in ,

Beyaz Diş İncelemesi: Sevginin İyileştirici Gücüne Dair Çarpıcı Bir Anlatı

Amerikan edebiyatının klasik eseri Beyaz Diş üzerine bir inceleme. Jack London’dan doğaya ve insana kulak veren çarpıcı bir anlatı.

beyaz diş incelemesi jack london

Amerikalı yazar Jack London’ın Beyaz Diş (White Fang) romanı hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor.

19. yüzyılda yazarlıktan ciddi gelirler elde edebilmeyi başarmış ender isimlerden biri olarak bilinen Jack London, Beyaz Diş’in yanı sıra Martin Eden, Vahşetin Çağrısı, Demir Ökçe, Deniz Kurdu gibi romanlarıyla Amerikan edebiyatının önde gelen isimleri arasında yer alıyor. Yazarın bu incelemenin konusu olan Beyaz Diş adlı romanı 1906’da yayınlanıyor.

Roman, bir kurt ve köpek kırması olan yavrunun benliğini bulma yolunda vermiş olduğu yaşam savaşını konu alıyor. Bu yaşam savaşı, Beyaz Diş’i sahiplenen karakterler üzerinden tüm çıplaklığıyla işleniyor.

Neden Beyaz Diş İncelemesi?

“Sevginin iyileştirici bir güce sahip olduğu”, “sevginin yalnızca erkek ve kadın arasında romantizme dayalı bir duygu olmadığı”, “sevginin hem beden hem de zihinsel sağlığa birçok olumlu etkisi olduğu” gibi yaklaşımlar, artık bir fikir olmaktan öte psikoloji disiplini tarafından desteklenmekte. Bunu bir kenara bırakırsak, “sevginin iyileştirici bir güce sahip olduğu” temasıyla birçok yazın ve sinema yapıtında karşılaşmak mümkün. Bu açıdan, Amerikalı yazar Jack London’ın Beyaz Diş adlı romanının, sevginin iyileştirici bir güce sahip olduğu anlatısına örnek teşkil eden çarpıcı yapıtlardan biri olduğunu düşünüyorum. Gelin, hep beraber bu yapıta yakından bakalım.

jack london yazar

Yazının geri kalanı kitap hakkında sürprizbozan (spoiler) içeriyor.

“Küçücüktü onun dünyası. Sınırları, kaldığı inin duvarlarıydı. Dışarıdaki geniş dünya hakkında hiçbir bilgisi olmadığından, içinde bulunduğu sınırların darlığından asla şikâyet etmedi.”[1]

Henüz küçük bir yavru iken ailesi ile mağarada yaşayan Beyaz Diş’in yaşam mücadelesi babasının ölmesi ve ardından kıtlık dönemine girmeleri ile başlıyor. Böylelikle Beyaz Diş, aynı zamanda büyüme evresine geçiyor. London’ın deyişiyle: “Büyümek; hayat demekti, hayatın gereği ise; ışığa yaklaşmaktı.”[2]

Işık, kitapta dış dünyayı sembolize eden bir imge olarak kullanılıyor. İşte, ilk kez mağaradan çıkan Beyaz Diş, annesi Kitche’nın yardımıyla hayatta kalabilmek için, belli başlı kuralları öğreniyor: Canlı ve cansız şeylerin ne olduğu, nelere güvenip nelere güvenmemesi gerektiği, hangi hayvanları avlaması gerektiği, nelerden uzak durması gerektiği…

Beyaz Diş öğrendiği kurallardan hareketle, insanların dünyasında “büyük balık küçük balığı yutar” diye bilinen tanıdık bir sonuca ulaşıyor:

“Hayat bir başka hayata bağlıydı. Yiyenler ve yenilenler vardı. Bu: “YE ONU! YOKSA SEN YENİRSİN,”[3] kanunu idi.”

Bir gün annesiyle beraber yeniden keşfe çıkan Beyaz Diş, daha önceden hiç görmediği bir canlı türüne rastlıyor: İnsan. İyi bir gözlemci olan kurt-köpek yavrusu, insanın cansız varlıklar üzerindeki gücüne hayret ediyor ve böyle bir güce sahip olan bir varlığın ancak Tanrı olabileceğini düşünüyor.

beyaz diş inceleme

Hikâyenin devamında, kabile üyelerinden Gri Kunduz isimli yerli, Kitche ve Beyaz Diş’i yaşadıkları kampa götürüyor. Yeni bir yaşam formu olan kamp hayatından Beyaz Diş yeni bilgiler öğreniyor: Tanrıların sözünü dinle, aykırı bir davranışta bulunduğunda dayak yersin, adın söylendiğinde boynunu bük, yürüdükleri zaman yollarından çekil…

“Bütün bu işkencelerin sonunda Beyaz Diş, o yavrulara yakışan hayalini kaybetti ve yaşına göre daha olgunlaştı. Oynayarak enerjisini açığa vuramadı, kendi kabuğuna çekilip zihnini geliştirmeye başladı.”[4]

Beyaz Diş’in Büyüme Yolculuğu

Annesi Kitche’nın bir başkasına satılmasıyla bir başına klan Beyaz Diş, zaman geçtikçe ortama uyum sağlıyor, diğer hayvanlara karşı acımasızlaşıyor, başına geleceklerden habersiz bir halde oyunu kuralına göre oynuyor. Fakat Beyaz Diş’in çektikleri bununla sınırlı kalmıyor. Sahibi Gri Kunduz’a yolculuklarında eşlik eden kurt-köpek bir seyahat esnasında Yakışıklı lakaplı, Smith isimli bir adama satılıyor. Yakışıklı Smith tarafından sahiplenilmesi, Beyaz Diş’in büyüme yolculuğunun ikinci evresi olarak düşünülebilir.

Gri Kunduz’a kıyasla, daha acımazsız olan Yakışıklı Smith, Beyaz Diş’i bir köle gibi zincirliyor, dövüyor, eziyet ediyor. Bir süre sonra, onu köpek dövüşü yapmaya zorluyor. O, köpek dövüşlerinden büyük gelirler elde ediyor. Köpek dövüşleri ve sahibinden gördüğü şiddetler neticesinde Beyaz Diş daha da vahşileşiyor.

Bir gün dövüş esnasında, ağır yara darbesi alan Beyaz Diş Weedon Scott adlı bir adamın duruma el koyması ile Yakışıklı Smith’in zorbalığından kurtuluyor. Bir an da ortaya çıkan bu adam Beyaz Diş’in yaşam içinde kanun olarak öğrendiği tüm ezberleri alt üst ediyor.

“Bununla birlikte bu geçiş döneminde onun sertleşen mayasını yumuşatıp daha iyi bir duruma sokmak için biçim verecek, düzeltecek olan bir eldi. Bu da Weedon Scott’un eliydi. Beyaz Diş’in ruhunun ta derinliklerine inmiş, onun zayıflatan ve hemen hemen yok olan hayati bir tarafına büyük bir şefkatle dokunmuştu. İşte bu, sevgi denen kuvvetti.”[5]

Beyaz Diş, sahip olduğu yargılar bütünden hareketle Scott’a saldırgan tavırlar sergiliyor, hırlıyor, kükrüyor. Fakat yeni tanrı, alışılagelmişin dışında bir türlü onu cezalandırmıyor. Hayrete düşen Beyaz Diş, ilerleyen bölümlerde bu adam karşısında gardını düşürüyor. Normalde kendisine dokunulmasından hoşlanmayan ve bunu bir tehdit olarak algılayan kurt-köpek için, Scott’ın kendisine dokunmasına izin vermesi ilk kırılma noktası oluyor. Günden güne Scott ile arasındaki bağ güçleniyor. Fakat Beyaz Diş, sahibinin yanında olmadığı günlerde büyük bir boşluk hissine kapılıyor. Bu boşluğu fark edince bütün yapıp-etmelerini sahibine göre ayarlıyor. Fakat ilerleyen süreçte bu huyunu terk ediyor, özgürleşiyor ve sahibinin olmadığı zamanlarda onun peşinden gitmek yerine, Collie adlı dişi köpekle oynamaya koyuluyor.

Canavarlar

İlerleyen günlerde, W. Scott’ın ailesi Jim Hall isimli mahkûmun hapishaneden kaçtığı haberiyle sarsılıyor. Bu bölümde, Jim Hall’ın birden gündeme gelmesi haliyle okuru şaşırtıyor. Elbette, J. London’ın bu adamdan söz etmesi boşuna değil. Peki, kim bu Jim Hall? J. London, birdenbire ortaya çıkıveren bu adam ile okurunu şöyle tanıştırıyor:

“Toplumun elleri sertti ve bu adam, sert ellerin bir eseriydi. Canavarın biri idi o. İnsan görünüşlü bir canavar olduğu daha doğruydu, ama o kadar korkunçtu ki et yiyen canavar demekle daha iyi tanımlanmış olurdu.”[6]

Öğreniyoruz ki, bu adam, W. Scott’ın yargıç olan babasının zamanında yanlış yere cezaya çarptırdığı bir mahkûm. Yaşamı boyunca, işkencelere maruz kaldığını öğrendiğimiz Jim Hall, işlemediği bir suç yüzünden 50 yıl cezaya çarptırılıyor ve bunun üzerine kendisini bu cezaya mahkûm eden adamdan öç alacağı günü bekliyor. Bir şekilde hapisten kaçan Hall, Yargıç Scott’ın kaldığı evi buluyor ve onu öldürmek için eve gidiyor. Fakat o, evlerine yabancı bir tanrının girdiğini sezen Beyaz Diş’in gazabına uğruyor ve ölüyor.

white fang beyaz diş yorum

Yaşanan olaydan ciddi hasarlar alan Beyaz Diş, yoğun çabalar sonucu iyileşiyor. Tam da kitabın bittiği son sahnede, Beyaz Diş’in yanına bir sürü minik yavru geliyor ve böylece onun Collie ile çiftleşmiş olduğunu öğreniyoruz.

Beyaz Diş Hakkında Genel Bir Değerlendirme

Varoluşçu psikolojinin önde gelen isimlerinden Rollo May, “Sevgiye Bir Önsöz” başlıklı yazısında, milyonlarca ilişki türünün sevgi olarak adlandırıldığını ve sevgiye karşılık geldiği düşünülen anlamlarının çoğunun sahte olduğunu dile getiriyor. Haklıdır da. Bugün sevgi kılığına bürünen pek çok çarpık ilişki biçimiyle karşı karşıyayız. “Karsını sevdiği ve bu yüzden de kıskandığı” gerekçesiyle onun yaşama hakkını elinden alan birinin, bu eylemi “sevgi” adı altında meşrulaştırma çabası çarpık bir sevgi anlayışının örneğini oluşturur.

Peki, bu çarpık sevgi algısının önüne nasıl geçilecek? “Sevme becerisi özfarkındalığı gerektirir, çünkü sevmek diğer insanla empati kurabilmek, onu takdir edip potansiyelini olumlamak demektir. Sevgi aynı zamanda özgürlük de gerektirir; sevgi özgürce verilmediğinde gerçek anlamda sevgi değildir,”[7] diyor May.

Bu perspektiften bakınca, bir ilişkide gerçek sevgiden söz edebilmek için iki etmen olduğunu anlıyoruz. Bu etmenlerden ilki, kişinin özfarkındalığının olması iken ikincisi sevgiyi özgürce verebilmek. Yani bireyselleşmeyen ve birini sevmenin özgürlük gerektirdiğinin bilincinde olmayan birinin sevgisinden söz edilemez.

beyaz diş

Tüm bu söylenenler, Beyaz Diş ile ilişkisinde düşünüldüğünde şu sonuca varmak olanaklı görünüyor:

İlk etapta Beyaz Diş’in Gri Kunduz ve ikinci olarak Yakışıklı Smith ile arasındaki bağ bir köle-efendi ilişkisi olarak değerlendirilebilir. Beyaz Diş, Gri Kunduz’un kabilesindeki tecrübesi boyunca tıpkı Pavlov’un köpeği gibi koşullanır. Bilir ki, efendisine itaat etmezse cezalandırılır, itaat ettiği vakit ise ödüllendirilir. Daha sonra Yakışıklı Smith tarafından sahiplenen Beyaz Diş, her ne kadar Gri Kunduz’a döneme çabalarında bulunsa da, “Eskiden köpeklerin sahip değiştirdiklerini, kaçanların da kendisi gibi dayak yediğini görmüştü.”[8] Bu yüzden, “O yalnız yeni efendisinin isteğine boyun eğmesi, onun saçma olan her istek ve kaprisine boyun eğmesi gerektiğini hissediyordu.”[9] İşte, Beyaz Diş artık duygularını yitirmiş ve nefretle kendini var eden bir adamın elinde bir canavara dönüşür. Daha sonra W. Scott tarafından kurtarılan Beyaz Diş’in ona olan tepkileri adeta otomatik bir hal alır. Adama ona yaklaşmaya kalktığı an hırlar, saldırganlaşır, öfkelenir.

Köleleşen İnsana Tutulan Ayna

Bu açıdan bakıldığında, Beyaz Diş’in her ne kadar bir köpek olsa da, temelde ruhu köleleştirilmiş bir canlıyı temsil ettiği söylenebilir. Zaten kitabın seyrinde bir an da karşımıza çıkan Jim Hall karakterinin de bu düşünceyi doğruladığını düşünüyorum. Buna göre, Jim Hall ruhu köleleştirilmiş olan Beyaz Diş’e ruhu köleleştirilen insanın dünyasından bir ayna tutar. O halde, “zalimliğin ve zorbalığın -ister insan, isterse de hayvan dünyasında olsun- karşılığı kaçınılmaz olarak köleleşmiş bir ruhla sonuçlanır” fikrine ulaşmak yanlış olmayacaktır. J. London’ın ifadesiyle: “Eğer bir yaratık kendi türünün düşmanı ise o yaratık muhakkak Beyaz Diş’tir.”[10]

Öte yandan, diğer dikkat çeken bir detay ise Beyaz Diş’in ilk başta W. Scott’ın peşinden ayrılmaması. Normalde rahatı seven ve dinlenmeye özen gösteren Beyaz Diş, Scott bir yere gideceği zaman hemen peşine düşüyor. Çünkü o zamanlar içini bir boşluk duygusu kaplıyor. Bu aşamada, Beyaz Diş açısından bu ilişkinin henüz gerçek bir sevgiyi değil de sevgi kılığına bürünen bir bağımlılık biçimini temsil ettiği oldukça aşikâr. Ancak Beyaz diş Scott‘ın peşinden gitmek yerine, Collie ile oyun oynamayı tercih ettiği vakit, bu ilişkinin Mayci anlamda gerçek bir sevgiyi temsil ettiği düşünülebilir. Artık burada özfarkındalık ve özgürlükten söz etmek mümkün görünüyor:

“Fakat içinde öğrendiği kanunlardan, mayasını yoğuran adetlerden, efendisine olan sevgisinden de derin olan kendi hayatını yaşama isteği vardı.”[11]

Çeviri, Kapak ve Yayınevi

Kocaeli menşeli Olympia Yayınları’ndan çıkan ve Mustafa Demir tarafından Türkçeye çevirisi yapılan romanda akıcılığı zorlayan ve anlam karmaşasına yol açan herhangi bir cümleye rastlamadığımı söyleyebilirim. Naçizane kapak tasarımı Yunus Karaaslan tarafından yapılan klasiğin kapağının daha yaratıcı ve özenle yapılmasını isterdim.

beyaz diş jack london

Ayrıca belirtmek isterim ki, yayıneviyle tanışmam Kocaeli’nde bir alışveriş merkezinde açtıkları stant vasıtasıyla gerçekleşti. Bu açıdan, söz konusu yayınevini özellikle tercih etmediğimi de ayrıca belirtmek isterim.

Jack London imzalı Beyaz Diş hakkında yorum ve eleştirilerinizi bizimle Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.


[1] Jack London, Beyaz Diş, çev. Mustafa Demir, Kocaeli: Olympia Yayınları, s. 5-6
[2] A.g.e, s. 12.
[3] A.g.e., s. 25.
[4] A.g.e, s. 41.
[5] A.g.e, s. 125.
[6] A.g.e., s. 167.
[7] Rollo May, Kendini Arayan İnsan, çev. Kerem ışık, İstanbul: Okyanus Yayınları, 2020, s. 230.
[8] Jack London, a.g.e., s. 93.
[9]A.g.e., s. 94.
[10] A.g.e., s. 78.
[11] A.g.e, s. 165.

Oyla!

Ahsen Kurtuluş

27 yaşındayım. Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Sosyoloji Bölümü mezunuyum. Yüksek Lisansımı Felsefe Bölümünde politika-etik alanı üzerine tamamladım. Halihazırda Felsefe Bölümü Doktora öğrencisiyim. Felsefe başta olmak üzere; sosyoloji, sinema, sanat ve psikoloji üzerine hem okumalar yapmak hem de onlar hakkında yazılar kaleme almak vazgeçilmezlerim arasında.

2 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for melih melih dedi ki:

    Jack London sevdiğim bir yazar. Güzel bir inceleme olmuş, kaleminize sağlık :slightly_smiling_face:

  2. Avatar for OgulcanKara OgulcanKara dedi ki:

    :smiley: Çevirdiğim ilk kitaptı. Gerçekten aşırı seviyorum. Güzel inceleme olmuş, ellerinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

Yeşilçam Dizisi blutv izle

Yeşilçam Dizisi Yayına Başladı: BluTV’den Tarihi Drama

Thor: Love and Thunder Russell Crowe Zeus

Russell Crowe, Thor: Love and Thunder Filminde Zeus’u Canlandıracak