in ,

After Life 2. Sezon İncelemesi: Kabullenişin Sürekliliği?

After Life 2. Sezon incelemesi sizlerle. Ricky Gervais’in başrolünde olduğu Netflix dizisi, yeni sezonuyla beklentileri karşılayabildi mi?

After Life 2. Sezon İnceleme

Netflix’in popüler dizilerinden birisi daha geçen haftalarda dijital ortamdaki yerini buldu. After Life 2. Sezon incelemesiyle karşınızdayız.

After Life 1. sezonu, “kayıp depresyonu”nu en iyi işleyen dizilerden birisi oldu. Bütün dizi zaten bundan ibaretti. Sinematografik, oyunculuk veya senaryo yazarlığı gibi görsel hikâye anlatıcılığının herhangi bir dalında üst seviyelere oynamayan yapıdaydı. Anlatmak istediği şey sadece bir adamın hayatının aşkının ölümüyle nasıl yüzleşeceğinden ibaretti. Bu vaat bana kalırsa 2019’un en duygusal dizi sezonlarından birisini doğurdu. Kısa süre önce de ikinci sezon çıktı ve Tony’nin hayatına bir müddet daha eşlik ettik.

Yasın Yedi Adımı

Kübler-Ross modeli hem gerçek dünyada hem kurgularda çok sık karşımıza çıkan bir kara haberle mücadele etme şeklidir. Orijinal olarak doktorların çaresiz bir hastalığa yakalanmış hastaların psikolojisini anlamasına yardımcı olması için tasarlanmış sistem neredeyse tüm yas tutan insanlara uyar. Kübler-Ross modeline göre haberi alan birey temel olarak beş aşamadan geçer. İnkâr, kızgınlık, depresyon, pazarlık, kabulleniş. Bu aşamalar orijinal sistemde sıra sıra yaşanır. Bir kanser hastası için aslında bu sıra doğru bile kabul edilebilir. Gelgelelim, diğer yas türleri için bu adımlar doğru olsa da sırası çok değişken, tekrarlanan hatta üst üste binen yapıdadır.

Birinci sezon başladığında Tony’yi inkar ve kızgınlık aşamalarını çoktan geçmiş olarak bulduk. İnkâr aşaması, genellikle, “Bu nasıl benim başıma gelir?” sorusuyla başlar ve sonrasında Tanrı’ya yakarmayla devam eder. Tony kendisini tanımladığı şekliyle realist bir ateist. Tony’nin kabullendiği realizm biçimi, “Neden ben?” sorusunu anlamsız kılıyor, ateizm de Tanrı’yla ilişiği. İnkar olmadan kızgınlık da geçersiz bir aşamaya dönüşüyor. Çünkü kızgın olabilmek için kızgın olacak bir şeye ihtiyaç duyarsınız. Böyle bir durumda da Tanrı’nız ve kaderiniz yoksa kızgın olacak çoğu maddeden kurtulursunuz.

After Life 2. Sezon İnceleme

%100 depresyon elde kalan tek veriniz olur ve dizi de burada başlar. Dümdüz mutsuzluk. Varoluştan nefret etmek. Tony’nin kızgınlığı depresyonuyla iç içe yaşanır. Kızdığı tek şey kendi hayatı olur. Eşi yokken yaşamanın bir amacını göremez. “Niye var?” düşüncesi zamanla yerini “Niye var!” düşüncesine bırakır.

Kümülatif Bir Süreç Olarak Varoluşçuluk ve After Life

Varoluşçuluk akımının babaları Albert Camus ve Paul Sartre düşünce zincirlerini bu, “Niye var!” sorusunda nihayete erdirir. Var olmaya anlam bulamayan birey çözümü bu anlamsızlığı sona erdirmekte bulur. 60’larda bu ikiliden bayrağı devralan en önde grup müzisyenler olmuştur. “Saykodelik Rock” Sisifos Söyleni’nin direkt oğludur. Anlamsızlığı sonlandırma düşüncesi ilk kez burada yerini, “Keyfini çıkartalım bari,” düşüncesine bırakır. “Keyfini nasıl çıkartacağız?” sorusunun direkt cevabı da o dönemlerde ağır uyuşturucular olmuştur.

Pek çok ikonunu bu bataklıkta kaybeden Varoluşçuluk burada uyuşturucuların nihayetinde etkisi on yıllar sürecek olan bir darbe alır. Bu on yılların sonunda düşünürler yeniden, “Niye var?” düşüncesine önem verir. 60’ların, “Ölene kadar uyuşturucu, alkol, seks vs. takılmak için var,” olan cevabı bunu yaşayıp sonrasında anlatabilecek kadar hayatta kalan bireyleri ne kadar pişman olduklarından başka bir şeyden bahsetmezler. Böylece 20. yüzyılın sonları önümüze Selby Jr.’ı ve Chuck Palahniuk’u çıkartır. “Niye var?” sorusunu ve, “Keyfini çıkartalım,” cevabının sonuçlarını bize gösterirler. Bu çok kısaca ve üstünkörü özetlenmiş aşağı yukarı elli yıllık süreç nihayetinde yeni bir cevap bulunması üzere yirmi birinci yüzyıla devredilerek biter.

After Life 2. Sezon İnceleme

Yirmi birinci yüzyıl düzyazı, müzik, roman, sinema şeklinde ilerleyen bu cevap medyumlarına bir yenisini ekler: Dizi. Daha henüz yüz yılın başında Six Feet Under dizisiyle yepyeni bir cevap gelir. “Var işte.” Veya tam olarak dizinin sözcükleriyle: “Bir anlamı varmışçasına acına sarılıyorsun. Sana şunu söyleyeyim! Hiçbir anlamı yok! Sonsuz ihtimalin var ve tek yaptığın sızlanmak.”

Yirmi birinci yüzyılın sundukları tabii ki de bununla kalmaz, şimdiye kadar çizdiğim yolun sonu iki çağdaş eserde sonlanır: Bojack Horseman ve After Life.

Bojack Horseman ve İntihar Etmemek

Aynı dönemde çıkmış benzer konuları işleyen bir eser olduğu için değinmeden geçemem. Bojack Horseman, Tony Johnson’ın bataklıktan çıkamayan halidir. “Niye var?” sorusuna cevap verememiş ve tıpkı öncülleri gibi uyuşturucu ve alkolde çözüm bulmuştur. Otuz yılını bu şekilde geçirir. Mutsuz olduğu hayatından kaçış yolu olarak gördüklerinin onu daha da mutsuz etmesi yüzünden aynı kaçış yollarını kullanarak daha da mutsuzlaşır. Dipsiz ve karanlık bir kuyuya düşmüştür.

Dizinin final öncesi bölümünde Bojack’in en yakın arkadaşı karanlık dönemlerinde intihar etmeyişinin sebebini anlatır. “Ertesi gün tuttuğum takımın maçı vardı. ‘Onu izleyeyim de öyle intihar ederim,’ dedim.‘ Maçı kazandılar, sonraki maçı da izleyeyim madem,’ dedim bir hafta daha erteledim.”

Bu karakter için, “Niye var?” sorusunun cevabı, “Tuttuğum takımın maçı,” olmuştu. Bojack Horseman bu minimallikle sona erdi.

After Life 2. Sezon İnceleme

After Life 2. Sezon Hangi Cevapları Veriyor?

After Life’ın birinci sezonunda depresyon aşamasında bulduğumuz Tony Johnson, “Niye var?” sorusuna, “Olmasın,” cevabını vermiş durumda. Uyanıyor, intihar etmek için hazırlanırken, “Köpeğin mamasını vereyim,” diyor. Sonra da, “Hazır kalktım işe bir uğrayayım,” diyor. İşten çıkıp sahile gidiyor kendisini okyanusa bırakacakken köpeğinin havlamasından rahatsız olup vazgeçiyor. Bütün bunları yaparken intihar hep aklının bir köşesinde nitekim köpeğin mama yemesi gerekliliği intiharı yavaş yavaş arka plana atıyor.

Bu noktada yas tutmanın dördüncü adımı olan pazarlık aşaması devreye giriyor. Tony “Niye var?” sorusuna, “Dayanamayana kadar var,” cevabını veriyor. “Ne istersem yaparım, leş bir insan olurum ve çok fazla gelmeye başladığında da intihar ederim,” diyor.

Tony Johnson’ı birinci sezonun sonunda beşinci ve son yas noktası olan kabulleniş aşamasında bırakıyoruz. Zoraki mamasını verirken okşadığı köpeği, kalkmışken uğrayayım dediği işi ve huzurevindeki babasının bakıcılığını yapan Emma’nın arkadaşlığından aldığı keyif birleşince hayattan eskisi kadar olmasa da zevkli olduğunu ve bu küçük şeylerin hayatı yaşamaya değer kıldığını fark ediyor. Tony Kübler-Ross modeline göre artık iyileşti ve dizi mutlu bir sona sahipti. Gelgelelim ikinci sezon daha ağır bir konuyla bizi baş başa bırakıyor.

Kabullenişin Sürekliliği

After Life’ın 2. sezonunda Tony Johnson’ı ilk durumundan çok da uzaklaşmamış halde buluyoruz. O geçici keyif hali yerini yine bilgisayarın başında Lisa’nın videolarını izleyerek şarap içerken ağlamaya bırakmış durumda. Farklı olan durumsa bu acısını sadece içinde yaşaması. İş yerinde her şey normalmiş gibi davranıyor; Emma’yla hafiften flörtleşmeye devam ediyor, köpeğinin mamasını geciktirmiyor.

İlk sezonda Tony ve Lenny’nin röportaj yaptığı insanlar dizinin “mizah” yönünü taşımaları için ayarlanmışlardı. İkinci sezonda bu durumda değişiklik görüyoruz. Genellikle Tony için foya karakter görevi gören röportajlar var. Kedisiyle konuşan yüz yaşındaki kadın ve hayattan hiç zevk almayışı Tony için mutsuz kalmakta ısrar ederse ne hale geleceğiyle ilgili ilk sinyal oluyor. Ya biterse diye hiç ilişkiye girmemiş adam ise eşinin acısı yüzünden Emma’dan kaçmanın sonuçlarını yüzüne çarpıyor.

Bu noktada dizi depresyonu ne kadar iyi anladığını gösteren bir hamlede bulundu. Depresyon evrenden sinyal gelmesiyle sona erecek bir hastalık değil. Tony’nin bunları görüp, “Haaa, tabi ya,” demesi diziyi çok aşağılara çekerdi. Bunun yerine Tony ne kadar dış dünyada aksiymiş gibi davranmaya çalışsa da akşam olup eve geldiğinde eşinin ölümüyle yüzleşiyor ve yine elinde şarabıyla ağlamaya başlıyor. İntiharın çözüm olmadığını bilmesine rağmen çözümü hala bilmeyişinin verdiği ızdırap yerinde. Nitekim sezonun son sahnesinde babasının vefatı ve Emma’nın reddetmesi son darbeyi vuruyor ve Tony’yi avucunda uyku haplarıyla son uykusuna yatmaya hazırken görüyoruz.

Sonra kapı çalıyor, Emma Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü) ilişkisini kabul ediyor. Bütün zorluklarına rağmen yeni ve ufak bir güzellikle Tony bir kez daha hayata tutunuyor ve biz de geçtiğimiz günlerde onaylanan üçüncü sezon için beklemeye koyuluyoruz.

“Niye var?” sorusuna pek çok cevap bulunmuş durumda. 21. yüzyılın Six Feet Under, Bojack Horseman ve After Life aracılığıyla bulduğu cevap da zaten bitecek olması. Var olmamak için hiçbir emek harcamamıza gerek yok, ne olursa olsun bitecek. Bunun kesinliği göz önüne alınınca da yapılacak en mantıklı şey de küçük şeylerin tadını çıkartmak. Köpeğimizi beslemek, iş yerindeki arkadaşlarımıza sataşmak veya sahilde yürüyüşe çıkmak. Ne kadar büyük acılar yaşıyor olursak olalım hala keyif alabileceğimiz şeyler var ve bu şeyler yaşamaya değer.

After Life 2. Sezon Neyi Başarıyor?

After Life yarım yüzyıldır sorulan sorularla ilgilenen bir dizi. Bunu da X jenerasyonunun “Milennial” jenerasyona bıraktığı, “Varlığın amaçsız olması kötü bir şeydir,” karamsarlığını yıkmak için uğraşan çağdaş düşünürlerin vardıkları ortak cevapları ana teması kabul ederek yapıyor.

Yapım bütün bu ağır konularla ilgilenmesine rağmen çok hoş bir kara komedi dizisi. Hayatın absürtlüğünü ve Ricky Gervais’in uzmanlık alanı olan insanların aptallığını çok güzel bir şekilde işliyor. Neredeyse her bölümde birkaç dakika süren Tony’nin insanlara ne kadar aptal olduklarını anlattığı sekanslar da son birkaç yıldır stand-up sahnesinden uzaklaşan Gervais tiradlarına olan özlemimizi dindiriyor.

Not: Tony şanslıydı, kapısı çaldı. Hepimiz bu şansa sahip olmayabiliriz. Lütfen intiharla ilgili düşünceleriniz varsa arkadaşlarınızla, ailenizle paylaşın ve profesyonel yardım alın.

Sizler de After Life 2. sezon hakkındaki yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz. Dizinin 3. sezon ile final yapacağını şimdiden hatırlatalım.

* * *

* I Am Not Okay with This 1. Sezon İncelemesi

Oyla!

Mehmet Çakıcı

1999'da Balıkesir'de doğdu. Küçük yaştan beri fantastik edebiyata ilgi duydu, büyüdükçe diğer edebiyatlara da yaklaştı. Şu sıralar İstanbul Üniversitesi'nde bu ilginin üstüne iyice düşüyor. Uzun bir süre araknofobinin nasıl yazıldığını öğrenemedi.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Gwynbleidd Gwynbleidd dedi ki:

    Araknofobi değil miydi ya o? :smile:

Papirüs İncil Dirk Obbink

Oxford Profesörü, Tarihteki İlk İncil’in Papirüs Parçalarını Çalmakla Suçlanıyor

Açlık Oyunları: Kuşların ve Yılanların Şarkısı

Açlık Oyunları: Kuşların ve Yılanların Şarkısı Kitabı Dünya ile Aynı Anda Türkçede