in ,

Âşıklar Bayramı: “Baba” Dediğin Tamamlanmamış Bir Kelimedir

Anne doğurur, anne besler, anne büyütür ve tamamlar ama “‘baba’ dediğin tamamlanmamış bir kelimedir.”

Âşıklar Bayramı kemal varol

Toprakların, mesafelerin, zamanların, unutmaların doldurduğunu sandığımız boşluklar, kader ağlarının gözden ırakta örüp de ömür nakşına işlediği bir başka düzendir yalnızca. Gün gelir, hiç beklemediğimiz bir anda, hatta uğramayacağından emin olmak için tarihin nokta konmuş zamanlarına gömdüğümüz bir vakitte; her şey bir kapı tokmağı ile başlar. Tam da kaldığı yerden; tam da en taze, en canlı, en şiddetli hâliyle…

Yılların uzun uğraşlar sonucu emek zahmet kapattığı, dikişlerini sımsıkı düğümlerle didinerek bağladığı, izini belli etmemek için üstlerinde titizlikle çalıştığı yaralar; işte varıp da gönül kapısına nihayet diz çökmüş o tokmağın vuruşuyla yeni baştan açılır, dağılır, kanar, ağlar. Bu kaderden kaçış yoktur; doğmanın büyümeye, yetişmenin ölmeye düğümlendiği gibi unutmanın peşi sıra, kendi vaktinin gelmesini bekler. Geldiğinde de anaların seneler evvel doğurduğu günü tarihe karıştırıp yerle bir eder; her şeyi baştan, kırgın ve yalnız yaratır.  Bunun için “babalar, alnımıza yazılan yalnızlıklardır,” derken Hasan Ali Toptaş, Kemal Varol “ba” hecesinde kalır ve tamamlamadan bir başına bırakır, bir babaya nokta koyduğu Âşıklar Bayramı’nda.

Kimdir bu Âşıklar?

Âşıklar Bayramı babaTanıl Bora’nın editörlüğünde İletişim Yayınları’ndan 2019’da çıkan romanı babasına ithaf eden Varol; tüm roman boyunca da yitirdiği, unutmak istediği, kimi zamansa tarafından unutulmak için kaçtığı; fakat çok sonraları itiraf etse de her daim gönlünün “âşıklar” sayfasına kazıdığı sevdiklerine seslenir. Bu nedenle romanın başlığındaki âşık, yalnızca divane olup nağme ehline gönlünü adayanların değil, aynı zamanda seneler evvel kaybolmuş babasını arayan bir çocuğun, hevesleri uğruna sevgilisini terk edip ölüm döşeğinde af dileyen maşukun, hiçbir zaman tek bir nefesle düğümlenmeyen “ba” ve “ba” hecelerinin adıdır. Nitekim bu bayram da dilsiz ezgilerle sevenlerin, bir araya gelememiş hatıraların, itiraf edilen kırgınlıkların ve pişmanlıkların, velhasıl tüm âşıkların bayramıdır. Beklemediği bir gece kapısının çalınmasıyla birlikte, o zamana değin âşıkları yalnız eski hatıralarda bellemiş olan Yusuf; kapının ardında seneler evvel başlamış, fakat yarım kalıp unutulmaya yüz tutmuş bir baba hikâyesinin âşığı olacağından da bîhaberdir. Oysaki adında yazılıdır kaderinin, arapsaçı aşklarla düğümleneceği.

Tanıdık Bir Eksiklik

Âşıklar Bayramı her ne kadar Türk halk geleneğinin başlıca ögelerinden âşıklık makamına seslenen bir başlık taşısa da; Yusuf ve babasının hikâyesi, baba-oğul arasındaki hırçın aşkı dile getirmektedir. Dolayısıyla esas bayram, âşıkların her yıl Kars ilinde bir araya gelerek türkülerini icra ettikleri bir şenlikten ziyade yirmi beş yıl sonra; bir gün hayatından tamamen çekip gitmiş olan babasıyla Yusuf’un bir araya gelişini, tüm kırgınlıklara rağmen bağışlamaları, yeniden sevmeleri, hatta belki küllerinden alevlenen aşkları kutlayan bir bayramdır. Bu yüzden hikâye, uzun soluklu bir yolculuğun eseridir; ne ki bu yolculuk, her ne kadar yıllarca bir araya gelemeden boş kalmış gedikleri bir bir doldursa da sonradan tamamlanan eksiklikler, gerçekliğe tam olarak yerleşemeden hep hatıraların yardımıyla var olur. Nitekim Yusuf, kendi ömründe boş kalan yerleri de karşısında bizzat duran, kapısına kadar gelip diz çöken gerçekliği kabul etmektense zihninde şekillendirdiği, yeni anlamlarla, hislerle yoğurduğu hatıralarıyla doldurmaya çalışır:

“Bir an başımı çevirip bu kokunun nereden geldiğini anlamaya çalıştım ama bulamadım. Merdivenlerden yalpalaya yalpalaya inerken hatırladım: Baba kokusuydu. Aradan yirmi beş yıl geçse de hâlâ aynıydı.” (37)

Yusuf’un hatırladığı kokuda babası mı tütmektedir, yoksa bir çocuğun paramparça olmuş dünyasında bir oyuncak gibi yıllar yılı tamamlamaya çalıştığı; düşlerinde yeni baştan yarattığı, yarattıkça da kendince tamamladığı, aslında tanıdık bir eksiklik mi?

Bitmeyen Kavga

Âşıklar Bayramı baba

Politikanın doğumu, güç kavgalarının başladığı yerde, anda, tarihte gerçekleşmiştir. Ve her sistemde, her grupta, her toplulukta yahut ilişkide güç kavgası, “eksikler” üzerine kuruludur. Traflardan eksiği olan, tamamlanmış veya daha az eksiği bulunan diğer tarafa; kendini onunla eşit seviyeye getirmek, kimi zaman bunu da aşıp daha üstün konuma gelmek için saldırır. Bunun tam tersinde de üstün taraf, eksik olanı yok edip mutlak gücünü ilan etmek ister. Üçüncü bir durum da her iki tarafın farklı alanlarda eksiklikler taşıması; bu nedenle birbirlerine müdahale etme yöntemi geliştirmeden, aynı bağlamda bulunmak yerine ortamı terk ederek sessizliği tercih etmeleri, yahut birbirlerini görmezden gelmeleridir.

Tarih boyunca en az iki gücün yer aldığı her oluşumda bu üç durum dengesinden biri kurulmuştur, kurulmaktadır ve kurulacaktır. Bunun, toplumun çekirdeğini oluşturan aile içindeki yansıması da bireyi doğurup büyüten, yani onu tamamlamaya çalışan anneden ziyade, koruma ve düzeni sağlama içgüdüsünden ötürü yönetimde söz sahibi olan baba ile oğul çatışmalarında görülür. Dolayısıyla bitmeyen bir kavga, varlığımızın olagelen sosyal dokusuna işlenmiştir.

Ancak söz konusu güçler, salt fiziksel dengelerin çerçevesinden çıkıp beşerî alana dâhil olduğunda kavga, çok daha soyut bir yapıya döner. Zira insana hatırlama, hatırasını yorumlama, değerlendirme ve hatta onunla konuşma kabiliyeti de verilmiştir. Bu yüzden insan zihninin bir parçası, içinde bulunduğu mevcut zamanın ölçeğinde, geleceği gözeterek nefes alırken bir parçası daima hatıraların vaktinde yaşar; geçmişte kalan tamamlanmamışlıkları, eksiklikleri bir kenarda tutarak uygun fırsatta bütün hâle getirmek, güçler dengesini kurmak, böylelikle bitmeyen kavgaları huzura erdirmek ister. Ne ki bu cesaret isteyen adımı atıp şimdiki zamanı dengelemeye çalışmak, insanın imtihanlarından biridir. Çünkü hatıranın hayaline hükmetmek kolaydır; onu eğip bükmek, ona karşı hırçın olabilmek, ondan hesap sorabilmek yahut karşısında pişmanlıkla diz çöküp boyun bükebilmek kolaydır.

Babanın Hatırasyıla Kavga Etmek

Kemal Varol
Kemal Varol

Roman boyunca Yusuf’un, itiraflarını zihninin içine saklaması, eski sevgilisine yazdığı sayfalarca mektubu bir türlü gönderememesi, tüm kırgınlıklarına ve içinde defalarca patlayıp yeniden alevlenen fırtınalarına rağmen babasına “Neden?” diyememesi, bundandır. Varol’un ifadeleriyle “çünkü bir babanın kendisiyle değil, hatırasıyla kavga etmek her zaman daha kolaydı(r), belki de daha zor, kim bilir” (49). Bu anlamda baba oğulun, Diyarbakır’ın kurak topraklarından Kars’ın beyaz soğuğuna yaptığı kısa ve cevaplanmamış sorularla dolu, bir ömre bedel bu sessiz yolculuk, bitmeyen kavgaların kaderini anlatan bir öykü hâline gelir bir yandan.

Konu, içerik ve anlatım yönüyle Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider adlı romanına selam gönderen Varol, bizleri yine Arkanya’nın sokaklarına uğratırken kendi yazın tarihini yâd etmeden de geçmez. Örneğin romanda Yusuf’un rastladığı bir köpek, Haw’ın şefkatli anası Adıgüzel’in torunlarındandır. Dikkatli ve sadık okuyucuların gözünden kaçmayan bu ayrıntılar yeri geldiğinde gülümsetirken kahramanın ısrarla belirtmek istediği kimi durumlarsa romanın genel dokusuyla kimi zaman nispeten uyumsuz kalmaktadır. Yine de Varol, onlarca anlam pınarına daldırıp sonra yine esas yatağına döndürdüğü her cümlesinin sonunu, uygun şekilde bağlamayı başarmıştır. Âşıklar Bayramı, Yusuf’un, âşık Heves Ali’den istediği babalık hakkı, kendinden istediği dürüstlük, sevdiklerinden istediği bir aftır. Nitekim her insanın kaderine işlenmiş bu okun yönü üç tarafa bakar; tıpkı Heves Ali’nin üç telli bağlaması gibi.

Oyla!

Rabia Elif Özcan

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

The Bradwell Conspiracy inceleme

The Bradwell Conspiracy: Büyük Şirketin Büyük Komplosu Olur

Marvel

Marvel Başkanı, Martin Scorsese’nin Eleştirilerine Nihayet Yanıt Verdi