in , ,

Yalan Labirenti: Bir Ulusun Kendi Geçmişiyle Yüzleşmesi

Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayı da olan “Yalan Labirenti”, Almanya’nın Hitler sonrası dönemine ışık tutuyor.

Yalan Labirenti incelemesi

Faşizm daima yalanlar zemininde boy verir. Yaptıklarını anlatacak doğru cümlelerin ve doğru insanların düşmanıdır. 2014 yılındaki Oscar ödüllerinde Almanya adına yarışan Im Labyrinth des Schweigens – Yalan Labirenti  adlı film, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi geçmişiyle yeteri kadar hesaplaşmamış bir ülkenin, Almanya’nın durumunu ve kendisiyle hukuk önünde yüzleşmesini anlatıyor.

Nuremberg mahkemelerinde Nazilerin üst düzey sorumluları yargılanmış ve mahkûm olmuşlardı. Peki Nazi rejimini işler kılan, rejimin Alman halkı içinde kökleşmesini sağlayan sıradan Almanlara ne olmuştu? Savaş bittikten sonra tüm Naziler ve Nazi destekçileri buhar olup uçmuş muydu?

Filmde Johann Radmann adlı genç bir savcı, Frankfurt Başsavcısı Fritz Bauer’in desteğiyle faşizmin temsilcisi olarak görev yapan sıradan Almanların peşine düşüyor. İşe Auschwitz Toplama Kampı’nda görev yapmış SS subaylarını bulmakla başlıyor. Önce 15 kişilik bir şüpheli listesiyle işe başlıyor. Savaş sonrasında ele geçirilen dosyalara baktığında ise sadece Auschwitz’te 8 binden fazla subayın görev yaptığını öğreniyor. Oturup tüm dosyalara tek tek bakıyor. Çoğunun savaştan sonra hiç yargılanmadığını ve Almanya’nın farklı bölgelerinde farklı işler yaparak hayatlarına devam ettiklerini öğreniyor.

Yalan Labirenti

Gerçek buydu. Nazilere savaş sırasında destek vermiş, işledikleri cinayetlere ortak olmuş binlerce Alman hiç yargı önüne çıkmadan hayatlarına devam ediyordu. Savcı Radmann bu noktada ya kendi ulusunun sessizliğine uyarak her şeyin savaşta yapıldığını ve geçmişte kalması gerektiğine karar verecekti ya da 1939 ile 1945 arasındaki savaşta faşizme destek vermiş herkesi bulmaya çalışacaktı.

Genç savcı belki herkesi değil ama Auschwitz’te masum insanları ölüme gönderenleri tek tek buldu. Kimisi öğretmen, kimisi oto tamircisi, kimisi pastane sahibi ve kimisi de iş insanı olmuştu.  Nazi Almanyası’nda iktidarın gücü ve büyüsüyle siyasi cinayetlerin tetikçisi olmuşlar, çoğu Yahudi olmak üzere yüzlerce, binlerce insanın ölümüne direkt veya endirekt olarak katılmışlardı. Vicdanlarını unutan bu Almanlar, savaştan sonra hiçbir şey olmamış gibi kalabalığa karışıp günlük yaşamlarına devam etmişlerdi. Auschwitz gibi ölüm fabrikalarında SS subayı olarak görev yapan bu suçlular,  Hannah Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlığı”nda anlattığı gibi sıradan faşizmin üyeleriydiler. Onları bulmak, yargılamak ve Alman ulusunun bu konudaki utanç verici suskunluğuna son vermek gerekiyordu.

Frankfurt Yüksek Mahkemesi’ndeki dava 1963 yılında başladı.

Toplama kampından kurtulan 211 kişi tanık olarak ifade verdi.

Yalan Labirenti incelemesi

Auschwitz’te SS subayı olarak görev yapmış 19 kişiden 17’si suçlu bulundu. Yargılananlardan hiçbiri “pişman olduğunu” söylemedi. Hepsi devlet görevlisi olarak “emirleri yerine getirdiğini” söyledi.

Oysa yerine getirdikleri emirler açıkça savaş suçu içeren cinayet emirleriydi. Auschwitz’teki ölüm kayıtlarının hemen hepsinin altında şu yazılmıştı: “Kaçmaya çalışırken vuruldu.”

Birkaçı hariç hiçbiri gerçekten kaçmaya çalışmamıştı. Naziler onları canları istediği için vurmuştu. Bir profesörün kasketini alıp dikenli tellerin arkasına atmış ve gidip almasını söylemişlerdi. Yaşlı adam tellerin arkasına geçince onu sırtından vurmuşlardı. Kayıtlara aynı şekilde geçti: “Kaçmaya çalışırken vuruldu.”

Dava 20 ay sürdü. Almanya tarihinin Nazi geçmişine bakışındaki değişimin bir dönüm noktası olarak tarihe geçti. Artık hiçbir Alman bu konuda sessiz kalmayacaktı.

Yaşananlardan çıkarılan ve bir daha yaşanmaması için değişen zihinler ve yasalar sayesinde faşizm, Alman topraklarında bir daha kök salamayacaktı.

Im Labyrinth des Schweigens

Dönemin Almanyası ile ilgili daha detaylı bir yazı için Fantastik Geziler #3 – Münih: Karanlığın Doğuşu başlıklı yazımıza da göz atmayı unutmayın.

Yalan Labirenti‘ni izlediniz mi? Filmin alt metni ve anlatmak istedikleri hakkında sizler neler düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum‘da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Murat Erdin

1968 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi mezunu. Uzun yıllar gazetecilik yaptıktan sonra akademiye yöneldi. Halen Kadir Has Üniversitesi'nde ders veriyor ve Maltepe Üniversitesi'nde doktorasını yapıyor. Yayımlanmış 14 kitabı var. Çeşitli yayın organlarına yazılar yazıyor.

Michelangelo - Medici Aile sapeli restorasyon

Michelangelo İmzalı Medici Aile Şapeli Bakteriler Yardımıyla Restore Edildi: Ünlü Anıta Alışılmadık Temizlik Yöntemi

Napoleon Joaquin Phoenix ilk bakış

Joaquin Phoenix’in Napolyon Rolüne İlk Bakış: Ridley Scott Filminden Set Görseli Geldi