Aquaman: DC’nin En DISNEY Filmine Hazır mısınız? (Spoiler’sız İnceleme)

28 Aralık'ta vizyona girecek olan Aquaman'i spoiler'sız olarak inceledik! DC sonunda bu işi başarabildi mi yoksa çizgisini bozmamak konusunda ısrar mı etti, gelin hep birlikte göz atalım.

Aquaman umut bağlanmış bir filmdi. DC, elinde Batman ve Superman gibi adını gezegende duymamış kimsenin kalmadığı devler olduğu halde neden Aquaman’e umut bağlayacak duruma geldi bunu sabaha kadar tartışırız, sorun değil. (Aslında o kadar sürmez ama maksat muhabbet olsun.) Ama şunu daha ilk paragraftan hemen belirtmek istiyorum, ben bu filme berbat filan demem. Ne kötü filmler gördük ki filme bile benzemiyor, Aquaman onların yanında çiçek gibi film olmuş. Ne görmek istediğimiz sinema ne de arzu ettiğimiz süper kahraman filmi bu değil, o ayrı. Ama aslında konu da biraz o… Gelin konuşalım.

Aquaman filminin iyi mi kötü mü olduğu tamamen onu hangi janra içinde değerlendirdiğinizle ve aynı janra içinde de hangi filmlerle kıyasladığınızla ilgili. DC 13 yıl önce Batman Begins ile yakalayıp The Dark Knight’ta zirveye taşıdığı formülü Rises’ın ardından terk ettikten birkaç yıl sonra yeni sinematik evrenine direkt olarak bu filmle başlamış olsaydı ve bunu kararlılıkla devam ettirseydi şu an Marvel ile başa baş olabilirdi, bu çok net. Yani evet, süper kahraman filmleri janrında, ilk fazdaki Marvel filmleriyle kıyaslarsak bu film kıyas kabul etmez derecede büyük ve dopdolu.

Aquaman yine bir DC filmi hiç olmamakla beraber, ben Aquaman’e baktığımda ilk Thor filminin olması gereken çoğu şeyi bu filmde gördüm. Sahip olduğu güç sebebiyle kendini öne çıkmak zorunda hissetmesinden tutun, sorumluluk almayı öğrenmesine, filmin yarattığı mitolojisinin bölümlerini adım adım dolaşmasına kadar bir Thor filminde görmeyi beklediğimiz ama göremediğimiz insanî her şey bu filmde var diyebiliriz. Tabii filmin bu konuları elbette aşırı çerezlik bir basitlikle ele aldığını da unutmamak gerek. Kompleks bir gizem ve çözümü bu filmden beklemeyin. Mitolojinin felsefesine inildiğini görmeyi de beklemeyin. Yani bir sembolizm, insan doğasına dair bir sorgulama beklemeyin. Bu filmde objeler sadece bir sonraki haritaya geçmek için gerekli anahtar, vesaire olarak yüzeyde görünen işlevleri ile varlar. Yalnız, Thor demişken söylemeden geçemeyeceğim ki Atlantis’in tasarımı Asgard’dan çok daha iyi. Silahları olsun, teknolojisi olsun, tam olmasını hayal edeceğiniz gibi.

The Dark Knight gibi daha ciddi sorgulamaların yapıldığı filmlerin yanında ise elbette görmek istediğimiz film bu değil. 2019 yılına girmek üzereyken izlemek istediğimiz sinema da artık bu değil. Zaten Marvel 10 yıldır bir şeyleri alıp sonuca bağlamak üzereyken bütün bu süreci başka bir evrende en baştan yaşamaya da kimsenin sabrı yok. O rüzgâr geçeli çok oldu. Peki o zaman bir DC filmi nedir? Ben bir DC filminden ne bekliyorum da WB’nin DC filmlerinde sürekli onu ıskaladığını düşünüyorum ve bugün bunu başarsa hiç Marvel ile kıyaslamadan keyifle izlerim?

Benim anladığım DC karakterleri, bizim -o birikime sahipsek- ancak üzerine konuşabileceğimiz kavramlar üzerine harekete geçebilen, idealar üzerine eylemler üretebilen karakterlerdir ve bu yüzden de büyük karakterlerdirler. Büyük tragedyalarda da bu durum böyledir. Karakter bir fikrin peşinden giderken sınır aşımında bulunmaktan çekinmez. Kendi felaketi pahasına bunu göze alır ve diğer insanların ancak üzerine konuşabilecekleri çizgileri bir bir geçer. Yaptıkları şeyler kötüdür belki, belki istençleri iyidir, her halükârda kendi trajedilerini hazırlarlar, bazen kibirleri yüzünden bunu görmezler bile ama kimsenin atmaya cesaret edemediği bu adımları atmaları sayesinde onları okuyan, izleyen kimselerin gözünde devleşirler.

DC karakterleri de motivasyonlarını kafalarının içindeki bir şeyleri kanıtlama arzularından, dünyaya bir şeyler gösterme ya da kendilerini ifade etme, dışa vurma isteklerinden alırlar. Buna tüm yaşamlarıyla adanmışlardır, bunun için kararlıdırlar, bunun için de bu karakterler bizim özdeşim kurmaktan ziyade yukarıdan bir yerden ilham alacağımız karakterlerdirler. Atılmaya cesaret edilemeyecek adımların atıldığı kurmacalar, bu adımlar atıldığı takdirde neler olacağı varsayımlarında bulundukları için üzerine kafa yorulmasını hak ederler.

GÖZ ATIN  Varyemez Amca, Eski Doctor Who David Tennant’la Geri Dönüyor!

Tek bir kötü günden sonra sadece dünyanın yandığını görmeyi isteyen bir karakterin eylemlerinin doğası üzerine düşünmek ilginçtir örneğin. Benzer bir kötü günden sonra ise hayatını tam tersini yapmaya adamayı seçmiş bir karakter ise insan davranışlarına dair ilk varsayımlarımızı tersine çevirerek meseleyi iyice karışıklaştırır. Sorular sormakla takıntılı bir karakterin cevap bulma arayışında ne kadar ileri gidebileceğini görmek ilginçtir. Aşkı için en derin cehenneme inip orayı dondurmayı göze alan bir karakterin cüreti insanları duraksatır. Korkutur ama saygı da uyandırır. Yanında insanların böcek gibi kaldığı güçlü bir varlığın sadece iyilik yapmayı seçmesi, bu tercihte bulunması, tuhaf olduğu kadar güzel bir seçim de değil midir? Peki ona güvenebilir miyiz? Bizim gözümüzden bu varlığın iyi seçimlerinden ne kadar emin olunabilir? İrademizi ve kaderimizi ona bu kadar teslim etmeli miyizdir? Becerebilirsek onu uzaklaştırmalı ve sürgüne göndermeli miyiz? Eğer yeterli gücümüz varsa ona karşı önlem almak için ne kadar ileri gidebiliriz? İşte bana göre DC’nin kahramanı da böyledir, villain’i de.

The Dark Knight’ın Joker’i de işte böyle olduğu için o kadar konuşuldu, eylemleri üzerinde tartışıldı, sembol oldu. Çünkü uçlara gitmeye cesaret edebilen karakterin eylemleriyle söylemek istedikleri izleyenleri sarstı. Şu anki DC sinematik evreninin Joker’i olan Leto Joker’i ise hiç böyle olmadığı için etkisiz eleman olarak kaldı. Çünkü şu anki DC sinematik evreninin söylemek istediği bir şey yok. Hikayeleri bu şekilde kurgulanmıyor, kurmacanın çapı ve derinliği bu ölçüde çizilmiyor. Kaynaklarını bu derinlikte çizilmemiş sıradan çizgi roman hikayelerinden alıyorlar. Sadece krallığını geri alma derdi insanın varoluş sıkıntılarının yanında çok dünyevi ve geçici dertler olarak kalıyor. Ne olacağını aşağı yukarı bildiğiniz olaylar, sonucunu bildiğimiz şeyler. Krallığı ele geçirmeye çalışmak gibi bir hikâyeyi de insanın ne kadar ileri gidebileceğini göstererek müthiş bir derinlikte anlatmak mümkündür. Hem zaten benim bildiğim DC karakterleri de ileri gitmekten çekinmeyen karakterlerdir. Ama Aquaman filmi bunu pek yapmıyor. Hiç demiyorum, villain’in buna yaklaştığı noktalar var ancak bir Disney hikayesi düzeyinde. Bildiğiniz üzere Disney de tragedyaları kendi sevimli formuna uyarlar.

Aquaman çeşitli problemler yüzünden bir Disney çizgi filmi kadar vurucu da olmayan, artık her sahnesini bildiğiniz, her adımını tahmin edebileceğiniz, ertesi gün de unutacağınız, dünyevi sıradan sorunlara dünyevi ve makul çözümler konulu herhangi bir film ne yazık ki. Oysa bir DC hikayesi denince ben kutunun içindeki herhangi bir hikâyeyi değil, kutunun kendisine işaret eden, kutunun sivri köşelerini ve düz kenarlarını gösteren, kutunun dışına çıkmaktan, o korkutucu alanı keşfetmekten bahseden, beni sarsan, düşündüren, günlerce aklımdan atamayacağım bir kurmacayı bekliyorum. Ben bunu DC’den daha önce defalarca gördüm, haliyle sinemada DC’den beklediğim kurgu da bu. Bu benim DC’yi sevme sebebim.

Filmin bir noktada gereken patlamayı bir türlü yapamamasının, yeteri kadar vurucu olamamasının sebebini ben izleyicinin filmde özdeşleşecek kimseyi bulamamasıyla açıklıyorum. Film ne Arthur ile ne de onun korumaya çalıştıklarıyla benim aramda duygusal bir bağ kurmadığı için ben filmde bir türlü coşmam gereken kadar coşamadım, tehlikeden korkmam gerektiği kadar korkamadım, meseleyi çok ciddiye alamadım, bir şeylere sevinemedim, o duyguyu bir türlü paylaşamadım. Filmin yarattığı duyguların düzeyi sürekli “Ya çok da sıkıcı değil ama deli gibi de eğlenmiyorum,” derecesinde geziniyor. Filmi beğendim ama beğenme sebeplerim çok da dişe dokunur şeyler değil. Bir kere dediğim gibi film berbat filan değil, en azından klişe de olsa bir “film” bu. Sonra, çok daha kötülerini gördüm. Hem çok da sıkmıyor. (Daha kısa olsa biraz daha az sıkılabilirdim. Film aşırı uzun!) Filmden çıktıktan sonra zamanımı harcadığım için kendimi üzgün de hissetmedim. Bunlar nereden baksanız önemli şeyler. En azından artık bunu başarabilmişler.

GÖZ ATIN  Batman Filminde Yer Alacağı Kesinleşen Deathstroke Kim?

Şimdi bunu nasıl görmezden geleyim? Ben zaten bu saatten sonra DCEU’dan devrimsel bir film beklemiyordum ki. Yarattığı yeni evrenin kurmaca derinliği buna müsait değildi bir defa. Joker’i tabii ki etkisiz eleman olacaktı bu evrenin. Superman’i savaşta sivillerin ölümünü umursamayan, onca yıl ailesinden hiçbir şey öğrenmemiş, ailesinin hiçbir şey öğretmediği, her şeyi daha yeni kendisi öğrenmeye başlayan biri olacaktı. Neyse ki Justice League bunu biraz düzeltti ve o filmi beğendiysek de bunun için beğenmedik mi zaten? Bakın benim bu yeni DC evreni çapı ve derinliğindeki bir evrende anlatılan bir hikâyeyi zaten çok da sevme şansım yok. (Ben bu çaptaki DC çizgi romanlarını da sevmiyorum zaten.) Böyle bir evrendeki bir hikâyenin zaten olup olacağı en fazla bu kadardır, çünkü bu evrenin sınırları, karakterizasyonu ortadadır. Aquaman de bu aslında hiç var olmamış olması gereken, benim bildiğime göre yanlış karakterizasyonlu evren içerisinde “derli toplu” bir film. Böyle olması için tek umudum The Conjuring serisinden tanıdığımız yönetmen James Wan idi. O da sağ olsun, bu beklentimizi boşa çıkarmamış. Adamın DC’den pek haberi yok ama en azından önüne gelen şeyi güzel bir filme benzetmek için elinden geleni yapmış. Filmin savaş sahneleri Infinity War’ın Wakanda Çayırları Meydan Muharebesi sahnesinden fersahlarca daha iyi mesela. (“Fersahlarca” dedim, ehe.) En azından estetik bir zevki kesinlikle alıyorsunuz filmden.

Kahraman Aquaman olunca küçük çevrecilik göndermeleri hoş olmuş ama bolca serpiştirdikleri küçük Marvel mizahları da bir noktadan sonra “öeh” dedirtiyor. Dahası, bu şakalar komik de değil. O noktalarda oyunculuğun da düştüğü hemen göze çarpıyor zaten.

Aquaman malumunuz bir solo film. Hem de karakterin ilk solo filmi. Bu noktada hepimiz artık kırk kez anlatılmış bayık bir orijin hikayesi de bekliyorduk ki “Artık öyle yapmazlar herhalde dimi ya?” diye de küçük bir umudumuz vardı. Filmin güzel tercihlerinden biri olarak bu umudumuz da boşa çıkmadı ve Aquaman sıradan bir orijin filmi değil. Hikâyeyi o şekilde anlatmıyor. Bütün o artık klişeleşmiş orijin hikayesi sahnelerini, film boyunca günümüz sahnelerine bağlanan kısa kısa flashback sahneleri halinde vermekle yetiniyor. Flashback’lerdeki son sahnenin günümüzdeki açılış sahnesine aynı kareyle bağlanmasını da The Killing Joke çizgi romanının flashback sahnelerine benzetebilirsiniz, eğer arzu ederseniz. Burada kimseyi zorlamıyoruz.

Film Justice League’in sonrasında geçiyor. Boşverin spoiler’ı, siz filme bunu bilerek gidin. Bu filmde o kadar geç söyleniyor ve laf arasında bir kez geçiyor ki o dakikaya gelene kadar ya da o saniyeyi kaçırırsanız eğer filmde insanlar Atlantislileri ne derece biliyor, Atlantislilerin insanlarla ilişkileri neler anlayana kadar biraz kafanız karışıyor. Wonder Woman 1984’ten gelen haberlerle Justice League filminde Diana hakkında aldığımız bilgilerin çeliştiğini hatırlarsınız. JL’ye göre güya Diana 100 yıldır ortada yoktu ama yeni filme göre 84 yılında epey bir macera yaşamış. Aquaman’de de benzer bir durum söz konusu. Justice League’de zırhını kuşanmış, Mother Box’ı Steppenwolf’a kaptırmış Aquaman’in bu filmdeki ile alakasını kurmak güç. Bu filmdeki Atlantis’in ucundan köşesinden de olsa JL’de hiç görünmemiş olması da ilginç. Bütçe ve acele diyor ve daha fazla üzerine gitmiyorum.

Film iki villain’i güzel bir şekilde birbirine bağlayıp karşımıza koymuş. Filmin en güzel tercihlerinden birisi de filmde kahramanlık tercihine yer verilmesinin atlanmamış olması. (Evet süper kahraman filmine kahramanlık koymayı Marvel filmleri dahil birçok film uzunca bir süredir atlıyordu. Öyle ki kahramanlık filminde kahramanlık olduğunu söylemeyi de spoiler’dan sayacağız neredeyse.) Wonder Woman’dan sonra bu filmde de “herkes için öne çıkma” tercihi görmek gayet keyifli ve ilham verici oldu. Filmde bir duygu yaşıyorsanız eğer onlar kesinlikle bu sahneler oluyor. Ama Arthur’un insanlarda ne gördüğünü, insanları neden korumayı istediğini atlamışlar. Black Manta’nın filmde Aquaman’e karşı kurulan motivasyonu da kuvvetli. Ama Black Manta, Black Manta olmazdan evvel neden kötü, neden kötü ve sadece kötü, bunun da filmde hiçbir cevabı yok.

GÖZ ATIN  "The Batman" 2020’ye Kadar Beyaz Perdeye Gelmeyecek

Arthur’un insanlarla ilişkisi filmde yeteri kadar yer bulmadığı gibi Atlantis halkıyla ilişkisi de yeterli ölçüde gösterilmemiş. Arthur kimseyle ilişkisi görünmeyen çok “tek” bir adam ve bilirsiniz, karakter dediğimiz şeyi görmek için başarılı ya da başarısız biraz daha sosyal etkileşim gerekir. Hem böylece o insanları da biraz umursayabiliriz değil mi?

Su altı dünyasının farklı toplumlarını, Aquaman’in ait olduğu dünyalardan birindeki yaşam ve ırk çeşitliliğini, zenginliğini filme gayet güzel aktarmışlar. Farklı konuların birbirine bağlanmasının yanında görünen farklı kültürler de filmi dolu kılan etmenlerden biri. Aquaman büyük bir film, Justice League’dan çok daha büyük.

Buraya kadar bir sürü niteleme ve betimleme yaptık ama bu spoiler’sız bir inceleme olduğu için bunları hangi olaylar neticesinde dile getirdiğimizden hiç bahsetmedik. Size film hakkında en çok spoiler verecek olan ve bu yazının başlığında da belirttiğim konudan artık bahsedeyim. Bu bir DC filmi. Bu bir Warner Bros filmi. Bu bir Marvel filmi değil, bu bir Disney filmi değil. Ama bu film hikayesi bakımından kesinlikle DC’nin şimdiye kadarki en Disney filmi. Disney’in klasik çizgi animasyonlarıyla büyümüş nesildenseniz eğer, bu filmlerin konularını, temalarını, hikâye gelişimlerini, nasıl son yaptıklarını, nasıl çok fazla son yaptıklarını bilirsiniz. Sinemada izlediğiniz herhangi bir eski Disney çizgi filmini alın, işte Aquaman o. Nesillerin yer değiştirmesi, doğanın ayrı düşmüş parçalarının bir araya gelmesi, düzenin yeniden tesisi gibi hikâye motiflerinden tutun da bunlara giden yoldaki klişelere, sorunlara bulunan çözümlere kadar, tüm yapısıyla baştan aşağı bir klasik uzun metraj Disney çizgi filmi Aquaman. (Büyüklüğünün birazını da buna borçlu.) Bir tek danslar ve müzikler eksik. İzleyin de gelin konuşalım, Mera tam bir Disney prensesi değil mi?

Bu film iddia edildiği gibi sahiden de The Dark Knight’tan bu yana gelmiş en iyi DC filmi mi? Belki sadece kronolojik olarak. Çünkü öyle olsa bile unutmamak gerek ki The Dark Knight serisi tavan hizasındaysa, DCEU diz hizasında bir seri. Eh, Wonder Woman ile beraber DCEU’nun en iyi iki filminden biri olduğu için ve kronolojik olarak da The Dark Knight’ın ardından geldiği için böyle denilebilir. Ancak bu The Dark Knight’ın seviyesine yakın olduğu anlamına gelen bir ifade değil.

Wonder Woman mı daha iyi Aquaman mi diye soracak olursanız da Aquaman daha derli toplu bir film derim. Ama Wonder Woman bir DC filmine çok azıcık daha benziyor. Bana göre Aquaman DC’den çok bir Disney filmi. Justice League kadar da aceleye gelmiş bir film değil. Üzerinde çokça uğraşıldığı belli.

Bu aynı zamanda da bir Imax filmi. O yüzden fırsatınız varsa Imax’te görmeye çalışın, filmin en güçlü yanı gayet iyi kotarılmış görselliği. Onu da ıskalamanızı istemem. Jenerik akarken de bir yere kalkmayın, bitmesini bekleyin. Çok bir şey göründüğünden değil de adet yerini bulsun işte.

Ne diyeyim, beğendim. Bir DCEU filmini ancak böyle ve bu kadar beğenebiliyorum ben. Spoiler’sız bir inceleme de herhalde ancak bu kadar detaylı olabilirdi. Artık spoiler’lısını film çıktıktan sonra Kayıp Rıhtım YouTube kanalında uzun uzun konuşacağız. Görüşmek üzere. Arz ederim.

  • 23
    Shares

1990 İstanbul doğumlu tiyatro insanı, yazar ve çizer. Hoşnutsuz kişi. Dedektiflik ve bilimkurgu sever.

Aquaman: DC’nin En DISNEY Filmine Hazır mısınız? (Spoiler’sız İnceleme) için 1 yorum

  1. Bugün itibari ile tüm dünya genelinde 748-milyon dolar hasılat elde etti. Üstelik Avrupada 8 gün oldu vizyona gireli. Büyük ihtimalle 1 milyarı aşacak ilk DC filmi olacak. Ben Black Panter’i geçer diye düşünüyorum. James Wan müthiş bir iş çıkarmış. Filmi izleyince bu kadar düşük bütçeyle böyle bir iş çıkarılmasını ağzım açık izledim. Özellikle Atlantis efsaneydi. Zaten Jason Mamoa cuk oturmuş Aquamen’e. Tabi orjinal Aquamen böyle değil uzaktan yakından alakası yok; ama böyle daha iyi olmuş. Bu film ile DC yükselişe geçecek. 2019da Shazam ve Joker de böyle başarı gösterirse Flash ve Batman filmleri de öne alınacaktır diye düşünüyorum.


Aquaman: DC’nin En DISNEY Filmine Hazır mısınız? (Spoiler’sız İnceleme)

28 Aralık’ta vizyona girecek olan Aquaman’i spoiler’sız olarak inceledik! DC sonunda bu işi başarabildi mi yoksa çizgisini bozmamak konusunda ısrar mı etti, gelin hep birlikte göz atalım.

  • 23
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme, Sinema
Book of Demons: Eskilerin Anısına

Yakın zamanda çıkan parodi ile harmanlanmış, kâğıt katlama sanatı benzeri animasyonların olduğu "Book of Demons"...

Kapat