in

Bir Neslin Algılarıyla Oynayan The Matrix 20 Yaşında!

The Matrix efsanesi 20 yaşında! Ama belki de değildir. Sadece Matrix öyle sanmamızı istiyordur. Kim bilir? Bu kült yapımı yıl dönümünde yeniden övmek istedik.

Bundan 20 yıl önce, 31 Mart 1999 günü, sinema tarihine altın harflerle kazınacak, popüler kültürü ve belki de koca bir nesli uzun süre etkisi altında bırakacak bir film vizyona girdi. Ne ile karşı karşıya olduklarını bilmeden, büyük boy patlamış mısırları ve XL seçim içecekleri ile kafa dağıtma dışında hiçbir niyeti olmadan sinema salonlarına giden masum sinemaseverler, filmin bitişiyle birlikte karmaşık duygular içerisinde ve cevaplanmamış bir soru ile salonu terk ettiler:
What is the matrix? (Matrix nedir?)
31 Mart 2019, Wachowski Kardeşlerin sinema tarihinin unutulmazları arasına giren filmi The Matrix’in yirminci yaş günü. Biz de bu görkemli başyapıtın yirminci yaş gününde onu bir kez daha hatırlamak ve bilimkurgu sinemasındaki önemini geçen yirmi yılın ardından tekrar değerlendirmek istedik.

Unutulmayan Anlarıyla The Matrix

Bilimkurgu sinemasına gönül veren hemen herkesin hakkını teslim ettiği The Matrix, epistemolojik sorular sorabilecek kadar iddialı ve izleyicisinin ciğerlerine çektiği nefesin gerçekliğini sorgulatacak kadar derin bir bilimkurgu filmiydi. The Matrix sinemaseverleri Bullet Time (çoklu kamera kullanımıyla ağır çekim illüzyonu yaratan bir çekim tekniği -Filmde bu yöntem ile saniyede 12000 kare çekim gerçekleştirilmişti. Klasik kameralarda elde edilen 24 kare ile kıyaslarsanız Bullet Time tekniğinin ihtişamını daha net görebilirsiniz-) efekti ile tanıştırdığı gibi, daldığı derin mevzularda kaybolmamamız için her sekansı en ince detayına kadar planlanmış dövüş sahnelerine başvurmuştu.

Örnek vermek gerekirse; hangimiz filmin daha en başında ağzımızı açık bırakan Trinity’nin ağır çekim sıçramasını unutabilir ki? Ya da Neo ve Trinity’nin onlarca silahlı adamla yalnız başlarına çarpıştıkları akıl almaz lobi sahnesini… Bu ve buna benzer her biri birbirinden unutulmaz sahneyi daha da çarpıcı yapmak konusunda hiç geri durmayan Wachowski kardeşler, ses, müzik, kostüm, dekor ve sinematografik açıdan kusursuz bir iş ortaya koymuşlardı.

Doğru Oyuncular

The Matrix’in başarısının bir diğer ayağı da doğru oyuncu seçimleriydi. Keanu Reeves (Neo rolünü reddedip Wild Wild West’i çeken Will Smith’e -kendisini ayrıca sevmeme rağmen- teşekkürlerimle), Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss, Hugo Weaving (Kendisini daha sonra Lord of the Rings üçlemesinde Lord Elrond rolünde görmüştük) gibi oyuncuların sürüklediği yapım, tüm ekip için kariyerlerinin o ana kadarki zirvesi anlamına gelmişti. Muhtemelen ekipte yer almayı kabul ettiklerinde hiçbiri Matrix’in bugün olduğu noktaya geleceğini öngörmemişti ama potansiyelinin farkındaydı. Hatta bana kalırsa 1999 yılında bu senaryoyu görüp tutabileceğini düşünüp ciddiye alan tüm oyuncuları tebrik etmek lazım…

Postmodern felsefe, akılcılık, varoluşçuluk, nihilizm, insanlık ve dinler tarihi, Hong Kong yakın dövüş sineması, bilimkurgu ve distopya gibi sayısız içeriğin tek bir film içerisinde öğütüldüğü Matrix, bunca karmaşık konuyu genel sinema izleyicisinin ilgisini kaybetmeden verebilmesi ile de sinema tarihinde hikâye anlatımı, kurgu ve senaryo yazımı açısından da ders niteliğinde bir yapımdır.

Filmin sahnelerine gizlenen göndermeler, repliklere işlenen atıflar, sayısız defa izlenen kült sahneler -kırmızı-mavi hap, I know Kung-fu repliği, kırmızılı kadın, Ajan Smith’in Mr. Anderson deyişi ve daha nicesi…- ve Keanu Reeves’in donuk suratının seyirciye mükemmel aksettirdiği, “Burada neler oluyor, birisi bana anlatabilir mi lütfen?” şaşkınlığı, Matrix’in bilimkurgu sineması için unutulmaz bir yere sahip olmasının altında yatan önemli nedenler arasındadır.

Devam Filmleriyle Gelen Hayal Kırıklığı

Her ne kadar seri üç filmden oluşsa da Matrix Reloaded ve Matrix Revelations ilk filmin bir hayli gölgesinde kalmıştır. İlk film ile tanıştıktan sonra iyice artan beklentinin karşılığını alamamak birçok sinemasever için hayal kırıklığı olmuştu. Reloaded ve Revelations’ın başına gelenler sinema seyircisinin ne kadar acımasız olabileceğini bir kez daha göstermiştir. Eğer ilk filmle onların gerçekliğini bambaşka bir seviyeye çektikten sonra, serinin ilerleyen filmlerinde yeni bir fikir ile karşılarına çıkmazsanız, sizi yerin dibine sokabilirler. Reloaded ve Revelations biraz da bunun kurbanı olmuşlardı. (İlk filmin başarı formülünün sonraki iki filmde uygulanamaması ve anlatılmak istenen mevzunun derinliğinde kaybolunması da sıkıntının bir diğer nedeniydi. Daha birçok neden vardı ama onlar bu yazının konusu değil.)

Her Şeye Rağmen…

Her ne olursa olsun, benim için Matrix, hayatım boyunca en çok izlediğim filmdir. Kaç kere izlediğimi hiç hatırlamıyorum ve az sonra tekrar izlersem bile en ufak bir ilgi azalması olmadan tek oturuşta bitirebileceğimi gayet iyi biliyorum. Benimle aynı duyguları paylaşan milyonlarca insan olduğuna da eminim.

İşte 20. yaşını kutlayan Matrix böyle bir filmdi. İnsanın üzerine konuşmaktan asla bıkmayacağı bir yapımdı Matrix. İyi ki doğdun Matrix! O soruya hâlâ net bir cevap veremiyor olsak da… Seni seviyoruz!

Ufuk Yasin Yurtbil

Hikaye anlatıcısı, okur-yazar-inceler, sinemasever, birincilik ödüllü amatör bir öykü yazarı, hayatı dolu dolu yaşamaya hevesli, öğrenmeye aç bir ruh. Meslekten inşaat mühendisi, doğuştan hayalperest, bir tutam bilimkurgu/fantastik kurmaca.

12 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Pardus Pardus dedi ki:

    Örneğin Yüzüklerin Efendisi üçlemesini seyrettikten sonra izlediğim hiçbir fantastik filmi beğenememiştim. Hep aynı tadı almak istiyordum ama olmuyordu. Matrix de bu durumun bilimkurgu tarafındaydı benim için ve hala da öyledir.

    Evet ben de defalarca seyretmeme rağmen, o gün için sonuyla hayal kırıklığı da olsa, tokat gibi bir filmdi benim için. Dövüş sahneleri, görsellik, replikler, telefonlar, gözlükler, kıyafetler vesaire vesaire.
    Yzüklerin Efendisi’ nde olduğu gibi Matrix’ i de sinemada seyrettim ki off of! :smiley: :smiley:

  2. Avatar for LordKratos LordKratos dedi ki:

    Matrix hala efsanedir. O günün şartlarında böyle muazzam bir film serisi çıkarmak hiç kolay değil. Bugün ki teknoloji ile çekilseydi o kadar sevilir miydi ? Hiç sanmıyorum. Matrix döneminin nirvanasıydı.

  3. Avatar for Gurlino Gurlino dedi ki:

    Düşünüyorum da, Matrix’in ardından bizi bu kadar felsefi derinliklere sokan, aklımızdan uzun süre çıkmayan başka bir bilimkurgu filmi oldu mu?

    Arrival, Edge of Tomorrow, Avatar, Interstellar, Star Wars 7-8, The Martian, Minority Report (Bir diğer çok sevdiğim filmdir) ilk aklıma gelenler… Fakat doğruyu söylemek gerekirse hiçbiri the Matrix’in bende bıraktığı izi bırakamadı.

    Siz ne dersiniz?

  4. Avatar for rann rann dedi ki:

    Böyle haberler yapmayin. Dün gece Matrix izlerken uyuyakalmisim. Rüyamda garip garip seyler gördüm.
    Yillar geçmesine karşın halen güzelliğini koruyor, kamera acilari, özel efekler hiç sırıtmıyor. Bazı sahnelerde daha önce dikkat etmediğim bir detay gözünüze çarpabiliyor. Gerçek bir klasik.

  5. Avatar for narpal narpal dedi ki:

    Ilk filmin hiç adını sanını duymadan bilgisayarda izlemiştik kuzenlerle. Aptal bir ajan filmi beklerken bitirdikten sonra iki gün kendime gelememiştim. Efsanedir benim için. Umarım Remake ya da berbat bir devam filmiyle efsaneyi katletmezler.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

7 cevap daha var.

Uzay Gemisinde İşler Karışıyor: Altı Diriliş

Sinemada Bilimkurgu Alt Türleri #3: Kıyamet Filmleri