in ,

Azınlıkların Yankısı: Nobel Edebiyat Ödülü’nü Kazanan Abdulrazak Gurnah Hakkında

Abdulrazak Gurnah 2021 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülerek birçok okuru şaşırtmayı başardı. Eserlerinde mülteci ve azınlıkların problemlerine yer veren Tanzanyalı yazarı yakından tanıma zamanı.

Abdulrazak Gurnah hakkında

Abdulrazak Gurnah 2021 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan isim oldu. Edebiyat dünyasının prestijli ödülünün yolu bu defa Afrika’ya uzandı. 1948 yılında Zanzibar’ın bir adasında dünyaya gelen Doğu Afrikalı romancı Gurnah, mültecilerin ve azınlıkların sesine çokça yer verdiği üslubuyla bu yılın küresel gündemine de anlamlı bir manşet oldu.

Abdulrazak Gurnah 1968 yılında öğrenci olarak geldiği İngiltere’ye yerleşerek akademik bir kariyer izledi. Emekli olana kadar Kent Üniversitesi’nde edebiyat profesörlüğü yapan yazar, Wasafiri dergisinin editör yardımcılığı görevini de yürütmeye başladı.

İlk üç romanı Memory of Departure (1987), Pilgrim’s Way (1988) ve Dottie (1990), çağdaş İngiltere’deki göçmen sorununa farklı açılardan yaklaşan birer belgesel niteliğindeydi. Dördüncü romanı Paradise (1994) ise I. Dünya Savaşı yıllarındaki Doğu Afrika sömürgesini konu aldı. Eser, kurgu dalında Booker Ödülü kısa listesinde yer aldı. Admiring Silence’ta (1996), Zanzibar’dan ayrılan ve İngiltere’ye yerleşen bir öğretmeni anlattı. By the Sea (2001), İngiltere’nin kıyı kentlerinden birinde yaşayan bir sığınmacıyı konu aldı.

2021 Nobel Edebiyat Ödülü Kazananı Abdulrazak Gurnah

Desertion (2005) romanı, 2006 Commonwealt Writers Prize’a layık görüldü. Yazar, 2007 yılında The Cambridge Companion to Salman Rushdie eserinin editörlüğünü de üstlenmişti. 2011’de The Last Gift’i, 2017’de Gravel Heart’ı, 2020’de ise Afterlives’ı yayımladı. Abdulrazak Gurnah, bugün Batı Sussex eyaletinin Brighton kentinde yaşıyor.

Abdulrazak Gurnah Eserlerindeki Genel Tema

Abdulrazak Gurnah, eserlerinde çoğunlukla kimlik ve yer değişikliği ile bu unsurun sömürgecilik ve kölelik mirası tarafından nasıl şekillendiği üzerine odaklandı.

Gurnah’ın kurgusal karakterleri yeni yaşam çevrelerine uyum sağlayabilmek için daima kendilerine yeni kimlikler edinme çabasındaydı. Bu karakterler, durmadan yeni yaşantıları ile eski deneyimleri arasında bir uzlaşım sağlamaya çalışıyordu. Bunu anlatırken de yazar, yeni bir coğrafya ve sosyal bağlama göçmenin, kimlik üzerindeki etkilerini sarsmaya yöneldi. Tıpkı karakterleri gibi Gurnah da memleketi Zanzibar’dan uzaklara göçmüştü. Henüz on yedi yaşındayken İngiltere’ye yerleşmiş, kimliği sürekli bir değişim içine girmişti. Dolayısıyla eserlerindeki karakterlerin yapmaya çalıştığı, aslında yerleştikleri topraklardaki insanlara ait kalıplaşmış kimlikleri yapısöküme uğratmaydı.

Kültür eleştirmeni Paul Gilory, konuya şöyle yaklaşıyor:

“Milli ve etnik kimlikler ‘saf’ adı altında sunulduğunda farklılıklara maruz kalmak, bu unsurları yok olma tehlikesine iter. Yüceltilen saflıklarını sürekli kirlenme olasılığına mecbur kılar. Bir karışım ve hareket hâline gelmeye karşı durmalıdır insan.”

Abdulrazak Gurnah’ın romanlarındaki kahramanlar da nitekim başka insanların kimliklerindeki yozlaşmaları, kendi farklılıkları üzerinden gösteriyor. Admiring Silence romanında isimsiz anlatıcı, kız arkadaşının ebeveynine, kızlarının hamile olduğunu söylüyor. Aile ise delikanlıya nefretle bakıyor. Çünkü onların gözünde kızları, artık hayatının geri kalanı boyunca kirlenmiş biriyle yaşamak zorunda kalacaktır. Artık normal bir İngiliz kadını olamayacak, diğer İngilizler arasında sade bir İngiliz yaşantısı sürdüremeyecektir.

Abdulrazak Gurnah hakkında bilgi

Yazarın kitapları, aynı zorluğu okurlara da yansıtıyor. Yabancı bir ülkeye göçmen olarak giden Abdulrazak Gurnah, kendi durumunun da farkında:

“Potansiyel okurlarımdan bazılarının, bana özel bir bakışı vardı. Ve bunu gözetmek zorundaydım. Kendini belki kuralcı olarak gören okurlarıma kültürden ve etnik unsurlardan, farklılıktan ari olduğumu göstermek zorundaydım. Aksi takdirde onlara ne kadar anlatacağımı, onlardan ne kadar bilgi beklemem gerektiğini bilemezdim. Metinlerimin ne kadar anlaşılır olduğunu da öğrenemezdim.”

Abdulrazak Gurnah Romancılığı Hakkında

İster Doğu Afrika’dan Avrupa’ya, ister Afrika’nın kendi içinde olsun, göç ve yer değiştirme konuları Gurnah romanların temelini oluşturuyor. Memory of Departure (1987) romanı, baş kahramanın Afrika’daki küçük köyünü bırakma tercihinin ardındaki nedenleri inceliyor. Pilgrim’s Way, Tanzanya’dan gelen Müslüman öğrencilerin, küçük bir İngiliz kasabasında karşılaştıkları ırkçı kültür üzerine.

1994 Booker Ödülü’ne aday gösterilen Paradise ise diğerlerinden farklı olarak Afrika bağlamına kurulmuştu. Başkahraman Yusuf, yoksul ailesinin evinden ayrılıp zengin amcası Aziz’in malikanesine gidiyor. Burada babasının borçlarını ödemek için çalışıyor.

Admiring Silence’ın anonim anlatıcısı, kendine İngiltere’de bir yaşantı kuruyor. Memleketi Zanzibar’ı yeniden ele geçirmeye başlayan terör faaliyetlerinden kaçıyor. Bir yandansa eşine ve onun ailesine, memleketi hakkında romantik hikâyeler anlatıyor. Ancak Afrika’ya geri döndüğünde tüm bu hikâyelerin yerle bir olduğunu görüyor.

By the Sea romanında İngiltere’ye yeni gelen ihtiyar sığınmacı Saleh Omar, onlarca yıldır İngiltere’de yaşayan üniversite hocası Latif Mahmud ile karşılaşıyor. İkili, konuşmaları sırasında birbirleri hakkında hiç beklemedikleri bağlantıları ortaya çıkartıyorlar.

Özetle bir yere ait olmak, fakat başka bir yerde yaşamak, Abdulrazak Gurnah’ın tüm yazın macerasının başlıca konusunu oluşturuyor. Ancak yazar, otobiyografik bir deneyim sunmanın ötesinde bir amacı olduğunu belirtiyor. Günümüzün hikâyesini kaleme alma çabasındaki yazar şunları kaydediyor:

“Evden uzaklara gitmek, mesafe ve bakış açısı kazandırır. Ve bir dereceye kadar da bolluk, özgürlük. Hatırlama sürecini yoğunlaştırır, ki bu da bir yazarın yaşam alanıdır.”

Yabancılık da “geride bırakılan bir hayat, öylesine, düşünmeden bırakılan bir kimlik, bir tür kaybolma yolu ve yeri” sağlıyor. Bu his de Gurnah’ın, geçmişle şimdiki zaman arasındaki karmaşık duygularda acı çeken karakterlerinde görülüyor. Bu karakterler, bir çeşit suçluluk duygusu da yaşıyorlar. Gurnah’ın karakterleri için bir başka yere kurulan hayat, geçmişteki ailelere duyulan hasreti beraberinde taşıyor.

Bugüne Dair Kelimeler

Yazar ve akademisyen Paul Gilroy, “yeni nefret söyleminin ve şiddetin, eskiden olduğu gibi sözde güvenilir, benliğe ve Öteki’nin farklılığına dair insan merkezli bilgiden kaynaklanmadığını” iddia ediyor. Ona göre bu unsurlar, Öteki’nin farklılıklarını mantığa ve dimağa oturtamamaktan ileri geliyor. Melezlik, büyük bir ihanetin elebaşı. Dolayısıyla melezliğin yıkıcı izleri, saf kültür denen olanaksız kavramdan arındırılmalı. Gurnah’ın eserleri de bu yıkıcı melezlik gücünün ve beraberinde getirdiği ırkçı ön yargıların zorlukları arasında bir köprü kuruyor.

Abdulrazak Gurnah kitapları

Geçen son birkaç yılın gündemi göz önüne alındığında Abdulrazak Gurnah edebiyatının, evrensel söylemi hedeflediği yorumlanabilir. Nitekim 2021 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesinin önemli sebeplerinden biri de bu yaklaşım. 21. yüzyılın başları ne kadar feminist, ekokritik ve postmodern edebiyata odaklanmışsa öyle görülüyor ki ortalara doğru göçmen ve mülteci sorunu, tüm dünya edebiyatının başlıca konularından birisi olmayı sürdürecek.

Kütüphanesinde Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Abdulrazak Gurna eserlerine yer vermek isteyenlere, yazarın eserlerinden kısa bir seçki:

  • The Last Gift (2011) / Son Hediye (İletişim Yayınları, 2017)
  • The Cambridge Companion to Salman Rushdie (2007)
  • Desertion (2005) / Terkediş (İletişim Yayınları, 2016)
  • By the Sea (2001) / Deniz Kenarında (İletişim Yayınları, 2021)
  • Admiring Silence (1996) / Sessizliğe Hayranlık (İletişim Yayınları, 2018)
  • Paradise (1994)
  • Essays in African Literature: A Re-evaluation (1993)
  • Dottie (1990)
  • Pilgrim’s Way (1988)
  • Memory of Departure (1987)

Abdulrazak Gurnah eserleri ve İsveç Akademisi’nin bu yılki Nobel tercihi hakkındaki yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Kaynak: Literature British Council

Oyla!

Rabia Elif Özcan

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

The Fall of the House of Usher dizi netflix edgar allan poe

Edgar Allan Poe Öyküleri Netflix Dizisi Oluyor: The Fall of the House of Usher Yolda

Vakıf dizisi 2. sezon onayı

Vakıf Dizisi 2. Sezon Onayını Aldı: Kült Bilimkurgu Uyarlaması Yeni Sezonda Maceralarına Devam Edecek