adlı 16 yaşında Hintli bir çocuktan oluşmaktadır. Ve roman asıl bundan sonra başlar. Pi’nin açlık, susuzluk, soğuk, sıcak ve en önemlisi korkuyla mücadele ettiği günler boyunca gösterdiği direnç ve inanç okunmaya değer çünkü.

Yatak Odası Dersleri

Tom Perrotta

“Tom Perrotta, Yatak Odası Dersleri’nde taraf tutmamaya özen gösteriyor; tıpkı, Orhan Pamuk’un eğitimli laiklerle köktendinci fanatikler arasında kopan sürtüşmelere yüzlerce sayfa ayıran Kar isimli romanında olduğu gibi… İnananlara ve şüphecilere anlatım içerisinde eşit bir ifade şansı veren Perrotta, okuru kendi sonuçlarını çıkarmaya davet ediyor.”
-The New York Times-

Bir grup insanın çevrenizde güç odağı haline geldiğini ve neye inanıp, nasıl yaşayacağınızı belirlediğini düşünün. İnançlarınız sadece size ait olmaktan çıkıp başkalarınca sorgulanabilir mi? Ya ilişkileriniz? Kimliğiniz? Çocuklarınızı nasıl yetiştireceğiniz? Cinsellik bile “öğretilirken,” aşka, mutluluğa ve kendi doğrularınız ışığında yaşayacağınız bir hayata yönelik inancınız sağlam kalabilir mi?

Yatak Odası Dersleri, gündelik hayatın perdesi ardındaki güçlü duyguları, zorlu çatışmaları ve insancıl zaafları gözler önüne seriyor. Ünlü yazar Tom Perrotta’nın ince ve eşsiz bir mizah ile süslediği bu sürükleyici romanı okurken kendi çevrenizden de bir şeyler bulacak; inançlar söz konusu olduğunda insanların nerede olursa olsun benzer sorunlarla yüzleştiklerine şahit olacaksınız.

New York Times’ın Yılın Dikkat Çeken Kitapları Seçkisi’nde yer alan, amazon.com’da “Yılın En İyi Kitapları” listesine giren Yatak Odası Dersleri’ni bir solukta okuyacaksınız.

İnançlar, hiç bu denli tartışılır olmamıştı…

“Amerika’nın şimdiye dek en sıkı saklanmış edebi sırrı: Tom Perrotta.”
-Newsweek-

Sıkı Dostlar

John Le Carre

“Shakespeare’in III. Richard’ı, Orwell’in 1984’ü gibi polemik yaratacak bir eser.”
-Washington Post-

Pakistan’da dünyaya gelen Ted Mundy bir İngiliz subayının oğludur. Sasha ise Doğu Almanya göçmeni bir papazın oğlu. Yaşamları birbirinden habersiz akıp giderken, 60’lı yılların sonlarında Batı Berlin’i kasıp kavuran öğrenci eylemleri sırasında tanışırlar. Soğuk Savaş yıllarında çift taraflı casusluk yapan iki adamın dostlukları zamanla ilerler. Sovyet rejiminin çöküşüyle Ted kendine mütevazı bir hayat kurar. Ancak beklenmedik bir anda Sasha’dan gelen bir haber tüm hayatını değiştirir. Çok zengin ve kimliği gizli tutulan bir adam hayat görüşünü yaymak üzere yetenekli ve becerikli insanlara ihtiyaç duymaktadır. Ted Mundy idealleri uğruna işi kabul eder. Böylece iki arkadaş yoksulluktan kurtulup çökmekte olan dünyayı kurtarmak için ellerine geçen fırsatı değerlendirmeye karar verirler. Ama ortada bir sorun vardır. Acaba gerçekten dünyayı kurtarabilecekler midir?

“John le Carré 75 yaşında olmasına rağmen kırk yıldır aralıksız sürdürdüğü edebiyat hayatına hâlâ bir amatörün coşkusuyla devam eden bir profesyonel. İşte bu nedenle Sıkı Dostlar gibi muhteşem bir eser yaratabilmiş.”
-Terrence Rafferty, New York Times-

Tamirci

Bernard Malamud

“Malamud’un olağanüstü yeteneklerinden biri daima, gerçek dünyayı bir seviye yukarı çıkarıp metafizik fantezi âlemine dahil edebilmesi olmuştur. Diğeri ise yaşamı, yaşamları ciddiye almak.”
Malcolm Bradbury

1905 devriminden sonra ve Rusya’nın son çarının devrilmesinden önce, 1911 yılında Kiev, “vahşi hurafeler ve gizemci görüşlerle dolu bir Ortaçağ şehri”dir. Kentin her yerinde Yahudi düşmanlığı kol gezmektedir. On iki yaşında bir Rus çocuğu bıçaklanarak öldürülmüş ve vücudundaki bütün kan akıtılmış halde bulununca, Yahudiler ayin niteliğinde bir çocuk cinayeti işlemekle suçlanırlar.

Elinden her iş gelen tamirci Yakov Bok cinayetten tutuklanır ve mahkemeye çıkarılmadan hapse atılır. Yapılan suçlamalar çeşitlenip çoğalır ve halkın konuya olan ilgisi tamircinin ıstırabını gitgide yoğunlaştırırken, beraat ihtimali, hüküm giyme ihtimali kadar dehşet vermeye başlar.

1966’da yayımlanan Tamirci, Bernard Malamud’a hem bir Pulitzer Ödülü, hem de ikinci Ulusal Kitap Ödülü’nü kazandırmıştır.

“Tamirci, Saul Bellow ve Philip Roth’un Büyük Yahudi-Amerikan Romanları arasında yer almayı hak ediyor.”
Independent

SONRAKİ SAYFA İÇİN TIKLAYIN.

  • 46
    Shares
Sayfalar: 1 2 3 4




Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap için 8 yorum

  1. diddem dedi ki:

    :joy::joy::joy::joy: Her şey kuleye hizmet eder diyorum :stuck_out_tongue_closed_eyes:
    Ve soruyu ararken cevapta boğuldun sankim :joy:


  2. Ben de yorumdan sonra fark ettim ama arka arkaya mesaj atsam flood olacaktı. Düzenlemeye de üşendim, içimde kalmıştı. Teşekkürler, dertten kurtuldum :smiley:


  3. Stephen King de benim gibi Konyalıymış demek ki. :slight_smile:


Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap

“Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur.” Stephen King’in “Yazma Sanatı”nda önerdiği bu kitaplara mutlaka göz atmak isteyeceksiniz.

  • 46
    Shares

 

 

Başa dönün