Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı: Dünya Kurtarılmalıydı ve Ben Bir Şeyleri Bozuyordum

Brandon Sanderson’dan son derece eğlenceli bir seri bizleri bekliyor! Sanderson ve Akılçelen Kitaplar'ın hızına yetişmek mümkün değil. "Alcatraz" serisinin ilk iki kitabını sizler için inceledik.

– Bu inceleme serinin ilk iki kitabı hakkında bir miktar spoiler (sürprizbozan) içermektedir.

Brandon Sanderson oldukça üretken ve hayal dünyası geniş bir yazar. Bence kendisinin en hayran olunası özelliklerinden biri de yazdığı kitaplardan aklını uzaklaştırmak için arada başka kitaplar yazması. Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı serisini de, Sissoylu’ya ara vererek yazmış. Yazarın Fırtınaışığı Arşivi ve Sissoylu serilerini bizimle buluşturan Akılçelen Kitaplar, bu seriye de el atarak bizleri sevindirdi.

İncelemeye kütüphanecilerin şüphesini çekmeyecek bir şekilde başladığımıza göre sanırım artık konuya girebiliriz. Brandon Sanderson’ı unutun. Bu kitap esasen Alcatraz Smedry tarafından yazılan, onun yaşadıklarını anlatan bir kitap. Biz bu otobiyografiye “fantastik kurgu” adı altında ulaşabiliyoruz, o da şanslıysak. Neden mi? Hepsi kötü kütüphaneciler yüzünden. Dünyayı yalanlarıyla etkisi altına almış olan kütüphaneciler… Gücü sadece kendi yararına kullanan, bilgiye hükmeden, onu istediği gibi şekillendirip sunan insanlar…

Çıkarın Kumları, Mercek Yapacağım

Alcatraz Smedry öksüz bir çocuktur. Bir şeyleri bozma sorunu sebebiyle defalarca koruyucu aile değiştirmiştir. On üçüncü yaş gününde ona ebeveynlerinden bir miras ulaşır, bir torba kum ve üzerinde ne yazdığı anlaşılamayan bir kağıt. Ancak o gün Alcatraz’ın “kazara” mutfağı yakması sebebiyle koruyucu ailesi artık onu evlerinde tutamayacaklarını bildirirler ona. Fazla zaman geçmeden de Alcatraz’dan sorumlu sosyal güvenlik görevlisi Bayan Fletcher eve damlar. Alcatraz’ı her zamanki gibi kınadıktan sonra onu alması için başka bir görevli göndereceğini söyleyerek gider. Ama eli boş gitmemiştir.

Ertesi gün evin kapısında “geç kaldığını” söyleyen yaşlı bir adam vardır. Adının Leavenworth Smedry olduğunu söyler bu adam, Alcatraz’ın büyükbabasıdır! Anne babasından gelmiş olan kumların nerede olduğunu sorar, ancak bakarlar ki kumlar yoktur. Bu kumlar Rashid Kumları olarak bilinmektedir ve bu kumlarla yapılacak Merceğin çok güçlü olduğu bilinmesine karşın ne anlamda güçlü olduğu bilinmemektedir. Elbette, düşmanların, yani Kütüphanecilerin eline geçmemesi oldukça önemlidir. Tabii çok geçtir, çünkü Bayan Fletcher’la beraber çoktan merkez kütüphaneye varmıştır kumlar.

Alcatraz büyükbabası olduğunu iddia eden, daha önce hiç görmediği ve “geç kalma” ile “bozma”yı Smedry soyunun önemli yeteneklerinden olduğunu anlatan bu adamı kapı dışarı eder. Aradan birkaç saniye geçmeden üzerine doğrultulmuş bir silahla karşılaşır.

Büyüyle Teknoloji Arasındaki İnce Çizgi

Büyükbaba Smedry evin duvarına arabasıyla şahane bir dalış yaparak Alcatraz’ı kurtarır. Demin silahı doğrultan adam da Kütüphanecilerden biridir. Durumun ciddiyetini hafiften kavramaya başlar Alcatraz. Büyükbaba araba kendi kendine giderken (!) ona dünyanın aslında büyük bir savaş içinde olduğunu anlatır. Kütüphanecilerle Özgür Krallıklar arasındadır bu savaş. Özgür Krallıklar’ın düşüşü sonucunda da yönetim Kütüphanecilere geçer ve bilgiye erişim kısıtlanır,bilgi istenilen şekilde saptırılır. Suskun Diyarlar olarak bilinir buralar, yani bizim yaşadığımız ülkeler…

Suskun Diyar insanlarının Özgür Krallıklar’da kullanılan silimatik teknolojiye ve çok daha fazlasına erişimi yoktur. Eh, en basitinden kendi kendine giden arabalar ve serinin devamında göreceğimiz daha nice şey; darbelere karşı koruma sağlayan cam ceketler ve iç mekanın dış mekanda göründüğünden daha geniş olmasını sağlayan Genişletici Cam (Fizik kuralları mı? Hepsi kütüphanecilerin yalanı) misal. Bize yutturulan yalanlara girsek çıkamayız hatta, asansörün merdivenden, silahların kılıçtan daha gelişmiş olduğu iddiası, dinozorların soylarının tükenmiş olduğu yutturmacası ve daha neler neler…

Peki bize oldukça tuhaf görünen slimatik teknoloji de büyü değilse ne büyüdür? Büyükbaba Smedry Optikçilikten bahseder Alcatraz’a. Optikçilik, genlerle geçen bir yetenektir ve çeşitli kumlardan yapılan çeşitli mercekleri kullanma yeteneği verir. Bu yetenek Büyükbaba Smedry’de olduğu gibi Alcatraz’da da mevcuttur. Ona bazı mercekler verir Leavenworth, Optik gücü anlayabilmeyi sağlayan Optikçi Mercekleri, insanların izlerini takip edebilmeyi sağlayan İzci Mercekleri, lazer göndermeyi sağlayan Ateşsalan Mercekleri… Savaş Mercekleriyse herkesin kullanabildiği türden olduğu için büyü değil teknolojiden sayılmaktadır.

Yetenek Dediğin

Büyükbaba Smedry merkez kütüphaneye sızma planı için ekibi toplar; kendisi, Alcatraz ve onun iki kuzeni ve bir Kristalya Şövalyesi olan Bastille. Tabii bu noktada Smedryler yeteneklerini açıklarlar. Akla zarar olduğu kadar muhteşemdir bu yetenekler…

Alcatraz daha önceden de yazdığım üzere bozma yeteneğine sahiptir. Zırt pırt elinde kalan kapı kolları, istemsizce patlattığı lambalar… Bir keresinde bir tavuğu bile bozmayı başarmıştır! Tavuğun tüyleri dökülmüş ve sadece kedi maması yemeye başlamıştır zavallı hayvan. Ancak her ne kadar olumsuz yönleri dikkat çekse de, muazzam bir kapasiteye sahiptir bu yetenek. Savunma amaçlı size doğrultulan bir silahı bozduğunuzu düşünün veya zamanı bozup hiç yaşlanmadığınız bir baloncuk oluşturduğunuzu…

Büyükbaba Smedry ise zaten ikide bir “geç kaldık” demesiyle, yeteneğini bir an olsun unutturmayan bir karakter. O da örneğin kendisine ateşlenen bir silaha geç kalıp vurulmamayı başarıyor. Ölüm anına geç kaldığı için neredeyse ölümsüz adam, daha ne olsun!

Alcatraz’ın kuzenleri Şarkı ile Quentin ise biraz daha güçsüz ama yine de oldukça işlerine yarayan yeteneklere sahipler. Şarkı harika bir şekilde takılıp yere düşüyor. Genelde tehlike anında takıldığı için diğerlerine de kendilerini savunmaları için işaret vermiş oluyor. Quentin ise saçma şeyler söyleme yeteneğine sahip, baskı altındaysa oldukça iyi zırvalıyor. Bu da onun sırları kolayca korumasını sağlıyor pek tabii.

Bastille ise Smedry soyundan değil, bu sebeple bir yeteneğe sahip değil. Kendisi esasen Leavenworth’ü korumak için görevlendirilmiş olsa da, bu içeri sızma operasyonunda görevi Alcatraz’ı korumak oluyor. Aslında kendisi Alcatraz’la yaşıt… Ama bu onun yetenekli bir şövalye olmasına engel değil. Sıkıysa tersini düşünün (düşündüğünüz son şey olabilir).

Bu yeteneklerin karşısında kötü Kütüphaneciler ve Karanlık Optikçiler durabilecek midir? Daha fazla tadını kaçırmadan ikinci kitaba geçelim.

O Bir Kuş, O Bir Uçak, Hayır Hayır O Bir Ejderha!

İkinci kitap Katibin Kemikleri’nde Alcatraz’ı bir havalimanında oturmuş büyükbabasını beklerken buluyoruz, haliyle adam geç kalmış… Ancak bir sorun olmalı, çünkü Alcatraz Haberleşme Mercekleriyle bile ulaşamıyor ona. Bir süre sonra da kütüphaneci kılıklı tipler ve korkunç bir canavar takılıyor Alcatraz’ın peşine. Ve başlasın şahane bir koşuşturmaca!

Alcatraz’ın bozma yeteneğini konuşturduğu bu kaçış esnasında, Haberleşme Merceklerinden bir kızın sesi geliyor, ki bu kız da öğreniyoruz ki Alcatraz’ın başka bir kuzeni, Avustralya Smedry. Alcatraz’ı almaya geliyorlar ekiple beraber… ve bir ejderhayla.

Ejderha, kapak tasarımında kullanılanın aksine gerçek bir ejderha değil. Silimatik teknolojiyle üretilmiş, camdan bir ejderha. Ben de Suskun Diyarlıyım canım, benim de kafam basmıyor! Ancak etkilenmediğimi söylesem yalan olur.

Ejdergeminin içinde ilk kitaptan tanıdığımız Bastille var sadece. Tanışacağımız karakterlerse Avustralya, Bastille’in annesi Draulin (o da bir Kristalya Şövalyesi) ve Alcatraz’ın amcası Kazan.

Avustralya aklı azıcık havada olan sevimli bir kız. Yeteneğiyse uykudan çirkin kalkmak… Aman Allah’ım dedim, bu nasıl bir yetenek. Kız bir keresinde çok sıcak bir günde uyuyup dondurma olarak kalkmış, durumu düşünün. Öte yandan, yeteneği bu kitapta harika iş gördü, hâlâ hayretler içerisindeyim.

Draulin, soğuk ve mesafeli bir tip. Alcatraz’ın şahsi koruyucusu olarak atanmış. Bastille’le arasının neden biraz soğuk olduğunu insan merak ediyor. Devam kitaplarda açıklanır diye düşünüyorum.

Kazan, Optikçi genleri taşımayan bir Smedry. Yeteneği kaybolmak. Ayrıca kendisi oldukça kısa boylu, ancak kendisi hoşlanmadığından cüce demeyelim. Nüktedan lafları, yeteneği (bence siz de çok seveceksiniz) ve “kısa boylu insanlar neden daha iyidir” listesi ile kalbimi çalan bir karakter oldu.

Büyükbaba Smedry’nin Avustralya’ya verdiği notta Alcatraz’ın planlandığı gibi Nalhalla’ya götürülmesi gerektiği yazmaktadır. Onlar fazla yol almadan Alcatraz büyükbabasına Mercekler aracılığıyla ulaşmayı başarır ve onun İskenderiye Kütüphanesi’ne gittiğini öğrenir, bu sebeple rotayı değiştirirler. Ne var ki, Alcatraz kötü bir şeylerin yaklaştığını hissetmektedir. Bu “şey”, Katibin Kemikleri mezhebinden bir çeşit yarı insan yarı makine bir yaratıktır; bildiniz, havalimanındaki canavar. Optikçi olmamasına rağmen Mercek kullanabilmektedir, çünkü elindeki Mercekler, kurban edilen Optikçilerin kanları kullanılarak üretilmiştir.

Draulin ve Alcatraz’ın atağına karşın Ejdergemi düşer. En azından Mısır’a yakın bir yere düşerler. Kazan’ın önderliğinde İskenderiye Kütüphanesi’ne doğru yola koyulurlar. Bir an sahildeyken ormandan geçip kendilerini Eyfel Kulesi’nde bulurlar, evet… okyanusu nasıl geçtiler yürüyerek, onu sormayın, “kayboldular” işte…

Nihayetinde İskenderiye Kütüphanesi’ni bulurlar. Yıkıldı diye bulamayacaklarını mı sanmıştınız, bunlar kütüphanecilerin yalanı, kaç kez belirtmeliyiz kandırıldığımızı… Ancak pek bekledikleri gibi değildir bu kütüphaneni girişi. Yıkık dökük bir kulübe vardır karşılarında. İçeri girmeden önce etrafta dolanırlar, İzci Mercekleri yardımıyla büyükbabanın bırakmış olduğu notu (notta Alcatraz’ın babası Atticus’un kütüphaneye girdiği ve Leavenworth’ün de onun peşinden gittiği yazmaktadır) ve bir şeyin yaşını anlamayı sağlayan Algı Mercekleri’ni bulur Alcatraz. İçeri girme konusunda kararsızlardır, çünkü kütüphane hakkında anlatılan hikayeler korkunçtur. Ammavelakin canavarın onların izini bulmasıyla beraber içeri girmekten başka bir şey yapma imkanları kalmamıştır.

Bedenime Sahip Olabilirsin Ama Ruhuma A…a…

İskenderiye Kütüphanesi’ndeki Küratörler göz çukurlarında alevler olan cüppeli iskeletlerdir. Ayrıca, kütüphaneden kitap almak, kişinin ruhunu kaybetmesiyle sonuçlanır. Bu kimse bir Küratör’e çevrilir ve sonsuza kadar kütüphanede kalır, buradan çıkamaz. Öte yandan, bu kütüphanede şimdiye kadar yazılmış hemen her şeyin bir kopyası mevcuttur. Gerçekten bilgiye aç bir insanın gözünde belki bu takas mantıklı olabilir. Veya gerçekten çaresiz bir insanın.

Kütüphanenin içinde çeşitli bubi tuzakları vardır ve içerisi labirent gibidir. Ruhunu kaybetmek istemeyen bir insanın buradan kurtuluş yolunu ararken aklını kaçıracak raddeye gelmesi ve pes etmesi pek de nadir değildir.

Alcatraz ve grubu içeriye girince hepsi kendini başka bir yerde bulur. Bir araya gelebilecekler midir? Alcatraz’ın babası ile büyükbabasına bulmayı başaracaklar mıdır? Peki onları takip eden canavar ne olacaktır? Daha fazla derinlere girmeden yine bırakalım burada. Ayrıca, Kütüphanecilerin bir de yazının sonuna bakacaklarını düşünerek normal inceleme formatına geri dönelim ve bu kitabı yaşanan gerçek olaylar olarak değil de “fantastik” bir kurgu olarak değerlendirelim.

Genel Değerlendirme

Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı serisinin, en azından ilk iki kitabıyla çocuk ve gençlere yönelik oldukça başarılı bir seri olduğunu düşünüyorum. Optikçilik sistemi harika, yeteneklerse zaten beni kendimden geçirdi, mest oldum.

Kitap oldukça eğlenceli, okurken genelde sırıttığımı söyleyebilirim. Ayrıca, kitap bir üst kurmaca örneği ki, bu yaş grubu için yazılan kitaplarda buna rastlamanın zor olduğunu düşünüyorum. Bazı yerlerde anlatıyı biraz fazla kesintiye uğrattığını düşünmedim değil, ancak genel anlamda beğendim. İkinci kitabın her anlamda kendini ilk kitaba göre yukarı taşıdığını da düşünüyorum.

Alcatraz’ın yazar milletine (hatta Brandon Sanderson’a) ve alışılagelmiş kurgulara laf atması, kendi kurgusunda sıklıkla kandırmaca yöntemine başvurması kitabı benim gözümde ayrı bir yere koyuyor. Hele ki ikinci kitabın sonu. Sayfa sayısına bakmak için açtığım son sayfada, kitabın sonuna bakanlara kızılıyordu, battı balık yan gider diyerek tamamını okudum ve esaslı bir şok yaşadım, ama ona denk de güldüm. Kitabı bitirip bu sefer son kısmı tekrar okuyunca daha çok gülesim geldi.

Kitap boyunca ana karakterin derdinin olduğu fantezi türüyle ilgili de bir alıntı yapmak istiyorum:

Öncelikle “fantezi romanları” derken, diyet kitaplarını, edebi kitapları ya da Büyük Buhran döneminde yaşayan insanları anlatan kitapları kastettiğimi bilmelisiniz. Yani fantezi romanlarında cam ejderhalar, hortlak Küratörler ve büyülü Mercekler gibi şeyler yoktur.

Ben fantezi romanlarından nefret ediyorum. Hayır, bu doğru değil. Nefret etmiyorum aslında. Suskun Diyarlar’ı düşürdükleri durumdan dolayı sinirliyim sadece.

İnsanlar artık okumuyorlar. Okusalar bile, bu kitaba benzer kitaplar yerine, bunalıma girmelerine neden olan kitaplar okuyorlar, çünkü o kitaplar önemli görülüyor. Kütüphaneciler bir şekilde, Suskun Diyarlar’daki insanların çoğunu sıkıcı olmayan kitaplar okumamaya ikna etmeyi başardılar.

Bunların hepsi Katip Biblioden’in dünya için kurguladığı büyük vizyona dayanıyor; insanların hiç olağandışı şeyler yapmadığı, hayal kurmadığı ve değişik şeyler deneyimlemediği bir vizyon. Katip Biblioden’in buyruğu altındakiler insanlara eğlenceli kitaplar okumayı bırakıp fantezi romanlarına odaklanmayı öğretiyorlar. Bu kitaplar insanları tuzağa düşürüyor. Onların “gerçek” dünya zannettikleri küçük bir fantezinin içinde yaşamalarına neden oluyor. Yeni şeyler denemeleri gerekmediğini söyleyen bir fantezinin.

Ne de olsa, yeni şeyler denemek zor olabilir.

Çeviri, Editörlük ve Ötesi

Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı’nın çevirisi M. Eralp Ersoy’a ait, Katibin Kemikleri’ninse Özge Özköprülü’ye. İkisinin de çevirilerini başarılı buldum, ellerine sağlık. İki kitapta da yayına hazırlayan Boğaç Erkan, ikinci kitapta yanlış hatırlamıyorsam bir yazım hatası olmakla beraber ilk kitapta biraz daha fazlası mevcuttu, belki yeni baskıda düzeltilir. Ama kendisine de teşekkür etmek isterim genel anlamda keyifli bir okuma sunduğu için. Kapak tasarımları Lodos Grup’a ait, hoş tasarımlar, belki ejderha görseline takılabilirim önceden bahsettiğim gibi, ama pas geçelim. Kapakta güzel durmazdı herhalde.

Ayrıca, Akılçelen Kitaplar’a ilk iki kitabı art arda bizimle buluşturdukları için teşekkür etmek istiyorum. Serinin üçüncü ve dördüncü kitaplarını da geçen günlerde Özge Özköprülü çevirisiyle yayınladılar, hızları gerçekten takdire şayan!

  • 31
    Shares




Kendi alemimde yaşıyorum, kitaplar, diziler, filmler bana eşlik ediyor. Futurama ile Breaking Bad'in yeri bende apayrı. Bir şeyler üretmekten, dil öğrenmekten ve gereksiz ancak güzel şeyler toplamaktan hoşlanıyorum. Kedileri ve kuşları seviyorum. Küçükken bilim insanı olmak amacım vardı, doğru yolda gittiğimi umuyorum. Biri ''hadi kalk, geldik'' diyene kadar düzenimi/düzensizliğimi değiştirebileceğimi sanmıyorum...

Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı: Dünya Kurtarılmalıydı ve Ben Bir Şeyleri Bozuyordum için 2 yorum

  1. beta dedi ki:

    Çocuklara ve gençlere hitap ediyor denebilir.


Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı: Dünya Kurtarılmalıydı ve Ben Bir Şeyleri Bozuyordum

Brandon Sanderson’dan son derece eğlenceli bir seri bizleri bekliyor! Sanderson ve Akılçelen Kitaplar’ın hızına yetişmek mümkün değil. “Alcatraz” serisinin ilk iki kitabını sizler için inceledik.

  • 31
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün