Bir Motivasyon Kaynağı Olarak “Batman Begins”

Christopher Nolan'ın Batman üçlemesinin ilk ayağı olan "Batman Begins"in neden basit bir süper kahraman filminden fazlası olduğunu, hayata dair önemli ipuçları barındıran sahneleriyle birlikte inceliyoruz.

Bazı günler motivasyonumuz düşüktür. Rüzgârın estiği yöne savrulmaya başladığımızdan, hayatımızın istediğimiz gibi gitmediğinden yakınırız. Tutunacak bir dal, bu kötü gidişten bizi çekip çıkartacak bir yardım eli ararız. Tüm bu rahatsız sürece son vermek ve tekrar hedeflerimiz doğrultusunda harekete geçmek için bir kıvılcıma ihtiyaç duyarız.

Ne enteresandır ki o kıvılcımı çoğu kez sanatın şefkatli kollarında buluruz. Bazen müzik olarak bizi karşılar. Notaların arasında bekler bizi sessizce. Kimimiz, edebiyatın ve kurmacanın tam kalbinde bulur aradığını. Ben ise sinemaya yönelirim. Artık sönmek üzere olan ruh ateşimi tekrar harlayacak filmler izlerim. Bir mimiktir bazen beni kendime getiren. Bazense basit ama vurucu bir replik.

Beni olduğum yerde şöyle bir sallayıp, hayatımı gözden geçirme fırsatı sağlayan filmlerin başında bir Christopher Nolan şaheseri 2005 yapımı “Batman Begins” gelir. The Dark Knight gibi karizmatik bir filmin gölgesinde kalmak gibi bir şanssızlığı vardır bu harika filmin. Ama bu durum onun altında yatan felsefik ve katmanlı temayı gölgelemez. Ne zaman Batman Begins’i izlesem, bitirdikten sonra bambaşka bir ruh hâliyle kalkarım koltuktan.

Bu yazıda, birçok sahnesinde hayata dair önemli ipuçları barındıran Batman Begins’in akıllardan çıkmayan, sarsıcı repliklerini bir kez daha hatırlayacağız. Yolculuğumuz bitip yazının sonuna geldiğimizde, Nolan’ın Batman üçlemesinin ilk ayağının basit bir süper kahraman filminden fazlası olduğu konusunda hemfikir olacağımızı ümit ediyorum. Bu derlemeyi okurken arkada Hans Zimmer’in film için bestelediği muhteşem tınılarının kulaklarınızın içinde dans etmesine izin vermenizi öneriyorum. Keyfinize keyif katacaktır.

Hazırsak, Batman Begins başlıyor! Yazı sürpriz bozan (spoiler) içermektedir.


  • Korkuyu yenmek için, korkunun kendisi olmalısın (To conquer fear, you must become fear).

Kendini adayabileceği bir arayış içerisinde, akıntıya kapılıp gitmiş Bruce Wayne’e söyler bu sözü Henri Ducard. Bruce’un korkularının önünü tıkamasına bir son vermesini sağlamayı amaçlar. Kayıp bir potansiyelin açığa çıkmasına yardımcı olmaya çalışır. Düşmanı için korku kelimesi ile eş değer bir varlığa dönüşmesi tavsiyesinde bulunur.

Bruce Wayne’in Batman dönüşümü için oldukça önemli olan o sahneyi izleyen bizler de kendi korkularımızı getiririz aklımıza. Bizi adım atmaktan alıkoyan, çekincelere sürükleyen, kapalı duygu kapıları arkasına saklanmamıza neden olan o gizli korkularımızla yüzleşmeye çalışırız. “Korkularınız bugün size engel oluyor olabilir ama onları doğru kullanmayı öğrenirseniz düşmanlarınıza karşı en büyük silah hâline getirebilirsiniz,” demeye getiren Ducard, Bruce Wayne kadar bize de söyler bunu. Düşününce, haklıdır da bu manipülasyon ustası.

  • Özünde olduğun kişi değil, yaptıkların seni anlatır (It is not who you are underneath, it is what you do defines you).

“Özünde iyi biri de, çevresi kötü” klişesinin bir türevi ile karşı karşıyayız. Yalnız bu vecize Batman Begins’in olay örgüsü ve kurgusu içerisine o kadar güzel yerleştirilmiştir ki, insanın Batman olup suçlu kovalayası gelir. Kendi başına düşünüldüğünde bile oldukça anlam yüklü olan bu özlü sözü bir de filmdeki kullanılışı ile değerlendirince, Batman Begins’in ana temasının bu cümlede özetlenebileceğini söyleyebiliriz. Sanki filmin senaristleri Christopher Nolan ve David S. Goyer önce bu güzel sözü bulmuşlar, koca bir filmi de onun üzerine oturtmuşlar gibi gelir insana. Şimdi gelin bu anlamlı repliğin filmdeki muazzam kullanımını bir kez daha hatırlayalım (daha başlamadan tüylerim diken diken oldu):

Bruce Wayne inzivaya çekildiği hayatını bırakıp Gotham’a geri dönmüş ve geceleri Batman kostümünü giyip suçluları adalete teslim etmeye başlamıştır. Bu gizli karakterini saklamak için de gündüzleri baba parası yiyen zengin playboy maskesini takmaktadır. Bir partiden diğerine zıpladığı günlerden birinde uzun zamandır görüşmediği çocukluk aşkı Rachel Dawes’le karşılaşır. Yıllar sonra karşılaştığı Bruce’u bu şekilde ailesinin servetini har vurup harman savurur görmeyi hiç beklemeyen ve hayal kırıklığına uğrayan Rachel, “Bu ne hâl?” diye sorar. Burada parantez açıp ekleyelim; biz seyirciler bu noktada Rachel’ın bilmediği bir gerçeği biliyoruzdur. Bruce aslında Batman’dir ve tüm bu zengin serseri tavrı Bruce’un dikkat çekmemek için oynamak zorunda olduğu bir oyundan ibarettir. Tam o anda Bruce biz seyircilerin de içinden geçirdiği şeyleri söyler ve “Ben aslında hatırladığın, bildiğin Bruce’um. Bu gördüğün, gerçek ben değil,” der. Böyle söyler ama Rachel bu lafın ardındaki gerçeği biz seyirciler gibi bilmediği için anlamaz ve “Özünde olduğun kişi değil, yaptıkların seni anlatır,” diye yapıştırır. En az Bruce Wayne kadar biz seyirciler de olduğumuz yerde kalakalmışızdır. Çünkü Rachel haklıdır ve haklılığını Bruce Wayne ile aynı anda biz izleyiciler de fark etmişizdir. Karakterlerle girdiğimiz empati yoğunluğuna dikkat ediyor musunuz?

Film ilerler ve finale doğru Batman Gotham için hayatını riske atacağı bir aksiyona girmek zorunda kalır. O sırada Rachel ile yan yana gelirler. Batman’a döner ve sorar, “Belki de ölüp gideceksin, en azından Gotham halkına kendileri için canını feda etmeye hazır bu kahramanın kim olduğunu bilme hakkını tanı,” der. Bina çatısından kendini aşağı bırakmadan önce Batman son derece karizmatik bir biçimde yüzünü Rachel’a döner ve der ki (Film müziği hâlâ arkada çalıyor mu? Çalsın çünkü tam bu sahnede Nolan müziğin sesini iyice açar ve doruk noktasında Batman’in repliğini okutur):

“Özünde olduğun kişi değil, yaptıkların seni anlatır.”

Rachel, bu sözü ilk olarak kendisinin Bruce’a söylediğini hatırlar ve Batman’in Bruce Wayne’in ta kendisi olduğunu anlar. Biz seyirciler bu sahne sonrasında ayağa fırlar, avuçlarımız acıyana kadar Nolan ve Goyer’i alkışlarız.

İki saatlik film, 15 saniyelik bu iki sekansta özetlenmiştir. Saygılar Nolan ve Goyer.

  • Neden düşeriz? Tekrar ayağa kalkmayı öğrenebilmek için (Why do we fall? So we can learn to pick ourselves back up).

Alfred, Rachel ile oynarken malikanelerinin bahçesindeki kuyuya düşen küçük Bruce’a söyler bu bilgece sözü. Altına bakarsanız birçok anlam çıkartabilirsiniz.

Örneğin “Başımıza gelen her şeyin bir sebebi vardır,” özlü sözünü görebilirsiniz.

“Bir musibet, bin nasihatten iyidir,” diyen atalarımızın haklı olduğunu da düşünebilirsiniz.

Ocaktaki tencerenin elimizi yakacağını, ancak ona dokununca anladığımız gibi; ayağa kalkmanın önemini yere düşmeden kavrayamaz insan. Bunu gerçekten idrak ettiği andaysa, o düşüşün göründüğü kadar olumsuz bir durum olmadığını, aksine yeniden ayağa kalkmasını öğreten ilk ders olduğunu fark eder. Yaşadığı aydınlanma bir daha düşmemesi için elinden gelen her şeyi yapmayı kendine görev edinmesine vesile olur. Daha güçlü olmasını sağlar…

Batman Begins’in arka planında gizlenmiş asıl hikâyesi olan Bruce Wayne karakterinin düştüğü kuyudan Gotham’ın Kara Şövalyesi olarak çıkışı, âdeta bu güzel sözle ortaya konmuştur.

 

  • İnsanların umursamazlıklarından çıkabilmeleri için etkileyici örneklere ihtiyaçları vardır. Etten kemikten bir insan olan Bruce Wayne olarak bunu yapabilmem mümkün değil. Göz ardı edilebilirim, yok edilebilirim. Ama bir sembol olursam, asla çürütülemem, ebedi olabilirim (People need dramatic examples to shake them out of apathy and I can’t do that as Bruce Wayne, as a man I’m flesh and blood. I can be ignored. I can be destroyed, but as a symbol, I can be incorruptable. I can be everlasting).

Bruce Wayne aslında burada bir toplum eleştirisi yapar. Toplumun kokuşmuşluğunun seviyesi o kadar derindir ki, sıradan bir insanın onu düzeltebilmesi mümkün değildir. Sistem onu alaşağı edebileceği bir açığını anında bulacaktır. Ama bir sembol olmayı başarabilirse, bir duyguyu, bir kutsalı, insandan öte bir gücü temsil etmeyi başarabilirse, düşmanlar işte o zaman çaresizce köşeye sıkışırlar. Toplum da aradığı kahramanı tam da arzu ettiği biçiminde bulmuş olur. Batman karakterinin doğuşunun ardında yatan felsefe işte tam da budur. Bir semboldür Batman, yarasa maskesi takmış bir insandan çok daha fazlasıdır.

  • Eğitim hiçbir şeydir, irade her şeydir. Harekete geçme iradesi (The training is nothing. The will is everything. The will to act).

Henri Ducard, eğitimi boyunca Bruce Wayne’in iç hesaplaşmalarının ve önyargılarının üzerine oynar. Bruce Wayne sürekli babasının silahlı bir saldırgana karşı nasıl davranması gerektiğini bilmediğini, kendisininse aldığı yakın dövüş eğitimleri sayesinde bu gibi bir durumdan yara almadan çıkabileceğini ima eder. Ducard is bunun bir yanılsama olduğunu anlatır. Alınan eğitimin hiçbir önemi olmadığını, eninde sonunda gelinen noktada insanın iradesinin harekete geçmeye yetip yetmeyeceğinin belirleyici olacağını söyler. Eğer harekete geçmemeyi seçersen, aldığın eğitimin bir anlamı yoktur. O yüzden yaşamın her anında iradenin kontrolünü elinde tutman ve algılarını yönetmen gerekir. Eğitimi, çelik gibi iradeye sahip temellerin üzerine oturtmak gerekir.

Ducard’ın sözleri ne kadar bilgece, değil mi? Bu Henri Ducard bayağı farklı bir kötü adam farkındaysanız. Bu şekilde felsefik ve sosyolojik derinliği olan, motivasyonu ve idealleri belli, katmanlı kötü adamlar görmek insanı mutlu ediyor. Niyeti kötü de olsa, kendisinden öğrenilecek şeyler olduğunu görebiliyoruz. Ducard’ın iyi yanlarından ders çıkartmakta fayda var. Kötülerinin icabına Batman bakıyor zaten…

  • Senin merhamet duygun, düşmanlarında bulunmayacak olan bir zaaftır. – İşte bu yüzden çok önemli. Bu bizi onlardan ayırır (Your compassion is a weakness your enemies will not share. – That’s why it’s so important. It seperates us from them.).

Henri Ducard, Bruce Wayne’e merhamet ya da acıma göstermeden, gereken her eylemi koşulsuz yerine getirmesi gerektiğini söyler. Ducard’a göre bu eylem suçluluğu şaibeli kişilerin hayatlarına dair ölümcül kararlar vermek dahi olsa böyle olmalıdır. Merhamet göstermek güçsüzlük göstergesidir ve yenilgiye neden olabilir. Bu yüzden merhametsiz suçlulara karşı aynı merhametsizlikle karşılık vermek gerekir.

Bruce Wayne ise böyle düşünmez. Adalet dağıtma görevinin kendisinde olmadığını, o kararı bağımsız olduğuna inandığı mahkemelerin vermesi gerektiğine inanır. Ducard tüm yönetim kademelerinin geri dönülemez şekilde yozlaştığını ve tek çözümün suçlulara aynı merhametsizlikle yanıt vermek olduğunu söyler. Wayne ise amacının bu yozlaşmışlıkla ve suçlularla savaşmak olduğunu ama kendi adaletini kendisi dağıtmayacağını söyler. Ducard ile Wayne arasındaki bu anlaşmazlık Wayne’in League of Shadows ile yollarını ayırmasına ve Batman karakterini ortaya çıkarmasına kadar gidecek süreci başlatmasına neden olacaktır.

Hakikaten, toplumlarda her birey kendi adaletini dağıtmaya başlarsa, o toplumda bir düzenden mi bahsedilir yoksa kontrolden çıkmış bir düzensizlikten mi? Güvenilir adalet, bir gün herkese gerekecektir. O zaman yapılması gereken adalete güvenin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün herkese eşit dağıtılmasıdır. Bruce Wayne’in inandıkları evrensel ahlaka ve hukuka uygundur. Ducard ise kendi kararlarını herkesin ve her düzenin üstünde görür. Bu ideallere sahip kişilerin kontrolü ve gücü ele geçirmesi durumunda nasıl bir toplum oluşacağını düşünmek insanı dehteşe düşürür.

Batman Begins benim saydıklarımın dışında başka birçok konuda fikrini çekinmeden ortaya koyar. Bir süper kahraman filminin altında işlenen bu derece derinlemesine eleştiriler ve görüşler Nolan’ın elinin rahat durmadığının bir kanıtıdır ve Dark Knight üçlemesinin başarısının ardından yatan gerçeklerden birisidir.

Şimdi izninizle ben korkularımla yüzleşmeye ve kendime çeki düzen vermeye gidiyorum.

  • 35
    Shares




Hikaye anlatıcısı, okur-yazar-inceler, sinemasever, birincilik ödüllü amatör bir öykü yazarı, hayatı dolu dolu yaşamaya hevesli, öğrenmeye aç bir ruh. Meslekten inşaat mühendisi, doğuştan hayalperest, bir tutam bilimkurgu/fantastik kurmaca.

Bir Motivasyon Kaynağı Olarak “Batman Begins” için 5 yorum

  1. Nemo dedi ki:

    Şahsen Nolan üçlemesinde en beğendiğim film budur. Sözler ve sahnelerle birlikte arkasındaki felsefik temeli anlatan güzel bir inceleme olmuş. Eline sağlık.

    Henri Ducard inanılmaz bir karakter.


  2. Teşekkür ederim. İncelemeyi beğenmene sevindim. Filmleri bazen farklı bir açıdan ele almak ufuk açıcı olabiliyor.

    Benim için de öyle. Dark Knight’ın sinematografik başarısının gölgesinde kaldığı için hak ettiği değeri görememiş bir film. Bana kalırsa tarihin en iyi orijin hikayelerinden birisi.


  3. Bale, çok iyi bir oyuncu; ama, nedense bana iyi bir Batman olarak gelmiyor. O kostümü dolduramadı. Bu serinin en iyi yanı "Heath Ledger efsanesi"dir. Aslında 3 film de iyiydi; ama, Batman filmi değidli. Tabi, bu benim görüşüm. Bugüne kadar izlediğim tek Batman; BvS’deki Ben Affleck’tir.


  4. Film içinden bir replik de ben yazayım.Merak etmeyin spoiler yok.

    • O kim?
    • Bir çiftçiydi.Sonra komşusunun tarlasını almaya
      çalıştı ve katil oldu.Şimdi ise bir tutsak.
    • Ona ne olacak?
    • Adalet.
    • Suç,hoş görülemez.Suçlular, toplumun hoşgörüsü
      sayesinde ayakta durur.
      Konuyu görünce bugün izleyiverdim.Ama Jokerin ilk sahnesi-banka soyması-hala benim gözümde efsanedir.

  5. Bundan memnun oldum. Yazıdaki amacım biraz da bunu başarabilmekti.

    Muhteşem bir açılış sahnesidir. Filmin tonunu daha en baştan net belli eder.


Bir Motivasyon Kaynağı Olarak “Batman Begins”

Christopher Nolan’ın Batman üçlemesinin ilk ayağı olan “Batman Begins”in neden basit bir süper kahraman filminden fazlası olduğunu, hayata dair önemli ipuçları barındıran sahneleriyle birlikte inceliyoruz.

  • 35
    Shares

 

 

Başa dönün