Annabelle 3 ve Kaçış Oyunu Üzerine

Conjuring Evreni'nin yedinci, Annabelle Serisi'nin üçüncü filmi olan Annabelle Comes Home nasıldı? Evreni genişletmiş miydi, korku dozu artmış mıydı? Filmin ardından Warner Bros. Türkiye davetiyle Annabelle temalı kaçış oyununu oynadık ve ardından Escapist'in tüm odalarını sizler için gezdik.

Conjuring Evreni’nin yedinci, Annabelle Serisi’ninse üçüncü filmi olarak izleyici karşısına çıkan Annabelle Comes Home‘u Kayıp Rıhtım Ekibi olarak salı günü gerçekleşen basın gösteriminde izleme fırsatı bulduk. Film sonrasında ise Warner Bros. Türkiye ve Escapist ortaklığında düzenlenen, filme özel kaçış oyununu deneyimleme fırsatı elde ettik. Peki ama film nasıldı, evreni genişletmiş miydi, korku dozu artmış mıydı? Kaçış oyunu zorluklar ve korkutucu ögelerle mi doluydu?

Annabelle Comes Home yani dehşetengiz bebek Annabelle’in üçüncü, Conjuring Evreni’nin ise 7. filmi vizyona girdi. Fragmanları, tanıtım materyalleri ile ilgileri kolayca kendine çekti, merakları arttırdı. Biz de kendimizi bir solukta basın gösteriminde buluverdik ve ekip olarak filmin başlamasını heyecanla bekledik. Filmi izledik izlemesine ama nasıl olmuştu? Film sonrasında yaptığımız canlı yayını izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Film, serinin önceki filmlerini izlemeyenler de düşünülerek genel bir özetle başlıyor- bu açıdan kesinlikle güzel düşünülmüş olduğunu söyleyebiliriz: İlk Annabelle ve ilk Conjuring filmlerinde gördüğümüz sahne olan, Şeytanbilimciler Ed ve Lorraine Warren çiftinin Annabelle isimli bebeği iki hemşirelik öğrencisi genç kızın yaşadıklarını öğrendikten sonra onlardan teslim aldığı sahneyle. Filmin devamı ise şeytani ruhların kalbi, aracısı, çekim ve geçit noktası haline gelmiş olan bu bebeğin, Warren çiftinin evlerinde benzer nitelikteki eşyalarla birlikte bir odada, özel bir camekanlı dolapta kilitli tutulmaya başlamasından bir yıl sonra vuku bulan birtakım olayları ele alıyor.

Peki ne bu birtakım olaylar?

Fragmanlardan da oldukça net anlaşılabileceği gibi, Warren çifti iş sebebiyle evde olamayacakları bir hafta sonu için kızları Judy’ye bir bakıcı buluyorlar. Sonrasında koyulan kuralların yıkılmasıyla bakıcımızın meraklı arkadaşının kilitli odadaki nesnelerin her birine dokunarak yol açtığı kaos ortamıyla baş başa kalıyoruz.

Her bir nesneyle etkileşime geçilince tekrar serbest kalan kötülüğün, yaşanacak dehşet verici olayların hepsinin ayrı ayrı adım adım ilerlemesini beklemek bu kalabalık içinde elbette biraz tuhaf olabilir. Sonuçta aniden vuku bulan bir kötülük istilasından bahsediyoruz. Ne var ki şurası da bir gerçek; bizi Conjuring Evreni filmlerine en çok bağlayan etmenlerden biri de kötü ruhlar tarafından ele geçirilmeyi, öncesini ve sonrasını gibi evreleri teker teker ve oldukça doğal bir akışta sunması. Annabelle Comes Home’daki “Hadi her şey tek bir günde olsun bitsin” tarzındaki yaklaşım ise aceleci olmasının yanında; olayların ilgi çekiciliğini de, ciddiyetini de oldukça düşürüyor. Olayları, gelişmeleri adım adım göremediğimiz gibi her şey birdenbire oluyor ve bitiyor. Evrene ait yedi filmden altısını izlemiş biri olarak söyleyebileceğim önemli şeylerden biri bu filmin özellikle bu yönden diğerlerinin oldukça gerisinde kalması. (The Nun’ı ne yazık ki halen izleyemedim, lakin onun da bu yönlerden ve hatta genel anlatım bakımından zayıflıklar barındırdığını çoğu yerde okudum.)

Annabelle filmleri kapsamında bile değerlendirdiğimizde senaryonun daha da zayıf olduğu göze çarpıyor.

Çocuk karakterlerin hikâyeye çocukça yedirilişlerini kabul edebilsek bile; attıkları adımların basitliği, gereğinden uzun tutulan ve olay örgüsüne doğru dürüst katkısı olmayan sahneler gibi pek çok durum seyir keyfini düşürüyor. Oysa serinin ikinci filmi Annabelle: Creation ilk filmin üzerine çıkarak çok daha temiz bir iş olarak karşımıza çıkmıştı. Olayların ilerleyişi, karakterlerin bu olay örgüsü içerisindeki yerleri, önemleri oldukça net ve basitti. Bu sadelik de filme kendi klasmanında başarı kazandırıyordu.

Annabelle Comes Home’da ise vaat edilen kaos beklenenden çok daha zayıf şekilde gerçekleşirken aynı zamanda aniden bitiyor ve seyirciyi şaşkınlığıyla baş başa bırakıyor. Warrenların tamamen düzenli olarak kutsanan eşyalardan oluşan, kilitli tuttuğu odasındaki her nesnenin ve bağlantılı olarak her kötücül ruhun açığa çıkması gibi sağlam ve insanları fazlasıyla gerecek, merak uyandıracak bir konsept, hem büyük ölçüde tahmin edilebilir sahnelerle hem de daha radikal, yenilikçi adımlar atmaktan uzak bir şekilde kullanılmasıyla maalesef yaratılmaya çalışılan korku evrenini genişletemediği gibi sekteye uğratılıyor. Çeşitli sahnelerde gerilim efektleri, aksiyon öncesinde bekletme süresi gibi parametreler yine gayet güzel kullanılsa da filmin geneline baktığımızda beklentilerimizin epey altında kaldığını üzülerek söyleyebiliriz.

Giyildiğinde insanı vahşileştiren gelinlik, ruhlarla iletişim kurmayı sağlayan bileklik, piyano, geleceği gösteren televizyon gibi pek çok lanetli ve bir o kadar da kulağa ürkütücü gelen nesnelerin potansiyellerini karşılaması; olay örgüsüne çok daha iyi dahil edilmesi ve aniden çıkıp korkutmaktan daha fazlasını yapması filmin vuruculuğu için çok daha iyi olurdu.

Örnek olarak geleceği gösteren televizyonun çağının ilerisinde ultra teknolojik bir televizyon yerine eski ve karıncalı gösteren bir televizyon olarak sunulması bile başlı başına fark yaratabilecek bir ayrıntı olabilirdi. ‘Hayalet köpek’ olarak geçen köpeğin CGI bir köpektense uzunca süre gösterilmeyen ama o korku ve gerilim havasını sadece sesiyle bile verebilen bir varlık olması da filmi çok daha doğal ve kendi evreni standartlarına uygun bir niteliğe kavuşturabilirdi.

GÖZ ATIN  Psikolojik Gerilimin Usta İsimlerinden Patricia Highsmith'ten Üç Kitap Daha Bizlerle
The Curse of La Llorona’yı izlerken en çok eleştirdiğim şeylerden biri olan “iblisin, canavarın aşırı derecede gösterilmesi” durumu ise Annabelle Comes Home’u izlerken ekip olarak hepimizin dikkatini fazlasıyla çekti.

Sadece Hayalet Köpek kısmında değil; İblisin ve ‘Kayıkçı’nın da defalarca karşımıza çıkarılması filmdeki gerilim dozajını, ciddiyeti ve tekinsizliğini aşağı çeken noktalardandı. CGI kullanımında, hele bir de bu gibi yaratıkların gösteriminde azlığa gidilmesi Conjuring Evreni’ni Conjuring Evreni yapan, onları vasat korku filmlerinden ve klişelerinden ayıran önemli bir ayrıntı iken; bu filmde bu kuraldan giderek sapılması insanın aklında büyük soru işaretleri bırakıyor. ‘Jumpscare’lerin çokça kullanıldığı ama gerilimin derin bir şekilde verilemediği korku filmlerinden farklı bir noktada olan bu filmlerin; devam filmlerinin de mi böyle olacağı kaygısı insanı sarıyor. Yaratığı ya da kötücül varlığı direkt görmemek ama oralarda bir yerlerde olduğunu bilmenin getirdiği o huzursuzluk, tekinsizlik hissi sağlam bir gerilim-korku filmi için en önemlisi, ne olur bunu unutmayın sevgili Conjuring Evreni yaratıcıları.

Bunların beraberinde, The Curse of La Llorona’nın ve Annabelle’in her ne kadar zayıf hikâyeye sahip olsalar da; Annabelle Comes Home’a kıyasla çok daha derli toplu ve giriş-gelişme-sonuç kısımlarını daha net hatlarla belirleyebileceğiniz filmler olduğunu eklemek istiyorum. Hali hazırda Conjuring 1 ve 2’ye oranla daha alt sıralarda filmler olan bu spin-off’lar kendi aralarında da bir metnin düzenliliği-düzensizliği ayrımına uğramaya başlamış oluyorlar.

İşin en kritik ve endişe verici noktası hikâyenin arkasındaki kişilerden birinin de Conjuring Evreni’nin mimarlarından olan; Annabelle filmlerinde de yapımcılığı üstlenen James Wan’ın olması. Geçen süre zarfında başarısıyla kendini kanıtlayıp pek çok farklı projeye de başlayarak ismini duyurmaya devam eden Wan’ın ve ekibinin tüm bu yoğunluk içerisinde doğal olarak metni aceleye getirmiş olabileceği ihtimali de akıllarda beliriveriyor.

Vera Farmiga ve Patrick Wilson’ın canlandırdığı Lorraine ve Ed Warren karakterlerinin filmin fragmanlarında geniş yer alırken; film esnasında çok uzun süre ekranda kalmıyor olduğunu da eklemek gerekiyor. Zira tanıtımlarda “Adeta Conjuring 3 öncesi Conjuring 3 izleyeceğiz!” diye düşünmemize sebep olan konusuyla ve Warren çiftimizin de varlığıyla çok sağlam ve evrene kazandırılacak harika bir film izleyeceğimiz hissiyatındaydık.

Filmin başında ve sonunda gördüğümüz ancak en kritik zamanlarında beklememize rağmen hiçbir şekilde göremediğimiz bu karakterlere daha çok yer verilmeliydi. Annabelle filmlerinin izlenebilirlik ve gerilim dozu standartları Conjuring filmleriyle yaraşır hale getirilmeliydi.

Ortamda bu kadar lanetli nesne, bu kadar yaşı küçük kız ve tekinsizlik varken çiftimizden bağımsız şekilde her şeyin tek bir öğleden sonrada olup bitmesi; yukarıda da bahsetmiş olduğum vaatlerin gerçekleşmemesine ve ayrıca karakterlerin sadece tanıtıma katkı amaçlı bulunmasından öteye gidememiş gibi görünmesine sebep oluyor.

Annabelle’in her filminde sürekli yepyeni karakterlerle tanıştırılıyor ve doğal olarak Conjuring filmlerindeki gibi karakterlere bağlanamıyoruz. Filmde bunun önüne geçilmek için Warren ailesine yer verilmiş olabilecek olsa da yeni tanıtılan karakterlere baktığımızda maalesef klişe tiplerden öteye gidemiyorlar: sarışın, güzel ve iyi niyetli bakıcı kız; sarışın kızın derin geçmişi olan ama insanlara kolayca o yüzünü göstermeyen sinir bozucu, kural yıkıcı esmer arkadaşı; sarışın kıza aşık ve olaylarla zerre ilgisi olmamasına rağmen bir şekilde paçayı kurtarabilen komik genç çocuk…

Tüm bunlar Netflix yapımı, standart, gençlere yönelik bir korku filmi izliyormuşuz hissi veren etmenlerdendi. Zaten zor olan ‘karakterlere ısınma’ bu şekilde çok daha zorlu hale geldi. Komedi ögelerinin yerli yersiz kullanılması, dakikalarca “hadi kıza kur yap” muhabbetinin sürmesiyle birlikte filmden kopmanız oldukça olası hale geliyor.

Filmle ilgili en en güzel noktalardan biri Warren Ailesi’nin kızı olan Judy Warren yani Mckenna Grace. Hem oyunculuğu hem de canlandırdığı karakter film süresince en ilgi çekici olandı ve aynı zamanda Conjuring Evreni’ne uygun, Warrenların kızı olduğunu iliklerinize kadar hissettirir bir haldeydi. Abartısız oyunculuğu ve diğer karakterlerin aksine büyük ölçüde mantıklı ve kriz yönetimi yapabilen biri olması sayesinde filmin yıldızının Judy Warren karakteri ve oyuncusu Mckenna Grace olduğunu üstüne basa basa söylemek istiyorum. Korku filmi klişelerinden nispeten daha sıyrılmış hatta oldukça güçlü bir çocuk imajı çizmesi filmin en güzel yanlarından biriydi. Mckenna’yı ise bu film haricinde I,Tonya, Gifted ve Captain Marvel gibi yakın zamanda çıkmış daha pek çok başarılı yapımda izleme şansını elde etmiş olduğumuzu eklemekte fayda var. Oldukça gelecek vaat eden oyunculuğuyla dileriz kendisini daha çok görürüz Conjuring Evreni ve sinema dünyasında.

GÖZ ATIN  Kara Çınar'da Sırada "Klasik Korku Öyküleri" Var

Filmle ilgili değerlendirmeleri toparlayacak olursam genel anlamda korku-gerilim filmleri bazında standart düzeyde ancak Conjuring Evreni dahilinde standartların epey altında kalan bir film olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum.

Mckenna Grace gibi harika bir çocuk oyuncuyu içermesi; azıcık da olsa Vera Farmiga ve Patrick Wilson’ı göstermesi gibi ve elbette oldukça başarılı bir sanat yönetmenliği içermesine rağmen – beklediğim sinematografik bazı özellikleri bulamadıysam da mekan tasarımları, kullanılan objeler konusunda bir kez daha döktürmüşler, emeği geçen herkesin ellerine sağlık – ne yazık ki senaryodaki zayıflıklar, ‘plot hole’lar ve diğer filmlere kıyasla evrenin ciddiyetini yeterince taşıyamaması sebebiyle beklentilerimizi tam anlamıyla karşılayamamış oldu.

Filmin tüm bunların yanında CGI’la tasarlanmış yaratıkları yönünden klişe ve basit oluşu; yaratıkları olması gerekenden fazla göstermesi ve verdiği “Boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın, hiçbir yeri izinsiz karıştırmayın!” tadındaki mesajı da filmin bize daha hafif, daha genç yaştaki izleyicilere yönelik bir korku-gerilim filmi olduğunu söylüyor. Mutlu son ile bitmesinde bir sakınca görmesek de tüm olan olaylar sanki bir “vazo kırılması” hafifliğindeymiş gibi değerlendirilip üstü örtülünce; yaratılmakta olan korku evreninin ciddiyetiyle bir tutarlılık kurulamayabiliyor.

Dileriz ki buradaki çeşitli eksikliklere diğer filmlerde minimum derecede rastlar ve güçlü olan yönlerin daha da kullanıldığını görebiliriz, zira Conjuring Evreni korku-gerilim sineması türünde vaat ettikleriyle anılarda güzel bir yeri hak ediyor. Şimdi ekip olarak evrene dair tüm beklentilerimizi gelecek yıl çıkması planlanan Conjuring 3 için saklıyor ve filme gitmek isteyenlere iyi seyirler diliyoruz: filme kendinizi aşırı kaptırmayın ama filmsiz de kalmayın.

Kaçış Oyunu Hakkında Fikirlerimiz

Youtube ve Instagram hesaplarımızda paylaştığımız ve yukarıda da belirttiğimiz üzere Escapist ve Warner Bros. Türkiye ortaklığında kısa süreliğine deneyimlenmeye sunulan Annabelle Comes Home’a özel kaçış oyununu ilk deneyen ekip olma şansını elde ettik. Yazının bu kısmında da bu özel ve oldukça keyifli deneyimden bahsetmekten büyük bir mutluluk duyacağız.

Öncelikle bizi davet ettikleri ve harika bir şekilde ağırladıkları için hem Warner Bros. Türkiye’ye hem de Escapist’e kocaman teşekkürler ediyoruz. Hem ekip olarak (Hakan Tunç, Atakan Uçar ve bendeniz Coşku Türkay) hem de bireysel olarak katıldığımız ilk kaçış oyunumuz olmasından ötürü zaten bizde özel bir yer edineceği belli olan oyuna girmeden önce kafamızda pek çok soru işareti vardı: çok korkutucu olacak mıydı, bulmacalar aşırı zorlayacak mıydı, belirtilen sürede kaçabilecek miydik ve en önemlisi o atmosferi gerçekten de yaşadığımızı hissedebilecek miydik?

Tüm bu sorular kenarda dursun, hep birlikte sevgili Escapist Ailesiyle tanıştık, oyuna ve Escapist’e dair ne varsa bizi cömert bir şekilde bilgilendirdiler. Sonrasında da oyunu oynamak üzere içeriye girdik…

Atakan Uçar:

Gerçek hayatta doğaüstü diye bir şeyin varlığına inanmayan biri olarak, karanlığın içinde yürürken, rasyonel düşünceye şükürler olsun ki öcüden böcüden korkmak hatırıma bile gelmez. Bir eleştirmen gözüyle izlediğim için berbat yazarlık ürünü öykülerindeki boşluklara takılmaktan, karakterlerin derinliksizliğine uyuz olmaktan ötürü korku filmlerini de çoğunlukla gülünç bulurum. Geride yatan bir öykünün bilinemezliğinin, nüfuz edilemezliğinin içinde bulunduğumuz ana beklenmedik olanı getiriyor olması, hayatımızdan kontrol edemediğimiz bir şeyin geçiyor olması, beni bir korku filminde asıl geren şeydir ve korku filmleri, yaratık bilinebilir, dokunulabilir, tesir edilebilir bir şey haline geldiğinde benim için biterler.

Karakterden ve olay örgüsünden kaynaklanmayan, tamamen jumpscare’e odaklanan bir korku filmi benim için ucuzdur. Çünkü bu yolla film seyirciye demiş olur ki; “biz sizi olay örgüsüyle korkutmayı başaramadık, o yüzden aniden saklandığımız yerden çıkıp ‘bö!’ diyerek korkutuyoruz.” Bu, o an o durumun içinde bulunan kişi için elbette korkunçtur. İzleyen için de bir anlık bir irkilme sağlar tabii olarak. Sadece olay örgüsü içinde bir yere oturmadığından izleyen kişi için anlamsız ve ucuz bir harekettir. Escapist ise sizi bunu izleyen konumundan alıp yaşayan konumuna sokuyor ve işler değişiyor. Ben ne gerçeklerden ne de filmlerden korkmayan biri olarak takdirle söylüyorum ki içine sokulduğum durumda ölesiye gerildim.

Escapist’in sizin için hazırladığı bulmacalarla dolu bu oda, rasyonel olmayan olayların gerçekleşebildiğini varsayarak girdiğiniz, kutu şeklinde ayrı bir evren. Orada tüm kurallar gerçek hayattakinden farklı ve mantıklı düşünmek, hikâye aramak pek bir işinize yaramıyor. Zaten bulmacalarla dolu olması sayesinde hayatın gerçekliğinden ayrı bir noktada duran odada her an bir şeyin olabileceğine inanmış halde bulunuyorsunuz.

GÖZ ATIN  Korku Sinemasında Kadına Bakış II: John Carpenter'ın Kadın Karakterleri
Yarattıkları atmosfer öyle güçlü ki, bunun sadece bir oyun olduğunu kendinize hatırlatmanız bir işe yaramıyor.

Yani mantıklı düşünerek odada başınıza gelenin bir insan eli ürünü olduğunu bilmeniz durumun korkutuculuğunu azaltmıyor. Çünkü bir ayak sesi duysanız, normalde akılcı düşünce size bunun bir insana ait olduğunu söyleyecektir. Fakat şunu biliyorsunuz: Karşınızdakiler insan olsa da bir kez o kapana girdiyseniz artık onlar üzerinde bir kontrolünüz yok. Alabileceğiniz bir önlem de yok. O size uğrayacak. Sadece ne zaman, nasıl ve nereden, onu bilmiyorsunuz. Hayatınıza yapılan bu ani dokunuş ihtimali ister istemez sizi felaket bir biçimde geriyor. Bir kez o tuzağa düştünüz, hem de kendi isteğinizle. Artık yapabileceğiniz tek şey ipuçlarını birleştirmek, tabii her an bir şey olacak korkusuyla ipuçlarını aklınızda tutabilirseniz. Escapist’in odaları korku filmlerinin kendilerinden çok daha korkunç çünkü bu defa içinde olan sizsiniz.

Sinema filmi üreten insanların kötü dijital efektler ve berbat renk filtreleriyle oluşturdukları gülünç atmosferi, Escapist gerçekçi dekor, objeler ve ışıkla son derece kaliteli bir biçimde çözmüş ve adeta bu işin pratik efektlerle nasıl yapılması gerektiğinin dersini vermişler. Kimi odalar dokunmaya tiksineceğiniz, uzun süre bakmaya bile tahammül edemeyeceğiniz şeylerle dolu. Escapist sizi zincirliyor, sizi fırına atıyor, sizi zombilerden üç adım ötede çaresiz koyuyor, sizi zifiri karanlık odada yalnız olmadığınız hissiyle başbaşa bırakıyor ve en korkuncu şu ki bu his yersiz değil…

Annabelle Kaçış Oyunu

Hakan Tunç:

Kaçış oyununa gitmeden önce filmi basın gösteriminde izlediğimiz için aklımda şöyle bir soru vardı; “E biz filmi izleyerek oyunun tüm gizemini kaçırmış olmuyor muyuz?” Çünkü normalde bu deneyim sonrasında film izlenecek şekilde ayarlanmıştı. Ben de kaçış oyununun buna göre bir şekilde dizayn edildiğini düşünerek çok da bir beklenti içerisine girmiyordum. Escapist’e vardığımızda oyunun sadece filmden ilham alınan birkaç dekorsal tasarıma sahip olduğu, onun dışında içeriğin kendilerine özel olduğunu belirttiler. Sonra o heyecan verici an geldi ve odaya girdik.

Yalan yok, odayı ilk gördüğümde hem çok sevmiş hem de hayal kırıklığına uğramıştım. Zira küçük bir oda gibi görünmüştü gözüme. Tamam, elbette farklı giriş çıkışları vardır ama ne kadar büyük olabilir ki diye içten içe söyleniyordum. Fakat oyun başladığı an sağ olsunlar bu aklımdaki soruları bir anda kesip attılar. O küçücük oda atmosferiyle, verilen süre içerisinde tüm bulmacaları çözecek miyiz endişesiyle ve bu esnada yaşattığı korku soslu gerginliğiyle kocaman oldu… İlk defa deneyimlediğimiz kaçış oyunu gerçek anlamda hiç beklemediğim kadar güzel ve kaliteliydi. Filmden çok daha fazla sevdiğimi söyleyebilirim. Üstelik oyun sonrası Escapist ekibinin diğer kaçış odalarına bakmamız için yaptıkları kısa bir tur neticesinde oraya tekrar gideceğimi net şekilde ifade edebilirim. Bu güzel deneyim için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu arada tüm zorlu görevlere ilk olarak beni gönderip gözden çıkardıkları için sevgili Atakan ve Coşku’ya da selamlarımı göndereyim. Elbet bunun intikamı alınır… 🙂

Coşku Türkay:

Oyunun korku içerikli olmayacağını ama belki ufak birkaç sürpriz yapılabileceğini öğrendiğimiz için temkinliydik. Aynı zamanda oyuna maksimum derecede konsantre olacak şekilde bir ruh haliyle odaya girdik. Takım çalışması için nokta atışı denebilecek kadar komplike ama bir o kadar da eğlenceli bulmacaların peşinde koşarken bulduk kendimizi. (Tabii o anki heyecanla komplikelik düzeyi daha da fazlaymış gibi geliyor.) Gerçekten de Warren Ailesi’nin evinin bir kısmı içerisindeymişiz gibi tasarlanmış harika odada; ürkütücü ses efektleri ve loş ışık eşliğinde harika vakit geçirdik. Birkaç defa korkutulduk ama onlar da oyunun keyfine keyif, heyecanına heyecan kattı diyebilirim. Hiç bitmesini istemediğim bir deneyim oldu benim için.

Sonrasında sevgili Escapist Ekibi’nin bizlere tanıtmış olduğu kalıcı kaçış oyunlarını, mekanları görme fırsatı elde ettik. Her bir konsept için oldukça emek verilmiş; masraftan kaçınılmamış ve mümkün olduğunca gerçekçi birer korku/gizem deneyimi yansıtmak için her şey fazlasıyla düşünülmüş! Şahsım adına konuşacak olursam, uygun olan ilk fırsatta bu kalıcı kaçış oyunlarını da deneyimlemek için Escapist’e uğramayı düşünüyorum. Ellerinize sağlık, çok sağ olun!

İşte böyle sevgili Kayıp Rıhtım Sakinleri. Bir yazımızın daha sonuna gelmiş bulunmaktasınız. Bir sonrakinde görüşmek dileğiyle, kendinize iyi bakın, hoşçakalın!

Son Savaş




96, İzmir. Meraklı, coşkulu ve çocuksu. Çok yakında ‘ailenizin kimyageri’ unvanını almayı bekliyor. Her türden dizi, film ve kitapla haşır neşir olmaktan keyif alır, üzerlerine konuşup yazmaksa onu gerçekten çoook heyecanlandırır. Yeri geldiğinde kendisi için ‘acemi bir geek’ kalıbını da kullanmayı tercih etmekte olup, bu aralar çizgi romanlara da zaman ayırmaya çalışmakta. Müzik ise hayatının olmazsa olmazı.

Annabelle 3 ve Kaçış Oyunu Üzerine için 1 yorum

  1. Conjuring evreninin bir filminin böyle harcanmasına üzüldüm. Akıllarından ne geçiyordu bilmem.

    Warren’ların evindeki odada kilitli tutulan tüm kötülükler, Annabelle’in salınmasıyla birlikte ortaya dökülüyor ve oradan buradan fırlamaya başlıyorlar. Tüm filmi böyle özetleyebiliriz. Filmde bunun haricinde bir konu yok. Herbirinden ayrı bir film çıkan kötülükler bu filmde bir arada olmalarına rağmen etkisizler. Sadece film boyunca oradan buradan fırlıyorlar. Sonunda da kimse ölmüyor bile. Çocuklar da hiçbir şeye izinsiz dokunmamaları gerektiğini öğreniyorlar. Mutlu son.

    Conjuring filmi değil de, uzun bir Goosebumps bölümü gibiydi daha çok.


Annabelle 3 ve Kaçış Oyunu Üzerine

Conjuring Evreni’nin yedinci, Annabelle Serisi’nin üçüncü filmi olan Annabelle Comes Home nasıldı? Evreni genişletmiş miydi, korku dozu artmış mıydı? Filmin ardından Warner Bros. Türkiye davetiyle Annabelle temalı kaçış oyununu oynadık ve ardından Escapist’in tüm odalarını sizler için gezdik.

Başa dönün