Amerikan Vampiri: King Çalıyor, Snyder Kanlı Bir Şarkı Söylüyor

Kesin olan bir şey varsa, o da vampirlerin Bloody Mary içen ve yalnızca geceleri çalışan soluk benizli dedektifler, aşk acısı çeken Güneyli centilmenler, anoreksik genç kızlar ya da kocaman, nemli gözlü çıtır delikanlılar olmadıklarıdır. – Stephen King

Amerikan Vampiri, vampirlerin son yıllarda kaybettikleri kötücül itibarlarını onlara geri vermek için ortaya çıktı. Sayısız ucuz aşk romanında kaybettikleri kanı, onların kurumuş dudaklarının arasına dökmek için var. Ancak bununla da kalmıyor. Çünkü bu habis canavarların kökenlerindeki karanlığı Amerikan topraklarıyla birleşerek yeni bir form kazandırmak da istiyor.

Her şey iyi hoş, peki ya bu eserin ustalarının vampir deyince anladığı şey nedir? Bakın korkunun kralı buna nasıl cevap veriyor:

Katildirler tatlım. Emdikleri o leziz A grubu kanın asla yeterli gelmediği taş kalpli katillerdir. Kötü adamlar ve kızlardır. Avcılardır. Başka bir deyişle, Amerika’nın gece yarısı versiyonudurlar. Renkleri kırmızı, beyaz ve mavidir; tabii ki vurgu kırmızıdadır. İşte bu vampirler, buğulu aşk romanları tarafından rehin alınmışlardır. -King

Eserimizin adı Amerikan Vampiri. İlginç, değil mi? Nedir Amerikan topraklarından çıkan bir vampiri Avrupalı atalarından farklı kılan? Ya da şöyle diyelim: Neden sadece vampirlere hak ettikleri kirli yüzü geri verilirken tüm bunlar Amerikan sosunda dinlendirilmeye bırakıldı?

İşte bu çizgi roman, tüm bu soruların cevabını içinde barındıran güzel de bir alt metne sahip. Ama gelin onu yazının ilerleyen kısımlarına bırakalım. Böylece Vahşi Batı’dan 1920’lerin ışıltılı Hollywood’una uzanacak maceramızda protokol koltuğumuza kurulalım.

Şeker Düşkünü Bir Vampir İki Ustaya Nasıl Dişlerini Geçirdi?

amerikan vampiri

Amerikan Vampiri
Stephen King, Scott Snyder

Amerikan Vampiri aslen Scott Snyder’ın ortaya attığı bir kurgudur. Batman’de harika işler yapan ve adeta ikinci bir Öldüren Şaka olan Ailenin Ölümü gibi sapına kadar Batman kokan bir esere imza atmış, başarılı bir isim o. Bu iş onun kanında var ve o da o kanla Skinner Sweet’i beslemek için hazır.

Skinner Sweet, dünyadaki ilk Amerikan vampiri. O aşağılık bir adam. O bir suçlu. Haydut. Katil. Vahşi Batı’nın kurtulmak için can attığı ve en sonunda yakayı ele vermiş bir adam. Ve soyadı Sweet’i hak edecek türden bir şeker bağımlısı. Öyle ki, şapkasına sıkıştırdığı bir baston şekeri zor zamanlar için sürekli onunla. Hem de her anlamda.

İşte Skinner Sweet, Stephen King’i cezbeden şeyin ta kendisi. Snyder, Kral’dan bir tanıtım metni istediğinde Kral kurgudan o kadar etkilenmişti ki, bunun yerine Skinner Sweet’in kökenlerini yazmayı teklif etmiş. Böylece Amerika’nın kendi bağrından çıkan ilk kan emici yaratığının kaynağı King’in ellerine bırakılmış. Scott Snyder da çizgi romanın geçtiği güncel zamanı kaleme alarak, bu muhteşem ikili bize iki farklı zaman diliminde geçen iki öykü anlatmaya başlamış.

GÖZ ATIN  Yeni Bir Kara Kule Romanı Gelebilir!

Avrupa’nın Vlad’ına Amerikan Skinner Başkaldırıyor

Çizgi romanın güncel zamanı 1920’lerde ve Hollywood’da geçiyor. Skinner Sweet’in vampire dönüşmesi ve suç geçmişiyse 1880’lere dayanıyor.

Bir yanda film sektörünün ışıltısı o dönemde bile genç kızların başını döndürüyor, onları böcekler gibi ışığına çekip yakıp bitiriyor; diğer yanda Vahşi Batı’nın en azılı suçlusu Skinner Sweet, ağzından eksik etmediği şekeriyle vampirizm tarihini değiştiriyor.

Onlar vampir, onlar katil dedik. Kötü ve habis olduklarından bahsettik. İşte tam bu noktada “kan emicileri” tam da olması gerektiği yerde, şirketlerin başında görüyoruz. Sayısız insanın kanını hem gerçek anlamda, hem de mecazen emebilecekleri yegane noktadalar. Böylece 1880’lerde Avrupalı vampirler Amerika’daki şirketlerinin başında insanları sömürürken, 1920’lerde film sektörünün devleri olarak bunu başka bir kılıfla sürdürüyor. Artık yapımcılar beyaz perde iç titreten oyuncularını gördüğünüzde iki kere düşüneceksiniz.

Ancak Avrupalıların hatası onlara pahalıya patlamak üzere. Çünkü onlar güneşin altında dolanabilmek için özel kıyafetlere, güneşten koruyucu kremlere ve şemsiyelere muhtaçlar. Oysa Skinner Sweet’in kanundan kaçtığı o aksiyon dolu sahnelerde Avrupalı vampirler gücünü gösterecek ve o çatışma sırasında kendi kanlarını ona bulaştıracaklar. Böylelikle öldü sanılan Sweet derin bir uykuya dalacak. Uyandığındaysa… Artık vampir aleminin yepyeni bir türü var. Vampir virüsü bu bambaşka topraklara ait adamda çok farklı tepkimelere yol açtı. O, güneşten etkilenmiyor. Onun Avrupalı atalarının zaaflarıyla alakası bile yok. Üstelik o bencil, türünün tek örneği olmaya kararlı. Sadece bilinen tek bir zayıf noktası var: Aysız bir gece. Ne kadar ironik, değil mi? Ataları güneşe zar zor çıkar, ona kısıtlı zamanda tahammül edebilirken onun derdi aysız gecelerle.

Skinner Sweet’e hoş geldin deyin, çünkü onun vampire dönüşümünden sonra bir daha hiç kimse rahat uyku uyuyamadı. Ne onu yakalayan kanun adamları, ne de onu farkında olmadan vampire dönüştüren Avrupalı ataları. Onunla iyi geçinin, çünkü intikamını alış şekli tam da bir canavara yakışır türden.

3 4

Işıklar, Kamera, Motor!

Skinner Sweet’in vampire dönüşümünü, alacağı intikamları, işleyeceği korkunç suçları ve ona direnemeyen Avrupalı atalarıyla girdiği anlaşmayı izlerken bir yandan diğer başkarakterimizi unutmayın sakın.

Pearl, çalışkanlık kelimesini baştan yazan bir kız. Onun üç işi var ve amacı Hollywood’da yıldız olmak. İşlerinden biri şimdilik sadece figüranlık. Ancak çok geçmeden yapımcıların dikkatini çektiğinde… işte bu hiç iyi olmayacak.

GÖZ ATIN  Sıradaki Stephen King Uyarlaması Belli Oldu: "Rest Stop"

Pearl, bizim iyi aile kızımız. Güçlü, çalışkan, hedefine doğru emin adımlarla ilerleyen profilimiz. O aynı zamanda, yaklaşık 150 yıl boyunca türünün tek örneği olan Skinner Sweet’in de eğlencesi olacak. Çünkü Pearl, Hollywood basamaklarını çıkarken sömürüldüğünde Sweet sırf eğlenmek için onu kendi türüne çevirecek. Böylece dünyanın artık iki Amerikan belası var ve 1920’ler yepyeni bir intikam hikayesine kavuşuyor.

5 4

Kana Bulanmış Bir Alt Metin

Hikayeye dair daha anlatacak çok şey var, fakat tam burada durup yazının başında bahsettiğimiz alt metne göz atmalıyız.

Önce Pearl ile başlayalım. Onun hikayesi oldukça tanıdık aslında. Özellikle 90’lı yıllarda sıkça duyduğumuz, şöhret olma yolunda pek çok genç kızın başına gelen çirkin olayları biliyoruz. Pearl evinden kaçmış biri değil, fakat bir yıldız olabilmek için Hollywood’a gelmiş ve burada geçimini sağlamaya çalışan bir kız. Evet, kimse ona cinsel bir saldırıda bulunmuyor, çıplak resimlerini çekmiyor, tehdit etmiyor; ama bu bir vampir hikayesi, değil mi?

Tam bu noktada egemen sömürücüleri vampir kılıfında görüyoruz. Olaylar bildik ve gerçek, karakterler kurmaca. Böylece Pearl tam yükselme basamaklarını çıkıyorum derken perde aralanıyor ve çocukluğundan beri hayran olduğu tüm o oyuncular ve yapımcıların akşam yemeği olduğunu öğreniyor. Şanslı ki ölmüyor, fakat bu da bir nevi tecavüz değil mi? Bedeni sayısız kişi tarafından kanlı bir ziyafete, kendi isteği dışında zorlanmıyor mu?

Ölmüyor dedik ama, Skinner’ın oldukça eğlenceli bulduğu bir intikam için korkunç bir Amerikan vampirine dönüştürülüyor. Eh, bu da onun isteğiyle oluyor diyemeyiz.

Skinner Sweet ile başlayan Amerikan türündeki vampir olgusuna baktığımızdaysa fonda açıkça Amerika ve temsil ettiği kirli yüzü görüyoruz. Doymak bilmeyen, arsız bir açlık var karşımızda. Avrupai ve aristokratik egemenler yerine, daha serseri ve avare bir tiplemeyle beraberiz. Ancak bu serserilik tam da Amerikan kudretinin karanlık bir yansıması; çünkü Skinner Sweet ben merkezciliğin, başına buyrukluğun, kendini beğenmişliğin ve eğlence uğruna yapılabileceklerin beden bulmuş hali.

Amerika ile ilgili bildiğiniz her şeyi düşünün. Sonra dönüp Skinner’a bir bakın. İşte orada, bu uzun zaman boyunca kendini türünün tek örneği olarak saklamış (bu bile bir temsil değil mi?) adamın portresinde, geldiği toprakların karanlık bir yansımasını göreceksiniz.

Son olarak da alt metinle ilgili şuna değinelim: Pearl ve Skinner iki farklı Amerikan döneminin vampirleri. Onlar farklı çağın karakterleri. Biri Vahşi Batı’nın vahşisi, diğeri ışıltılı bir dünyanın figüranı. Elbette Pearl figüran olarak kalmayacak denli bir gelişim gösteriyor, fakat bu farklı çağların vampirleri muhtemelen Amerika’nın tarihsel çizelgesinde de sembolik roller oynayacak. En azından ilk ciltte başardıkları bu. Bunu devam ettirmelerini umuyorum.

GÖZ ATIN  Catwoman Rolü İçin Vanessa Kirby İddiası

Her çağı temsil eden yeni bir vampir? Neden olmasın? Ama bakalım yazarlar bu konu hakkında ne diyecek. İleriki ciltleri bekleyip göreceğiz.

7 4

Son Söz: Blade Mi, Drakula Mı?

Toplam 5 bölümden ve her bölüm de 2 hikayeden oluşuyor. Her bölümde önce 1920’leri, sonra da Vahşi Batı’yı görüyoruz. Yani bizi önce Scott Snyder karşılıyor, sonra da King. Tabii söylemekte fayda var, yazı boyunca bahsetmediğim üzere, bir de anlatıcıya sahibiz. Aslında bu çizgi roman, kurgu gereği Kötü Kan adında bir kitabın yazarının ağzından anlatılıyor. Skinner Sweet olayının en başından beri yegane şahidi olan yazar, Stephen King’in anlattığı kısımlarda yazdığı tek romanının (yıllar sonra) nasıl da gerçeklere dayandığını ispatlamaya çalışıyor. Kaldı ki Sweet’in vampirliğini de açıklayan kahramanımızın düştüğü durumu siz düşünün.

Batgirl’ün çizerlerinden Rafael Albuquerque’in çizimleri ziyadesiyle doyurucu. Sanatsal, korkunç ve kan kokusu sinmiş çizimler bunlar. King ve Snyder’ın vampirlere hak ettikleri itibarı geri verme konusundaki özeni, vampirler insan formlarından sıyrıldığında Albuquerque’in çizimleriyle daha bir amacına ulaşıyor.

Çeviri ve editörlüğün de başarılı olduğunu söyledikten sonra, beni endişelendiren tek yere gelmek istiyorum. Skinner Sweet uslanmaz bir haydut. Orada hepimiz hemfikiriz. Peki ama ya Pearl? İntikam yolunda pek çok acımasız ve kan donduran eylemler yapan yeni Amerikan vampiri Pearl bundan sonra nasıl bir yol izleyecek? Adeta bir Blade olup tüm Avrupalı vampirlerin kökünü mü kazıyacak, yoksa gittikçe Skinner’a mı benzeyecek? Tabii tam bu noktada, Skinner’ın daha insanken bile yeterince kötü bir adam, Pearl’ünse başından beri iyi bir kız olduğunu düşünmemiz gerek.

Dilerim Pearl’den bir Blade çıkmaz da. Skinner içinse endişelenmeye bile gerek yok.

Amerikan Vampiri, 2011 Eisner Ödülü’nün En İyi Seri dalını kazanmış bir eser. Şimdilik yapmak istediğini başaran bir ilk ciltle dilimize geldi. Ama bundan sonrası çok daha önemli. Kan, türler arasındaki bir savaşta mı yoksa, vampir açlığıyla mı akmaya devam edecek, işte onu hep birlikte göreceğiz.

  • 12
    Shares

2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Amerikan Vampiri: King Çalıyor, Snyder Kanlı Bir Şarkı Söylüyor için 1 yorum

  1. galeme dedi ki:

    İlk cildi biraz önce okuyan birisi olarak yazıyı çok beğendim, ellerinize sağlık.
    Okuduğum şeylerde alt metinleri yakalama konusunda hiç iyi değilim. Hatta hiç beceremiyorum. Dolayısıyla bu yazıyı okuduktan sonra ilk cildi daha da fazla sevdim.


Amerikan Vampiri: King Çalıyor, Snyder Kanlı Bir Şarkı Söylüyor

Kesin olan bir şey varsa, o da vampirlerin Bloody Mary içen ve yalnızca geceleri çalışan soluk benizli dedektifler, aşk acısı çeken Güneyli centilmenler, anoreksik genç kızlar ya da kocaman, nemli gözlü çıtır delikanlılar olmadıklarıdır. – Stephen King

  • 12
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Çizgi Roman / Manga, İnceleme
Diriliş: İsa mı yoksa Dr. Frankenstein mı?

“Bu bokların hepsi 'mi' ile başlar.”

Kapat