Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap

"Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur." Stephen King'in "Yazma Sanatı"nda önerdiği bu kitaplara mutlaka göz atmak isteyeceksiniz.

Pastoral Amerika

Philip Roth

Parlak ve gösterişli bir zırha bürünmüş Amerika, kendi zaaflarıyla yüzleşebilecek mi?

Ünlü Amerikalı yazar Philiph Roth, kendisine Pulitzer Ödülü’nü kazandıran Pastoral Amerika’yla okurunu vahşi bir yolculuğa çıkarıyor.

Varlıklı, erdemli ve ahlaklı, içine doğduğu Amerikan rüyasının gıpta edilen neferlerinden “Sarıkafa” Seymour Levov, ışıltılı hayatının kontrolünü elinden kaçırıyor. Pastoral Amerika’da Yahudiler ve Katolik İrlandalılar –sanki çarmıha gerilme olayı hiç yaşanmamış gibi– birlikte Noel’i kutluyor, dünyayı yöneten ABD, bir yandan da 60’ların donanımlı, politize olmuş öfkeli gençlerini zapt etmeye çalışıyor.

Philip Roth okuru sarsarak ve yer yer rahatsız edici olmaktan kaçınmadan anlattığı hikâyesiyle, süper güç olmaya hazırlıksız yakalanmış fakat pozisyonunu kaybetmek istemeyen ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan 90’lı yıllara kadar çektiği acıları ve kendi adına ödediği bedelleri hayatı mahvolmuş bireyler üzerinden tartışmaya açıyor.

Ejderha Dövmeli Kız

Stieg Larsson

41 ülkede rekor satış yapan kitaplarının başarısını göremeden 50 yaşında hayata veda eden İsveçli gazeteci Stieg Larsson’un zihne kazınacak sahneler, çarpıcı ve canlı karakterler, okurları adeta yerlerine çivileyecek sürükleyici bir kurgu ile her sayfasını ağır ağır ve dokuyarak yazdığı Millennium serisinin ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kız’ı okuduktan sonra, Gefle Dagblad gibi ‘bundan daha iyisi yapılamaz’ diyebilirsiniz. Ama bu erken bir karar olabilir. Son sözü söylemeden ikincisini beklemenizi tavsiye ederiz.

“Olağanüstü… Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak.”
-SUNDAY TIMES

Bağımsızlık Yolu

Richard Yates

20. yüzyıl Amerikan edebiyatının başyapıtlarından biri kabul edilen Bağımsızlık Yolu, bir banliyö kasabasında yaşayan, iki çocuklu genç Frank ve April Wheeler çiftinin hikâyesi. Banliyö hayatından bunalan ve burada yaşayan insanlardan farklı olduklarına inanan Wheeler’lar, Paris’e gitme hayalleri kurmaya başlar. Ancak hayallerle gerçekler arasındaki mesafeyi aşmanın o kadar kolay olmadığı anlaşılacak, April’ın hapsolduğu hayattan kurtulma çabaları yavaşça trajediye doğru evrilecektir. Hüsranla biten Amerikan rüyasının usta yazarı Richard Yates, mutlu görünen evlerin içindeki yalnızlıkları, tekdüze hafta içlerini izleyen gerilimli hafta sonlarını, hem gürültülü hem sessiz kavgaları keskin bir gerçekçilikle anlatıyor. “Benim zamanımın Muhteşem Gatsby’si… Kuşağıma mensup yazarlardan çıkmış en iyi kitaplardan biri.” -Kurt Vonnegut-

Kabus

Dan Simmons

Charles Dickens, bir tren kazasında ölümden döner ve yaralılara yardım etmek üzere vagonların düştüğü vadiye inerken karşılaştığı garip görünüşlü, hayaletimsi bir ‘şey’, hayatının sonuna dek yazarın en büyük takıntısı ve kâbusu olur. Dickens’ın bu kâbusunu paylaştığı tek kişiyse, arkadaşı ve onun gölgesinde kalmaktan muzdarip, afyon bağımlısı yazar Wilkie Collins’tir.

Kabirler, mezarlıklar ve bir cesedin kireç çukurunda yok olmasının ne kadar zaman alacağına dair giderek artan bir saplantı geliştiren Dickens, dört yıl boyunca yazmaya ara verir ve gündüzleri, halkı dehşete düşüren ürkütücü okumalar yaparken geceleri de Londra’nın en berbat batakhaneleri ile yer altı mezarlarında dolaşır. Wilkie Collins’in ağzından anlatılan hikâyede, bir cinayet zanlısı olarak Charles Dickens’ın hayatının son beş yılında, şüpheli cinayetler ve Drood denen yaratığın gizemi adım adım çözülmektedir.

2666

Roberto Bolano

Kuzey Meksika’dan Nazi Almanyası’na, Stalin’in Moskovası’na, Drakula’nın kalesine ve denizlerin derinliklerine uzanan çarpıcı bir edebi labirent… Bolaño, ölümle yarışarak yazdığı 2666’da, kötülüğün en yalın halinin günümüz Meksika’sından bir gazete haberiyle başlayan hikâyesini anlatıyor. Hikâyenin geçtiği Santa Teresa sadece Cehennem olmakla kalmıyor, aynı zamanda da bir ayna; “sürekli işe yaramaz bir değişim içinde olan zengin ve yoksul Amerika’nın” hüzünlü bir aynası.

“Kitaplar pek çok işe yarar, sizi bazen çalışmaya bazen eğlenmeye ve bazen de yazmaya teşvik eder. Bolaño’yu okumak bana yazma konusunda ilham veriyor. Tam bir dâhi.”
Patti Smith

“Bu yılki okumalarıma çoğunlukla Roberto Bolaño hâkimdi. Bolaño, 2666’da Güney Amerika, ABD ve Avrupa geleneklerini; modernizmin vahşi gerçekçiliği ile suç romanlarını pürüzsüz bir şekilde bir araya getiriyor. Bolaño’nun romanları, yazarı modern edebiyat tarihinde önemli bir yere oturtuyor.”
Kazuo Ishiguro

“Bu doğaüstü roman tasvir edilemez; bütün ihtişamıyla yaşanması gerekir. Gelmiş geçmiş en korkunç gerçek cinayet furyasıyla, Juarez (Meksika) ve çevresinde öldürülen 400’den fazla kadınla ilgili olduğunu söylemek belki de yeterli.”
Stephen King

Arıların Gizli Yaşamı

Sue Monk Kidd

Lily, dört yaşındayken annesini kazayla öldürdüğüne inanarak büyümüştür. Kendisinin silahı elinde tuttuğuna dair bir anısı olduğu gibi babası da bu olayı kendisine anlatmıştır. Artık on dört yaşındadır ve hem annesinin hem de bağışlanmanın özlemini çekmektedir. Güney Carolina’da şeftali bahçelerinin olduğu bir yerde babasıyla yaşayan Lily’nin tek bir dostu vardır: sert görünümünün ardında yumuşak bir kalbi olan siyahi hizmetkâr Rosaleen. Altmışlı yıllarda, bölgede ırkçılık nedeniyle sık sık şiddet olayları yaşanmaktadır.

Bir gün Rosaleen de bu ırkçılığın hedefi olur ve haksız yere tutuklanıp dayak yer. Bunun üzerine Lily ile birlikte Güney Carolina’daki Tiburon kasabasına kaçarlar. Burası, Lily’nin çok küçükken kaybettiği annesinin geçmişine ait sırları da barındırmaktadır. Yeni geldikleri bu kasabada, arıcılıkla uğraşan ve birbirinden renkli kişilikleri olan üç kız kardeş onlara kapılarını açar. Böylece Lily arıların büyüleyici dünyasıyla ve alışılmadık bir dinî figür olan Siyah Meryem’le tanışır. Arıların Gizli Yaşamı, kadınlığın manevi gücü üzerine yazılmış sıradışı bir roman. Kadınların kuşaktan kuşağa birbirine aktaracağı değerli bir hikâye.

“Ustalıkla yazılmış, dokunaklı ve eğlenceli.”
-Joanna Trollope-

“Affetme üzerine farklı ve yeni bir ses.”
-Anita Shreve-

“Anneler, kızları ve sevginin sınır tanımayan gücü üzerine muhteşem bir roman. Aynı zamanda Tanrı’nın şefkatli yüzünü ustalıkla yansıtıyor.”
-Connie May Fowler-

Öldüren Kumpas

Lee Child

Jack Reacher, sabahın erken saatlerinde, Georgia’da ıssız bir yol kavşağında otobüsten iner. Yalnızca eski bir plağın anısıyla yapılmış bir seçimdir bu. Yağmur altında kimsesiz bir köy yolunda yirmi kilometre yürüdükten sonra küçük “örnek” bir kasabaya, Malgrave’e varır. Varır varmaz da tutuklanıp hapse atılır. Bölgede son otuz yıldır işlenen ilk cinayet kasabadaki tek yabancıya yüklenmiştir.

Ancak Jack Reacher göründüğü gibi bir serseri değildir. Orduda büyümüş, askeri polis olarak eğitilmiş, hızlı düşünmeyi, daha da hızlı hareket etmeyi öğrenmiştir.

Hain bir kumpasın pis sırları açığa çıktıkça ve ölü sayısı arttıkça kasabanın ileri gelenlerinin, cinayetle suçlamak için yanlış adam seçtikleri de ortaya çıkar.

Öldüren Kumpas, Jack Reacher gerilim dizisinin, acımasız ve sarsıcı olaylarla örülmüş, dokunaklı bir aşk hikayesi anlatan ilk kitabı.

Jack Reacher sert bireyselliği ve keskin zekasıyla gerçek bir çağdaş kahraman.

Düşman

Lee Child

“Ölümle sonuçlanan kalp krizinin nasıl bir şey olduğunu kimse bilemez. Doktorlar nekrozdan, pıhtılardan, oksijen yoksunluğundan ve tıkanan damarlardan söz ederler… Oysa söylemeleri gereken düşüp ölürsün olmalıydı. Ken Kramer da öyle oldu. sırlarını yanında götürdü ve geride bıraktığı bela az daha beni de öldürüyordu.”

“Lee Child’ın kitaplarının özelliği elinizden bırakamamanızdır… Gerilimlerinde bağımlılık yapan bir şey vardır. Düşman da bunlardan biri… Mükemmel.”

Baba’nın Dönüşü

Mark Winegardner

BUGÜNE KADAR YAZILMIŞ EN GERÇEKÇİ MAFYA AİLELERİNDEN BİRİNİN CORLEONE’LER HİKAYESİNDE EKSİ KALMIŞ NOKTALAR.

2002 yılının sonbaharında, random house yayınevi Baba’nın devamını yazacak bir yazar araştırmaya başladı.Uzun çalışmaların ardından bu amaç için, tarihi detayları yaratıcı bir tarzda kullanabilmek ve şehir yaşamışının değişken tasvirini yapabilmek bakımından kurgusal bir edebiyat tarzı olan E. L. Doctorov ve John Dos Passos ile kıyaslanabilecek derecede iyi ve başarılı bir roman yazarı olan Mark Winegardner seçildi. O Mario Puzo’nun efsanevi karakterlerine yeni bir enerji ve imgeleme getirecekti. Büyük efsaneler orijinal seslerle tekrar konuşturulmalıydı. Baha’nın Dönüşü’yle Corleone Ailesi’nin Soğuk Savaş dönemindeki hikayesini anlatarak Amerika’nın en önemli suç destanının eksik parçalarını cesurca ve zekice tamamlayan Mark Winegardner bunu başardı.


Keyifli okumalar.

Kaynak: Alex and Books

  • 46
    Shares
Sayfalar: 1 2 3 4




Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap için 8 yorum

  1. diddem dedi ki:

    :joy::joy::joy::joy: Her şey kuleye hizmet eder diyorum :stuck_out_tongue_closed_eyes:
    Ve soruyu ararken cevapta boğuldun sankim :joy:


  2. Ben de yorumdan sonra fark ettim ama arka arkaya mesaj atsam flood olacaktı. Düzenlemeye de üşendim, içimde kalmıştı. Teşekkürler, dertten kurtuldum :smiley:


  3. Stephen King de benim gibi Konyalıymış demek ki. :slight_smile:


Stephen King’in Yazar Adaylarına Önerdiği 42 Kitap

“Eğer okumak için zamanınız yoksa, yazmak için de yoktur.” Stephen King’in “Yazma Sanatı”nda önerdiği bu kitaplara mutlaka göz atmak isteyeceksiniz.

  • 46
    Shares

 

 

Başa dönün