2001 Bir Uzay Destanı – Bilimkurguyu Nedenleri ve Sonuçlarıyla Ele Almak

Bilimkurgunun ciddiye alınmasına öncülük eden isimlerden Arthur C. Clarke ile mükemmeliyetçiliği ve çektiği filmlerin etrafında dönen türlü tartışmalarla bilinen Stanley Kubrick’in işbirliğinin ürünüyle karşı karşıyayız. Kendi alanlarında birer usta olan bu iki isim aynı konuyu, biri film ötekiyse kitap olmak üzere iki ayrı koldan işleyerek bilimkurgunun dönüm noktalarından birine imza atmıştı.

Bilinen tarihten çok önceki çağlarda, şimdi Afrika olarak anılan yerde, insanımsılar yaşamaktadır. Kıtlık, yırtıcılar, rakip kabilelerle bölgesel çekişme derken günbegün kabilesinden birilerini kaybeden Ay Gözcüsü, bilinçsizce varlığını sürdürmektedir. Günler aynı sıkıntıları tekrar yaşayarak bir sonraki güne uyanabilmeyi bekleyerek geçmektedir. Günün geceyi kovaladığı şafakların en sonuncusundaysa Ay Gözcüsü ve kabilesinin sıradan hayatları, ne olduğu ve nereden geldiği bilinmez bir monolithin varlığıyla kökten değişime uğramak üzeredir. Cismin bilinçlerinde yarattığı uyanış; şiddeti, hükmetmeyi, korkmamayı ve daha ilerisine gidebilme arzusunu ortaya çıkaracaktır. Bu uyanış, sonu yıldızlara kadar uzanan uzun bir yolculuğun başlangıcı olacaktır.

Küçük Mavi Noktamızda Takılı Kalmışken Yıldızlardaki Geleceğimizden Bahsetmek

Bilimkurgunun ciddiye alınmasına öncülük eden isimlerden Arthur C. Clarke ile mükemmeliyetçiliği ve çektiği filmlerin etrafında dönen türlü tartışmalarla bilinen Stanley Kubrick’in işbirliğinin ürünüyle karşı karşıyayız. Kendi alanlarında birer usta olan bu iki isim aynı konuyu, biri film ötekiyse kitap olmak üzere iki ayrı koldan işleyerek bilimkurgunun dönüm noktalarından birine imza atmıştı.

Bu dev projenin sinema ayağıyla seneler önce karşılaştık. Kitap ayağıyla karşılaşmamız ise gene İthaki Yayınları sayesinde oldu. İthaki ilk kitapla da kalmadı. Bu destanın diğer üç kitabıyla da tanışabilme fırsatına eriştik. Şimdi, destanı başlatan ilk kitap, İthaki Bilimkurgu Klasikleri Serisi içerisinde yeniden bizlerle.

2001-bir-uzay-destaniZamanı açısından 2001: Bir Uzay Destanı’nın değindiği konulara, bilimkurguya ilgili okur ve sinefiller çok öncesinden aşinaydılar. Belli bir kesimin işlerini saymasak da bilimkurgu adına yapılan işler, eldeki malzemeye basit oyuncaklar gibi davranmaktaydı. Uzay yolculuğu, dünya dışında yaşam, yapay zekâ, dünyadışı uygarlıklarla temas 2001‘e kadar pek çok defa farklı biçimlerde konu edilmiştiler. 2001’in zamanının basit maceralarından sıyrılıp parlamasını sağlayan ise bu konulara yaklaşımı. Örnek vererek bunu açıklayayım. Dünya dışında yaşama ve yerçekimine yaklaşımı açısından, dönemin olağan bilimkurgu macerasıyla 2001: Bir Uzay Destanı’nı karşılaştıralım.

Dünya dışındaki bir gezegende yaşama fikri kendi başına merak uyandırmaya yeten bir konu. Bunun nasıl gerçekleşebileceği ve nasıl bir deneyim sunabileceği üzerine fazla durulmadan “oluyor işte” özetiyle geçiştirilmesi, ilk başta yarattığı cazibeyi azaltıyor. Odak merkezi kendi konusu olunca, uzayda yaşama fikri daha da geri plana düşüyor. Daha fazla yer kaplayan maceranın dekoru olarak asla gerçekleşmeyecek, çocuksu bir hayalin ürünü olarak kalıyor. 2001: Bir Uzay Destanı’nda ise bahsi geçen uzayda yaşama fikri, verilen ayrıntıların yarattığı inandırıcılık ve bu sayede içerdiği bir takım olasılıklar sayesinde etkileyiciliğini muhafaza ediyor. Bahsi geçti mi odak noktası bu konu oluyor.

GÖZ ATIN  Tuhafların Geçmişine Işık Tutan "Tuhaf Masallar" Çıktı

Yerçekimi farklı olduğunda neler yaşandığı ve nasıl hareket edilmesi gerektiği üzerine pek fazla durulmaz. Bu sorunun üstesinden gelen bir cihaz uydurulmuşsa hiç dert değildir zaten. Yerçekimi değişimi ve uzayda yaşamanın getirdiği zorlukları anlatmaya zaman ayırmak, ana konuya kıyasla çok önemsiz bir ayrıntı gibi gelebilir. Başka dünyaları keşfetmenin verdiği coşkuya binaen yaşamın olduğu uzak gezegenler kurgulamak, yerçekimi farklı olan Ay gibi ortamlarda yaşamayı kurgulamaktan daha cazip gelir. Ölümcül bir ortamda yaşama fikri, hayat memat meselesi olmadıkça pek de üstünde durulacak bir nokta olmamıştır belki de. Anlayacağınız, çevre faktörüne kafa yorulmadan ana konuya yoğunlaşmanın cazibesi ortadadır.

2001: Bir Uzay Destanı’ndaysa yerçekiminin değişken olduğu bir ortamda nasıl ve ne şekilde davranıldığından ve davranılması gerektiğinden bahsedilir. Uzayda yaşamanın kendisi ilginçleşerek konunun kendisi olur. Bu fikir önce merak, sonra cazibe ve son olarak acabayla başlayan sorulara kapı aralamaktadır.  Ufaktan ufaktan uzayda yaşamanın nasıl olabileceğinden bahsederken, orada yaşayabilmenin cazibesi de sunulur.

2001: Bir Uzay Destanı’nda etkileyici olması veya gerek görüldüğü için ortaya atılan bilimkurgu temaları onları gerçekleştirilebilirlik seviyesinde işleyerek, olası geleceğin ürünleri olarak baktırabilmektedir. Ana konu, önemi o zamana kadar göz ardı edilmiş unsurların kendi cazibesi üzerinden ilerliyor. Yazıldığı dönemin olası gelecek tahminlerinde yer kaplayan icatlar ve onların bilimiyle yüzgöz olunuyor.

Bir Eseri Zamanına Göre Nasıl Değerlendirmeli?

Kitabı (ve filmi), dönemine göre değerlendirirsem üç bakış açısına göre bir sıralama yapmam gerek: Yazıldığı (ve çekildiği) döneme göre, günümüze göre, şu anki bizlerin bilimkurgusal manada gelecekten beklentisine göre.

Yazıldığı (ve çekildiği) döneme göre 2001: Bir Uzay Destanı, bilimkurguya karşı bakışı ve bilimkurguda bahsi geçen temaların ciddiyetle gündemimize konu edinmesinde önayak olan çalışmalardan biri olmuştur. Dönemi içinde değerlendirince önemi daha iyi anlaşılıyor.

Günümüze göre şu sıralar bilimkurgu edebiyatı ve sinemasında da gündem teşkil eden konuları ciddiyetle ele alan ilk örneklerinden biri olmuş. Kendinden sonraki eserlerin daha ayrıntılı işlediği benzer meseleler pek çok farklı şekilde masaya yatırılıyor. Bu da 2001: Bir Uzay Destanı’nı, içeriğin kalitesinden ziyade yoğunluğu açısından “değinip geçilmiş” olarak yorumlanmasına sebep oluyor. Onun dikkat çektiği hususlarla alakalı olarak pek çok eser ve fikirle buluştuk sonuçta.

Şu anki bizlerin bilimkurgusal manada gelecekten beklentisine göre üstüne kafa yorulduğundaysa henüz keşfedilmemiş buluşları ve başarıları konu edinmesinden ötürü güncelliğini muhafaza etmekte. Ne yazık ki hala Ay’da bir üssümüz yok. Üstün zekâsı sebebiyle satranç oynarken yenilmeye ayarlanmış, hatta hatalarına ahlaken anlam yükleyebileceğimiz yapay zekâ harikası Hal 9000’lere sahip değiliz.

GÖZ ATIN  Bir Kitabın Doğuşu: Yeryüzü Müzesi

Hal 9000 konusuna biraz daha değinmek istiyorum. Filmle karşılaştırınca Hal 9000’in üstüne yapışmış, “cani bilgisayar” damgasının kısmen haksızlık olduğu kitapta açıkça anlaşılıyor. Kitap kötü yapay zekâ temasını, insan olmak ve yapay zekânın kusursuzluğu çerçevesinde sunuyor. Kötü değil de hatalı bir varlıktan söz edebiliriz. Hal 9000 ile kitabın ilk bölümündeki ilkel insanları karşılaştırınca konu daha katmanlı bir tartışma alanı açıyor. Bunun haricinde, ahlaken doğru davranan yapay zekâlar istiyorsak, bunun karşılığı olarak, insanoğlunun da ahlaken gelişmesi gerektiği okurken aklıma gelenlerden oldu.

Yapay zekâ ve ilkel insan demişken, kitapta bilincin önemine dair yapılan vurguyu da unutmamak gerek. Tarih öncesi çağlar bölümü, Hal 9000 ve gizemli monolithi yapanlar üzerinden devam eden, bilinç ve bilinçlenme kavramına da değiniliyor. Geliştikçe yapabildiklerimizin de artması hususuna dikkat çekerken, geçmişimizden geleceğimize uzanan olasılıkların kapısına varılıyor. Önceden de bahsettiğim gibi çok ince ayrıntılarına kadar gidilmiyor. Zamanı açısından bakılınca, konuya temel bir sorudan yaklaşılıyor ki, bu da gene zamanı açısından bakılınca yeter de artar.

2001: Bir Uzay Destanı, üç farklı zamandan kaynaklanan üçlü değerlendirmeye göre farklı tatlar veren bir kitap. Tekrar özet geçeyim: Zamanı için yenilikçi, şimdi için çokça işlenmiş ve işlenmekte olan konuların ilklerinden, gelecek açısından hala bir kısmı gerçekleşmemiş atılımları bünyesinde barındıran bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor.

Kitap hakkında – göreceli olarak – belki beğenilemeyecek tek nokta var: İnsanın dünya dışı müdahaleler sonucu mevcut potansiyeline kavuşması kurgusu. Kitap, bilinçlenme hususunda kendi spekülasyonunu yaparak ana konuyu bunun üstüne inşa ediyor. Yazıldığı zamana göre olası, şu anki bizler için gerçekleştirilmiş veya gerçekleştirilebilir buluşların yarattığı merak ve fikirlerden güç alan kitap için dünya dışı medeniyet olgusu biraz tuhaf gelebilir. Kurgu da olsa varoluşumuzda yer etmeleri iması daha da tuhaf kaçabilir. Göze batmadan hikâyeye yedirilen bu mitoloji, üstünde çok durulmasa da fazla dikkat çekiyor. Bilince dayalı bu varoluş miti ve mitin merkezindeki varlıklar, yazar Arthur C. Clarke’ın ünlü sözünü (“Yeterince ilerlemiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.”) akla getiriyor. Olabilirliğinden şüphe duydurtmayan teknolojinin daha da ilerisine gidilebileceğini ve giderse de neler olabileceğinin spekülasyonunu taşıyan kurgusal bir mit aslında bu. Onlardan bahsederken, onlar gibi olabilme potansiyelimizden de bahsediliyor bir yandan da.

GÖZ ATIN  Bol Ödüllü, Tuhaf Bir Kısa Roman: Biz Gayet İyiyiz

Bahsettiklerimi etraflıca gözden geçirince, sinema ve edebiyat olarak iki koldan ilerleyen bu projenin ilk önce sinema ayağıyla tanışmış olsam da, kitap tarafı bende daha büyük bir tatmin uyandırdı. Filmde açıklanmayan kısımlardan bahsetmesiyle, “Tamam, demek buymuş!” durumu yaratmasından doğan bir tatmin değil ama. Kitapta, filme oranla daha fazla cevaba kavuşuyoruz, orası kesin. Verdiği cevaplar, hikâyesel anlamda tatminsel cevaplar sunarken, ima ettikleri fikirler uyarınca, yeni sorulara zemin hazırlıyorlar. Bir yandan bahsedilen geleceğe ulaşabiliriz deniyor. Öte yandan da daha fazlasını yapabileceğimizin sinyalleri veriliyor. Size de bu iki nokta arasındaki olası geçiş yollarını hayal etmek kalıyor. Tabii, kitap sizi doğrudan bunu yapmaya zorlamıyor. Bu biraz da biz okurlara kalmış. Günümüz itibariyle kurgusal ve kurgu dışı olarak, bu olası yollar üstüne fazla kafa yormamıza gerek kalmıyor neredeyse. Etrafımızda, olası geleceğe nasıl uzanabileceğimizin yollarından bahsedilip durulduğu bir zamandayız. Kendi fikirlerimizi daha ortaya atmadan, başka birilerince dile getirildiklerine şahit olmuyor değiliz. Ama bir de şu yönden düşünelim, 2001: Bir Uzay Destanı ve muadillerinin sayesinde olası geleceğimiz için ortaya atılan fikirler yığınıyla haşır neşir olabiliyoruz. Hem şunu tekrar hatırlatmak isterim; insanoğlu (kolayca gidilemese de) uzay istasyonu yapmış olabilir. Yine de Ay’a üst kuramadı. Bazı yönlerden 2001: Bir Uzay Destanı’ndaki gelecekten ve ima ettiklerinden uzağız hala.

Çeviri ve Editörlük

Kitabın 2001: Bir Uzay Efsanesi olarak yayınlanan ilk baskısı tükenmiş durumda. Bazen serinin diğer kitaplarıyla karşılaşabilirsiniz (Dört cildi de içeren tek kitap halindeki baskısı yapılmıştı serinin).

O nedenle 2001: Bir Uzay Destanı olarak tekrardan raflardaki yerini alması sevindirici. Bilimkurgu Klasikleri Serisi’nde Arthur C. Clarke’ın bir diğer önemli yapıtı olan Çocukluğun Sonu ile buluşmuştuk. Çocukluğun Sonu, daha öncesinde, Son Nesil olarak Kayhan Şentin’in çevirisiyle okuyucuyla buluşmuştu. İthaki çatısı altındaysa, Ekin Odabaş’ın çevirisiyle geri dönmüştü raflarımıza. 2001: Bir Uzay Destanı’nın çevirisi, serinin önceki çevirmeni olan Oya İşeri Gever’e ait. Çeviri konusunda bir değişikliğe gidilmemiş. Kitap, ilk baskısıyla aynı çeviriye sahip. Çeviride herhangi bir sorun olmadığı için baştan çevrilmemesi normal aslında. Bu durumda – şu an aklıma geldiği için yazıyorum bunu – serinin diğer kitaplarıyla da karşılaşabilme olasılığımızın arttığını düşünüyorum. Elbette bu benim tahminim. Her şeyi zaman gösterecek.

Stranger Things Kitap

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2001 Bir Uzay Destanı – Bilimkurguyu Nedenleri ve Sonuçlarıyla Ele Almak

Bilimkurgunun ciddiye alınmasına öncülük eden isimlerden Arthur C. Clarke ile mükemmeliyetçiliği ve çektiği filmlerin etrafında dönen türlü tartışmalarla bilinen Stanley Kubrick’in işbirliğinin ürünüyle karşı karşıyayız. Kendi alanlarında birer usta olan bu iki isim aynı konuyu, biri film ötekiyse kitap olmak üzere iki ayrı koldan işleyerek bilimkurgunun dönüm noktalarından birine imza atmıştı.

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, İnceleme
“İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları” Çok Yakında Raflarda

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İngiliz ve Amerikan edebiyatının önemli isimlerini tek bir eserde bizlerle...

Kapat