KR Kitap Kulübü #8 | Shirley Jackson – Biz Hep Şatoda Yaşadık

Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü yeni etkinliklerine devam ediyor. Sekizinci etkinlikte beraber okuyacağımız eser Shirley Jackson'ın "Biz Hep Bu Şatoda Yaşadık" kitabı oldu. Kitabı 22 Mayıs'tan itibaren forumda tartışmaya başlayacağız. Sizi de bekliyoruz!

Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü tüm hızıyla devam ediyor! Sekizinci durağımızda Amerikan gotik ve korku edebiyatının önde gelen yazarlarından Shirley Jackson’ı 1962 tarihli “Biz Hep Şatoda Yaşadık” romanıyla ağırlıyoruz.

Siren Yayınları’ndan Berrak Göçer çevirisiyle çıkan eserin tanıtım bülteni şu şekilde:

Dünyadan gizlenerek yaşayan iki kız kardeş ve gölgesini geçmişten bugüne, onların üzerine düşüren gizemli bir olay… Usta yazar Shirley Jackson, bu kısa ve mücevher misali pırıl pırıl romanda ters köşelerle örülü bir öykü anlatıyor, okura tuzaklar ve yanılsamalarla dolu bir zemin sunuyor. Biz Hep Şatoda Yaşadık, inişleri ve çıkışları, anlatımdaki mahir sıçrayışlarıyla Shirley Jackson’ın dehasını ortaya koyuyor; üstelik karşılaşacağınız en tuhaf ve cazip roman kahramanlarından biriyle, Merricat ile tanışmanızı sağlıyor. Merricat, onu mahvedecek hakikatlerin karşısında hayallerinin sayesinde dimdik duruyor, ne ki bazı hayaller, kabuslarla koyun koyuna uyuyor.

Bugün Stephen King’den Neil Gaiman’a değin pek çok çağdaş yazarın ilham kaynakları arasında andığı Shirley Jackson, Amerikan Gotiği’nin klasiklerinden sayılan Biz Hep Şatoda Yaşadık ile anlatıcı olarak ustalığını gözler önüne seriyor ve kız kardeşliğe dair unutulmayacak bir metne imza atıyor. Doğada hiçbir şey yoktan var olmuyor ve sarayların enkaza, hayallerin hezeyana dönmesi için bir an yetiyor; geriye kala kala biraz toz, belki biraz da kül kalıyor. En ölümcül zehirler, tıpkı en kuvvetli tılsımlar gibi insan yüreğinde büyüyor ve hiçbir yer, ama hiçbir yer insanın evi gibi olmuyor.

Önemli Not: Kitabın tartışması 22 Mayıs’ta başlayacaktır.

Romanla ilgili sitemizde yayımlanan incelemeye de buradan ulaşabilirsiniz.


Son olarak etkinlikler hakkındaki gelişmeleri takip edebileceğiniz Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nün ana başlığına hepinizi bekleriz.

Şimdiye kadar yaptığımız tüm etkinliklere buradan (eski etkinlikler her zaman tartışmaya açık) bakabilirsiniz. Aynı zamanda etkinlikleri Goodreads’ten takip etmek için KR Kitap Kulübü’nün grubunu ve Kayıp Rıhtım’ın ana hesabını takip etmeyi unutmayın.

GÖZ ATIN  "Doppler"in Yazarı Erlend Loe Ülkemize Geliyor!

Şimdiden keyifli okumalar dileriz. Etkinlik başlangıcında başlığa uğramayı unutmayın.

1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı.

KR Kitap Kulübü #8 | Shirley Jackson – Biz Hep Şatoda Yaşadık için 22 yorum

  1. Okudum ve 22 Mayisa hazirim…herkese iyi okumalar dilerim


  2. pcd dedi ki:

    Kitap beklentimin çok daha ötesindeydi. Okuduğum en garip romandı sanırım. Shirley Jackson’ın hayalgücüne, zekasına, gözlem yeteneğine hayran kaldım.

    Julian Amca tek başına çok güçlü ve kitabı sırtlayabilecek bir karakterdi bence. Kitaptaki deliliğin sınırlarını adeta o çizmişti. Kurduğu cümleleri okumak başlı başına bir zevkti. Burada çevirmenin başarısı da epey etkili olmuş. Onun tekrar tekrar “Constance,” Constance’ın da yine sürekli “Şapşal Merricat” demesi kitaptaki garip ve karanlık havayı iyice pekiştirmiş.

    Normal bir dünya değil; evdeki üçlünün yarattığı ve alıştığı acayip ortamın normalleştiği bir dünyaydı okuduğum. Bu bakımdan bana kalırsa kitabın fantastik bir yanı da vardı.

    Zehri verenin Constance değil de Merricat olması benim için tam bir şoktu. Jackson bu bilgiyi o kadar ustalıkla gizlemiş, okuru failin Constance olduğuna o kadar güzel ikna etmiş ki… Gerçekten hayran kalmamak elde değil.

    Her şeyi anlayan, her denileni yapan, Merricat’in can yoldaşı kedi Jonas da kitabın karanlık tarafının en başarılı temsilcilerinden biriydi.

    Çok klişe olacak ama bence Biz Hep Şatoda Yaşadık’ı okumayan kalmamalı. Hatta televizyondaki kitap satış reklamlarındaki gibi diyecek olursak: “Okunması, okutulması, hediye edilmesi gereken bir kitap.”


  3. DamlaGol dedi ki:

    İlk defa Shirley Jackson okudum, adına ve kapağına vurulmuştum kitabın; içini de pek sevdim. Ayrıca Berrak Göçer’in çevirisini de başarılı buldum; iki üç yerde minik yazım hataları gözüme çarptı, mesleki deformasyondandır herhalde. :slight_smile: Bence iyi iş çıkarmışlar.

    Kitap beni öfkelendirdi ama… Epey öfkelendim. O kasaba halkını bir kaşık suda boğarım da acımam. Gerçekten. Yazar o alaycı halleri, nefreti, ötekileştirmeyi, linç kültürünü çok sağlam, güçlü bir kurguyla anlatmış.

    İlk görüşlerim bunlar, aklıma bir şey geldikçe ya da buradaki yorumlara bağlı olarak geri gelirim. :slight_smile: Bu da benim ilk Kitap Kulübü yorumum oldu. :buyucu:


  4. zehir dedi ki:

    Selamlar. Aslında kitabı bitireli birkaç gün oluyor, ama hikayenin tamamını öğrendikten ve kitap üzerine okuduğum bazı yazılardan sonra aklımdaki şeyleri netleştirmek için bir de notlar alarak hızlı bir şekilde ikinci kez okudum.

    Biz Hep şatoda Yaşadık, benim bir kurgu eserde görmekten en çok zevk aldığım şeylerden birine sahip: güvenilmez anlatıcı. Daha ilk paragrafta anlatıcımız Merricat’in biraz tuhaf biri olduğu anlaşılıyor. Kim sevdiği üç şeyi sayarken 3. York Dükü Richard Plantagenet’e yer verir ki? Bir de daha ilk paragraflarda kendisiyle çelişmeye başlayınca (ablası dışında ailesindeki herkesin öldüğünü söyleyip bir sayfa sonra bize amcası Julian’dan bahsetmesi gibi) Mary’nin bakış açısının çok da güvenilir olmadığını görüyoruz.

    Shirley Jackson, Merricat’in alışveriş rutinini anlattığı ilk sayfalarda hem ana karakterleri okura tanıtmak hem de romanın atmosferini belirlemek konusunda şahane bir iş çıkarmış. Merricat’in, roman boyunca tekrar tekrar tanık olacağımız, diğer insanlara duyduğu nefreti, öfkesi, şiddete yatkınlığı, ablasına olan saplantısı, doğayla ilişkisi, sihre ve masallara olan inancı, “Ay’daki ev” fikri, kasabalıların Blackwood ailesine karşı tutumu… hepsi 20 sayfalık ilk bölümde mevcut.

    Tabi sayfalar ilerledikçe ve biz Merricat’in zihninde derinlere gittikçe yukarıda saydığım şeylerin altı da dolduruluyor. Örneğin bize on sekiz yaşında olduğunu söyleyen Mary’nin aslında 6 sene önceki olaydan sonra zihinsel olarak neredeyse hiç büyümediğini fark ediyoruz. Davranışları, konuşma şekli 12 yaşındaki bir kız çocuğu gibi. Ancak Merricat’in öyle büyülü bir anlatım gücü var ki kendisi şimdiye kadar okuduğum en etkileyici, akılda kalıcı roman karakterlerinden biri oldu.

    Kitabı ikinci kez okurken özellikle dikkat ettim fakat Merricat’in ailesini zehirlemesine sebep olabilecek, kendisine ya da ablasına, bir tacizden bahsedilmemiş hiç. Merricat’in yaramaz, laf dinlemez bir çocuk olduğunu öğreniyoruz. Babası ise cimri, kendini diğer herkesin üstüne koyan, sert bir adam olarak anlatılıyor. Merricat’in sürekli Ay’a gitmekten bahsetmesi, sinirlendiğinde sık sık çevresine zarar vermesi veya evden kaçıp doğaya sığınması gibi bazı özellikleri irdeleyip böyle bir taciz olduğu sonucuna varabiliriz belki ama bana kalırsa Cem’in de bahsettiği gibi ailenin tamamında olan ve Merricat’de zirve yapmış bir rahatsızlık hali hazırda var zaten. Constance’ın agorafobisi de olaydan sonra ortaya çıkmış olabileceği gibi daha öncesinde de var olan bir sorun olabilir.

    Zaten olaydan hemen sonra Constance’ın şekerliği yıkaması, doktor çağırmak için beklemesi, polise kendi suçu olduğunu söylemesi gibi bilgiler iyice akıl karıştırıyor. Merricat’in yalnızca anne babasını değil de on yaşındaki erkek kardeşi dahil bütün aileyi zehirlemesi (en çok şekeri kardeşi yiyor), Constance’ın Merricat’e karşı gösterdiği hastalıklı sevgi, amca Julian’ın bir yerde Merricat’in öldüğünü söylemesi ve daha da önemlisi yanlış hatırlamıyorsam kitap boyunca Merricat ile hiç iletişim kurmaması çok ilginç noktalar. Ve tüm bunları Merricat’in gözlerinden gördüğümüz için anlatılanların güvenilirliği de oldukça şüpheli.

    Bu güven sorununun en çok ortaya çıktığı karakter ise Charles bence. Charles’ın hikayeye girmesiyle Constance’ın normalleşme emareleri göstermesi, kendisinin defalarca babaya benzetilmesi Merricat’in ondan nefret etmesi için yeterli sebepler. Charles’ın özellikle Merricat’e karşı takındığı tuhaf tavırlar karakterin okura tam olarak doğru yansıtılmadığı izlenimi uyandırıyor bende. Hakeza kasabalıların Blackwood ailesine olan nefreti de gerçekten anlatıldığı kadar büyük mü yoksa Merricat’in paranoyasının bir ürünü mü emin olamıyorum.

    Kitabın sonunu epey beğendim ki açıkçası okurken bu kadar iyi ve kitabın geneline uyan bir son ile karşılaşacağımı düşünmüyordum.

    Bu arada kitabın çevirisi çok ama çok güzeldi, Berrak Göçer harika bir iş çıkarmış.

    Sonuç olarak 180 sayfa olmasına rağmen oturup saatlerce konuşabileceğim bir eser Biz Hep Şatoda Yaşadık. Öyle ki art arda iki kez okumuş olmama rağmen tekrar tekrar okuyup her seferinde farklı şeyler fark edeceğimi ve bazen Merricat’i kurban olarak görürken bazen de bir canavar olduğuna kanaat getireceğimi biliyorum. Yalnızca kurgusuyla, karakterleriyle değil masalsı diliyle de tam bir şaheser yaratmış Shirley Jackson. Kulüpte okuduğumuz kitaplar içinde benim için ilk sıraya yerleşti.

    Ha bir de unutmadan, fark ettim de Netflix dizisi Chilling Adventures of Sabrina’daki başrahibin eşinin ismi de Constance Blackwood. Doğrudan bu kitaba gönderme yapılmış herhalde.


KR Kitap Kulübü #8 | Shirley Jackson – Biz Hep Şatoda Yaşadık

Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü yeni etkinliklerine devam ediyor. Sekizinci etkinlikte beraber okuyacağımız eser Shirley Jackson’ın “Biz Hep Bu Şatoda Yaşadık” kitabı oldu. Kitabı 22 Mayıs’tan itibaren forumda tartışmaya başlayacağız. Sizi de bekliyoruz!

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, Etkinlik
Destanlar Çağı: Tanrıların Çağı Sona Erdi

Michael J. Sullivan’ın “İlk İmparatorluğun Efsaneleri” serisinin ilk kitabı Destanlar Çağı’nı sizler için inceledik.

Kapat