Batman: Beyaz Şövalye – Ya Gerçek Kötü Batman’se?

Joker’in iyileşip sağlığına kavuştuğu ve Batman’in karanlık yanlarını tüm Gotham’a göstermek için kolları sıvadığı Beyaz Şövalye’yi inceledik.

Yıllardır Batman ile Joker’in arasındaki amansız savaşı okuyup dururuz. Dile kolay, 1940’tan beri Kara Şövalye’nin en büyük, en azılı düşmanıdır kendisi. Penguen, İki Surat, Bane… Hepsi Joker’in gölgesinde kalır; kötülükte ve psikopatlıkta hiçbiri onunla boy ölçüşemez. Büyük ihtimalle hiçbir zaman da ölçüşemeyecekler…

Başlangıçta para için hırsızlık yapan biriyken zaman içerisinde değişmiş, daha karmaşık bir karakter hâlini almıştır Joker. Batman’e olan düşmanlığı bir saplantıya dönüşür mesela. “Sen de benim gibisin. Biz aynıyız,” der ona. “Eğer ben olmasaydım sen de olmazdın.Gotham’ın sana ihtiyacı kalmazdı,” der ya da. Yeri gelir sadece Batman’i çökertmeyi, onu delirtmeyi amaçlar; yeri gelir sırf onun dikkatini çekebilmek için akla hayale gelmeyecek psikopatlıklar yapar. Sevdiklerini öldürür, yakınlarına zarar verir, değerlerine saldırır. Ve ne olursa olsun hep güler: Ha!

Bugüne kadar bu ikilinin arasındaki savaşa hep Batman’in gözünden tanık olduk, hep onun tarafını tuttuk. Peki ya madalyonun öteki yüzü? Ya Joker’in yaşadıkları? Olaylara aynanın diğer tarafından bakmaya, hatta Batman’den nefret edecek kadar olmaya bile var mısınız?

Gotham’ın Favori Çifti

Batman: Beyaz Şövalye oldukça enteresan bir açılış sahnesiyle başlıyor. Batmobil karanlık bir akşam vakti Arkham Tımarhanesi’nin kapısına yanaşıyor. Gardiyanlar onu saygıyla karşılıyor. Buraya kadar her şey normal… Ama o da ne? Araçtan Batman değil, başka birisi iniyor. Takım elbiseli, gayet şık bir adam. İsminin Jack Napier olduğunu öğreniyoruz ardından. Ki bu da Tim Burton’un 1989 yapımı Batman filminde Jack Nicholson’ın oynadığı Joker’e verilen ismin ta kendisi. Dahası, Batman de orada, tımarhanede… Zincirlere vurulmuş bir vaziyette…

Bu noktada çizgi roman filmi başa sarıyor ve bir yıl öncesine gidiyoruz. Batman ile Joker bir kez daha Gotham’ın sokaklarında bir kovalamacaya tutuşmuş. Batgirl ve Nightwing de destek için orada. Komiser Gordon, Bullock ve diğer polisler de yakınlarda. Ama bir tuhaflık var; Kara Şövalye her zamankinden daha sert, daha vurdumduymaz. Baş düşmanını yakalamak için her yolu mubah görüyor. Buna gerektiği takdirde sivillere zarar vermek de dahil… Joker ise bildiğiniz gibi… Tüm bu kovalamacayı büyük bir gösteri olarak görüyor, Batman’le bir ikili oluşturduklarını düşünüyor ve Gotham’ın kahramanımıza tahammül etmesinin tek sebebinin Joker’e duydukları korku olduğunu iddia ediyor… Bu sözler Batman’i iyice çileden çıkarıyor ve sadece baş düşmanını bir güzel benzetmekle kalmıyor, iyice ileri giderek onun ağzına bir sürü hap tıkıp zorla yutturuyor. Bilmediği şeyse birinin bu görüntüleri telefonla kaydedip medyaya sızdırdığı…

Gelin görün ki o haplar beklenmedik bir etki yapıyor ve yeniden Arkham’a tıkılan Joker bir müddet sonra tamamen iyileşiyor. Makyajını siliyor, saçını normal rengine boyuyor, gülümsemesi kayboluyor… Kısacası Jack Napier geri dönüyor. Üstelik sadece bununla kalmıyor, Batman’in kendisine yaptıklarına seyirci kalmaktan Gotham Polisi’ni dava etmeye hazırlanıyor. Mahkemeye çıkarılmayı talep ediyor. Dahası, Batman’i onun ağzına vahşice ilaç tıkarken gösteren görüntüler medyada geniş yankı buluyor. Sosyal Adalet Savaşçıları (çizgi romanda aynen bu ifade kullanılıyor) bir anda haksızlığa uğrayan, ezilen adamın, Joker’in tarafını tutmaya ve asıl kötü adamın Batman olduğu yönündeki iddialarını desteklemeye başlıyor.

Gordon buna şiddetle karşı çıkıyor elbette. Batman’in onlarca polisin hayatını kurtardığını, Joker’in onca yıldır saçtığı dehşeti hatırlatıyor. Ancak ellerinde hiç kanıt yok… Çünkü o Joker; adamın parmak izi bile yok! Ne gibi bir kanıtları olabilir ki? Medya ve halk ikiye bölünüyor. Ama büyük çoğunluk Jack Napier’den yana. Bir televizyon muhabiri, “Sosyal Adalet Savaşçıları’nın Joker’i bile destekleyecek kadar ileri gideceği hiç aklıma gelmezdi,” şeklinde bir beyanda bulunuyor. Sonuç olarak Joker mahkemeye çıkıyor, müthiş bir konuşma yaparak jüriyi ikna ediyor, gerçekten de iyileştiğini ispatlıyor ve serbest bırakılıyor. Sonrasında da İki-Surat olmadan önce Harvey Dent’in kullandığı lakabı alıp kendini “Beyaz Şövalye” ilan ediyor. Amacıysa Gotham’ı bu şehirdeki en büyük kötü adamdan kurtarmak: Batman’den…

Batman ise hiçbir şeyi umursamıyor ve bildiğini okumaya devam ediyor. Her zamankinden sert, umursamaz ve laf dinlemez şekilde. Batgirl ve Nightwing sonunda onu kıstırıp sorununun ne olduğunu ısrarla sorunca biz de meseleyi anlıyoruz: Alfred ölüm döşeğinde. Batman’in ahlak pusulası olan, onu yetiştiren adam ölmek üzere… Ve hem onu kaybedecek olmanın acısı hem de bunca yıldır sağduyusunun sesi olan adamın tavsiyelerinin yokluğu Bruce’u günden güne karanlığa sürüklüyor.

Muhallebim!

Çizgi romanın bundan sonrasını anlatmayacağım ki keyfiniz kaçmasın. Zaten buraya kadar anlattıkların ilk sayının yarısına kadar olan kısımda geçiyor. Asıl olaylar bundan sonra başlıyor. Ama bir noktaya değinmeden edemeyeceğim: Harley Quinn.

Beyaz Şövalye’deki Harley tıpkı Suicide Squad filminde gördüğümüz, Margot Robbie’nin oynadığı o seksi Harley gibi çizilmiş. Biliyorsunuz işte… yırtık pırtık kıyafetler, küçücük bir şort, siyah ojeler. Jack Napier evine dönüp de ona artık iyileştiğini, bu işlerden elini eteğini çektiğini söyleyince Harley âdeta çıldırıyor ve onu tartaklıyor ve yeniden Joker olmaya zorluyor. İşte o anda sahneye “ikinci bir Harley” girip Jack’i kurtarıyor. Orijinal Harley; kırmızı elbiseleri, ponponlu şapkası, koca çekici ve ağzından düşürmediği “Muhallebim!” lafıyla Harleen Quinzel’in ta kendisi. Bu noktada çizgi roman yeni Harley’i eleştirip eskisinden bir güzel dayak yemesini sağlıyor. Sizi bilmiyorum ama bu ayrıntı benim cidden çok hoşuma gitti.

Batman: Beyaz Şövalye toplamda sekiz fasikülden oluşuyor. Bunlardan şimdilik sadece ilk üçü dilimize çevrildi; geriye kalan beş tanesi de önümüzdeki aylardan itibaren JBC Yayıncılık aracılığıyla bizlerle olacak. Ve şu ana kadar yayınlanan kısmı beni fazlasıyla tatmin etti. Başlangıçta Joker’in masum, Batman’in kötü görünmesi biraz saçma gelse de üzerinde düşündükten sonra konunun altını iyi doldurduklarını kabul etmem gerekti. Örneğin Amerikalıların “Sosyal Adalet Savaşçıları” (SJW) dediği topluluğun en olmadık kimseleri bile eşitlik, hak, insanlık uğruna desteklediği bir dünyada zaten yaşıyoruz. O zaman neden iyileşen, kendini affettirmek isteyen bir Joker’i desteklemesinler ki? Aynı şekilde Batman’in normalden daha sert, hatta kötü davranışlarının da Alfred’in hastalığına bağlanması ve bu yüzden ahlaki çöküntü yaşadığına yorulması bir başka güzel ayrıntı. “Biz yaptık, oldu,” dememeleri güzel.

Bir de bunun üstüne Batman gibi biri gerçek hayatta yaşasaydı bunun sivillere ve şehre ne gibi etkileri olurdu, ne denli maddi hasara yol açardı, polis ve belediye neleri örtbas etmek zorunda kalırdı, insanlar çatılarda donunu pantolonunun üstüne giymiş bir adam hakkında ne düşünürdü… gibi gibi sorulara gerçekçi yanıtlar vermesi çizgi romanın diğer artılarından. Senarist Sean Murphy’nin hakkını teslim etmem gerek. Üstelik kendisi tüm macerayı hem yazıp hem çizmiş ve son yıllarda gördüğüm en temiz, en başarılı Batman görsellerinden bazılarına imza atmış. Ve bunu bol bol koyu ton kullanıp hikâyenin karanlık havasını iyice arttırarak yapmış. Çok da nefis olmuş.

Çeviri ve Editörlük

Biz yazmaktan, siz okumaktan yoruldunuz belki ama JBC çeviri anlamında bizi çok kaliteli işlerle buluşturmaktan kesinlikle yorulmadı. Batman: Beyaz Şövalye de bu konuda bir istisna değil. Bu sefer çevirmenimiz Hasan Süpürgeci. Editör koltuğundaysa son zamanlarda JBC’nin her çizgi romanında olduğu gibi yine – yine! – Aslı Dağlı var. Ve bu ikili ilk üç fasikül itibariyle gerçekten de muazzam bir çalışma çıkarmışlar ortaya. Abartmıyorum, cidden… İşgüzarlık yaptım, Türkçesini okuduktan sonra bir de İngilizcelerini okudum, karşılaştırdım. Bir tane bile şu şöyle çevrilseydi daha iyi olurdu diyeceğim bir yer bulamadım.

Beyaz Şövalye’de yer yer karelerin üçte ikisini, kapsayan uzun mu uzun konuşma balonları var. Öyle ki resimler bazen balonun altına sıkıştırılmış küçük bir parçadan ibaret oluyor. O uzun cümleler bu kadar mı güzel çevrilir arkadaş? Anlamı hiç mi kaybolmaz…? En son Batman: Ölümcül Tasarım’da okuduğum çizgi romandan bu kadar keyif almıştım sanırım. İkisine de buradan kocaman bir helal olsun.

Batman: Beyaz Şövalye sonraki sayılarda nereye gider, konusu nasıl bir yön alır bilmiyorum doğrusu. Sonuçta (istisnalar haricinde) bir hikâyeyi başarılı kılan asıl şey giriş ve gelişme değil, başarılı bir sondur. Ve en nihayetinde bunun alternatif bir zaman diliminde geçen bir macera olduğunu da unutmamak gerek elbette; karakterler bildiğimiz hallerinden çıkabilir ve macera oldukça saçma bir yöne gidebilir pekâlâ. Ama şu ana kadar okuduklarım beni ziyadesiyle memnun etti ve ilerisi için heyecanlandım. Devamını okumayı ciddi anlamda iple çekiyorum. Alternatif Batman maceralarına itirazı olmayan herkese şiddetle tavsiye ederim.

Bu güzel macerayı dilimize kazandırdığın için teşekkürler JBC.

  • 38
    Shares




Genel Yayın Yönetmeni
Yirmi yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest yazar olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Batman: Beyaz Şövalye – Ya Gerçek Kötü Batman’se? için 13 yorum

  1. Beyaz Şövalye’nin ilk üç sayısını sadece okudum daha ama gönül rahatlığıyla satın alabilirsiniz. Çizgi roman okumayı seven herkes muhtemelen memnun kalacaktır.


  2. Nemo dedi ki:

    Okunacaklar listesine bir tane daha ekleyelim… Teşekkürler inceleme için. :smiley:

    Fikir güzel zaten ve incelemedeki gibi işlendiyse tadından yenmeyecek deneyim gibi.


  3. Bu acaba, Who Laughs karakterinin başlangıcı mı ?


  4. mit dedi ki:

    Evet, 8 sayıdan oluşuyor. İncelemede de yazmıştım zaten. İleride cilt olur mu bilmiyorum. JBC’nin Facebook sayfasında olabileceğine dair bir ibare görmüştüm sanki ama emin değilim.

    Kastettiğiniz The Man Who Laughs (Gülen Adam) ise hayır, alakası yok. Gülen Adam, Batman: İlk Yıl’ın devamı olarak yazılmış ve Joker ile Batman’in ilk karşılaşmasını konu alıyor. 2005’te yayınlanmıştı. Beyaz Şövalye ise 2017’de yayınlandı ve farklı bir hikâye anlatıyor.


  5. mit dedi ki:

    Ha, Batman Who Laughs’u diyorsunuz siz, şimdi anladım :slight_smile: Hayır, o da başka bir seri.


Batman: Beyaz Şövalye – Ya Gerçek Kötü Batman’se?

Joker’in iyileşip sağlığına kavuştuğu ve Batman’in karanlık yanlarını tüm Gotham’a göstermek için kolları sıvadığı Beyaz Şövalye’yi inceledik.

  • 38
    Shares

 

 

Başa dönün