in ,

Aşk 101 2. Sezon İncelemesi: Garip Bir Veda

Aşk 101 2. sezon incelemesi sizlerle. Final sezonu ile gelen Netflix Türkiye dizisi hayranlarının karşısına nasıl bir son ile çıktı?

Aşk 101 2. sezon incelemesi

Aşk 101 2. sezon incelemesi ile karşınızdayız. Kimilerince oldukça beğenilen, kimilerince ise büyük eleştiri yağmuruna tutulan Netflix Türkiye dizisinin final sezonuna detaylıca bakış atma zamanı.

Deniz Yorulmazer ve Ahmet Katıksız’ın yönetmenliğini, Meriç Acemi’nin senaristliğini ve Kerem Çatay’ın yapımcılığını üstlendiği Aşk 101, dünyada bilinen adıyla Love 101, 1. sezonu ile Nisan 2020’de seyircilerle buluşmuştu. Başrollerde Kubilay Aka, Mert Yazıcıoğlu, Alina Boz, Selahattin Paşalı ve İpek Filiz Yazıcı gibi oldukça yetenekli ve genç oyuncuları bulundurmasıyla, Pınar Deniz ve Kaan Urgancıoğlu gibi aşırı uyumlu bir ikiliyi buluşturmasıyla dikkatleri üstüne çekmişti. Üstelik, daha önce çekilen lise-gençlik dizilerinden farklı konuları derinlemesine ele alması, müzik olarak hem popüler hem de klasikleşmiş parçaları içermesi sebebiyle de beğenileri toplamıştı.

İkinci sezon özelinde yorumlarıma geçmeden önce, dizinin geneline yönelik bir şeyler söylemek ve fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Pek tabii içerikte bol bol spoiler olacağını da şimdiden belirtmeliyim.

Aşk 101’i izlemeden önce diziye karşı oldukça önyargılı olan kişiler arasında olduğunu itiraf etmem gerek. “Tipik bir liseli dizisi, aşk ve arkadaşlık üstüne olur işte, her bölümde olay olsun diye zorlama şeyler eklenmiştir herhalde,” gibi düşüncelerim vardı. İlk bölümü izlemem konusunda bir tavsiye almamla birlikte, “Peki madem, bir deneyeyim bakalım, bu dizi diğerlerinden değişik ne sunacak olabilir bize?” diyerek izlemeye başladım ve kısa sürede ısındığımı hissettim. Şurası kesin, pek çok noktada iyileştirilmesi gereken yerleri ve bazı kısımlarda fazlasıyla parodivariye kaçan ögeleri mevcut. Ama tam da bir lise dönemi dizisi, 90lar esintisi, gençlik hikayesi. Sizlere “liseliler var işte, ergenlik dönemi sancıları tamamen” diye düşündürtmekten ziyade, aslında bir zamanlar sizin de liseli olduğunuzu, kimi zaman oradaki karakterler gibi ikilemler yaşadığınızı, ne yapacağınızı bilemediğinizi, geleceğinizi, ailenizi ve arkadaşlarınızı düşünürken kendinizi dinlemeyi unuttuğunuzu veya en basitinden gençliğin etkisiyle takıldığınız bazı şeylerin potansiyelinizi ortaya çıkarmanızı engellediği gibi pek çok şeyi sizlere alt hikâyeler vasıtasıyla hatırlatmış oluyor.  “Liselilerin bu kadar liseli olduğu bir başka yerli gençlik dizisini uzun süredir ekranlarda görmemiştik” desem, oldukça yerinde olur diye düşünüyorum.

Ne var ki, şu kısımları da negatif birer eleştiri olarak eklememek olmaz: bu kadar küfre, bu kadar başı boşluğa ve bu kadar alkole gerek var mıydı? Bence hayır. Çünkü bunlar dizinin lise havası verdiği kadar verememesine neden oluyor. Elbette lise çağlarında küfür kullanımı yüksek dozda olabiliyor, bunu inkâr edemeyiz. Hepimiz de farklı çevrelerden ve ailelerden geliyoruz, bu sebeple hayatımızın işleyişi de, alışkanlıklarımız da farklı olabilir. Ama neredeyse her cümlede küfürlü konuşmak? Her aklına estiğinde dışarıda olmak ve hatta sabahlamak? Her fırsatta içmek? Bunları lise çağlarında yapmış olanlar, yapanlar vardır illa ki; ana karakterlerimizin çoğu da ‘aykırı’ tipler, bunun da pek ala etkisi olabilir bunda. Yine de bir noktadan sonra bir kere de kahve içmeye, sinemaya gitmelerini, küfretmeden bir diyalog kurabilmelerini istiyor insan. Sıradan bir liselinin de yaptığı şeyleri yapmalarını bekliyor. Dizinin büyük kısmının aksi ayarda olması insana kal getirebiliyor, itiraf etmek lazım.

Aşk 101 2. Sezon, ilk sezona göre nasıldı?

Aşk 101 2. Sezon İncelemesi

İlk sezon ikinci sezona kıyasla daha dramatik ve gerçekçi diyebileceğimiz elementleri barındıran, kurgusu daha kuvvetli bir sezondu. Gençlerimizin hem bir birey olma çabası hem aileleriyle hem de okulla mücadelesi, bunlar olurken ise birbirleriyle yakınlık kurmaları güzelce ele alınmıştı. Bu sırada yeri geliyor insanlara sürekli küfrü basıp atarlanmalarına sinir oluyorduk, yeri gelince ise önlerinde güzel bir örnek, kendilerini güvende hissettikleri çok yer olmadıklarını görüyorduk ve empati kuruyorduk az çok. Hele ki sezon finalinde, Burcu Hoca’nın kurul toplantısı esnasında söyledikleri, “O çocukların geleceklerini karartarak öldürüyorsunuz. Kerem, Kenan Öz’ün oğlu diye şanslı ve şımarık görünüyor, peki ya o adamın ne kadar iyi bir baba olduğunu biliyor musunuz? Sinan ise 14 yaşından beri tek başına yaşamaya çalışıyor, arkasında bir ailesi yok ona destek olan…” içerikli konuşması, bu çocukların nasıl bu hale geldiklerini bir daha anlamamıza, o kuruldaki öğretmenler gibi davranmayı bir kenara bırakmamıza yardım etmişti. Hayata karşı olan kırgınlıkları, öfkeleri ve hırslarını dizginlemek ya da yönlendirmek konusunda yavaş yavaş aşama kat ediyorlardı sonuçta ve bunları görmek yerine onları sadece buzdağının görünen kısmına göre nitelemek tamamıyla yanlıştı.

Tüm bu güzel anlatımlara rağmen, yukarıda da belirttiğim gibi abartı içeren pek çok unsuru da içeriyordu. Diledikleri saatte eve girip çıkmaları olsun, bir an bile olsun sakin kalamamaları olsun… Bu ve benzeri şeyler tuzu biberi olarak kabul edilebilirdi, güzel yanlarını tamamen götürmemeliydi diye düşünüyordum. Aşk 101 2. sezonda ise var olan gerçekçilik bazı noktalarda çok mantıklı olmayan veya oldukça klişe olan şekillerde bozulmuş durumda. Bazı noktalarda ise hem kendisinin hem de ülkemizdeki lise hayatının abartılının da ötesi bir parodisi olarak vücut buluyor. İlk sezonda bir birim kadar sunulan bir şeyin ikinci sezonda aşırı süslenip üç hatta dört birim kadar iletilmesi maalesef negatif bazı sonuçlar doğuruyor.

Bir örnekle başlamak gerekirse, ilk sezonda karakter değişimi geçirmeye başlamış olan Işık, sezon finalinde bile bir derece hanım hanımcıktı. Ki geçen onca zamana rağmen yumuşak bir değişim yaşaması hoşuma giden bir şeydi, daha gerçeğe yakın bir değişimi sunuyordu bize, grubun geri kalanına keskin bir şekilde ayak uydurmamıştı. İkinci sezonun daha ilk dakikalarında ise, yaz tatilinden dönmekte olan Işık’ı görüyoruz, ama o da nesi? Bilmem kaç aydır geçiremediği radikal değişimleri arkadaşlarından uzaktayken geçirmiş bir halde. Belki de “Onun isyankarlığı da onlardan uzak kalmasına bağlıdır,” diye bir savunma yapan olabilir. Yine de tutarlılık açısından bir şeyler sınıfta kalıyor, sadece bu bile 2. sezonun özeti gibi aslında. Mantığın devreden çıkma seviyesinin yüksek olduğu bir sezona hazır olun.

Love 101 2. sezon incelemesi

1. sezonun sonunda okulun baş belası müdür yardımcısı Necdet Hoca – ki müdürden daha çok müdürlük yaptığı konusunda eminim hemfikirizdir – ekibimizin tüm okul önünde özür dilemelerini istemişti, ekibimizse bunun üstüne herkesin önünde kendisine “Boyun eğmiyoruz!” dercesine cevaplarını vermiş ve özür dilemeyi reddetmişti. Aşk 101 2. sezonun ilk bölümünde, var olan (?) müdürün ayrılmasıyla geçici olarak müdürlüğe oturan Necdet, ekipten Kerem, Eda, Osman ve Sinan’ın okuldan atılmış olmalarına rağmen yanlarına çağırıyor ve onları geri aldığını, eğer bir sorun çıkarırlarsa arkadaşları Işık’ı okuldan atacağını söyleyerek açık açık tehdit ediyor. Arkadaşlarının atılmasını asla istemeyen bu dörtlü, deyim yerindeyse mum gibi olup Necdet’e hizmetçilik yapmaya başlıyor. Necdet Hoca’nın gerek bu davranışları, gerekse öğrencilerin sınav dönemlerine yönelik ‘yenilikler’ ortaya sunuşu gibi pek çok konuda ilk sezondan çok daha karikatürize biri olarak işlenmiş olması biraz canımı sıktı. Kendisi için söylenen her negatif şeye rağmen, “Yine de bu kadarını yapmaz” diyebileceğimiz ne varsa bu sezonda teker teker yapıyor ve bu da tabii zamanla sonunu hazırlıyor. Ama ben ilk sezona göre daha çok mübalağa içeren bu davranışları da olaylar zincirini de dizinin kalitesini düşürücü ve kendi kendisini sabote etmiş olan unsurlardan sayıyorum. Bu gibi şeylerin bir yandan Türkiye ve sistem eleştirisi yapmak gibi bir amaç da barındırabilir pek tabii, fakat bunu yeterli bir oranın üstünde yapmak göze batıyor ne yazık ki. İlk sezonda her karakter işlenişini de değişimini de dozunda yapmış olan bu yapımın 2. sezonunda böyle majör hatalar yapması seyir zevkini maalesef ki düşürmüş.

Sinan’ın ekiple geçen onca güzel anıya rağmen ikinci sezonda ailesinden yediği ekstra kazıkları, dedesinin kaybını, evsiz kalışını ve bunların kendisine olan etkilerini paylaşmamış olması ise anlaşılır olan noktalarının yanında izleyeni kızdırıyor. En azından Işık’la veya Osman’la paylaşmış olsa bile bir çözüme ulaşabilecek bir konuyu hem gururundan hem de yalnız dünyasına çekilmeye olan düşkünlüğünden ötürü anlatmaması ve sonrasında yaşadıkları çok tatsız oluyor. “Ne çektin be çocuk!” derken buluyorsunuz sürekli kendisini izlerken. Oysa orada tek bir söyleyeceği sözcükle bile ‘dünyaları yakabilecek’ bir arkadaş grubuna sahip, böyle dostlara sahip olmak yeterince zorken, insan nasıl onlara sımsıkı sarılmaz ki?

Sinan’ın tekrardan iç dünyasına kapanmasının sebeplerinden biri olarak belki de Işık’ın okuldan atılması ve sonrasında teyzesinin evine gönderilmesi gibi pek çok etmenin beraberinde getirdiği korkunç öfkenin de etkisi olduğu söylenebilir. Onu seven, ona her daim destek olan, hastalandığında koşturan, onun için her daim bir şeyler yapmaya hazır olan birini bulup sonrasında kendisini yine yapayalnız hissetmesi kolay olmasa gerek. Bu noktada Işık’ı izlerken de kızmaya başlıyor insan. Yaşadığı şeyler gerçekten üzücü ve talihsiz olsa da, tüm duvarlarını bir tek kendisi için yıkmış olan Sinan’ı gözünün görmemesi yaştan ötürü mü yoksa senaryodaki abartılı kısımlardan biri mi, karar vermek zor. Tüm bunlara karşın, dizinin mutlu sona ulaşmış olan tek çiftinin de Işık ve Sinan ikilisi olması insanın yüzünde bir gülümseme bırakıyor. Sinan’ın asla sahip olamadığı aileye, desteğe ve sevgiye kavuşması, Işık’ın da kendisini yanında en rahat hissettiği ve şefkat beslediği kişiyle olması hepimizin içten içe umduğu bir şeydi.

aşk 101 2. sezon inceleme

Bir başka çiftimiz olan Eda ve Kerem’e gelelim. Bu ikili her ne kadar birbiri için güzel birer motivasyon kaynağı olsa ve bazı zamanlarda birbirlerini dizginliyorsa da, önlerine gelecek kaygısı denilen şey bir kez daha çıkıyor. Eda’nın ailesinin sürekli kızlarını “Sen çok güzel bir kızsın, işletme ve türevi bir bölüm oku, güzel de bir evlilik yaparsın zaten, mutlu olursun işte” tarzındaki cümlelere maruz bırakması onu baskı altında bırakıyor. Çizim konusunda yeteneği bariz olan ve meslek olarak bu yönde ilerlese ziyadesiyle mutlu olacağı belli olan Eda da zaman içerisinde ailesine her şeyi kendi başına, dış görünüşüne güvenerek değil yeteneğine güvenerek başarabileceğini kanıtlamaya başlıyor. Elbette tüm bu süreçte Kerem’le olan ilişkisinin, Kerem’in desteklerinin ve en sonunda da mecburi ayrılıklarının etkisiyle gerçekleşiyor. Bu da aslında dizinin karakter gelişimleriyle ilgili başarılı noktalarından birisi: Birbirlerinin hayatlarına engel olmamak adına, eski ‘sorumsuz’ hallerinden farklı olarak olgunca bir karar alıyorlar, büyüyorlar, sorumluluk sahibi bireyler olma yolunda adım atıyorlar. Eda çok istediği grafikerliğin peşinde koşuyor, Kerem ise yıllardır arayışı içerisinde olduğu adalet duygusuna tam da uygun bir alan olan hukuk için çaba gösteriyor. Birbirlerini bu kadar seven, ailelerinin kendi başlarına bir şeyler başaracağına inanmamalarına inat kendilerini kanıtlayan bu ikili, yıllar sonra olan karşılaşmalarında bile buram buram “yarım kalmışlık” seriyor gözlerimizin önüne. Gençlik hevesi olarak başlayan o ilişkinin, hislerin, aslında geçen yıllara rağmen ne kadar sahici ve güçlü olduğunu anlıyoruz. Elde edilen onca başarıya, kazanılan davalara, düzenlenen sergilere, tanışılan insanlara, farklı yönlere giden hayatlara rağmen lisedeki Eda ve Kerem olarak kalmış olmaları insanın içinde bir burukluk yaratmıyor değil.

Burcu Hoca ve Kemal Hoca: Her şeyin sebebi ve sonucu

Love 101 2. sezon inceleme

Birinci sezonda tüm umursamazlığı ve kendini izole edercesine tavırlarıyla tanıştığımız Kemal Hoca, katı kurallara ve tek yönlülüğe karşı, sevecen Burcu Hoca’nın duyarlılığını görünce ona ilgi duymaya başlamıştı ve sezon boyu – Burcu’nun nişanlı olduğunun ortaya çıkmasına rağmen –  duygularını yaşamaya devam etmişti. Burcu ise hem Kemal’e karşı günden güne artan hisleri, hem de yanlış bir nişanlılık içerisinde olduğunu fark etmesiyle birlikte yoluna Kemal’le devam etmek istediğine karar vermişti.

Elinden geldiği her anda dürüst olması, adım atmaktan kaçınmaması gibi özellikleri Kemal Hoca’yı zaten çok sevmemize zemin hazırlamışken, Burcu Hoca’nın hassas ve sevgi dolu yapısına zerre uymayan Tuncay’dan ayrılıp Kemal’le bir araya gelmesi eminim hepimizi bir şekilde mutlu etti. Maalesef Aşk 101 2. sezonda, Burcu’nun kendisine ve ilişkilerine olan şüpheli bakışlarından ötürü sallantıya giren bu ilişki ise izlerken göz devirmemize sebep veren bir başka element haline geliyor. Bunu söylememdeki motivasyonumu ise şöyle açıklamak istiyorum:

İlk sezonda Burcu’nun kendisini daha iyi tanıdığını, hayattan ne beklediğini ve nelere tahammül edemeyeceğini öğrendiğini görüyorduk. Öyle sanıyorduk ya da. Kemal’in aylarca sevgisini göstermesine, üzgünken bile kendi çapında onu sevmeye devam etmesine rağmen tüm bu gördüklerini de kendi karakter gelişimini de sıfırlarcasına hareket etmesi bana sürekli “Neden, ne gerek vardı ki şimdi?!” dedirtti.

İlk sezonda yaşadığı majör değişiklikler dalgalı bir ruh haline sebep oluyordu evet, hatta yer yer endişelerini Eda ve Işık’la paylaşıp kalbinin sesini daha çok dinlemesi gerektiğini anlamıştı. (Elbette bir şarap eşliğinde, biliyorsunuz “E ben bir şarap açayım o zaman bize :)” demese olmaz. (!) ) Ama izleyiciler olarak 2. sezonda bunu biraz olsun bastırabilmiş olmasını bekliyoruz. Öğrencilerine değer veren, özverili, sevgisinden de emin bir karakter bunları aşmış olmalıydı. Sonradan bu davranışlarından pişmanlık duyup telafi etmek istediyse de Kemal daha fazla bu konuyla yüzleşmek istemediği ve profesyonel koçluk teklifi aldığı için İzmir’e taşınma kararı alıyor. Karşısında sürekli şüphe ve soru işaretleriyle dolu bir insan olmasından mütevellit buna hak vermemek imkânsız. İzmir’deyken alışık olduğu hayata dönmeye, kariyerine odaklanmaya çalışırkense sürekli Burcu’nun ona telafi amaçlı gelişini düşünür hale geliyor. İkili birdenbire telefon vasıtasıyla irtibat kurmaya ve her akşam birbirleriyle vakit geçirmeye başlıyor, eskiden olduğu gibi. Elbette mutlu bir finale uygun olacak şekilde Kemal’in İstanbul’a gelişini, birlikteliklerine tam gaz devam edişlerini ve yıllar boyunca aynı lisede yöneticilik-öğretmenlik yaptıklarını görüyoruz. Öncesinde yaşanan kriz elbette her ilişkide yaşanabilecek bir şeydi ama yine de o kadar öz farkındalığa ve sevgiye rağmen zaman kaybetmiş olmalarının tutarlılığı bozduğu kanaatindeyim, altını yeniden çizmek isterim.

Love 101 2. sezon inceleme

Aşk 101 2. sezonun belki de en güzel, en naif hikâyesi ise Osman ve Elif ikilisine ait.

Hatırlarsak, dizinin daha birinci sezonu çıkmadan önce, Osman karakterinin eşcinsel olarak yazılmış olduğuna dair haberler çıkmış ve kısa süre sonra Netflix Türkiye tarafından bu haberlerin asılsız olduğuna dair bir açıklama gelmişti. (Oysa işin aslının ne olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz diye düşünüyorum.) İlk sezonda Osman’ın ilgilendiği bir karakter de olmadığı için ister istemez devamını da merak etmiştik. Ve sonunda, işi gücü her yere Hızır gibi yetişmek olan, herkese maddi ve manevi destek olan, yapılması gereken şeyleri takır takır yapıp bir de üstüne jestler yapmaktan başka bir gayesi olmayan, bu zeki çocuk, yine bir başka zeki karaktere kaptırıyor gönlünü: İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün okula yeni gelen, dünyaca ünlü genç bir yetenek olan, piyanist Elif’e. Osman’ı zaten çok seviyordum, ekipteki favorim olduğunu da kolaylıkla söyleyebilirim. Bu sebeple onun için böyle hoş, özel bir hikâye yazılmış olması beni çok sevindirdi. İnsanlar için iyilik yapmaktan, onlara omuz olmaktan ve iş bitirici olmaktan vazgeçmeyen dünyalar tatlısı bir karakter işte, mutluluğu daha fazla hak edemezdi diyor insan. Bir noktaya kadar tabii…

Başta Osman ile Elif arasında oldukça tuhaf ve yer yer sinir edici bir iletişim olsa da, zamanla, adım adım birbirlerine yaklaşmaları, birbirlerine duydukları hayranlık ve samimi hisleri izleyenlerin içini ısıtıyor. Ece Yüksel ve Selahattin Paşalı’yı ayrıca tebrik etmek lazım, bunu izleyiciye tüm doğallığıyla aktarabilmeleri büyük bir başarı.

Elif’in aşırı katı ailesi, onu tamamen müzik kariyerindeki başarısı üstüne eğilmeye doğru teşvik edip doğru yaptıklarını düşünseler de, Elif’in insanlardan uzakta, bir fanustaymışçasına geçen hayatı yollarının bizim ekiple kesişmesiyle birlikte değişiyor. Hayır diyebilmeyi, ailesinin dersleri bile kenara bırakıp tamamen piyano çalmasını söylemesine rağmen dilediğini yapmak için çabalarını görüyoruz. Tamamen izole hayat yaşamakta olan birine göre gayet ayarında. Hem merak hem de cesaret içeren bir gelişim göstermesine tanık olmak güzeldi. Osman’ın bu yolda Elif’e bir süreliğine de olsa eşlik etmiş olması, tüm bu sırada birbirlerine duydukları sevgiyi sonuna dek yansıtmaları bu ikilinin birbirine güzel geldiklerini gösteriyordu. Beraber olmaları da gerekiyordu yeniden, bu konuda senaristlere kırgınım. (Evet çok duygusalım sanırım.)

Kuralları yıkarken agresif olmaya kapılıp gidersen başkalarının geleceğini belirlemesine izin vermiş olursun.

İstediğimiz kadar kendimizi kanıtlamaya, çevremize havalı görünmeye ve kurallara karşı koymaya çalışalım, bir noktada tüm hayatımız bunlara odaklı olursa bizim dışımızdaki herkes hayatımız hakkında söz sahibi olmaya çalışır. Bu sezonun genel anlamda ders niteliğindeki mesajı da buydu. Hoşlanmadığımız şeyler olsa bile onlarla uğraşmaya harcayacağımız vakti fark yaratmaya, kendimizi tanımaya ve iyi olduğumuz alanlarda gelişmeye harcamamız en doğrusu. Ekibimiz farklı alanlarda yetenekli gençlerden oluşsa da yeteneklerinden ziyade haylazlıkları ve ‘dikbaşlılık’ları ile gündem oluyor. Oysa zaman içerisinde yeteneklerini geliştirmeleri mümkün olmadığı gibi başkaları onları kural koyuculuk çerçevesinde yönlendirme hakkında sahip oluyor. Hayatlarıyla bile oynayacak duruma geliyorlar. Oysa bu asiliklerin ötesinde yatan çok güzel şeyler var: Sinan’ın gözlemleme, yorumlama ve bunları başkalarına aktarması. Eda’nın resim ve tasarım gibi konulardaki yeteneği. Osman’ın yönetme, organize etme, bağlantı kurma ve atiklik gibi konulardaki becerileri. Kerem’in avantajlardan faydalanmayı reddederek eşitlik sağlama, hak arama, adaleti sağlama konularına olan düşkünlüğü. Işık’ın sevecenliği, birleştirici gücü, anaçlığı… Sahi, Işık’a ne oldu? Işık’ı bunlarla mı tanımlayabiliyoruz sadece? Ekibin en çalışkan kızının ne bölüm kazandığını da sonrasında iş hayatında yer alıp almadığını da bilmiyoruz. Sadece Sinan’la evlenmiş olduklarını öğrenmemiz Işık’ı tanımlamamız ve konumlandırmamız için yeterli mi? Hayır tabii ki, senaristlere yine selamımızı yollayabiliriz buradan. Bu karakteri ikinci sezonda hepten harcamış gibiler, olmadı.

Aşk 101 2. sezon inceleme

Zaman içerisinde gerek okuldaki öğrencilerin geçirmekte olduğu fiziki ve ruhi sıkıntılar her ne kadar Necdet Hoca’ya karşı bir isyan çıktıysa da şurası herkes için kesindi ve değişmemişti: Sen kendine ve hayatına değer vermezsen, o değeri başkaları biçer, o yüzden hem hakkını koru hem de var gücünle çabala. İşte bu sebeple ekibimizdeki her üye harıl harıl ders çalışmaya başlıyor. Herkesin kendi farklı yöntemi var. Son aylarını dolu dolu geçirip onlara biçilen “haylaz ve işe yaramaz” sıfatlarını kökünden kazımak istiyorlar. Başarılı da oluyorlar, ki bu da ayrı bir tartışma konusu. Sonuçta ne kadar yoğun çalışma olursa olsun, lise hayatlarını neredeyse tamamen derslerden uzak geçirmiş öğrencilerin birkaç ayda her şeyi toplaması, üniversiteye girmiş olmaları fazlasıyla ütopik. Oysa o dönem üniversite kazanmak – 90’ların sonundan bahsediyoruz – bugünküne oranla çok daha zor bir olay. İyi bakalım, azmetmişler,  en yoğunundan çalışmışlar, kazanmışlar, aferin” deyip geçmek istiyorsunuz, ama bunun daha mantık çerçevesinde kurgulanmış olmasını, gerekirse mezuna kalıp o şekilde kazanmalarını yeğlerdik kesinlikle… En azından zararın neresinden dönülse iyi olacağını görürlerdi ama bir o kadar da zamanında okula önem vermemiş olmalarının da bir bedeli olduğunu farklı yoldan görmüş olurlardı. Olgunlaşmaları için bir fırsat daha olmuş olurdu.

Toparlamak gerekirse, 1. sezon hepsi farklı ailelerden, farklı sıkıntılı yollardan geçmiş ve de geçmekte olan, adeta karanlığa düşmüş olan çocukların hikâyesine yer verdiğini hissettiren bir diziydi. Standart bir Türk gençlik dizisinden çok daha fazlasını vaat ediyordu. Aşk 101 2. sezon maalesef bu konuda daha az başarılı bir profil çiziyor, ülkedeki ve insanlardaki bazı noksanlıkları eleştirirken mübalağa derecesini ayarlayamayıp bir de kendi parodisini çekmiş gibi bir izlenim veriyor. Yine de geçmişi gelecekle buluşturan, hepimizin hayatlarından ufak tefek parçalar yakalayabileceği bir dizi olduğu için keyifli vakit geçirtebilir. Müzikleri ilk sezonda da olduğu gibi gayet güzel seçilmiş olduğu için alacağınız keyif artabilir diye düşünüyorum ve sözlerimi burada noktalıyorum.

Sizler Aşk 101 2. sezonunu nasıl buldunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum‘da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Coşku Türkay

96, İzmir, kimyager. Her türden filmi, diziyi ve kitabı denemeye açık. Suç üzerine yapımlar, fantastik yapımlar ve dönem yapımları özellikle ilgisini çeker. Müzik, gezmek ve yaratıcı şeylerin parçası olmak hayatının vazgeçilmezlerindendir.

Image Comics Sendika Comic Book Workers United

Image Comics, Çalışanlarının Sendikalaşma İsteğine Cevap Verdi

House of the Dragon Matt Smith

House of the Dragon Yıldızı Matt Smith: Dizi, Game of Thrones Gibi Olmayacak